Cumhuriyet’in Ermeni fişlemesi ilk kez gün ışığında


Osmanlı ve Cumhuriyet döneminde Müslüman olmayan nüfusa yönelik uygulamalarla ilgili çalışmalarıyla tanınan araştırmacı Nevzat Onaran, Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi’ndeki incelemeleri sırasında çok çarpıcı belgelere ulaştı. Tek Parti döneminde Ermeni nüfusun ve Müslümanlaştırılmış Ermenilerin fişlendiğini ortaya koyan bu belgeler, Cumhuriyet tarihi boyunca gayrimüslim nüfusun her adımının nasıl izlendiğini gösteriyor.

Agos’un geçen yılın Temmuz ayında manşetine taşıdığı ‘Soy kodu’ uygulamasının tarihsel kökenine işaret eden bu belgeler, Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşlık politikalarının hangi ayrımcı yaklaşımla şekillendiğini çok net bir şekilde açık ediyor.

İşte Nevzat Onaran'ın Agos'ta yer alan çarpıcı araştırması:  



“Dedemi bilmeyim, babamı bileyim… 311’de (1895 yılı) Ermanıdan dönmüş yavru… Babadan dedem 18 yaşındaymış… Yavru, üç sefer savaş olmuş… Babam anlatırdı… Müslüman oldular, yavru…”

Yıllar önce M. Ana’dan dinledim… M. Ana, Ermenilerin can ve mal güvenliğinin nasıl yok edildiğini, babasının şahitliğiyle anlattı…

Sünni Müslüman oldukları halde, yine de ‘güvercin tedirginliğinde’ yaşıyorlardı… Fişlendikleri, dönemin Türk Tarih Kurumu Başkanı Yusuf Halaçoğlu’nun “Ermeni dönme listesi elimde” söylemiyle resmen itiraf edilmişti. Halaçoğlu boşuna konuşmuyordu, devlet Sünni Müslüman Ermenileri de vilayet vilayet fişlemişti…

Onlar, 1915’teki “Ya canın, ya canın ve de malın!” tufanında sadece canını kurtarabilen bir avuç Ermeni’ydi… Ya da Pontoslu Rum’du veya Mardinli Süryani, Hakkarili Keldani’ydi …

Onlar binlerce yıllık tarihleriyle Anadolu’nun kadim halklarının birer canıydı…

‘Yeni’ kimlik, bedene belki uyuyor, belki de uymuyordu…

M. Ana’nın arzusu Sünni Müslüman olarak hacca gitmekti…

Dersimli arkadaşım anlatmıştı; bir Dersimli dayının ölüm döşeğindeki vasiyeti de yüce bilmem dağın başına gömülüp başına bir haç konmasıymış…

Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi’nde (BCA) yaptığım araştırmalar sırasında, Ordu’da yaşayan Müslümanlaştırılmış Ermenilerin listesini ve Diyarbakır’da da bu tür bir listenin varlığını gösteren bir kararnameyi inceleme imkânı buldum. “Ordu vilayeti mıntıkasında bulunan mühtedilere [başka bir dinden dönerek Müslüman olanlara] mahsus listedir (mülhakata [bağlı yerler] dahil)” başlığıyla verilen listede 98 kişinin ismi sıralanıyordu.(1)

Ek olarak “Ordu vilayeti dahilinde (mülhakatı ile) bulunan Ermenilerin kaydını gösterir listedir” başlığı altındaysa, 114 kişinin ismine yer veriliyordu. Her iki listeyi kimin ne için hazırladığı hakkında bilgi notu yoktu.

Fiş kaydı Diyarbakır’da da tutulmuştu. Bakanlar Kurulu’nun 22.9.1936 tarih ve 2/5350 sayılı Kararnamesi’yle, Ermeni milletinden olup, ihtida etmiş “Diyarbakır vilayet fişine dâhil olan” Nazif ailesiyle birlikte Çorum’a sürgün edildi.(2)

Ordu ve Diyarbakır vilayetlerine ait bu iki evrakın ortak noktası, Müslümanlaştırılmış Ermenilerle ilgili ‘Fiş No’sunun bulunmasıdır.

Fişleme Ordu ve Diyarbakır vilayetleriyle sınırlı olmadığı için, 1930’lardan itibaren Anadolu’nun “kılıç artığı” Ermenilerden ‘temizlenmesi’ kolay olmuştur…

Bu fişlerden hareketle, resmi ideolojinin savunucuları hemen “Bakın tüm Ermeniler sürgün edilmemiş” lafına sarılacaklardır; ancak unutulmamalı ki, örneğin Ordu’da Müslümanlaştırılmış Ermeniler, aslında Ermeni yetimi çocuklardır. Onlar, ana babası ve kimliği ‘yok’ edilen Müslümanlaştırılan çocuklardır…

1915’LERDEN 1930’LARA DEVREDEN MİRAS

İttihatçıların temeli üzerine Kemalistlerin bina ettiği Cumhuriyet, 1920’lerin ikinci yarısından itibaren kurumsallaşmasını hem idari ve ekonomik hem de ideolojik-kültürel sahada yoğunlaştırdı…

İttihatçılardan miras ve 1920’lere yön veren Türk milliyetçiliğinin ekonomi politiği, ekonomi ile istihdamın Türkleştirilmesi, Türkçenin tek dil haline getirilmesi ve Türk-İslam sentezini bayraklaştıran resmi ideolojinin inşasıydı… Ermenilerin ve Rumların gasp edilen mülkünün Türkleştirilmesi anlamına gelen 26 Eylül 1915 tarihli Tasfiye Kanunu, Cumhuriyet ilanı öncesinde 15 Nisan 1923’te yeniden yapılandırıldı(3) ve 8 Kasım 1988’e kadar yürürlükte kaldı. Tasfiye Kanunu ile Müslüman ahaliye, mülteciye ve sermayedara dağıtılan ve satılan mülkün tapulandırması işlemi de 1920’ler sonu ve 1930’larda(4)  hızlandırıldı.

Bu süreçte, Ermeni’ye, Rum’a, Kürt’e, Arap’a, diğer gayri Türklere ve dinen Hıristiyan’a, Musevi’ye, Alevi’ye ‘öteki’ gözüyle bakıldı. Bunun için, bugünkü Cumhuriyet’in demokratikleşmesi tartışmasının temelinde, ‘öteki’ni tasfiyeye yönelik politikaların yarattığı sorunlar vardır.

1930’larda, Türk ve Sünni Müslüman dışındaki diğer kimlikleri yok sayan ‘Türkiye Türklerindir’ sloganı doğrultusunda, 1915’tekine benzer bir iskân politikası esas alındı.

‘Dil, ekin ve kan birliği’ ve ‘temdinle temsil’ (asimilasyonla medenileştirme) için 14 Haziran 1934 tarih ve 2510 sayılı İskân Kanunu gereği, Türkiye haritası üç temelde resmen bölündü: Türkçe konuşan ve konuşmayan; Türk kültüründen olan ve olmayan; Türk olan ve olmayan.(5)

Öyle bir hava yaratıldı ki, Türk Tarih Tezi’yle, Mustafa Kemal imzalı ve 27.6.1920 tarihli Kürdistan’a özerklik talimatından “Kürtler, aslında Türk’tür” tezine gelindi. Bununla da yetinilmedi, Anadolu’nun 7000 yıllık tarihine müdahale edildi ve Sümerler ile Etiler’in de Türk olduğu iddia edildi.(6)

İskân Kanunu’nun pratiği önce Sason’da, ardından devletin Tunç Eli’nin vurduğu Dersim kırımında yaşandı ve Şark’ta bunlar olurken, Garp’ta da ‘Türkçe konuş’ kampanyasıyla başlayan süreç Varlık Vergisi ve 6-7 Eylül imhasıyla sistematik olarak sürdürüldü...

YENİ FİŞLEME DÜZENİ

Ermeni ve Rumlara ait mülklerin Türkleştirildiği, Türkiye haritasının Türkçe konuşan ve konuşmayan ile Türk olan ve olmayana göre taksim edildiği bir dönemde, 1927’de nüfus sayımı yapılmış olmasına ve 1935 Ekim ayında da yeni bir nüfus sayımı yapılacak olmasına rağmen, bir de ‘gizli nüfus sayımı’ yapıldı.

Bu gizli sayımın daha sonra açıklanmayan resmi sonucuna, 2007’de dönemin Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu dikkat çekmişti: “Ermeni dönme listesi elimde, ama açıklamam…”

İhtida eden, yani Müslümanlaştırılmış Ermenilerle ve diğer Müslümanlaştırılmış insanlarla ilgili ‘gizli nüfus sayımı kanunuyla’ bir sayım yapılmış olsa da, aslında buna yönelik faaliyet,1920’lerin sonunda başlamıştır.

Dâhiliye Vekâleti Nüfus İşleri Umum Müdürlüğü’nün 1939 yılıyla ilgili hazırladığı Çalışma Raporu’nda, ihtida edenlerle ilgili şu bilgiye yer verildi:

“İhtida muamelâtı hakkındaki 20.10.[1]929 günlü ve 1347 sayılı talimatnameyle tevfikan yapılacak tesciller ile bu kabil kimselere verilecek nüfus cüzdanlarının sureti imlâ ve tahriri (doldurulması ve yazılması).”

1939 yılı Çalışma Raporu’nda ifade edilen bir diğer husus da, “Tabiiyet muamelatını muttarit (tekdüze) bir şekilde yürütmek için ihzar tabolunan (hazırlanan) ‘Tabiiyet Klavuzu’ adlı eser Umumi Müfettişliklere, vilayetlere, vekâletlere ve sair alâkalı makamlara tevzi olunmuştur (dağıtılmıştır)” denilen tabiiyete yönelik düzenlemedir.(7)

Emniyet Umum Müdürlüğü, daha evvel vilayetlere gönderdiği 8 Temmuz 1929 tarih ve 1910 no’lu tamimiyle de, “Vilayet dâhilinde Türk ırkından gayrı ve Türk konuşmasından başka lisanla konuşan ekalliyetlerden kadın ve erkek dahil olmak üzere ne kadar nüfus vardır?” araştırmasının yapılmasını istemiştir. Emniyet Umum Müdürlüğü tamiminde vilayetler düzeyinde birer cetvelin hazırlanıp gönderilmesi de ifade edilmiştir.(8)

Tüm bunlar, Dâhiliye Vekâletinin talimatnamesi ve ‘Tabiiyet Klavuzu’ ve Emniyet Umum Müdürlüğü ile Nüfus İşleri Umum Müdürlüğü’nün tamimleriyle Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına yönelik, 1929 yılından itibaren nüfus cüzdanlarına, adresine kadar tek tek fişlemeye gidildiği anlaşılmaktadır.

1929 yılından beri bu fişlemeyle belirlenen, Yusuf Halaçoğlu’nun ve daha pek çok resmi yetkilinin bildiği Müslümanlaştırılmış Ermenilerden, Ordu vilayetine ait olan 98 kişinin isminin sıralandığı liste şu notla hazırlanmış:

“Yukarıda hüviyetleri yazılı bulunan Ermeni mühtedilerinin umumi harpte tehcire tabi tutulan Ermenilerin çocukları olup terk edilen ve en fazla Gürcü muhacirleri tarafından himaye ve büyütülen Ermenilerdendir. Bunların ihtida etmelerinde ekseri samimiyet görülmediği Ermeni cemaati ile vaki temas ve münasebetlerinden anlaşılmaktadır. Memleket için bunlardan menfaat beklemek zait (gereksiz) bir keyfiyettir.”

Liste 6 bilgi içeriyor: Sıra No, Fiş No, Adı soyadı, Eski adı, Baba adı, Doğumu.

Listenin 1’inci sırasındaki 323 (1907) doğumlu Ahmet D.’nin eski adı: Ohannes, Baba adı: Karabet ve Fiş No: 4. 50’inci sıradaki 312 (1896) doğumlu Leman O.’nun eski adı: Repika, baba adı: Ohannes, Fiş No: ... [okunmuyor]. Liste böyle devam ediyor. Bazı kimselerin soyadının yazılmadığı listede, 98 kişinin adına karşılık Fiş No’su 103 olan kişinin varlığı, aslında devlet elindeki listenin 98’den daha fazla kişiyi kapsadığını gösteriyor.

Nitekim Fiş No’su 103 olan Şeker L.’nin eski adı Eva olup, 329 (1913) doğumlu; baba adı Serkis ve listedeki sırası 87.

114 kişinin adının sıralandığı “Ordu vilayeti dâhilinde (mülhakatı ile) bulunan Ermenilerin kaydını gösterir listedir” başlıklı ek listede, Fiş No’su olmadan kişilerle ilgili bilgiler, adı soyadı, baba adı, karısı, oğlu, kızı ve oturduğu yer şeklinde hazırlanmıştır. Listedeki pek çoğunun soyadının olmaması, hazırlığın 21 Haziran 1934 tarih ve 2525 sayılı soyadıyla ilgili kanunun yürürlüğe konduğu dönemden önce yapıldığını göstermektedir. Birinci sıradaki Armanak’ın baba adı Hosrof olup, yer verilen bir diğer bilgi de Taşbaşı Mahallesi’nde oturuyor olmasıdır. Bu liste de, Anadolu vilayetlerindeki Ermenilerin nerede olduğunun resmen kaydının tutulduğunun bir delilidir.

Gayri Türk ya da gayri Sünni Müslüman’a yönelik böyle bir listelemenin sadece Ermenilerle sınırlı olmadığını sanıyoruz.

Konuyla ilgili bir başka ilgi çekici belge ise bir kararname. Bakanlar Kurulu’nun 22.9.1936 tarih ve 2/5350 no’lu kararnamesi, şunları söylüyor:

“Aslen Ermeni milletinden olup, Diyarbekir vilayeti fişine dahil olan Diyarbekir’de terzilik yapan Nazif’in tehcirden kurtulmak için ihtida ettiği ve bütün varlığı ile Ermeni amaline hizmet eden azılı bir Türk düşmanı olduğu ve böyle bir telkinle yetiştirdiği çocuklarından…”

Sürgünden kurtulmak için Müslüman olan Ermeni Nazif’in çocukları hakkında bilgi verildikten sonra [18.11.1935 tarih ve] 2848 sayılı [İskân] kanununun 5’inci maddesi [casusluk faaliyeti ve hududa yakın bir yerde oturması9] gerekçesiyle tüm ailesiyle birlikte Çorum’a sürülmesinin kararlaştırıldığı bildirilmektedir.

Bir devlet faaliyeti olarak benzer fişlemelerin diğer vilayetlerde de yapılmış olduğuna şüphe yoktur.

HALAÇOĞLU: ERMENİ DÖNME LİSTESİ ELİMDE

Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu, Türk Tarih Kurumu Başkanı olduğu Ağustos 2007’de yaptığı bir değerlendirmede, “Elimde Ermeni dönmelerinin listesi var” dedi. Halaçoğlu’nun “Alevi Kürtlerin yüzde 99’u Türkmen” iddiasında bulunduğu söz konusu demecin Ermenilerle ilgili bölümü şöyleydi:

“Bir dönemler Müslüman olmuş Ermeni vatandaşlar var. Ben Ermenileri suçlamadım… Benim elimde Ermeni ismi, onun Türk ismi ve hangi mahallede oturduğuna dair liste var. Ama bunu hiçbir zaman açıklamayacağım, bu bir tehdit olarak da algılanmasın.” (Hürriyet, 22.8.2007; ve ayrıca, Radikal, 20-21.8.2007; Vatan, 19.8.2007; Evrensel, 20.8.2007; Milliyet, 21.8.2007; Gündem, 23.8.2007.)

Dâhiliye Vekili Şükrü Kaya’nın ırk ve kan temelli politikaları

"TABİİYET ŞUBESİ KURDUK"

Dâhiliye Vekili Şükrü Kaya, 1930 senesi bütçesiyle ilgili yaptığı konuşmada değerlendirdiği konu, dışarıdan muhacir getirilmesi ve nüfus ve iskân meselesidir. Lozan’dan beri ülkeye “500 bini geçen kan kardeşimiz”in geldiğini belirten Vekil Kaya’nın, Tabiiyet Şubesi’nden ırkçı göndermeleri olan bir ‘Kan Şubesi’ gibi bahsetmesi dikkat çekicidir:

“Mübadele bitmiş olsa iskânın bu cihetleri devam edecektir. İskânı nüfusla beraber birleştirerek nüfus, iskân ve tabiiyet meselesini bir [Nüfus] Müdüriyeti Umumiye altında cem ettik. Bunun için her üç şubenin [nüfus, iskân ve tabiiyet şubeleri] hedefini ve sahai iştigalini tevhit ederek (birleştirerek) vilayetlerdeki teşkilatı da bugün meşgul olacağı işlerle mütenasip bir dereceye indirdik… Vakıa şimdiye kadar yapılan fedakârlıklar zahiren istisgar edilebilirse (küçük görülürse) de ırkdaşların ana vatana getirilmesi ve ekseriyeti azimesinin müstahsil mevkie konulması sayesinde memleketin kudretinin artması itibarile hâsıl olan milli ve içtimai faide milyonlarla ölçülemeyecek kadar büyüktür...” (Şükrü Kaya Sözleri-Yazıları, 1927-1937, Birinci Kitap, Toplayan: Ekrem Ergüven, Cumhuriyet Matbaası, İstanbul-1937, sf. 65-66.)

NÜFUSUN 'GİZLİ'Sİ DE SAYILDI

1935 Ekim ayında yapılacak nüfus sayımı için çıkarılan kanunun (1) ardından, ‘gizli nüfus sayımı’ için de bir kanun (2)  yürürlüğe kondu.

Gizli Nüfus Sayımı Kanunu’yla, nüfus kütüğüne yazılmamış olanların yazılması ve ölen ile kaybolanların silinmesi ve evliliklerin kaydının yapılması hedeflendi. Bu, resmi ifadeydi.

Kanunla ilgili tasarının Başvekil İsmet imzalı 3.7.1934 tarihli gerekçe metninde, Kasım 1933-31 Mayıs 1934 tarihleri arasında yapılan gizli nüfus sayımı sonuçları da açıklandı. Bu halde, söz konusu gizli nüfus sayımı kanunu çıkarılmadan önce de gizli nüfus sayımı yapılmıştı. Sonucu açıklayan Başvekil İsmet, bu sayım işleminin hangi kanun ya da yönetmelik gereği yapıldığı hakkında bilgi vermedi.

Kasım 1933-31 Mayıs 1934 tarihleri arasında yapılan gizli nüfus sayımına göre, 2.504.289 gizli doğum, 1.532.959 gizli ölüm ve 669.784 gizli evlenme tespit edilmiştir. O tarihte Türkiye’nin kayıtlı nüfusuysa 15.640.019’dir.

Kanuna göre gizli nüfus sayımına 1 Eylül 1934 tarihinde başlandı.(3)

Gizli nüfusla ilgili kanun gereği iki ayı aşkın sürede 3,5 milyon kişinin nüfus kütüğüne yeni kaydı yapıldı. Yazım süresinin 1 Haziran 1935’e kadar uzatılması da kabul edildi.(4)

Başvekil İsmet’in açıkladığına göre, Kasım 1933-31 Mayıs 1934 tarihleri arasında resmi bir kanun ya da yönetmelik olmadan yapılan gizli nüfus sayımında 2,5 milyon olan yazılmayan nüfus toplamı, 1

Eylül-18 Kasım 1934 döneminde 3,5 milyona çıktı. Kanunlu sayım, nüfusu kayda almada hayli etkili olmuştu.

Gizli nüfus sayımı 1937 yılında da sürdürüldü. Dâhiliye Vekâleti, umumi müfettişlere, vilayetlere ve Teftiş Heyeti Reisliği’ne gönderdiği tamimde, gizli nüfus sayımı görevini yapmayan muhtarla, ihtiyar heyetinin cezalandırılacağını bildirdi. (5)

Dâhiliye Vekâleti, daha sonra da gizli nüfus hakkında uyarıda bulunmayı sürdürdü. Yazım işlemiyle ilgili özel konulara da açıklık getirmek amacıyla, vilayetlere ve kazalara gönderdiği tamimlerde, “Halkın hangi unsurdan olduğunu” ve her bir cemaat ile din için ayrı ayrı birer cetvelin hazırlanmasını istedi.(6)

‘Halkın hangi unsurdan olduğu’nun tespiti, Müslüman olan Ermenilere yönelik vilayet bazındaki fiş kaydı ve Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu’nun açıklaması, gizli nüfus sayımının yazılmayan resmi gerekçesini(7)  daha da görünür kılmaktadır.

1- 29 Mayıs 1934 tarih ve 2465 no’lu Umumî Nüfus Sayımı Hakkında Kanunu, TBMM Zabıt Ceridesi, devre: IV, cilt: 22, tarih: 29.5.1934, sf. 430-431 ve Resmi Gazete, 30 Mayıs 1934, no: 2714, sf. 3876.

2-  5 Temmuz 1934 tarih ve 2576 no’lu Gizli Nüfusların Yazımı Hakkında Kanun, TBMM Zabıt Ceridesi, devre: IV, cilt: 23, tarih: 5.7.1934, sf. 450-451 ve Resmi Gazete, 15 Temmuz 1934, no: 2752, sf. 4146.

3-  Cumhuriyet, 26.8.1934, sf. 2 ve 2.9.1934, sf. 2.

4-  Cumhuriyet, 19.11.1934, sf. 2 ve 28.11.1934, sf. 2: TBMM Zabıt Ceridesi, devre: IV, cilt: 25, tarih: 23.12.1934, sf. 293.

5- Dâhiliye Vekâletinin 10.3.1937 tarih ve 2530/781 no’lu ve 21.6.1937 tarih ve 7251/2317 no’lu tamimleri, İdare, Dâhiliye Vekâletinin Aylık Mecmuası, Mart 1937 ve Ağustos 1937, sayı: 108, sf. 444-445 ve sayı: 113, sf. 880-881.

6- Dâhiliye Vekâletinin 22.7.1937 tarih ve 2539 no’lu ve 22.7.1937 tarih ve 8641/58  no’lu tamimleri, İdare, Dâhiliye Vekâletinin Aylık Mecmuası, Ağustos 1937 ve Eylül 1937, sayı: 113, sf. 851-854 ve sayı: 114, sf. 938-942.

7-  Nevzat Onaran, 1934 ‘gizli nüfus’ fişlemesi, Evrensel eki Evrensel Hayat, 2.9.2007, sf. 8.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.