Çiftçi-Sen: Nükleer tehlike ‘doğal felaket’ değildir

Çiftçi-Sen bütün insanlığı tehdit ve tedirgin eden nükleer santallerle ilgil bir basın açıklaması yayınladı “Deprem ve tusinami doğal felâketlerdir. Ancak nükleer reaktörlerdeki patlamalar felâket değil, insan eliyle yapılan tehlikeli teknolojik yapılarda karşılaşılan krizlerdir.” denilen açıklama şöyle:

Japonya’da yaşanan felaketten dolayı üzüntü ve tedirginlik içerisindeyiz.

Türkiye’nin 2010 sonu itibarıyla 48.500 MW kurulu gücü var. Bu kurulu gücün yüzde 65’i termik santralardan, yüzde 32’si hidroelektrik santralardan karşılanıyor. Kalanı güneş, rüzgâr ve jeotermal gibi enerji kaynaklarından sağlanıyor.

Mersinlilerin tersine!

1979’da Amerika’daki Üç Mil Adası, 1986’daki Çernobil ve Çernobil’den bu yana saklanan 800′e yakın irili ufaklı kaza ile son olarak Japonya’da yaşanan Fukuşima Daiichi Nükleer Santralı felaketi, nükleer santrallerin temiz, güvenli ve ucuz olduğu yönündeki bütün söylemleri çürütmüş, gerçek olmadığını ortaya koymuştur. Son kazanın nedeni deprem ve tsunami ama Çernobil’de, Üç Mil Adası’nda, Forsmark’te, Sellafield’de olan kazaların nedeni deprem veya tsunami değil.

Kanada ve Amerika’nın 1979’dan, Almanya’nın 1982’den itibaren santral siparişleri yok. Fransa 1997’den 2010 yılına kadar nükleer enerji yatırımlarını önceden askıya almıştı. Avusturya 1978’de yapımı biten nükleer santralını referandum sonucunda hiç çalıştırmadan kapattı. Filipinler, Brezilya, İsveç, İtalya ve İspanya benzer şekilde kademeli olarak nükleerden vazgeçiyor. Bu ülkelerin yöneticileri, sorumluluk anlayışları ve toplumsal muhalefete duydukları saygıdan ötürü bu kararları alıyorlar.

Peki, bizim yöneticilerimiz ne yapıyor? Yurttaşlar nükleer santral yapımına karşı. Başbakan: “Yapacağız da yapacağız!” diye tutturuyor. Yani herkes gidiyorken Mersin’e Başbakanımız gidiyor Mersin’e gidenlerin tersine!

Astarı yüzünden pahalı

1960’lı yıllarda Dünya Atom Enerjisi Kurumu’nun düzenlediği raporlarda 2000’li yıllarda dünya üzerinde mevcut nükleer santraların sayısının 2000 civarında olması öngörülmekteydi. Bugün 433’ü işletmede 24’ü inşa halinde 467 nükleer santral var. Nükleer santraların finansman, kredi ve garanti işletme maliyetlerinin çok yüksek oluşu öngörülen hedeflere erişememesine neden oldu.

Türkiye’de kurulması öngörülen nükleer santraller, zaten en erken on-on iki yıl sonra devreye girebilecek. 2024 için öngörülen elektrik ihtiyacı 500 milyar kws’dır. Bu ihtiyacın sadece yüzde 8′i, 4800 MW kapasiteli Akkuyu santralından sağlanacaktır. Hükümetin Türkiye’nin enerji sorununu nükleerle çözeceğiz söylemini bu veriler yalanlıyor. Bu bakımdan nükleer santralda ısrar doğru değildir, yanlıştır.

Akkuyu’da kurulacak 4800 MW santral 4 üniteli. İlk yatırım maliyeti 20 milyar dolar. Alım garantisinden dolayı Rusya’ya 15 yılda 51 milyar dolar daha ödeyeceğiz. Görüldüğü üzere rakamlar bize kârlı olmadığını astarı yüzünden pahalı olduğunu ayan beyan göstermektedir.

Nükleer santral bağımlı kılar

Türkiye nükleer santralle ilgili teknik bilgi birikimi ve deneyimi yeterli olmayan, enerji bakımından dışa bağımlı bir ülke. Bu nedenle, Akkuyu’da yaptırılması planlanan santral, yakıtından yapımına ve işletmesine kadar Rus şirketlerine bağımlı olacak. Özelde ise Rusya’ya bağımlılık artacak. Çünkü şu an ürettiğimiz elektriğimizin yüzde 50’sini Rusya’dan satın aldığımız doğal gazdan elde ediyoruz. Üstelik 15 yıllık bir süreç için devlet tarafından alım garantisi ile kurulacak olan santral anahtar teslimi yapılacak. Bu nedenle Türkiye asla nükleer teknolojiyle tanışmış olmayacak.

Tarım alanları ve tarımsal gıda zarar görür

Japonya hükümet sözcüsü Yukio Edano, Fukuşima nükleer enerji santralinin bulunduğu Fukuşima bölgesindeki süt ile yakınındaki İbaraki bölgesinde yetiştirilen ıspanaktaki radyasyon seviyesinin güvenlik sınırlarının üstüne çıktığının belirlendiğini söyledi. Ayrıca ülkede 11 Mart’ta meydana gelen deprem ve tsunaminin ardından ortaya çıkan nükleer krizin ardından, ülkedeki gıda maddelerinin radyasyondan etkilendiğine ilişkin açıklamada bulundu.

Tayvan’ın Japonya’dan ithal ettiği bakla tohumunda radyasyon çıkması ile, Japonya’dan ithal edilen gıda maddelerinden birinde ilk kez radyasyona rastlanmış oldu.

Çiftçi Sendikaları Konfederasyonu olarak diyoruz ki;

Japonya’daki kaza bir kez daha nükleer santrallerin tehlikelerini bize ispatlamıştır. Nükleer santraller, tarım alanları ve tarımsal gıda için de tehlike barındırmaktadır. Nükleer santral kazaları, teknik, teknolojik hata yanında, insan hatasına bağlı sorunlarla da karşı karşıya olduğundan riskleri ortadan kaldırmak mümkün değil. Nükleer kaza sonucu ortaya çıkan ölümcül radyasyon, gerçekleştiği alanların dışında geniş bölgeleri, ülkeleri aşar, ulaşır zarar verir. Nükleer, ülkelerin ulusal sınırlarına uymaz, bütün sınırları vizesiz aşabilecek “vizeye” sahip. Bu nedenle Mersin ve Sinop’ta yapılacak nükleer santralara karşı olmamız gerekliliğinin yanında, komşularımız Bulgaristan, Ermenistan gibi ülkelerdeki nükleer santraların kapatılması istenmelidir.

Deprem ve tusinami doğal felâketlerdir. Ancak nükleer reaktörlerdeki patlamalar felâket değil, insan eliyle yapılan tehlikeli teknolojik yapılarda karşılaşılan krizlerdir.

Hata; insanların nükleer santraller kurmasıdır.

Hükümetten bu riskleri yeni baştan gözden geçirmelerini ve küçümsememesini talep ediyoruz.

Çiftçi-Sen Genel Başkanı

Abdullah Aysu

Çiftçi-Sen Genel Sekreteri

Ali Bülent Erdem

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.