AB’ye Dost Eli Uzatmak

“AB kendisine uzatılan eli geri çevirmemeli, havada bırakmamalı” türünde söylemlerle, ülkenin AB’den kopuşunun suçunu AB’ye yüklemeye çalışılarak varılabilecek sağlıklı bir yer yok.

İmza atılmış olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) saptamaları hiçe sayılarak, bu sözleşmenin kurallarını çiğneyerek AB’ye giriş hazırlıkları yapılamaz.

AB’ye uzatılan gerçek el, Osman Kavala’nın, Selahattin Demirtaş’ın, Ahmet Altan’ın AİHM kararlarına karşın salıverilmemeleri, Ortadoğu’da ortaya çıkan tüm sorunların içinde olunması AB’ye uzatılan gerçek eli göstermekte.

Tıkanan ekonomiye yabancı yatırımcı çekmek, borç para bulmak amacıyla ortaya atıldığı anlaşılan demokratikleşme adımları masalının anlatıldığı dönemde, sivil toplumun boğazına ölüm ipi takan bir yasal düzenleme yapılması, AB’ye uzanan elin gerçek yüzünü göstermekte.

AB, Bağcılar’da, Esenler’de, Bitlis’in, Şırnak’ın köylerinde oturan okuma-yazması olmayan, inanç, ulusalcılık güdüleriyle yatıp kalkan bilinçsiz yurttaşlar değil. Türkiye Cumhuriyeti’nde nelerin yaşandığını, ülkenin nereye götürülmeye çalışıldığını, nelerin konuşulup nelerin yapıldığını bizden çok iyi biliyor.

Ülke hukukuna Dünya kamuoyunda küme düşürerek AB’ye dostluk eli uzatılamaz. Türkiye Cumhuriyeti’ni “Gazeteciler, yazarlar, karşıt görüşlüler tutukevine” çevirerek AB’ye giriş söylevleri atmanın hiçbir yararı olmaz.

AB’ye dostluk eli uzatmak için, bu yapının ölçütlerine uygun adımlar atmak gerekir.

Bir insana, ekonomik, siyasal bir yapıya el uzatmak için, elinizi uzattığınız yerle ortaklaştığınız konular çoğunlukta olmalı. Birbirinizle bağdaşacak durumda değilseniz el uzatmanın, yanak öpmenin bir yararı olmaz.

AB ekonomik, siyasal bir birliktelik. Ulusal ölçütleri aşarak, ulusüstü bir yapı olma niteliği kazanmış kuruluş. Buraya dost eli uzatmak için birlikte paylaşacağınız konular, değerler olmalı. Evrensel hukuk ilkelerini ayaklar altına alarak, bu yapıyla yan yana gelinemez.

1959 yılından buyana Türkiye Cumhuriyeti, Avrupa Demir Çelik Birliği’nden AB’ye uzanan yolda, bu oluşumların kapısında beklemek zorunda kaldı, bir türlü içeriye giremedi. Bu sonuçtan yalnızca AB ve öncesi örgütlenmelerin değil bu ülkenin çok büyük payı var. AB bize istediğimiz kadar para verecek, ekonomik yardımlar, bağışlar yapacak ama bu paraları nereye harcadığımıza hiç karışamayacak mantığıyla ilişkiler kopma noktasına geldi.

Doku uyuşmazlığı

AB ekonomik birliktelik yanında, siyasal, kültürel yanları da olan bir yapılanma. İnsan hak ve özgürlüklerinin en ileri düzeyde yaşandığı yer durumunda. Ortaçağ kafasıyla, Arap kültürüyle bu yapıyla uyum sağlanması olanaksız. Bilimin, aklın egemen olmadığı bir yapının AB çatısı altında yer edinmesi düşünülemez.

AB ile Türkiye Cumhuriyeti arasında bir arada olmanın amacı farklı. Amaçlar birleşme değil ayrışma süreçleri yaşatmakta.

AB’nin de eksikleri, yanlışlar var, gelecekte de olacak. Onlar yanlışlarını, eksikliklerini düzeltme, biz daha da kötüleştirme peşinde koşmaktayız. AB bilimi, düşünceyi geliştirmeye, biz dinsel doğmaları geliştirmeye çabalıyoruz. Tersine yapılan gelişmeler, yarışlar iki yapı arasında doku uyuşmazlığı doğurmakta.

Türkiye Cumhuriyeti’nde, özellikle son dönemde, hangi taşı kaldırsanız altından diz boyu yolsuzluk, hukuksuzluk fışkırmakta. Böyle bir sistemin egemen olduğu ülkede, kimseye dostluk eli uzatılamaz.

Üyelik söz konusu olamayacaksa, bir arada yaşamın yolları döşenemeyecekse, AB’nin istenildiği kadar para vermesi, yardım yapması söz konusu olamaz.

Toplumsal yaşamda, insanlık tarihinin birikimlerine saygılı bir algı yakalanmadan AB üyeliği bir düş.

Ötekileştirme çabaları

AB ile Türkiye Cumhuriyeti, iki ayrı algı dünyasının parçaları olarak birbirlerini “ötekileştirme”, “şeytanlaştırma”, “değersizleştirme” çabası içinde oldukları gözlenmekte. Bu iki yapı bir birliktelik düşünüyorsa bunların olmaması zorunlu. Bu tür kutuplaştırmaların yoğun olduğu, kendilerinin “öcü”, “düşman” olarak görüldükleri ülkelerle bir arada yaşamak istemeyecekleri açık.

Halkın bir bölümüne göre AB “Hıristiyan”, başka bir bölümüne göre “kapitalist” olan bir “öteki”. Türkiye Cumhuriyeti’yle bir sorun yaşayan, başı sıkışanlar bu Hristiyan, kapitalist ülkeye kaçıyor. Bu algılarla AB’ye dost eli uzatmanın olanağı olmaz.

AB üyesi İtalyanlar, Türkiye’yi dünya ülkelerine 3. en büyük tehdit olarak görüyorlar. Bu algıyı değiştirmeden, dostluk eli uzatılamaz, uzanan eller gerçek dostluk eli görülmediği için sıkılamaz.

NOT: 2021 yılının okurlarımıza, tüm insanlığa barış, mutluluk getirmesini diliyorum.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Hasan Şahin
Hasan Şahin - 2 ay Önce

Faik bey ben önce Türk sonra Müslümanım bir dinci partinin sempatisyanı veya üyesi değilim. HDP' yi bizim meclisimize İsrail ve ABD'nin isteği ile girdiğine inananlardanım , biz ağzımızla kuş tutsak AB bizi kabul etmez onlar bizi araplar la bir sayıyorlar tabii bunda bizim de büyük suçumuz var. kendimizi onlara anlatamadık bugün adalet sistemimizde çökmüş durumda olunca PKK'yı devamlı destekliyorlar . benim yaşadığım bir olayı anlatayım sene 1978 Mardin'de yaşayan spor malzemesi satan bir Kürt kökenli çok kibar efendi lise mezunu bir arkadaşım vardı .bir gün çalıştığım firmaya geldi elinde iki senedi vardı patronuma abi ben bu senetleri ödeyip hesabı kesmek istiyorum dedi .bizde sebebini sorunca artık İsveç'e yerleşeceğim, ve oranın vatandaşı olacağım deyince ,bizim köyden bir çoğu yerleştiler nasıl oluyor deyince biz Türkiye'de kürt kökenli olduğumuz için ikinci sınıf vatandaşlık muamelesi görüyoruz açıklamasıyla Kürt Mehmet kardeşimde İsveç vatandaşı oldu.

Demokrat Haber’e Patreon'dan bağış yapabilirsiniz > > > > >