Biz de onlarla yola çıkıyoruz. Sürekli olarak Türkiye’den sınır dışı edilmeleri ile Başbakan’ın gündemine gelen Ermenistanlı yolcularla birlikte İstanbul-Yerevan-İstanbul arasında bir haftamızı geçirerek iki ülke arasındaki diplomasinin, diplomasizliğin gerçek hayata nasıl yansıdığını bir de konunun öznelerine soralım istiyoruz.
Yol boyunca herkesin aklında tek bir soru var. “Ne zaman varacağız?” Otobüsümüzün şoförü Selçuk ağabey, 18 yıldır Türkiye Ermenistan arasında yolcu taşıyor. Tır şoförü olarak başladığı mesleğine Türkiye Ermenistan arasındaki sınır kapanınca otobüs şoförü olarak devam ediyor. “Bir haftada gidip geliyordum” diyor. Her Çarşamba İstanbul Aksaray’daki Emniyet garajından Yerevan’a doğru yola çıkıyor. Bir buçuk gün ve iki sınır geçtikten sonra Ermenistan’ın başkenti Yerevan’a varıyor. Yerevan’da dinlenmek için bir günü var. Sonra İstanbul’a doğru aynı yola koyuluyor.
Trabzon doğumlu Selçuk ağabey. Otobüsünün rotasının Ermenistan olmasını seviyor. Sebeplerinden birisi eşi. Bundan 10 yıl kadar önce Yerevan’a yaptığı bir seferde tanışıyor eşiyle. Garine otobüsün yolcularından biri. Yerevan’a vardıktan sonra otobüsteki yolculardan birkaçıyla yemeğe gidiyorlar. Yemek çıkışı bir trafik kazası Selçuk’u 6 ay kadar yatağa bağlıyor. Selçuk o günlerden sadece iyi anıları hatırlıyor. Garine kazadan sonra aylarca ona bakmış. Evine almış, ilgilenmiş, tedavisini üstlenmiş. “Bir kez suyunu içtik memleketin, napalım bırakamıyoruz” diyor gülümseyerek.
Ruboş yani Robert Robert 29 yaşında. 4 yıldır otobüslerde servis elemanı olarak çalışıyor. Kendisine Robert olarak değil de yolcuların ona seslendiği şekilde “Ruboş” denilmesini seviyor. Biz de öyle yapıyoruz. Ruboş ise her ne kadar haftasının yarısından fazlasını yollarda geçirse de “Nerede yaşıyorsun?” sorumuza “Ermenistan’da” demeyi yeğliyor. O, otobüsümüzün çobanı ve bekçisi. Otobüs kalkmadan pasaportları topluyor, sayıyor ve her sınırdan tekrar pasaportları kontrol edip yolculara geri dağıtıyor. Kaçak yolcu taşımak onun ve şoförlerin başına gelebilecek en büyük sorun. Dikkatli olmak zorunda.
Türkiye sınırındayız. Pasaportlar hazır, herkes polis kontrol noktasında, vizeler ve giriş çıkış süreleri en detaylı şekilde kontrol ediliyor.
Hopa’dan, Sarp kapısından Batum’a giriyoruz. Pasaport kontrol noktasında 36 saatlik yolculuğumuzda duyacağımız son ezan sesiyle birlikte Türkiye’den çıkıyoruz. Bundan sonra artık mola yerleri Türkiye’deki kadar çok değil. Hatta sadece bir mola yerimiz var Gürcistan’da, o da dünden ve belki de geçen haftadan kalan yemekleri sunuyor bizlere. Bu restoranda hem Türk Lirası geçiyor hem Ermeni tramı, varsa da Gürcü Larisi. Hem Türkçe konuşuluyor, hem Ermenice, hem de Gürcüce.
Gürcistan-Ermenistan sınırı arasında hareketlilik başlıyor, herkes aldıklarını saklamak derdinde. Gürcistan Ermenistan sınırındaki gümrük görevlileri gereğinden fazla titiz davranıyorlar Ermenistanlı yolculara. Tek tek valizler kontrol ediliyor, gerekirse bazı mallara el koyuyor Gürcü polisi. Ancak bunları kaydetmemize izin vermiyor. Uzun bir bekleyişin ardından nihayet Ermenistan’dayız. İlk ve tek durağımız Leninakan. Sovyet sonrası ismiyle Gümrü.
Otobüste yol boyunca çalan Ermenistan pop müziği Gümrü’ye girişimizle birlikte Rupen Mateosyan’ın geleneksel şarkısına bırakıyor yerini. Biz yolculuğumuzun son saatleri için yiyecek içecek ve gazete alırken, Gümrü otogarından Yerevan’a gidecek Ermenistanlı yolcular da seferlerin kalkmasını bekliyor.
Yol boyunca ağzını bıçak açmayan yol arkadaşlarımız Gümrü’den aldıkları telefon kartlarıyla telefonlarını doldurup akrabalarını aramaya başlıyorlar. Memlekete gelişlerini müjdeliyorlar.
İki kaçak aynı otobüste
Otobüsümüzdeki aşk hikayesi de Türkiye-Ermenistan arasındaki ilişkiler kadar ilginç, ironik ve trajik.
Ermenistanlı bir hemşire olan Anahid ve İranlı bir işadamı Halil, bundan iki yıl önce Türkiye’de tanışıyorlar. İkisi de geldikleri ülkenin ötekisi. Anahid çocuklarını okutabilmek için Türkiye’ye gelip hastanelerde çalışmaya başlamış. Akşamları da yaşlı ve yatalak hastalara refakatçi ve yardımcı olarak çalışıyor. Uzun süre Balat’taki Musevi hastanesinde çalışmış. Sonra diğer özel hastanelerde geçmiş hayatı. Altı yıldır Türkiye’de. Ucuz iş gücü olarak görüldüğünden diğer hemşirelerin bakmak istemediği, en kötü durumdaki hastaları ona veriyorlarmış. Ama o bu durumdan memnun. Mesleğinin insanlar için ne ifade ettiğini biliyor. Şimdi sadece yaşlılara özel bakıcılık yapıyor.
Halil’in hikâyesi ise bambaşka. O İranlı bir Hıristiyan. Otobüse ilk o binmiş. Ondan sonra gelen her yolcu geçerken 19. koltuğa dönüp Halil’in okuduğu Farsça kitaba takılıyor bir ara. Biz bile. Ermenistan otobüsünde Kuran okuyan biri sanıyoruz. Ama aslında okuduğu Farsça İncil.
Yeni yolun başlangıcı
36 saat oluyor yolculuğumuza başlayalı, Ermenistan’ın başkenti Yerevan’dayız. Gece yarısı otogarda taksiciler dışında kimseler yok. Otobüsümüzün neredeyse tamamı bir gün dinlendikten ve Yerevan’daki akrabalarını arkadaşlarını gördükten, Türkiye’ye götürecekleri malları aldıktan sonra tekrar aynı otobüse binecek. Kimileri için memleketten ayrılmak, memlekete dönmekten daha zor. Bazıları konyaklarla yola başlamak niyetinde. Bazıları kağıt oyunlarıyla zaman geçirecek yol boyunca…
Her ne kadar zorlu olsa da herkesin tek bir derdi var: Sınır açılsa, diplomatik ilişki kurulsa da daha çok görsek evimizi.
(Radikal’de yayınlanmıştır)