17 Eylül 2017 Pazar 19:26
Arkadaşlık seçiminde beynimiz nasıl karar alıyor?

İnsanlar, sosyal canlılardır ve bu sosyal bağlılık, türümüzün başarılarından birisidir.

Sosyal ittifaklara duyduğumuz bağlılık, evrimsel geçmişimiz boyunca beynimizin de şekillenmesinde rol oynamıştır. Birkaç hafta sonra, ülkenin her yerinde hayatının yeni bir aşamasına başlayan insanlar göreceğiz. Üniversiteye başlamak, pek çok genç için evden uzağa taşınmanın ilk adımıdır.

Lisedeki arkadaş grubunun şemsiyesinden, evin rahatlığından, leziz “anne yemeklerinden” uzak, bilinmeyen bir dünyaya doğru yola çıkılacak; yeni arkadaşlıklar, yeni gruplaşmalar, yeni deneyimler…

Sosyalleşme becerimizin getirdiği arkadaş edinme arayışı tamamen yeni ve çok çeşitli insan tipinin bulunduğu bir ortamda sürecek. Birisiyle arkadaşlık kurmak, genellikle üzerinde düşünüp karar verdiğimiz bir durum değildir. Ancak arkadaşlıklar kurarken biz farkında olmasak da, beynimizde gerçekleşen bazı süreçler söz konusudur.

Peki arkadaşlık seçiminde beynimizde nasıl bir sinirsel süreç gerçekleşiyor?

İLK İZLENİM

Nature'da 2009 yayımlanan bir çalışmada, beyinde, ilk izlenimin ardındaki mekanizmalar araştırıldı. Araştırma sonucunda, beynimizde, insanlar hakkında ani kararlar alabilmemize yardımcı olan çok eski nöral devrelerde —amigdala ve arka singulat kortekste— hareketlenmeler ortaya çıktığı gözlemlendi.

Evrimsel olarak çok eski bir geçmişe sahip olan bu bölgelerden amigdala; duygusal düzenlemeden sorumlu bir bölge iken, arka singulat korteks ise, durumlara değerler addederken aktifleşen bir beyin bölgesidir. Bu iki bölgenin yardımıyla, buluşmanın ilk 30 saniyesinde karşımızdaki kişi hakkındaki ilk izlenimlerimizi oluşturuyoruz.

İlk gün yan masanızda oturan kişi hakkındaki kararlarınızı neredeyse hemen alıyorsunuz.

Esasında, beynimiz, arzu edilen arkadaşlığı hızlıca yakalamamız noktasında bize yardımcı olur. Peki sosyal grupları tam olarak nasıl oluşturuyoruz? İnsanlar, başkalarına yönelik bir çekime dair içsel bir dürtüye sahiptir. Aslında bu tutku son derece güçlüdür, dolayısıyla sosyal gruplar rastgele sebeplerden kaynaklı oluşabilir.

1970'lerde Bristol University’den araştırmacıların yürüttüğü deneylerde, katılımcılara, iki adet resim gösteriliyor ve resimlerden birisini seçmeleri isteniyor. Araştırma ekibi, katılımcıları yaptıkları seçime göre iki gruba ayırıyor. Sonrasında ise, daha önce birbirini hiç tanımayan insanlardan oluşan katılımcılardan, her grubun üyelerine sanal para dağıtmaları isteniyor. İlginç bir biçimde, hiçbir tanışıklık ve temas olmamasına rağmen, katılımcıların parayı kendi grup üyelerine dağıtmayı tercih ettikleri görüldü.

Peki herhangi bir fayda olmamasına karşın kişiler neden böyle bir seçimi tercih etmişlerdi?

Kısacası, insanlar, kendi kimliklerini, sosyal olarak ait oldukları gruplara göre oluşturuyor. Kendilerinin lehine olan bu durum, onların grubunun daha üst düzey bir statüye sahip olduğu anlamına geliyordu. Gerçek şu ki; herhangi bir gruba ait hissetmek biz insanlar için önemlidir. Beynimiz, bizleri sosyal etkileşim arayışına sürüklemek üzere evrilmiştir ve bazı durumlarda sosyal grupların oluşumundan gerçek fizyolojik zevkler alabiliriz. Sosyal Kabullük Arayışı Beynimizdeki ventral tegmental alan (üst tavan alanı) isimli bir bölge, bu gibi sosyal etkileşimleri kolaylaştırmada rol oynar.

2013 yılında Nature‘da yayımlanan bir çalışmada, beynin bu bölgesindeki aktivitenin arttırılmasıyla, deneklerin sosyal davranışlarda bulunmaya ve yeni gelenlere yaklaşmaya daha meyilli hale geldikleri ortaya koyuldu. Yapılan deneylerde, farelerde beynin bu bölgesindeki nöronal hücrelerin ışık kullanılarak uyarıldığı optogenetik tekniği kullanıldı.

Farelerin ventral tegmental bölgelerinin uyarılmasının, sosyal etkileşimlerini arttırdığı gözlemlenirken, bu bölgedeki aktivitenin baskılanmasının ise sosyal etkileşimleri azalttığı gözlemlendi. Ventral tegmental alan, beynimizin ödül sisteminin bir parçasıdır. Bu bölge, haz alma hislerinden sorumlu bir nörotransmitter olan dopamin aracılığıyla diğer beyin bölgeleriyle iletişim kurar. Yani öğrenci kantininde oturup sohbet ederken çay/kahve içtiğimiz insanlardan aldığımız keyif yalnızca çay ve kahvenin kendisinden değil, beynimizin sosyal kabulden elde ettiği motivasyondan da kaynaklıdır.

Bu yüzden, gruba ait olma ve onayını alma arayışı insan doğasının köklü evrimsel yönlerinden birisidir. Dolayısıyla yeni bir ortama girmek (örneğin; üniversiteye gitmek),  yeni sosyal çevreler oluşturmak için size bolca fırsat sunacaktır. Belki bazıları komşunuz olacak, bazılarıyla aynı dersi alacaksınız, bazılarıyla aynı topluluğun üyesi olacaksınız.

Peki bir grubun, bir başka gruba tercih edilmesinde belirli koşullar var mıdır?

Fiziksel ve Fonksiyonel Yakınlık 1950 yılında yapılan bir araştırmada, aynı yurtta yaşayan üniversite öğrencilerinin seçimleri üzerine bir inceleme yürütüldü. Araştırma sonucunda, sosyal bağların oluşumunun, öğrencilerin yaşadığı yerin fiziksel ve fonksiyonel yakınlığı ile belirlendiği görüldü. Basitçe söylemek gerekirse, insanlar doğrudan komşularıyla arkadaş oluyor. Bu etki, aynı inanç ve ilgileri paylaşan iki insan arasında oluşan arkadaşlıktan çok daha güçlü. Görünüşe göre, uygunluk durumu (burada fiziksel olarak yakın olma), arkadaş edinmedeki en iyi yollardan birisi. Dolayısıyla, aynı yurtta yan odadaki ya da her gün aynı derste görüştüğünüz kişiler muhtemelen en yakın olacağınız kişiler olacak.

Sonuç itibariyle, tamamen yeni bir ortama girmek, bazen ürkütücü bir ihtimal olabilirken insan beyninin yıllardır sosyal baskılarla uğraştığını unutmayın. Yeni ortamlar, yeni arkadaşlıklar kurabileceğiniz çeşitli kültürlerden insanlarla dolu olacaktır. Beyninize güvenin, çünkü bazen ürkütücü olabilen bu sosyal senaryolarda tıpkı bir profesyonel gibi gezineceksiniz.

(Kaynak: Bilimfili)

Son Güncelleme: 18.09.2017 09:12
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Yorumlardan doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderene aittir.