141 Yıl Geriye Gitmemek İçin Hayır!

Anayasa'da tam 69 maddeyi değiştirmeyi hedefleyen diktatörlük projesi Anayasa değişikliği, ağırlıklı olarak 141 yıl önceki 1876 Kanun-u Esasi'ye benziyor. Bu benzerliği açımlamadan önce bir kandırmacayı teşhir edelim. 16 Nisan'da yapılacak oylama gerçek bir referandum değil, plebisite dönüşmüş sözde bir referandumdur. Niçin?

Referandum; yasama tarafından kabul edilen bir kanun metninin halk oyuna sunulmasıdır. Plebisit ise iktidarın hazırladığı Anayasa taslağının, özgür bir tartışma ortamı olmadan blok halinde evet veya hayır ile sonuçlanabilecek bir halk oylamasına sunulmasıdır. Referandumda bir sorun, plebisitte ise bir kişi söz konusudur. Birincisinde bir metin, ikincisinde isim oylanır. Referandum demokratiktir. Çünkü halk öznedir. Referandum isteyen görünüşte de olsa yönetilenlerin temsilcileridir. Plebisit ise anti-demokratiktir. Halk nesnedir. Plebisite başvuran fiili iktidar temsilcileridir. Plebisit, diktatörlerin kendilerine meşruluk kazandırmak için başvurdukları bir halk oylamasıdır. (Sezarizm) Yani demokrasinin baştan çıkarılması, rakipsiz yarıştır. Plebisitin birinci tekniği şiddettir. İktidar şiddeti. (Şuanda hayır diyenlere yapılan saldırılar gibi) Halkın duyarlılığının sömürüsü üzerine kuruludur. Plebisit korkuyla, coşkuyla halkın egemenliğinin, iradesinin gaspıdır. (Bonapartist Anayasacılık) Plebisit yoluna genellikle olağanüstü dönemlerde ve anti-demokratik usuller altında başvurulur. Plebisitte amaç saptırması vardır. Baskı ortamı vardır. Serbest ve adil bir tartışma ortamı söz konusu değildir. Halk şoven hamasetle vecdeye getirilir. İçinde bulunduğumuz süreçte tüm koşullar referandumu değil, plebisiti işaret ediyor. Avrupa Konseyi parlamentosunun ve AB'nin tüm organlarının danışma organı Venedik Komisyonunun da vurguladığı gibi; OHAL'de asla referanduma gidilemez. Nitekim İspanya, Portekiz, Belçika, Brezilya anayasalarında OHAL'de Anayasa değişikliği yasaklanmıştır.

Şimdi gelelim; 141 yıl geriye gitme dayatmasına. 2. Abdülhamit tahta çıkınca söz verdiği üzere Kanun-u Esasi'yi 23.12.1876'da bir fermanla ilan etti. Kanun-u Esasi padişah tarafından atanan Cemiyet-i Mahsusa isimli bir kurul tarafından hazırlanmıştır. Yani yönetilenleri temsil eden bir kurucu meclis tarafından hazırlanmamıştır. Dikkat ederseniz bugünde oylamaya sunulacak değişikliğin kimler tarafından hazırlandığı dahi bilinmemektedir. Kanun-u Esasi padişahın tek yanlı işleminden doğmuştur.

Osmanlı devleti monarşidir. Kanun-u Esasinin 3. maddesinde devlet başkanlığının ırsi olarak intikal edeceği belirtilmektedir. Kanun-u Esasi'ye göre devletin dini İslam'dır. Yani Osmanlı devleti laik değildir. Aslında şimdi de açıkça itiraf edilmese de resmi olarak devletin dininin İslam olmasını isteyen zat tek yetkili başkan olmak istemektedir. Kanun-u Esasinin 18. maddesine göre resmi dil Türkçe'dir. Basın özgürlüğü sınırlıdır. 13. maddeye göre "matbuat kanun dairesinde serbesttir". Nasıl yorumlarsanız yorumlayın. Kanun-u Esasi'de doğrudan kullanılan seçme ve seçilme hakkı yoktur. Seçme ve seçilme hakkı 65 ve 69. maddelerde heyeti mebusa'nın azalarının müntahipler tarafından seçileceği öngörüldüğüne göre seçme ve seçilme hakkı dolaylı olarak tanınmıştır. Günümüzün senatosuna tekabül eden Heyet-i Ayan ise madde 60'a göre padişah tarafından atanır. 16 Nisan'da oylanacak metinde de partili cumhurbaşkanı tüm başkan yardımcılarını, tüm bakanları, tüm üst düzey yargıç ve bürokratları tek başına belirleyecektir. Üstelik artık partili başkanda olduğu için milletvekillerini de belirleyebilecektir.

Kanun-u Esasi'de kanun teklifi padişahın iznine bağlıdır. Kanunun yürürlüğe girmesi de padişahın onayına bağlıdır. Padişahın mutlak veto yetkisi vardır. 16 Nisanda oylamaya sunulacak metinde de partili CB'nin kanunu tekrar meclise iade yetkisi vardır. Anayasa Mahkemesinde iptal davası açma yetkisi vardır.

Kanun-u Esasi'de yürütme ikili yapıdadır. Bir tarafta devlet başkanı olarak padişah, diğer tarafta hükümet vardır. Ama padişah tüm yürütmenin başıdır. 16 Nisan'da oylanacak metin başbakan ve hükümeti ortadan kaldırdığına göre bu açıdan Kanun-u Esasi'den de geridir.

Kanun-u Esasi'ye göre madde 3'te saltanat Osmanlı sülalesine aittir. Madde 5'e göre padişahın mutlak sorumsuzluğu vardır. Siyasi, cezai, hukuki açıdan sorumsuzdur. Kişisel suçlarından da sorumsuzdur. Vatana ihanetten dolayı da suçlanamaz. 16 Nisan'da oylanacak metinde de partili CB'nin yargılanabilmesi imkansız denecek kadar zordur.

Kanun-u Esasi'nin 7. maddesine göre padişah bakanları tayin ve azledebilir. Para basma, uluslararası anlaşmalar yapma yetkisi, harp ve sulh ilanı, heyeti mebusanı fesih yetkisi vardır. Aynı zamanda başkomutandır. Bakanlar kurulu önemli kararları icra için padişahtan izin almak zorundadır. Padişah istediği kişileri sürgüne gönderebilir. Sadrazam ve bakanlar padişaha karşı sorumludur. 16 Nisan'da oylanacak metinde de CB'nin yetkileri padişaha çok yakındır. Bakanların ve başkan yardımcılarının parlamentoya karşı bir sorumlulukları yoktur. Sadece CB'ye karşı sorumludurlar.

Kanun-u Esasi'de de güvenoyu yoktur. Yine Kanun-u Esasi'de de gensoru müessesesi yoktur. 16 Nisan'da oylanacak metinde de güven oyu müessesesi ve gensoru usulü söz konusu değildir. Ne kadar benziyor değil mi?

Dolayısıyla Kanun-u Esasi'nin kuvvetler ayrılığına dayalı bir sistem önermediği, bir 'parlamenter monarşi' önerdiği kabul edilir. Anayasa değişikliği konusunda da padişahın mutlak bir veto yetkisi vardır.

Kanun-u Esasi ilki 1909'da olmak üzere 7 kez değişikliğe uğramıştır. 1909'dan itibaren padişahın yetkileri kısılmaya başlanmıştır. (Anayasal Monarşi)

Halk iradesinin, meclis iradesinin gaspı niteliğinde olan, yargı mensuplarını sözde yargı faaliyeti yapan CB'nin katiplerine dönüştürecek olan 16 Nisan'da oylanacak Anayasa değişikliği metni, değişikliklerden önceki 1876 (23.12.1876) Kanun-u Esasi'yle hemen hemen örtüşmektedir. Kelime farkları var. Padişah, halife yerine, partili CB.

Ez cümle bu değişiklik sıradan bir değişiklik olmayıp meclisi ekarte eden; meclisi dört duvardan ibaret içindekileri etkisiz robotlar haline getiren, meclisin bütçe yapma yetkisini dahi işlevsiz kılan bir değişikliktir. Oysa dünya parlamentolar tarihinde; ilk yetki kanun yapma yetkisi değil, bütçe yapma yetkisidir. Bütçe yapma yetkisi bu kadar önemlidir. Parlamentonun varlık nedenidir. (Magna Cartadan beri.) Zira temsilsiz vergi olmaz. Söz konusu değişikliğe göre mecliste yeni bütçe kabul edilene kadar CB eski bütçeyi arttırarak, vergileri toplamaya ve harcamaya devam edecektir. Halbuki bütçe yetkisi yasamanın yürütmeyi denetim üzerindeki nihai silahıdır. Fren ve denge açısından mevcut değişiklik yasamanın, yürütmeye karşı tüm silahlarını elinden almaktadır.

Aslında bu değişiklikle CB'nin meclise ihtiyacı kalmıyor. Bütçe yetkisi elinden alınmış bir parlamento sözde parlamentodan başka bir şey değildir. Gensoru yetkisi olmayan bir parlamento göstermelik bir parlamentodur. Onun içindir ki meclisin bir önemi kalmadığından artık AKP sözcüleri seçim barajının kaldırılmasından korkmaya gerek kalmadığını ifade etmektedirler. Örneğin Burhan Kuzu bu değişiklik olursa artık seçim barajına gerek kalmaz demiştir. Çünkü işlevsiz bir meclis, etkisiz bir muhalefet söz konusu olacaktır. Şöyle denirse abartma olmaz. Yasamanın ve yargının sıfırlandığı süper bir reislik hedefleniyor. 1789 Fransız İnsan Ve Yurttaş Hakları Bildirisinin 16. maddesinde aynen şöyle denmektedir; "hakların güvence altına alınmadığı ve kuvvetler ayrılığının olmadığı bir toplumda Anayasa yoktur". Yapılan değişiklikle ortaya sahte bir anayasa, tuzak bir anayasa çıkmış olacaktır. Buna suistimalci anayasa da denmektedir. Haklı olarak dürüst anayasa hukukçuları böyle bir anayasaya neverland anayasası demektedirler.

Değişikliğin tartışılmayan bir yönü de sosyal ve ekonomik haklar açısından, özellikle emekçiler için doğuracağı tehditler ve engellerdir. Oylamaya sunulacak değişikliğin 8/17 fıkrasında CB'ye ' temel haklar, kişi hakları ve ödevler, siyasi haklar ve ödevler dışında kararname çıkarma yetkisi' tanınıyor. Dikkat ederseniz bu maddeye göre sosyal ve ekonomik haklar alanında istediği düzenlemeyi yapabilecek. Grev hakkını kısıtlayabilecek, çalışma ve sözleşme hürriyetini kısıtlayabilecek. Sağlık, çevre, sosyal güvenlik, kültür ve tabiat varlıklarının korunması, eğitim öğrenim hakkı, kıyılardan yararlanma, toprak mülkiyeti, kamulaştırma ve özelleştirme gibi konularda kamu yararını bahane ederek haklar ve özgürlükleri azami kısıtlayacak kararnameler çıkartabilecek. İş müfettişlerini de zaten kendisi atayacağından işçiler açısından durum daha da vahimleşecek.

Yasama ve yargı denetim ve fren mekanizmasının olmadığı tüm militer güçlerin en tepedeki “reis” tarafından keyfine göre kullanıldığı, Abdülhamit'e dahi rahmet okutacak bir alaturka 21. yy. padişahlığı geliyor.

141 yıl geriye yani 23.12.1876 karanlığına gömülmemek için 16 Nisan'da hayır denmelidir.

YORUM EKLE
YORUMLAR
KHK İhraç edilen Emekçi
KHK İhraç edilen Emekçi - 4 yıl Önce

bu yazıyı okuyunca aklıma 12 eylül 1980 darbesi ile ilgili bir dergide okuduğum hikaye geldi; köyün birinde ahlaksız bir adam mezarları açar ölülerin altın dişlerini sökermiş, köylü adamın elinden illAllah etmiş , adamı suç üstü yakalayamamışlar ama onun yaptığını herkes biliyormuş bu nedenle adama tavır almışlar konuşmamışlar dışlamışlar. gel zaman git zaman adam hastalanır yatağa düşer oğlunu çağırır oğul sana vasiyetim öyle bir şey yapacaksın ki herkes benin arkamdan rahmet okusun” der. adamın oğlu düşünür taşınır ve babasının mesleğini yapmaya karar verir, mezarları açar ölülerin altın dişini çıkartır ve bir de kazık çakarmış. durumu gören köylüler Allah rahmet etsin rahmetli babası bari kazık çakmıyordu derler.
biz 12 eylülü lanetlerken sakın da rahmet okumayalım. hayırlısı ile sandığa gidin oyunuzu kullanın, hayır diyin geleceğinize sahip çıkın.

Demokrat Haber’e Patreon'dan bağış yapabilirsiniz > > > > >