Günler ağır: Suzan Zengin’i kaybettik!

Suzan Zengin hukuksuz iddialarla sağlık sorunlarına rağmen hapishanede tutulmuştu.

Bir yıl mahkemeye çıkarılmadan, toplam iki yıla yakın cezaevinde kalmıştı.

Bakırköy Cezaevinden 14 Haziran’da hasta olarak tahliye olan Suzan Zengin, hapishane koşullarının tetiklediği ağır sağlık sorunları nedeniyle açık kalp ameliyatı olmuştu ve 17 gündür yoğun bakımdaydı.

Suzan Zengin 12 Ekim günü tedavi gördüğü hastanede 52 yaşında yaşamını yitirdi.

Suzan Zengin'in, 14 Ekim Cuma günü saat 12.00'de Tuzla Aydınlı Cemevinden uğurlanacağı bildirildi.

Suzan Zengin tahliye olduktan sonra Ahmet Şık ve Nedim Şener için düzenlenen “Adaletin kara 100’ü” adlı eyleme katılmış ve şöyle konuşmuştu:

Bugün hapishanelerde gazetecilik yaptığı için tutuklu bulunan herhangi bir gazetecinin olmadığı ya da basın vb. ‘suçlardan’ içeride bulunanların sayısının çok az olduğu propagandasını yapmaktalar. Hatta daha da ileri giderek ‘Bunlar gazeteci kılığında teröristler’ demekten çekinmemekteler. Çok uzun süreler hiç mahkemeye bile çıkarılmadan, ne için suçlandıklarını bile bilmeden gazeteciler hapiste yatıyorlar. Gerek Kürt basınından, gerek sosyalist basından basın emekçileri onlarca yıldır bundan daha yoğun baskılar altında çalışmalarını sürdürmek zorunda kaldılar. Özellikle 90’lı yılların başından bu yana, başta Kürt basını olmak üzere onlarca basın çalışanı katledildi. Bunun en önemli örneklerinden biri Musa Anter’dir. Aslında biz bu baskıları zamanında görebilseydik, Kürt basınına ve sosyalist basına dönük saldırılara sahip çıkabilseydik, bugün bu baskılar, saldırılar daha geniş kesimleri kapsamazdı diye düşünüyorum. “

“SUZAN’I BEKLERKEN”

Oğlu da son KCK operasyonlarında tutuklanan gazeteci, yazar ve yayıncı Ragıp Zarakolu önceki gün Evrensel Gazetesi’ndeki köşesinde “Suzan’ı beklerken” yazısıyla yaşanan günlerin ağırlığını ele almıştı.

Ragıp Zarakolu’nun yazısı:

Suzanı beklerken

Suzan Zengin bir çevirmen. Kürt değil. Alevi değil. Kimliğindeki tek sakınca, sosyalist dünya görüşünü benimsemiş olması, İHD’de görev alması ve İşçi Köylü gazetesinin Kartal Bürosu'nda çalışmış olması.

Bu yıl Almanya’ya göçün 50. Yılı nedeniyle birçok toplantılar, konferanslar ve sergiler düzenleniyor.

Suzan Sivaslı, dedeleri Suşehri’nden. 70’lerin başlarında da Almanya’ya işçi olarak gider aile. Suzanlar 6 kız kardeş,  çocuklar gider gelir Almanya ile Türkiye arasında, büyükanneler ilgilenir, büyütür Türkiye’dekileri… Birçok emekçi ailesinin bilinen hikayesi. Ama onları kocaman bir sevgi birbirine bağladı.

Suzan 10-11 yaşlarında gitti Almanya’ya. Yani oradaki 2. Kuşaktan. 18 yıl orada yaşadı, eğitimini orada yaptı, göçmen ve sürgünlerin sorunları ile ilgilendi. Kızı 3. Kuşak, orada yaşamaya devam ediyor.

Oğlu ise burada yaşamayı, okumayı seçti.

Suzan 15 gündür komada. Bir kalp ameliyatı geçirdi. Ve hâlâ uyanamadı.

Suzan’ın sevgili eşi 15 gündür başında, sevgi sözleri ile onu yaşama geri çekmeye çalışıyor.

Suzan, saçma sapan iddialarla 2 yıl haksız olarak hapiste tutuldu.

Çünkü TMK, daha çok kimliklerle uğraşıyor, somut suçlar ve deliller yerine.

Ve Suzan peşin olarak “potansiyel suçlu” kabul edildi, dünya görüşünden dolayı.

“Yatsın da, anlasın Hanya’yı Konya’yı” denildi.

Suzan’ın bağışıklık sistemi altüst oldu.

Olmayan sorunlar gündeme geldi.

TC Devleti, “emanet”e bir kez daha saygı göstermedi.

Sağlıklı teslim aldığını, ailesine sağlıksız teslim iade etti.

Bu da bir çeşit yargısız infaz değil mi?

Zamana yayılmış bir ölüm cezası değil mi?

Ve şimdi Suzan komanın 2. Haftasını doldurdu.

Sevdikleri, arkadaşları başında.

Suzan, herkesi bir araya getiren, girişken, neşe dolu ve bunu dostlarına, ailesine aktaran bir kişiliğe sahipti.

Suzan Kartal’da Koşuyolu Göğüs Hastalıkları Hastanesi'nde.

Ve şimdi 'keşke ameliyat olmasaydı' deme noktasındayız.

Yine bir Türkiye klasiği ile karşı karşıyayız.

“Ameliyat başarılı geçti, ama hasta komada.”

İnsanlar, kapılarda haber bekliyor.

Nasır bağlamış yüreklerle karşı karşıya.

“Asker milleti”n hastaneleri de militarize olmuş.

Kimsenin yüzü gülmüyor.

Sert yanıtlar alınıyor.

Her düzlemde insanlara eziklik duygusu vermek marifet sayılıyor.

Suzan cezaevinde de boş durmadı. El yazısı ile tercümeler yaptı.

Kızkardeşi tape etti bunları.

Hapishaneden hastaneye terfi etmeden önceki Araf döneminde, tercümelerini baskıya hazırladı.

Bunlardan biri, Tessa Hoffmann’ın baskıya hazırladığı, 203 yılında Berlin’de toplanan bir konferansın tebliğleri idi:

“Birinci Dünya Savaşı ve Sonrasında Anadolu Hristiyanlarının Sürgün, Kıyım ve Tasfiyesi”…

Bir başka çevirdiği kitap ise, Avusturyalı bir kadın sosyalistin, Nazi dönemindeki direniş ve toplama kampından anıları idi. Kitabın önemli bir yanı ise, Nazi karşıtı direnişin İstanbul ayağının nasıl örgütlendiğinin anlatılması idi.

Suzan birçok antolojiyi de dilimize kazandırmıştı: “Kıbrıs Elen Edebiyatı”, “Selanik Öyküleri”, “Süryani Halk Öykü ve Türküleri” gibi.

Bir başka kitap ise çok az bilinen 1912 Arnavut İsyanı üzerine…

Hepsi bir boşluğu dolduran son derece ilginç yapıtlar.

Ondan Ho Şi Minh’in Cezaevi Şiirlerini de çevirmesini istemiştim.

Suzan, Boğaziçi Fuarında, Cezaevinde Yazarak Direnmek başlıklı bir toplantıya davetliydi, ameliyat olacağı için ne yazık ki katılamamıştı.

Suzan’ı Bekir’in, kız kardeşlerinin, oğlu ve kızının, arkadaşlarının sevgi sözcüklerinin geri alacağına inanarak…

Bir yandan Suzan’ın sağlığını takip ederken, bir yandan da İstanbul’daki “Akademi” operasyonunda gözaltına alınan akademisyen, yazar ve yayıncıların durumunu takip ediyorduk.

BDP İstanbul İl Merkezi çok hüzünlüydü.

“İstanbul’da parti yöneticisi kalmadı gibi” dedi arkadaşlardan biri ziyaret ettiğimde…

Sayısız araştırmaları ve çevirileri olan, Tarih Vakfı'nın en çalışkan elemanlarından biri olan Ayşe Berktay da tutuklu. Onun kitap ve makalelerini sıralasam, bu köşe dolar taşar. Savcılar google’a baksalar belki, o tutuklama kararını vermezlerdi.

Operasyon ekibi bile, “Sizlerin böyle olduğunuzu tahmin etmiyorduk” demiş.

Demek ki Toros Canavarları bekliyorlarmış.

Tutuklananlardan biri de Dursun Hoca, yani A. Dursun Yıldız.

“Özgürleşmeye Pedagojik Bakış” değerli çalışmalarından sadece biri.

İdil Aydınoğlu genç bir akademisyen.

Umutsuzca çabalayan avukat halası, “İdil piyano çalan, gencecik bir araştırmacı” diyor.

Somut olarak ne ile suçlandığını öğrenmek istiyor.

Yanıt: “Gizlilik kararı nedeniyle dosyayı göremezsiniz”.

Ve bir müzik yapım/yayıncısı da, KOM Müziğin Sahibi Erdal Avcı da tutuklandı. Kendisi Blokun İzmir adayı idi.

Ve Demokratik Aleviler Derneği Başkanı Kemal Karagöz de tutuklananlar arasında.

Oğlum Deniz, Latince kitaplarını istedi benden yollayacağım.

Bu insanlar benim tanıdıklarım, bütün tutuklanan insanların aynı diğer KCK tutsakları gibi dopdolu insanlar olduğuna inanıyorum.

İHD Genel Başkan Yardımcısı da 2 yıla yakın süredir tutuklu olduğuna göre, haklarımıza kim sahip çıkacak bilmiyorum.

DEMOKRAT HABER

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.