Çocuklar yaşasın elbet, peki ya Kürt çocukları?


Uzay Bulut* / Demokrat Haber Ankara

 

İktidar partisinin kürtaj açıklamasının yanına, Solin’i koyalım. Annesi cezaevinde, babası kayıp, 7 yaşındaki erkek kardeşi epilepsi, kendisi de lösemi olan 4 yaşında bir Kürt çocuğu. Başbakana göre doğmamış çocukların katili kürtaj yaptıran kadınlarsa, bu küçücük kız çocuğunun 4 yıllık ömründe bunca acıyı yaşamasının sorumluları kim?

 

Dokuz aydır cezaevinde olan bir anne, Hanım Onur.. Cizre Belediye Başkan Yardımcısı iken KCK operasyonları kapsamında tutuklanıp cezaevine konan 2 çocuk annesi Onur, 9 aydır cezaevinde ve 2 hasta çocuğundan da uzakta. Annesi, kızını en son duruşmada gördüğünde gözlerine inanamadığını çünkü aşırı derecede kilo kaybettiğini söylüyor. 1 buçuk ay önce Hanım Onur, kaldığı cezaevinde diğer kadın tutsaklarla birlikte gıda zehirlenmesi yaşamış ve sağlık sorunları giderek ciddileşiyormuş. Yani, Hanım Onur içerde, çocukları ise dışarda eriyor. Solin, annesi ilk tutuklandığında annesiyle 1 hafta kalmış Diyarbakır Cezaevi’nde. Anneannesi, Solin’in cezaevinde kaldığı bu süre içerisinde kan kanseri olduğunu söylüyor. Burun kanaması ve vücudundaki morarmalardan şüphelenince doktora götürmesiyle birlikte hastalık teşhis ediliyor.

 

Solin’in bakımı giderek zorlaşıyor; sürekli mide bulantısından ve iğnelerinin yapıldığından beri de ayaklarının ağrımasından şikayet ediyor. Yere düşmemesi ve vücudunun asla kanamaması gerekiyor. “Solin’in söylediği şeyleri duysan, kulaklarına inanamazsın” diyor bana Solin’in Ayşe anneannesi. “Ben ne kadar zavallı bir çocuğum, annem yok, babam yok” diye sızlanıyormuş. Bu kadar acıyı o küçücük yüreğinde taşıması ne kadar zor... “‘Ben bunları neden yaşıyorum’ dediğinde aklına ne geliyordur acaba” diye kendime sorarken, Bertolt Brecht’in bir şiirini anımsıyorum: “Ben ama geçtim geceleyin bir ormandan / (Yanlış bir anne tarafından doğurulmuşum) / Bir ülke arayarak dışlamayan bizleri.” Elbette ki Solin’in suçu yanlış bir anne tarafından doğrulması değil; adaletsiz bir ülkede, eşitlikten mahrum olarak doğmuş olması. Solin ve bütün Kürt çocukları, kendi vatanlarında özgürce ve insanca yaşayamamanın bedelini ödüyorlar.

 

Başbakan, doğmamış çocuklar konusundaki hassasiyetini dile getiredursun, bu ülkede sakıncalı bir coğrafyada doğmuş çocukların analarından emdikleri süt on yıllardır burunlarından getiriliyor. Solin’in annesini görmesine itiraz eden savcının gerekçesi akıl alır gibi değil: “Bakamıyorsanız, Çocuk Esirgeme Kurumu’na verin. Anneyse, ilkin bunu düşünecekti”. “İlkin” dediği ise Hanım Onur’ın Cizre halkının oylarıyla belediye başkan yardımcısı seçilip demokratik siyaset yaptığı zamanlar. Yani savcımız, yine kadına ait olması gerektiği yeri ve aşmaması gereken sınırları gösteriyor. Demokratik siyaset ve adalet mücadelesi değil; dört duvar arasında, eşe ve çocuklara hizmet edilecek yer, yani ev. Fakat bunu derken unuttuğu bir şey var ki Hanım Onur’un eşi 1 senedir kayıp. Anneanne, damadının eve yapılan bir baskın sonucu 1 yıl önce götürüldüğünü ve o tarihten itibaren kendisinden haber alınamadığını anlatıyor.

 

Anneannesine ulaşmamı sağlayan telefon numarasını bana ileten DİHA Diyarbakır Ofisini aramamın asıl sebebi, Ankara’da bir hastanede kaldığını öğrendiğim Solin’i ziyaret etmek, o küçücük yüreğine tarifi imkansız acılar sığdıran bu güzeller güzeli kız çocuğunu görebilmek ve eğer doktorlar izin verirse, elini tutabilmekti. Fakat, Solin şu anda memleketi Cizre’de, anneannesinin yanında. Telefonu kapadıktan dakikalar sonra bile anneannesinin şu cümleleri kafamda yankılanıyor: “Benim kızım da oğlum da cezaevindeler. Sen bunları gazetede yazacaksan, oğlum görür ve üzülür. Benim çocuklarım ölmedi, sadece haksız yere içeri atıldılar. Ben çocuklarım hayatta olduğu için, ölmedikleri için şükrediyorum.” Bu satırlar on yıllardır Kürt halkının mahkum edildiği adaletsiz yazgının özeti değil mi? Ölüm, cezaevi veya sürgün... Suçu, bu ülkede Kürt olarak dünyaya gelmek olan ve buna rağmen hala insan muamelesi görmek isteyenlere dayatılan, işte bu üç seçenekten ibaret. Kürt annelere düşen ise çocukları zindanda olsalar dahi aldıkları her nefes için şükretmek...

 

Solin’in ve ailesinin yaşadıkları, bir kalbe sahip olan herkesi derinden sarsacak nitelikte. Fakat, tahmin ediyoruz ki lösemiyle boğuşan bu kız çocuğunun Kürt olması, yazının bazı okurlar üzerindeki etkisini  -farkındadır ya da değildir- azaltacaktır. Solin’e ve erkek kardeşine yaşatılanları göz ardı edenler, ya kendi çocuklarını ya da çok sevdikleri başka bir çocuğu bu cehennemde düşünüversinler. Bir halka mensup olarak dünyaya gelmenin ve diğer bütün halklarla eşit olarak yaşamak istemenin bedelinin bu kadar ağır olması, “ben insanım” diyen herkesin vicdanını sızlatmaya yetecektir.

 

Hanım Onur’un 24 Mayıs’ta görülen duruşması 2 ay sonraya ertelenmiş. Bu karar, Solin’in annesini en az 2 ay daha göremeyeceği anlamına geliyor. Solin’in babası kayıp, epilepsi hastası olan 7 yaşındaki ağabeyi ise Cizre’de halasıyla kalıyor ve ruh sağlığı ciddi şekilde bozulmuş. Solin’in ve ağabeyi Mirhat’ın hayatları işte böyle. Dünyanın herhangi bir ülkesine gidelim ve bu iki çocuğun başına gelenleri sokaktaki herhangi birine anlatalım. Bakın, bu çocuklara bunca acıyı yaşatanlara ne ad verirler...

 

·         * Orta Doğu Teknik Üniversitesi

Medya ve Kültürel Çalışmalar Bölümü

Yüksek Lisans Öğrencisi

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.