Dersim katliamına ‘özür ve iade-i itibar’ davası

Kemal Göktaş / Vatan

 

Dava dilekçesinde şöyle denildi: “Katliamda yakınları ölenlerden özür dilensin, anma törenleri düzenlensin, bu tür olayların yeniden gerçekleşmeyeceğine ilişkin garanti verilsin”

 

Dersim katliamında annesi ve küçük kardeşlerinin de aralarında olduğu 20 yakını öldürülen, kendisi de süngülenen ve tesadüfen hayatta kalan Ali Doğan, Bakanlar Kurulu’nun “özür dilemesi” talebiyle yaptığı başvuruya yanıt verilmeyince Danıştay’da “özür ve iade-i itibar davası” açtı. Doğan’ın avukatı Barış Yıldırım, Türkiye’nin de tarafı olduğu Birleşmiş Milletler Ağır Uluslararası İnsan Hakları Hukuku İhlâlleri ve Ciddi Uluslararası İnsancıl Hukuk İhlâlleri Mağdurlarının Çözüm ve Tazminat Hakkına Dair Temel Prensipler ve Kurallara göre devletin resmi olarak özür dilemesi gerektiğini belirtti. Dava dilekçesine, dönemin 3. Ordu Müfettişi Orgeneral Kazım Orbay tarafından dönemin başbakanı Celal Bayar’a gönderilen ve günlük raporu içeren bir telgrafla Ali Doğan’ın yakınlarının da olduğu 395 köylünün katledildiğine ilişkin bir belge de eklendi.

 

EMSALİ GÖRÜLMEMİŞ DAVA

Ali Doğan, 20 Haziran’da Bakanlar Kurulu’na hitaben bir dilekçe vererek Dersim katliamında yakınlarının öldürülmesi ve kendisinin de süngüyle yaralanması nedeniyle hükümetin resmen özür dilemesini istedi. Ancak bu dilekçeye, 60 günlük yasal süre içinde yanıt verilmedi. Bunun üzerine Doğan’ın avukatı Barış Yıldırım, yanıt verilmemesinin “zımni (örtülü) ret” anlamına geldiğini belirterek daha önce emsali görülmeyen bir dava açtı. Yıldırım, Başbakanlık aleyhine açtığı davada, zımni ret işleminin iptal edilmesini istedi.

 

ÖZÜR, İADE-İ İTİBAR, ANMA TÖRENİ

Yıldırım, böylece zımni olarak reddedilen şu taleplerinin yerine getirilmesini istedi:

 

1. Ali Doğan’dan özür dilenmesi ve özrün kamuoyuyla paylaşılması.

 

2. Dersim 1937/38 sürecine dair hakikatin tamamının kamuoyuyla paylaşılması.

 

3. Doğan’ın ve yakınlarının onurları, itibarları ve haklarını iade eden resmi bir açıklama yapılması.

 

4. Dersim 1937/38 süreci ve sonrasında meydana gelen hadiselerle ilgili sorumlulukların kabzlünü ve gerçeklerin tanınmasını içerecek şekilde kamuoyundan özür dilenmesi.

 

5. Başvurucunun öldürülen yakınları için anma törenleri düzenlenmesi.

 

6. Dersim 1937/38 sürecinde meydana gelen ihlâllerin doğru bir anlatımının uluslararası insan hakları hukuku ve uluslararası insancıl hukuk eğitimi ve çalışmalarına yönelik dokümanlara dahil edilmesi.

 

7. İhlâllerin bir daha tekrar edilmeyeceğine dair garanti verilmesi.

 

BM SÖZLEŞMESİ

Yıldırım, talebine dayanak olarak Anayasa ve ulusal mevzuatın yanı sıra Birleşmiş Milletler Antlaşması, Soykırım Suçunun Önlenmesine ve Cezalandırılmasına Dair Sözleşme, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Savaş Suçlarının ve İnsanlığa Karşı Suçların Zamanaşımına Uğramaması Sözleşmesi ile AİHM’in emsal kararlarını gösterdi.

 

Yıldırım, ayrıca BM Ağır Uluslararası İnsan Hakları Hukuku İhlâlleri ve Ciddi Uluslararası İnsancıl Hukuk İhlâlleri Mağdurlarının Çözüm ve Tazminat Hakkına Dair Temel Prensipler ve Kuralların 9. maddesinde “hakikatin tamamının kamuoyuyla paylaşılması, sorumlulukların kabülünü ve gerçeklerin tanınmasını içerecek şekilde kamuoyundan özür dilenmesi, anma törenleri düzenlenmesi ve bu tür olaylaran gerçekleştirilmemesi” yönünde hükümler olduğunu ve bu hükümlerin Türkiye için bağlayıcı olduğunu hatırlattı.

 

“AYRICA İSPATA GEREK YOK”

Yıldırım, Devlet arşivinden çıkan bazı belgelerin yanı sıra, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Dersim katliamına ilişkin açıklamalarını da deliller arasında gösterdi. Yıldırım, Başbakan’ın açıklamalarına dayanarak “Hukukun evrensel ilkeleri gereğince maruf ve meşhur vakıaların ispatına gerek de yoktur. Nitekim Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 187. maddesinde de düzenlendiği üzere ‘Herkesçe bilinen vakıalarla, ikrar edilmiş vakalar çekişmeli sayılmaz.’ 1937/38 yıllarında binlerce kişinin keyfi olarak hukuksuzca öldürüldüğü ve sürüldüğü v.s. maruf ve meşhur olan bir vakıadır” ifadelerini kullandı.

 

KATLİAMIN DELİLİ TELGRAF

Dava dilekçesine Başbakanlık Arşivi’nden çıkan 15 Ağustos 1938 tarihli bir telgraf da “katliamın belgesi olarak eklendi”.

 

Dönemin 3. Ordu Müfettişi Orgenaral Kazım Orbay tarafından dönemin başbakanı Celal Bayar’a gönderilen günlük raporu içeren telgrafta “muhtelif köylerden mukavemet görmesi üzerine haydutlara öteden beri yataklık ve şeriklik eden Zimbik hiç Kırnık ve bornak Köylerinden 395 haydut ölü olarak ele geçirilmiştir” denildiği belirtilen dilekçede “395 haydut arasında davacının annesi, iki ve dört yaşlarındaki kardeşleri ile diğer 16 yakını da bulunmaktadır. Dolayısıyla bu belge aynı zamanda davacı ve yakınlarının süngülenmesi olayını da içermektedir” denildi.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.