Abdullah Gül Ne Demek İstedi ve “Erdoğan Pelikan’ın Neresinde?”

11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül sonunda konuştu. Deniz Baykal’ın bir röportajında cumhurbaşkanı adayı olarak “Abdullah Gül ismi geçerse ben ciddiye alırım” sözlerine “Ben ciddiye almadım” diye yanıt verip asıl konuya geldi.

Gül asıl mesajını Ak Parti içinde kendilerini “reisçi” olarak tanımlayan, çeşitli sosyal medya hesapları üzerinden kendisi ve bazı Ak Partililer hakkında yıpratma kampanyası yürüten ekibe karşı verdi.

Kendilerini “resiçi” olarak tanımlayan Fatih Tezcan, Cem Küçük, Ömer Turan, Cemil Barlas gibi birçok isim sosyal medyadan Abdullah Gül, Ahmet Davutoğlu ve Bülent Arınç gibi isimler aleyhine kampanyalar yürütüyordu. Yeterince “reisçi” olmadıklarını iddia ettikleri birçok yazar ve siyasetçiye “mahalle”nin dışını işaret ediyorlardı.

Abdullah Gül konuşmasında işte bu kesimleri hedef alarak, “Uzun bir süredir bazı çevreler, bazı siteler, sosyal medyada başta ben olmak üzere, AK Parti'nin gerçek öncüleri, kurucuları, onun içeride dışarıda başarısında, itibarında çok büyük emeği geçmiş arkadaşlar hakkında ağza gelmeyecek laflar, küfürlere varan söylemler, her türlü ahlak dışı davranışlar, edep dışı.., bunların da nasıl organize olduğunu dünya alem biliyor artık. Bunun karşısındaki sükutu gerçekten çok üzüntüyle karşılıyorum ve kamuoyunun vicdanına bırakıyorum" dedi.

“Bunun karşısındaki sükutu gerçekten çok üzüntüyle karşılıyorum” diyerek Erdoğan’ın uzun süredir sosyal medya üzerinden kendilerini “reisçi” olarak tanımlayarak kendisine saldıranlar karşısındaki suskunluğuna sitemini dile getirdi.

Peki, “bunların nasıl organize olduğunu dünya alem biliyor artık” diyerek neyi kastetti?

Onun yanıtını da sanırım Fırat Erez verdi. Bir süredir yazı dizisi halinde "Pelikan Yalısı" hakkında bildiklerini yazan Fırat Erez, yazı dizisinin 5.’si olan “Erdoğan Pelikanın neresinde?” başlıklı yazısını rastlantı bu ya, Abdullah Gül’ün “bunların nasıl organize olduğunu dünya alem biliyor artık” açıklamasının yapıldığı saatlerde blogunda yayınladı.

1 Mayıs 2016'da yayınlanan Pelikan Dosyası adı verilen bir isimsiz blog yazısı ile Ahmet Davutoğlu hedef alınmış, 4 gün sonra da Davutoğlu istifa etmişti. Yazının Erdoğan'a bağlı çalışan Üsküdar'daki 4 katlı bir yalıdan Hilal Kaplan gibi isimler tarafından yazılarak yayınlandığı iddia ediliyordu.

Fırat Erez, “Pelikan Yalısı”nın ilk kuruluşunda yer alan, birçok şeye tanık olan, daha sonra yolu ayrılan bir isim. Ve bir süredir kişisel tanıklıklarıyla “Pelikan Operasyonu”nu anlatıyor.

Fırat Erez’in “Erdoğan Pelikan’ın neresinde?” sorusuna yanıt aradığı konu hakkındaki son yazısındaki bir bölüm şöyle:

PELİKAN 5 / Kişisel tanıklık / Erdoğan Pelikanın neresinde?

Bu aşamada, mesele iyice dağılmadan bir özet çıkarmak ve şimdiye kadar yazılanları toparlamak gerekiyor.

Önce;
Meselemizin merkezinde 1 Mayıs 2016'da yayınlanan bir isimsiz blog yazısı; Pelikan Dosyası duruyor.

Yazı imzasız.

Dolayısıyla "kesinlikle şu yazmıştır" diyemiyoruz ama kimin yazdığı, hem içindeki ve hem de etrafındaki bir takım göstergelerden, yanıp sönen ışıklardan, neondan yazılardan, fosforlu tabelalarla işaret oklarından, (Elbette bunlar ironi. Nereden anladığımız önceki yazılarda anlatıldı) kesine yakın tahmin ediyoruz;

Bosphorus Global adında, yerleri Üsküdardaki 4 katlı bir yalı olduğu için bazen "Yalı" / "Pelikan Yalısı" diye de anılan bir dernek (vakıf?), bir organizasyon...

Bir bakanın, sıradan bir bakan da değil, Cumhurbaşkanının damadı olan bir bakanın hacklenen mail yazışmalarında, bu Yalı'nın finansmanı ve başlangıç örgütlenmesine dair notlara rastlanıyor.
Aynı maillerde Yalıyı yöneten bir çiftin, Süheyb Öğüt ile Sabah Gazetesi yazarı Hilal Kaplan'ın isimleri de var, başka bilinen ve bilinmeyen isimler de...

Bosphorus Global (Yalı) resmi açıklamasında (ufak tefek yalanlar eşliğinde) Pelikan Dosyasının kendisiyle ilgisi olduğunu reddediyor ve fakat pek kimseyi inandıramıyor.

Bu konuda resmi bir açıklamaları olmasa da kendileri ikili ilişkilerde "Medipol" tarafından finanse edildiklerini söylüyorlar ancak malum maillerde finansman konusunda Medipol ismi hiç geçmiyor ve Berat Albayrak'ın bilgisine/onayına (?) sunulmuş bir açılış masrafları listesi/bütçe var örneğin.
Bütçeyi sunan da Süheyb Öğüt.

Yine hatırlatalım;
Pelikan Dosyasında, özellikle bir yazı, bir tür milat olarak öne çıkarılıyor;
Yine Süheyb Öğüt'ün 7 Haziran seçimleri sonrası ve 1 Kasım seçimlerinden önce 27 Haziranda yayınlanmış bir yazısı; "Bravo Hocam Bravo."

Sansüre uğradığı iddia edilen yazı Aktüel'de yayınlanmış, sonradan siteden kaldırılmış ve Aktüel de Turkuvaz Medya Grubu'nun bir sitesi.

Peki Turkuvaz Grubunun başında kim var?

Serhat Albayrak.

Serhat Albayrak, yukarıda mail box'ı hacklendiği söylenen ve içerikleri saçılmış TC Enerji Bakanı ve Cumhurbaşkanının damadı Berat Albayrak'ın ağabeyi.
(Bu içeriklerin bazılarının yayınlandığı bir girdi yüzünden Wikipedia Sitesi bu günlerde BTK tarafından Türkiye’de iletişim engelli.)

Peki aynı Turkuvaz Grubunda başka hangi kurumlar var?

Öncelikle grubun amiral gemisi; Sabah Gazetesi.
Yalıyla ilişkisine dair bilgimizle birlikte adı anılan Hilal Kaplan'ın köşe yazdığı gazete.

Ve aynı Hilal Kaplan Serhat Albayrak'a aşağıdaki capsde bir örneği olan raporlamalarda bulunuyor;
"Atatürk Havalimanı'na Yapılan Terör Saldırısına İlişkin Sosyal Medya Raporu."
Neden?
Hilal Kaplan ve üstü Serhat Albayrak arasındaki ne tür bir ilişki böyle bir çalışmayı ve raporlanmasını gerektirir?


Bosphorus Global'in işi, daha doğrusu işlerinden biri; Sosyal Medya çalışmaları yapmak.
Peki yapılan işin raporlaması niye Serhat Albayrak'a gönderiliyor?

Açık değil mi?
Elimizde bir 4'lü var. Süheyb Öğüt, Hilal Kaplan, Serhat Albayrak ve Berat Albayrak.
İlk iki isim Bosphorus Global'in resmi görevlileri ama Albayrak kardeşlere dair hiçbir resmi kayıt yok.

Bu dörtlüye giderek birçok insan daha katılıyor ama şimdi konumuz şema çıkarmak değil.
Bosphorus Global'in, ileride bazılarından bahsedilecek birkaç misafirini not alıp geçelim;

Berat Albayrak'ın eşi Esra (Erdoğan) Albayrak'ın kız kardeşi Sümeyye Erdoğan. (Kişisel tanıklık)
Şimdiki Adalet Bakanı Bekir Bozdağ. (Kişisel tanıklık)
Eski AB Bakanı Egemen Bağış. (Kişisel tanıklık)
Sabah Gazetesi yazarı Haşmet Babaoğlu (Kişisel tanıklık)

En çok hayati soru;
Organizasyonun içindekilere ve yapılanlara bakıldığında Cumhurbaşkanı Erdoğan bu işin neresinde duruyor?

Haberi var mı? Dahli var mı? Emri/Talimatı var mı? Onaylıyor mu? Vs...

Sayılan ve 2. dereceden denebilecek bağlantılardan (aile, akrabalık, iş bağlantısı vb) başka, bir de Süheyb Öğüt ve Hilal Kaplan ikilisinin 3 ayda bir, içinde bu satırların yazarının da olduğu ekibe bir faaliyet raporu hazırlatmaları ve bunu Erdoğan'a sunduklarını ifade etmeleri gibi 1. dereceden bir bağlantı da var.

Özetin özeti;

Enerji Bakanı Berat Albayrak'a bütçesi gönderilen (Onay için?) bir organizasyon kuruluyor.
Başında bir çift; Hilal Kaplan ve Süheyb Öğüt var.
3 ayda bir Cumhurbaşkanı Erdoğan'a faaliyet raporu sunuyorlar.
Hilal Kaplan organizasyonun işlerinden birini Enerji Bakanının kardeşi ve çalıştığı gazetenin patronu Serhat Albayrak'a raporluyor.
Ve bir de bu grubun/organizasyonun yazdığı düşünülen blog yazısı var; Pelikan Dosyası.

(…)


Bizi Erdoğan'ın Pelikan Operasyonunun neresinde bulunduğu ile ilgili sonuca ulaştıracak bir kesin kanıtı halâ koyabilmiş değiliz ve kuvvetle muhtemel de hiçbir zaman koyamayacağız.
Ancak operasyonun belki onun direkt emriyle, belki tavsiye ve onayıyla ama kesinlikle haberi dahilinde yapıldığına dair "kuvvetli şüphe"nin daha da kuvvetlendiğini rahatlıkla söyleyebiliriz.

Pek rahatlıkla söyleyemeyeceğimiz bir başka şey ise Türkiye Cumhuriyetinin yüzü Batı'ya ve onun çağdaş demokratik ilkelerine dönük, bazen başarılı bazen ise ayak sürüyen yolculuğundaki keskin dönüş.

Bu keskin dönüş pek dürüst ve açık bir biçimde yapılmış gibi görünmüyor.
Bu kritik değişikliğin, bırakalım toplum nezdinde üzerinde yeterince tartışılmasını, çeşitli ayak oyunları, gizli politik hamleler, kandırmacalar, provokasyonlar ve yalanlarla gerçekleştirilmeye çalışıldığını da ekleyelim.

Bunlar da düşünülünce Pelikan Dosyası / Operasyonu, sadece belaltı ve tiksindirici bir ithamlar silsilesi, bir çarpıtma, bir zillet olmaktan öte anlamlar taşıyormuş gibi görünüyor ki bu görüntünün tam ortasında da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın durduğuna dair kuvvetli şüphe var.

(Kaynak: firaterez.blogspot.com.tr )

YORUM EKLE