Fransa ve Portekiz'in sömürge mirası ve Euro 2016

Pazar akşamı oynanacak Euro 2016 finalindeki Fransa-Portekiz eşleşmesinden dolayı yaşayacağı duygusal karmaşa nedeniyle Faria Rivelino’ya anlayış göstermemek mümkün değil. Paris Saint-Germainli orta saha oyuncusu Blaise Matuidi’nin babası olan Rivelino, Angola’daki iç savaştan kurtulmak için karısı Élise ile birlikte 1980’lerin başında Toulouse’a gitmiş ve ardından da Fransa’nın başkentine yerleşmişler.

Eskiden Portekiz’in sömürgesi olan Angola, 2002’ye kadar süren ve yarım milyondan fazla insanın hayatını kaybettiği çatışmalar nedeniyle harap olmuştu. Fakat Paris’in Fontenay-sous-Bois adlı banliyösünde hem Fransızca hem de Portekizce konuşabilen dört kardeşiyle büyüyen Matuidi’ye, 2006’da, babasının anayurdu için oynayıp oynayamayacağı soruldu.

2014’te, “Fransa milli takımını tercih ederken oldukça zor bir seçim yaptım” diyecekti. “Angolalı köklerimi hiçbir zaman unutmadım. Hele de ailem hâlâ oradayken, Angolalılara çok büyük önem veriyorum. Angola’ya bir kere gittim, orada organize edilen 2010 Afrika Uluslar Kupası sırasında ve beni karşılama biçimlerinden oldukça etkilendim. Benim kariyerimle gurur duyuyorlar. Ne kadar Fransalıysam, en az o kadar da Angolalı hissediyorum kendimi.”

Ancak her ne kadar, Stade de France’taki maçta yer alacak oyuncular arasından yalnızca Matuidi’nin ailesinin her iki tarafı da destekleme meşruiyeti olsa da, her iki finalist ekipte de epey sayıda ikinci kuşak Afrikalıların çocukları yer alıyor. 1998’de dünya kupasını kazandığında, ‘black, blanc, beur’ yapısı nedeniyle kutlanan ev sahibi ekibin 11 oyuncusu Afrikalı köklere sahip (Réunion Adasından Dimitri Payet bu listeye dâhil değil); buna karşılık Fernando Santos’un Portekiz’inde ise 6 oyuncu bu durumda. Bu, iki ekibin toplam oyuncu sayısının % 37’si yapıyor. Ayrıca Euro 2016’ya katılan 24 ülkenin takımlarının tam olarak yarısında en az bir Afrika kökenli oyuncu yer alıyordu. Bu durum, son yıllarda Avrupa’ya yönelik göçün boyutlarını da gösteriyor.

Elbette bu istatistikler, herkes tarafından olumlu karşılanmıyor. Marine Le Pen’in aşırı sağcı Milli Cephe partisi, Karim Benzema’nın Fransa takımından çıkarılmasını, ırk tartışmalarını yeniden canlandırmak üzere bir bahane olarak kullandı, ki bunu ilk olarak babası Jean-Marie, 1998 dünya kupasından önce kullanmıştı. 2011’de Fransa Futbol Federasyonu ve ardından da Fransa takımının teknik direktörü Laurent Blanc, Clairefontaine’deki yönetim merkezinde, etnik azınlıklardan gelen oyuncu sayısını sınırlama konusunda görüşmekle suçlanmıştı. Buna göre 12 yaşındaki oyuncuların bile, beyaz mevkidaşlarına yer açılsın diye üzeri çizilecekti.

Fakat bu kadar çok Afrikalı oyuncunun varlığı yalnızca Fransa’nın bir meselesi değil. Fransa ekibi İzlanda’yla çeyrek finalde karşılaşmadan hemen önce, aşırı sağcı bir Danimarka partisi, Facebook hesabından, ailesi Gine’den göç etmiş olan Paul Bogba’nın ve Senegal doğumlu Patrice Evra’nın, İzlanda kaptanı Aron Gunnarson’la çekilmiş fotoğraflarıyla birlikte bir mesaj yayınladı: “Eğer Avrupa’nın ve Danimarka’nın Afrika’nın arka bahçesi haline gelmesini istemiyorsanız, www.stemdansk.dk’ye e-posta adresinizi girerek bizi destekleyin ki Danimarkalıların Partisi seçimlere girebilsin.”

İzlanda Futbol Federasyonu, bu paylaşımı şiddetle kınayıp, insanları bunu paylaşmamaları yönünde uyararak, güçlü bir tepki sergiledi: “Çok sevdiğimiz futbola yönelik insan ırkının büyük bir çoğunluğu tarafından paylaşılan ilgi bizleri bir araya getiriyor. Bizim için spor, insanları bir araya getirmek içindir, onları bölmek için değil.”

Turnuvadan önce, şimdiki Fransa teknik direktörü Didier Deschamps, Eric Cantona tarafından Benzema meselesi nedeniyle ırkçılıkla suçlandı, fakat her maça Afrikalı köklere sahip oyunculardan kurulu bir takımla çıkabilirdi. Matuidi, Pogba ve Evra dışında, Crystal Palace’ın yeni kalecisi Steve Mandanda ile Manchester City’li Eliaquim Mangala’nın kökleri Demokratik Kongo Cumhuriyetine uzanırken, savunma oyuncusu Adil Rami Faslı bir anne-babanın çocuğu olarak Korsika doğumlu ve takımdaki tek Kuzey Afrika kökenli oyuncu.

Bir diğer savunma oyuncusu Samuel Umtiti –geçtiğimiz ay Lyon’dan Barcelona’ya transfer oldu– Kamerun, Yaoundé doğumlu. Ailesi o henüz iki yaşındayken göç etmiş. Moussa Sissoko ile N’Golo Kanté ise Mali kökenli. Thierry Henry ile Lilian Thuram’ı içeren 1998 ekibinin manzarasına sert bir karşıtlıkla, şimdiki ekibin yalnızca Manchester United’lı oyuncusu Anthony Martial’ın kökleri eski Antiller bölgesindeki ülkelerden birine uzanıyor.

Eğer Les Bleus’un (Fransa takımının lakabı) eski imparatorluk dönemiyle ilişkileri, on yıllardır mercek altındaysa, Portekiz’in Seleção’su (Portekiz takımının lakabı) da deniz aşırı oyunculara ilişkin benzer bir uzun tarihe sahip olduğunu pekala iddia edebilir. Mozambik doğumlu Eusébio’nun, onları 1966 Dünya Kupasında İngiltere’ye karşı oynadıkları yarı finale taşımasından on yıldan daha uzun bir zaman önce, Benfica, Eusébio’nun doğduğu topraklardan Hilário, Matateu ve Mário Coluna’yı transfer etmiş ve böylelikle de Afrikalı yeteneklerin milli takım için kullanılması yönünde uzun bir doğallaştırma geleneği başlamıştı.

Bugünlerde Cape Verde Nani, Eliseu ve yeni büyük yetenek Renato Sanches’le –turnuvadan önce yaklaşık € 80 milyona Bayern Munich’e transfer oldu– birlikte en zengin oyuncu kaynağı olarak beliriyor. Her üç oyuncu da kendi köklerinin Atlantik Okyanusundaki adada olduğunu belirtiyor.  Galler’e karşı oynanan yarı finalde kart cezası nedeniyle oynayamayan Angola doğumlu William Carvalho’nun da Sanches’le ve Swansea’nin eski golcüsü Éder gibi Gine-Bissau doğumlu Danilo’yla birlikte formasını giymesi bekleniyor.

Şimdilerde ülkede 200.000 ile 500.000 arasında Afrika kökenli insanın yaşadığı tahmin ediliyor. Bu sayının sekiz milyon civarında olduğu Fransa’yla karşılaştırılırsa küçük bir sayı bu. Fakat Portekiz’in, göçmenlere yönelik en iyi entegrasyon politikalarıyla Göçmen Entegrasyon Politikaları Endeksinde ikinci sırada yer aldığı dikkate alınırsa, önümüzdeki birkaç yılda Eusébio ve arkadaşlarının izlerini takip eden insan sayısı bir hayli artabilir.

* Ed Aarons’un The Guardian’da yayınlanan yazısı ozvekabuk.wordpress.com’dan alınmıştır.Yazının orijinaline buradan bakabilirsiniz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.