‘Futbol oyun olarak güzel, spor olarak çirkin’

Selma Kara

 

‘Sahaların Kurt’u ve ‘Çizgi Metin’ lakaplı Metin Kurt, 1976 yılında oldukça şaşaalı biçimde Galatasaray’dan Kayserispor’a transfer olur. Aynı dönemde Galatasaray kulübünden başka oyuncular da Kayserispor’a transfer edilmişti ama hiçbir Metin Kurt gibi karşılanmamıştı. Çünkü Metin Kurt, hem futboluyla göz doldurmuştu hem de sendikal hareketlerin içinde bulunması ve halka yakınlığı ile her zaman taraftarın sevgisini kazanmıştı. Kurt, her ne kadar ‘şehir efsanesi’ dese de, Kayseri’ye ilk geldiği gün taraftarlar, onun geldiği otobüsü beklemiş ve sevinçle havaya kaldırma girişiminde bulunmuştu. Böyle karşılanan Kurt, yerel gazetelere yazdığı yazılardan dolayı Kayserispor yönetimi tarafından 24 saat içerisinde şehirden gönderilmek istendi…

 

Metin Kurt, Kayserispor’a transfer edilişini ve “24 saatte çek git”in hikayesini, yıllar sonra Kayseri Anadolu Haber’e anlattı.

 

“5’LER SAHAYA TURGAY HOCA İSTİFA!”

Kayseri’ye gelişiniz nasıl oldu?

Futbol emekçileri 1976 yılında bir ilki gerçekleştirdiler ve prim alacakları ödenmediği için Galatasaray’da antrenmanı boykot ettiler. Ve boykot etkili oldu, bütün futbolcular katıldı, bir tek Fatih (Terim) yoktu, o da izinliydi, Adana’daydı. Yönetimin tepkisi çok sert oldu ve direk olarak bu boykotu organize etmekle, elebaşı olmakla suçlayarak beni kadro dışı bıraktılar. Benimle birlikte 3-5 arkadaş daha kadro dışı bırakıldı. Ve ondan sonraki süreçte diğer arkadaşlarımız da bir bahaneyle kampa götürüldü. Çünkü biz gerçeği anlatmak için Cağaloğlu’nda basın açıklaması yapacaktık Yasin (Özdenak)’le. O arada 5 arkadaş dışında kalan futbolcuları fırsat bu fırsat kampa götürmüşler. Mücadeleyi 5 arkadaş olarak sürdürdük ve artık bir ölçüde kazanacak hale gelmiştik. Çünkü en son, Galatasaray Giresun’la oynadığı maçı sahada 3-1 kaybedince, tribünler, “5’ler sahaya Turgay Hoca istifa!” diye haykırmaya başlayınca Abdi İpekçi devreye giriyor ve kadro dışı kalan Yasin ve Büyük Mehmet’e özür diletiyor. Yasin’le Büyük Mehmet özür dileyince artık benim o takımda futbol oynama şansım kalmadı, çünkü diğer arkadaşlar zaten kampa gitmişlerdi, benimle birlikte olanlar da geri dönünce yalnızlaşma söz konusu oldu.

 

“KAYSERİ MACERAMIZ KEBAPÇI HİLMİ İLE BAŞLADI”

Futbolu bırakayım mı, devam edeyim mi diye tereddütler içerisinde olduğum günlerdi. Bir gün kapım çalındı ve Şükrü Hoca (Ersoy) yanında Kebapçı Hilmi, bana Kayseri’de oynayıp oynayamayacağımı sormaya gelmişler. Ben de kendilerine dedim ki, “Galatasaray’dan ayrılmayı düşünmüyorum, bu mücadeleyi sürdüreceğim, gerekirse futbolu bırakacağım ama size bazı futbolcular önerebilirim.” Daha evvel zaten Yılmaz adında bir arkadaşımız Kayseri’ye gitmişti, Mustafa ile Enver’i de kendilerine önerdim. Onlar da büyük bir mutlulukla onları transfer ettiler. Ben de olay kapandı diye düşünüyordum, ondan 1 ay sonra falan, tekrar aradılar beni, arayan da benimle birlikte kadro dışı kalan Enver’di. Dedi ki, “Bak biz Kayseri’ye geldik, sen de buraya geleceksin.” Ben de, “Yöneticiler gelsin de görüşelim” dedim. Ondan sonra Kebapçı Hilmi geldi ve Kayseri maceramız başladı.

 

“FUTBOLU SEVEREK OYNAMIYORDUM”

Galatasaray’dan bir Anadolu takımına gelmek bir burukluk yarattı mı sizde?

Zaten ben işin ün tarafında değildim. Futbolu severek oynayan da bir insan değildim, ailemin paraya ihtiyacı vardı. Aileme yardımcı olmak için futbolcu oldum, çünkü biz 7 kardeşiz ve babamı çok genç yaşta kaybettik. Ondan sonra İsmail Abim, büyük abim futbol oynamaya başladı Galatasaray’da, bizi İstanbul’a getirdi. Ve uzun süre İsmail Abim aileye baktı futboldan kazanarak. Ama artık futbolu bırakma noktasına gelmişti, o zaman evlenmişti de ve artık bize bakma şansı kalmamıştı. Ve aileden mutlaka birinin geçmesi gerekiyordu o da ben oldum.

 

“KAYSERİLİ BENİ ÇOK İYİ KARŞILADI”

Kayseri’de nasıl karşılandınız ilk geldiğiniz zaman, diğer gelenlere göre çok daha ünlüydünüz?

Tabi, sonuç olarak, 6 yıl Galatasaray’da oynamış, Galatasaray’a zaten A Milli Takım futbolcusu olarak gelmiştim ben ve 3 yıl üst üste şampiyon olmuştuk. O dönemin sayılı futbolcularından biriydim. Tabi Kayserili beni çok iyi karşıladı. Hatta, “Sahalarda bir Kurt” falan diye nostaljik şeyler de olmuştu.

 

“ŞEREF TRİBÜNÜNDE OYNAMAK İSTEMEZDİM”

İlk geldiğiniz gün taraftarların, geldiğiniz otobüsü kaldırdığına dair söylentiler var.

Yok, o bir şehir efsanesi. Kayseri halkıyla kısa sürede paylaştık, onlar da gördü ki, ben tam onlar gibi biriyim: Antrenmandan çıkıyorum eve gidiyorum, evden çıkıyorum antrenmana gidiyorum… Kısa sürede Kayseri halkının bayağı bir sevgisini kazandım. Hatta Ülker gazetesinde, ‘Profesyonelin Gözüyle’ diye yazılar yazdım. Ben yöneticilerin oturduğu tarafta oynamazdım, bir devre sağda bir devre solda oynardım. Hatta derlerdi ki, “Bu ne kadar halkçı bir adam şeref tribünü önünde oynamıyor.” Halbuki yöneticilerin seslerini duymak istemediğim için açık tarafta oynamayı tercih ederdim.

 

“OSMAN ERKÖSE KULÜP DANIŞMANLIĞI TEKLİF ETTİ”

Yöneticiler kimlerdi?

Osman Erköse, Üveyiz Molu, en önemlisi de Kebapçı Hilmi.

 

Kebapçı Hilmi ile aranız iyiydi herhalde?

Hepsiyle iyiydi, kavga ettiğim kişilerle bile iyiydi aram. Hatta şunu da söyleyeyim, futbolu bırakmaya karar verdiğim zaman Osman Erköse bana dedi ki, “İstersen futbol oyna, istersen oynama, seni kulübün başına getirelim, benim danışmanım olarak kal.” Ben reddettim, çünkü kendimi daha önceden bir davaya adamıştım, o da işte sporda devrim mücadelesiydi.

 

“MADEN-İŞ İÇİN HALKTAN PARA TOPLADIM”

Kayseri’de Maden-İş’in MESS (Türkiye Metal Sanayicileri Sendikası)’e karşı grevi vardı, orada Maden-İş’e destek oldum, Maden-İş için çalıştım ve hatta onlar için halktan para da topladım.

 

Ne kadar sürdü Maden-İş?

2 yıl falan. Çalışmak denmez buna, sendikaya destek veriyordum. Hatta ilginçtir, emeklilik için müracaat ettiğimde orada beni sigortalı gösterdiklerini öğrendim, aynı zaman da kulüp sigortalı göstermiş. Tabi geçerli olmadı ama orada da sigortalı göstermişler.

 

Kayseri’de toplam ne kadar kaldınız?

2 yıl kaldım, ailemi de götürdüm oraya.

 

“KAYSERİSPOR YÖNETİMİ 24 SAAT İÇİNDE ŞEHRİ TERK ETMEMİ İSTEDİ”

2 yıl sonra futbolu bırakmaya nasıl karar verdiniz?

Bu alanda mücadele vermem gerektiğini düşündüm. Çünkü orada da başımdan bir sürü olay geçti.

 

Neler geçti?

Kadro dışı bırakıldım, hatta şehirden uzaklaştırılma yönünde karar alındı benim için. Yerel gazetelere yazı yazmamdan dolayı bana ceza verdiler, hatta daha da ileriye giderek, 24 saat içinde şehri terk etmem söylendi yönetim tarafından.

 

“METİN KURT’U ALANA ÜSTE PARA VERECEĞİM”

Sonra nasıl düzelttiniz?

Halk imza kampanyaları başlattı. Hatta bir ara, her şeyin sonu geldiğini falan zannettim, oranın ünlü kabadayıları falan da bana destek olmaya başladılar. Af denen olayı kesinlikle kabul etmiyordum ben, çünkü bir suç işlemedim ki affedileyim; cezamın kaldırılmasını istiyordum. Hatta Osman Erköse, “Metin Kurt’un Kayseri’deki işi bitmiştir, sezon sonunda kendisini 10 liraya satışa çıkartacağım, alan olursa da üstüne para vereceğim” diye açıklama yaptı.

 

Ama kişisel olarak Osman Erköse ile aranız iyi?

Tabi canım, sonradan ben teknik direktör olarak da geldim Kayseri’ye.

 

“TARAFTARLAR GİTMEMEM İÇİN İMZA KAMPANYASI BAŞLATTI”

Kayserispor’a gelirken aldığınız transfer ücreti ne kadardı?

O, tarihte kaldı. Bu açıklama karşısında benim de verdiğim cevap şu: “Ben Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım ve Kayseri’yi çok sevdim. Sözleşmem bitinceye kadar da Kayseri’de kalacağım. İsterlerse oynatırlar, isterlerse oynatmazlar. Ben 3-5 yöneticiyle değil, Kayserispor’la sözleşme imzaladım. Ve inanıyorum ki, Kayserili sporseverler de tekrar hizmet olanağı sağlayacaktır.” Ve Kayseri’de imza kampanyaları oluştu.

 

“OSMAN ERKÖSE GERİ ÇAĞIRMAK ZORUNDA KALDI”

Ne kadar sürdü kampanya?

1 ay sürdü. Burada önemli olan konu şu, Osman Erköse bu sefer açıklamalar karşısında açıklama yapmak zorunda kaldı. Açıklamasında da, “Kayserispor Kayseri halkının takımıdır, Metin Kurt da Kayserispor’un futbolcusudur, kendisini futbola davet ediyorum” dedi. Ben ondan sonra tekrar oynamaya başladım ve ondan sonra çok ilginç bir gelişme oldu, Kayserispor İstanbul’da Galatasaray’la karşılaştı.

 

“DÖNDÜKTEN SONRA GALATASARAY’I TÜRKİYE KUPASINDAN ELEDİK”

Ben İstanbul tribününün beni nasıl karşılayacağı konusunda bayağı endişeliydim, başka bir formayla beni nasıl göreceklerini çok düşündüm. Fakat inanılmaz bir şey oldu, bütün stat beni çağırıyordu sahaya çıktığımda. Ve o Galatasaray’ı İstanbul’da 1-0 yendik. Sonra da Kayseri’de 0-0 berabere kalıp Galatasaray’ı Türkiye kupasından eledik. Çoğu insan sordu o zaman; intikamını aldın mı diye. Ama ne intikamı. Ben futbolcuyum sonuç olarak. Ve İstanbul seyircisiyle jübile yapmayı düşünmediğim ve jübileyi modern dilencilik kabul ettiğim için, jübile yapmadım. Ama bir açıdan o maçta jübile yapmış oldum.

 

“METİN KURT BAŞBAKAN OLMADI MI?”

Galatasaray’dan geri adım atmak gibi bir durum söz konusu oldu mu?

Dediğim gibi, benim Galatasaray’da da kimseyle kişisel sorunum olmamıştır. Daha sonra şöyle bir durum oldu. İngiliz Teknik Adam Brian Birch ikinci kez 1980 yılında Türkiye’ye geldi. Türkiye’ye gelir gelmez havaalanında gazete vermişler kendisine ve Birch, gazeteyi birinci sayfadan okumaya başlamış. Demişler ki “Hoca spor sayfası bizde arkada olur.” O da, “Ben Metin Kurt’u arıyorum, daha başbakan olmadı mı?”

 

“GALATASARAY’DAN GERİ ÇAĞRILDIM”

O beni çağırdı. Ben de kendisine, yabancı antrenörlerin kulüplerde çalışmasına karşı olduğumu söyledim. “Ben federasyon başkanı olsam sizi eğitim dairesinin başına geçiririm, bizim antrenörleri eğit diye. Ama arkadaş olarak senle bundan sonra devam edebiliriz.” Böyle bir şey geldi, ama tabi kabul etmem mümkün değildi ve kabul etmedim.

 

“YABANCI FUTBOLCULAR BATAKHANEYİ PARFÜMLEMEKTEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİL”

Hala karşı mısınız yabancı antrenörlere?

Cari açık meselesi sporda da var. Biz tüketen bir toplumuz, bu sporda da böyle. Bizim ülkemizin gelişmesi şuna bağlı, ihracat mı yapıyoruz, ithalat mı yapıyoruz. İhracat yaptığımızı söyleyemeyiz herhalde, boş ithalat var, tüketim var. Mesela Türkiye’den Almanya’ya gitmiş nüfus 5 milyona yakındır herhalde. Bu 5 milyona yakın ailenin genç çocuklarının birçoğu bugün Avrupa’nın en üst düzeyinde kulüplerde futbol oynuyorlar. Real Madrid’de bile oynayanları var. Ama Türkiye’nin 75 milyon nüfusundan bir tanesi Türkiye’de eğitim almış değil, Türkiye’de 1. ve 2. Lig’de oynayan futbolcuların çoğunluğu orada eğitim almış. Önemli olan konu şu: Bu sistemde yabancıların buraya getirilmesi batakhaneyi parfümlemek. Ama batakhaneyi kurutmanın yolu aslında yeni bir düzenlemeden geçmeli. Bu da yasal olarak bu düzenlemenin baştan yapılması anlamına geliyor. Çünkü, Türkiye’de spor ve futbol amatörlük üzerine inşa edilmiş ama meslek olarak benimsenmiş değil. Oysa ki günümüzde spor ve özellikle de futbol, artık bir meslek.

 

Dört büyükler kafalarda yıkılamıyor, Anadolu takımları da ne kadar başarılı olursa olsunlar hep geride kalıyorlar, varsayalım futbol bir meslek olarak kabul edilse bile bu uçurumun değişme ihtimali söz konusu olur mu?

Futbol düzeni başlangıçtan bugüne büyük statlı kulüplerin üzerine kurulmuştur. Diğer kulüpler de bunlara benzemeye çalışmıştır. Onun için onların taraftar kitlesi daha fazla olur. Ama şimdi yavaş yavaş bu kırılmaya başlandı. Mesela eskiden Trabzon’u turan biri önce Galatasaraylı olduğunu söylerdi.

 

Ama Trabzon, üç büyüklerin yanında bir şekilde anılan bir takım zaten.

Ama bunun aldatmaca olmaması lazım. Mesele aslında, spordaki düzenin yeniden kurulması. Yoksa Anadolu-İstanbul rekabeti bunu geriye götürür. Belki önümüzdeki dönem Kasımpaşa’yı çıkaracaklar, sanki gelecek sene o şampiyonluğa oynayacak, çünkü çok güçlü bir yönetim kuruldu. Burada önemli olan konu şu: Bugün spor ve futbol tüketim modelinden üretici modele geçmek zorundadır. Bunun da tek yolu Spor Yasası’nın çıkmasıdır. Bugün devasa bir spor sektörü var, bu sektörde düzenden soyutlanacak bir özel alan olmadığı gerçek. Yani düzenin bütün pisliklerini spor da taşıyor. Şikeden bunu görüyoruz. Mafya, olmaz olur mu böylesine paraların döndürüldüğü, takla attırıldığı bir ortamda? İşte yabancılar konusuna o yüzden karşıyım diyorum. Çünkü bataklığı tespit edip kurutmak için mücadele edilmeli, parfümlemek için değil.

 

Futbolun bu taraflarını sorgulamanızın nedeni bunlar mıydı?

Hayır, İsmail Abimin sonunu gördüm. Oradaki ortamın yalan olduğunu biliyordum ben yani. Yıldız olduğun müddetçe pohpohlanıyorsun, el bebek gül bebek yaşıyorsun ama yıldızın sönüyor. Sonuç olarak sonuna kadar sürmüyor. Şimdi kim bahsediyor ki ondan.

 

Çok para kazanma şansınız varmış, bunu tepmişsiniz, üstelik de bir yükümlülüğünüz varken bunu yapmışsınız. Bunu nasıl göze aldınız?

İlk mücadeleyi aileyi kurtarmak için verdim. Hatta bu ortamdakilerin iğrenç yüzlerini daha ilk yıldızlaştığım noktada gördüm. Cumhurbaşkanlığı maçı öncesi Altay’da oynuyordum o dönemde. Soyunma odasındayım ve çok heyecanlıydım. Bana “Heyecan hapı ister misin?” dediler. Ben “Heyecan hapı var mı?” dedim. Aldım ama heyecanım geçmedi. Bir tane daha verdiler. İki heyecan hapı aldım ben çıktım sahaya, tabi rakip takımı darmadağın ettik. Ve o gece PTT kulübüne transfer oldum ben Ankara’da. Burada önemli olan konu şu: Spor ortamında bulunup da bu ortamın temiz olduğunu söyleyen insanlar yalan söylüyordur. Ben bulaşmadım diyebilirler.

 

Ama yine de ünü ve parayı elinizin tersiyle itmişsiniz.

Biz zaten aile kökeni olarak parayı önemseyen insanlar değiliz, para bizim için bir araçtır. Öyle kazanmışız, kaybetmişiz bunlar da önemli değil. Biz insanlığımızı kaybetmediğimiz müddetçe sorun yok.

 

Pişman değilsiniz yani.

Hiç değilim, huzurlu ve onurlu bir geçmişim var benim taşıdığım. Ve Metin Kurt’u taşımak bana büyük bir mutluluk veriyor.

 

Peki, Osman Erköse bu açıklamayı yaptı, sonra teknik direktör olarak mı döndünüz?

Hayır futbolcu olarak döndüm, sonra da sezon sonunda futbolu bıraktım. Bu ortamda mücadeleyi daha geniş alanda yapmam gerektiğini düşündüm.

 

Kayseri’den ayrılırken taraftarın tepkisi ne oldu?

Mukavelem bitmişti sonuçta. Ama kendiliğimden gittim ben, çoğunun haberi bile olmadı. Sonraki dönemde oradaki yöneticilerle iş anlamında irtibatım da olmadı. Zaten benim kulüpte öyle bir irtibatım yoktu. Daha sonraki süreçte 78’de Politika gazetesinin spor sayfasını yönetmeye başladım. Ondan sonra Amatör Sporcular Derneği çalışmalarına hız verdim, bu 80’e kadar sürdü. 12 Eylül olmasaydı, zaten o gün Ankara’daydım ben, Amatör Sporcular Derneği’ni, Tüm Sporcular Derneği’ne dönüştürüp sendikalaştıracaktık. 12 Eylül bu girişimimizi erteleyince, bu sefer ben ilk oynadığım amatör kulübün, Beyoğlu Yeni Çarşı’nın başkanlığını aldım, ondan sonra da Sportmence adında aylık bir dergi çıkardım. Yine mücadele devam etti ama orada da tıkandı olay. Sonuç olarak medyada finansman meselesi söz konusu. Benim sağladığım finansman da ancak 10 sayı götürebildi dergiyi. O sırada sırf amatörlerden kurulu bir takımla, Yedikule’de ikinci profesyonel ligle mücadele etme girişimim oldu. 2 puanlı sistemde 3 maçta sırf amatörlerden kurulmuş takımın 5 puanı vardı. Bu sefer takım böyle başarılı görününce, takımı devraldığım kişilerle çelişkiye düşmeye başladık, çünkü onlar söz sahibi olmak istiyorlardı. Hatta 50 milyon da tazminatım vardı aslında. Ondan sonra anladım ki, bu alanda sistem değişmediği müddetçe bireysel mücadelelerle bu işi bir yere vardıramayacağız. O yüzden, bu sefer tekrar, yine bu işin teorik yapısını gerçek anlamda ortaya koymak için teorik çalışmalara devam ettim. O sırada Evrensel gazetesinin spor müdürüydüm. 90’lı yılların sonuydu. Yavaş yavaş spor gerçeğini de çözmeye başladım. Biz de yanlış düşünüyorduk, biz de sporu amatör ve profesyonel spor diye ayırıyorduk ve spor amatör yapılmalı diyorduk. Ama tek bir spor var; düzenin sporu ve spor emekçileri. İşte bu noktaya geldiğimiz zaman bu sefer yeni baştan sendikalaşma girişiminde bulunduk. Devrimci Spor Emekçileri Sendikası’nı kurduk. Geçmişten gelen mücadelenin sentezidir aslında ve dört temel ilkesi vardır. Çocuklar oynayacak, sporcular korunacak, düzenin sporu sorgulanacak ve en önemlisi de alternatif alanlar yaratılacak.

 

Sadece futbol değil yani.

O bir yanılsama. Günümüzde spor bir oyun değil artık, sporcular da artık oyuncu değiller. Spora damgasını vuran burjuva rekabet ideolojisi sporu metalaştırmış, sporcuları da doğal işçi yapmıştır. Ama bu yasal zeminde yok. Özel Spor Yasası çıkması gerekirken, onun yerine İş Kanunu’nda, ‘sporculara uygulanmaz’ maddesi var. İş kolu olarak bile kabul edilmiş değil, bu kadar paraların döndüğü bir alan üstelik.

 

Mücadeleniz bir Spor Yasası çıkarmak için bundan sonra.

Sendikanın asli görevi artık bu. Şu anda sendikanın taraftarlarla da ilişkileri çok iyi, onlarla da çalışıyoruz.

 

Olabilirliğini ne kadar görüyorsunuz?

Belli bir umudumuz ve heyecanımız olmasa bu işin mücadelesini vermeyiz. Ama bu illa yarın olacak diye bir şey yok. Çünkü bu, siyasi bir mücadeledir aynı zamanda. Egemenler kendiliğinden bu gücü bırakmak istemeyecektir. Mücadeleyi nereye kadar götüreceğimiz önemli. Ama şu anda en azından sözümüz bazı kesimler tarafından dinleniyor. Eskiden sporu eleştirdiğim zaman sanılırdı ki, küsmüşüm ben ondan eleştiriyorum. Artık gerçekleri dile getirdiğimi anlıyorlar.

 

Yurt dışında nasıldır peki bu işler?

73 yılında ben Galatasaray’a kiralık gittim. Kira dönemi bitti ondan sonra sözleşme imzaladım. Mukavelem bitmişti, yeni mukavele için beni çağırdılar, “Sana 110 bin lira veriyoruz, hayrını gör.” dediler. “Bana sormayacak mısınız?” dedim. Niye soralım dediler. Ben de kabul etmedim, 200 bin lira istediğimi söyledim. Mukavelemi uzatırlarsa olacağını söylediler. Ben de, “Uzatın ama sizinle mücadeleye devam ederim” dedim. Bu, o zaman kamuoyunda olay oldu Türkiye’de. Bir spor emekçisi yönetime karşı atıp tutmuyor ama haklılık payı olan şeyleri dile getiriyor. O zaman bana bunun Avrupa’da da böyle olduğunu söylediler. Ben de, “Avrupa’nın her şeyi iyi mi, bu kötü bir şey.” dedim. Yıllar geçti 90’lı yıllarda, Bosman adında Belçikalı bir futbolcu aynı benim durumumda olduğu için, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gitti ve bu madde şimdi kaldırıldı. Ben Anayasa’ya aykırı olduğunu 20 yıl önce iddia ettim. Ama yine de spor iş kolu olarak kabul edilmediği için başka türlü kullanılıyor. Şimdi futbolcularla 5 yıllık, 10 yıllık sözleşme imzalıyorlar ama mukavele bitmeden pazarlama işlemleri devam ediyor. Örgütlü mücadele bunun için gerekiyor ve bu örgütlü mücadeleyi sağlam bir zemine oturtmak da Spor İş Yasası’ndan geçiyor.

 

Futbolcular sizin bu mücadelenize nasıl bakıyorlar, özellikle ünlü olanlar?

Amatör Sporcular Derneği örgütlenmesine biz tabanda başlamıştık. Ama en son dönemde bizim İstanbul Spor Başkanımız Galatasaray kalecisi Eser idi. Beşiktaş Sorumlumuz Mehmet Ekşi ile Kaptan Necdet idi. Fenerbahçe Sorumlumuz Önder idi. Trabzon Sorumlumuz Şenol Güneş’di. Türkiye’de futbolculara karşı ön yargılar çok güçlü. Sanılıyor ki Türkiye’de tek spor dalı futbol ve futbol deyince de, 200-300’ü geçmeyecek yıldızlar akla geliyor. Oysa ki bu sektör devasa bir sektör. Burada sadece 15-20 bin tane antrenör var. Bütün sporcular benim için aynıdır. Ama bunlar hep göstermelik olarak çalışıyor ve kullanılıyor, içlerinden bazıları da yıldız yapılıyor. Ya da yerli yıldızlar bu işi götüremiyor, dışarıdan adam getiriyorlar. Herkes bana hangi futbolcunun benimle beraber olduğunu soruyor. Birincisi bizim sendikanın adı futbol sendikası değil, Devrimci Spor Emekçileri Sendikası. Tabandan tavana doğru bütün sporcularla mücadele veriyoruz biz. Onlara şu yanıtı veriyorum: Mesela Futbolcular Derneği var, yönetiminde yıldız sporcular vardı. Hiç onun sesi çıktı mı? Çıkmadı, çünkü o dernek sadece özerk federasyonda birkaç delege için, yukarıdan aşağıya onların kurduğu bir dernekti. Biz tabandan tavana bir örgütlenmeyiz. Biz şu anda spor emekçileri kavramını yanıtlamaya çalışıyoruz her şeyden önce.

 

Şu anda Kayserispor’un durumunu nasıl buluyorsunuz, gözlemliyor musunuz?

Tabi ki, fark ediliyor. Çünkü Kayseri son dönemde büyük bir aşama kaydetmiştir. Bu aşama da devam edecektir, çünkü imkanları vardır. Hedeflerini de büyütmüştür, Bursaspor’un yaptığını Kayseri de yapabilir ve bu oyunun içerisinde yapmalıdır da. Erciyesspor da var tabi, bizim dönemimizde de vardı. Kayseri’de tabanı olan bir kulüptür. Her ikisinin de başarılı olmasını isterim. Ama ben yine söylüyorum, futbolu oyun olarak seviyoruz ama spor olarak aynı sevgiyi gösteremiyoruz. Onu da şu şekilde formüle ettik: Futbol oyun olarak temiz güzeldir, spor olarak borsada kirli ve çirkindir.

Anahtar Kelimeler:
Metin KurtKayserispor
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.