Ufuk Uras: Çiviye yandan vurduktan sonra çekice sarılmanın anlamı yok

Ufuk Uras’ın meclis konuşmasının tamamı şöyle:

Sayın Başkan, değerli vekiller;

Usulen tabii lehte söz aldım.

İçeriğe gelince, bir dönemin sonuna gelmiş bulunuyoruz. Yaşam gailesi yüzünden yaşamın kendisi hakkında düşünmeye hiçbirimizin pek vakti kalmıyor ama galiba. Bir labirente dışarıdan daha iyi bakmak ve daha iyi çözmek mümkün. Sokağın nabzını, sesini Meclise büyük ölçüde yansıtmaya ve siyasi partilerimize yönelik siyasi eleştirilerde bulunmaya çalıştık, şahsileştirmemeye özen gösterdik. Şimdiden “Sürçülisan ettiysek affola” diyorum ve vekil arkadaşlarımıza önümüzdeki dönemde siyasi yaşantılarında başarılar temenni ediyorum.

Bir politikanın geleceğini taşıyıcılığının yaratıcılığı belirliyor. Serada yetişen bir siyasetin ihtiyacı karşılamadığını görüyoruz, o yüzden hep “Mecliste vicdan gerek, Meclise aydınlık gerek, Meclise emek gerek” dedik. Bilinen her hastalığı iyileştirecek bir ilacın da olmadığını gördük, o yüzden belki her bir konuya göre, her bir konunun özgünlüğüne göre tutum almak gerekiyor ve fikrî fosilleşme karşısında Richard Bach’ın “Martı”sı gibi her gün kendimizi aşmak ve kendimizi yenilemek ihtiyacı siyasetin en önemli özelliği.

John Stuart Mill “En güçlü millî ruha sahip olan milletler en az milliyetçilik sergilerler.” demişti. Sürekli milliyetçilik yarışması içerisinde, bu yarışın girdabı içerisinde somut sorunlara somut yanıtlarımız zaman zaman geride kalabiliyor, hamaset somut siyasetin yerini alabiliyor ve biz bir türlü ülkemizde ittihatçı-ihtilafçı ikilemini aşma becerisini gösteremiyoruz.

Siyasetin idareye tabi olmaması gerektiğini biliyoruz. Otoriter siyaset anlayışı karşısında her zeminde özgürlükleri savunmak çok önemli. Çiviye yandan vurduktan sonra çekice sarılmanın anlamının olmadığını gördük.

Geçen gün Libya ile ilgili, yine yurttan sesler korusu gibi ortak tutum alınan Genel Kurulda Sayın Dışişleri Bakanına küçük bir metin okudum, verdim. Orada “Dövüş Sanatı” kitabının yazarı Liang diyordu ki: “Dövüşte usta olanlar öfkelenmez, kazanmakta usta olanlar korkmazlar, dolayısıyla akıllılar dövüşmeden önce kazanır, cahiller kazanmak için dövüşürler.” Hem uluslararası ilişkilerde hem iç siyasette herhâlde dikkate almamız gereken bir şiar.

Siyaset toplumdaki potansiyel enerjiyi kinetik enerjiye dönüştürüyorsa anlamlı. Bu kinetik enerjiyi ortaya çıkarmak için sınırlı da olsa ön seçim yapan bütün siyasi partilerimizi kutluyorum, darısı Türkiye genelinde bu doğrudan demokrasinin kanallarını açmaya.

Halkın bilgisi yoksa iradesinin de olmadığını görüyoruz. “Hegemonya” dediğimiz şey rızanın örgütlenmesi, insanlar nasıl razı oluyorlar, nasıl sömürülmeyi onaylıyorlar. Kutadgu Bilig’i bilirsiniz, bir metninde diyor ki: “Kuvvet kullanılıp toprak alınsa bile/ Halk elde tutulmaz tek başına kılıç ile.” Kılıç politikasıyla hiçbir zeminde sonuç alınamayacağını gördük ve siyasette “zararlı ot gübrelemek” denilen şeyin ne kadar tehlikeli olduğu da görüldü. Umarım önümüzdeki dönemde zararlı ot gübrelemeyi misyon edinen bir siyaset anlayışı ön plana çıkmaz. Zamanında yolu açan buldozerin gün gelip bozulduğunda bu sefer kendisinin artık yola engel olduğunu görüyoruz. O yüzden siyaseten kendimizi yenilememiz, güncellememiz çok önemli. Tolstoy diyordu ki: Kendisi kötü oldukları hâlde kötülüğü düzeltmek istiyorlar. Devrimcilik ise önce kendimizden başlayarak zihinsel ve ahlaki bir devrimle toplumu dönüştürmek.

Bildiğiniz gibi sivil itaatsizlik barışçıl, alternatif bir siyaset biçimi olarak dünyada gündeme geliyor, bir tür “pasif mukavemet” anlamına geliyor. Habermas gibi sivil itaatsizlik üzerine kitaplar yazanlar var. Biz de bir kere daha Kürt sorunu gibi temel bir meselenin barajlarla, mahkemelerle, operasyonlarla çözülemeyeceğini naçizane ifade etmek istedik.

Todor Jivkov döneminde Bulgaristan’da soydaşların isimleri değiştirildiğinde önemli bir sorun olmuştu. İlginç bir sivil itaatsizlik eylemini Romanlar verdi. “Adınız mı değiştirilmek isteniyor? ‘Evet, değişsin’ dediler. Ne istiyorsunuz? ‘Todor Jivkov.’ ‘Bravo yoldaş’ dedi Bulgar yöneticiler.” Sonra öğrenildi ki binlerce Roman, ismini “Todor Jivkov” olarak değiştirmek istiyor. Bunun bir sivil itaatsizlik eylemi olduğu anlaşıldı ve “Todor Jivkov” adının kullanılması yasaklandı.

Sporcunun… Uzak Doğu sporlarında “gücünü kendi lehine çevirmek”, “kendine doğru, rakibini barışçıl yollarla alt etmek” anlamına geliyor. Siyaset yapmak da özlemlerimiz doğrultusunda zaten halkı seferber etmek değil mi? Kötülüğe karşı kötülükle karşı olmak bizi de kötülerden farksız kılıyor. Kendini değiştirme araçlarından yoksun olan bir sistem kendini koruma araçlarından da yoksun oluyor. O yüzden ertelemek korkakların ödünüdür, siyaseten önümüze gelen hiçbir meseleyi ertelememek gerek. O yüzden belki Cervantes, Don Kişot’ta “Doğru yaşayış, vaaz yerine geçer” diyordu, vaazlardan çok ne yaptığımız önemli.

Bu Meclis çalışmalarında en üzüldüğüm konulardan bir tanesi, İç Tüzük’ü değiştiremememiz oldu. Grup merkezli değil, birey merkezli bir iç tüzük olmalıydı. Yasakların olmadığı bir iç tüzük olmalıydı. Bazen milletvekillerimiz çıkıyor diyorlar ki, “İşte, efendim ben nasıl kravat takıyorsam siz de yasaklara uyacaksınız”… Yasakların hiçbirisi amentü değil. Kılık Kıyafet Yönetmeliği Avrupa Parlamentosunun hiçbir yerinde yok. Avrupa Parlamentosunda kılık kıyafet nasılsa, bizim Meclisimizin de öyle olmasını temenni ediyorum.

68 Kuşağı Paris’te duvarlara “Kravatlı devrime hayır.” diye yazıyordu. Kravat sadece boynumuzu boyunduruk altına almıyor, beynimizi, ufkumuzu da boyunduruk altına alıyor. Bu Mecliste emeğin, kimliklerimizin, her türlü tercihimizin simgelerine karşı, bu boyunduruğa karşı tutum almamız son derece önemli. Eğer bu Meclis kendi İç Tüzük’ünde demokratikleştirilir, kılık kıyafet meseleleri gibi şekil konularını aşarak da içerik meselesinde demokratik ve sosyal bir Türkiye ve cumhuriyet konusunda adım atarsa çok mutlu olacağımızı ifade ediyorum. Ben bu temennilerimle kendi kravatımı da, bu boyunduruğu da Meclise hediye ediyorum arkadaşlar. (İstanbul Milletvekili Mehmet Ufuk Uras, kravatını çıkarıp hatip mikrofonuna astı) Umarım, yasaksız, kılık kıyafet yasağının olmadığı bir Meclisimiz olur. (BDP sıralarından alkışlar)

OSMAN ÖZÇELİK (Siirt) – Sivil itaatsizlik budur işte!

BAŞKAN – Evet, Sayın Vekilimizin kravatını kendisine verelim efendim.

OSMAN ÖZÇELİK (Siirt) – Sivil itaatsizliğe devam.

BAŞKAN - Ufuk Bey buyurun, kravatınızı tekrar size iade edelim.

M. NURİ YAMAN (Muş) – Hayır, Meclis Başkanlığına hediye ettik.

OSMAN ÖZÇELİK (Siirt) – Sivil itaatsizliğe devam Sayın Başkan.

BAŞKAN – Efendim, şimdi, sivil itaatsizlik konusu, farklı bir konudur, şeydir…

OSMAN ÖZÇELİK (Siirt) – Bu işte, bu. Bu yanlışlara karşı gelmek.

BAŞKAN – Yani, şu anda değişmediği müddetçe İç Tüzük’ümüzün kuralları vardır. Biraz önce Sayın Uras da söyledi, amentü değildir.

MUHARREM İNCE (Yalova) – “Bu kuralı ben beğenmedim, uymuyorum.” Böyle bir şey olur mu!

BAŞKAN – Doğrudur ama değişmediği müddetçe de bu kurallara uymamız gerekir. Sayın Uras’ın…

OSMAN ÖZÇELİK (Siirt) – Değiştireceğiz, hep beraber değiştireceğiz.

BAŞKAN – Efendim, Sayın Ufuk Uras Bey’den de kravatını takmasını rica ediyorum. Eğer Genel Kurulu terk edecekse ona bir itirazım yok.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Genel Kurula devam edemezsin böyle.

BAŞKAN – Lütfen Sayın Uras, kravatımızı takalım veya Genel Kurulu terk edelim.

MEHMET UFUK URAS (İstanbul) – İsterseniz bu konuda İç Tüzük tartışması açalım. İç Tüzük çok net.

BAŞKAN – Evet efendim, lütfen… Şu andaki uyguladığımız İç Tüzük budur.

Evet, Sayın Uras…

MEHMET UFUK URAS (İstanbul) – Kürsü benim mütemmim cüzüm, benim bir parçam, bunda da benden başka kimse söz alamaz ki.

BAŞKAN – Efendim, Sayın Uras, geçmişte Sayın Osman Yüksel Serdengeçti’nin bu tip esprileri olmuştu. Ben, sizi nezaketli bir arkadaşımız olarak görüyorum. Kravatımızı lütfen oradan alıp takalım veya Genel Kurulu terk edelim. İstirham ediyorum. Hangisini tercih ederseniz.

MEHMET UFUK URAS (İstanbul) – Ben sizi yasaklarınızla baş başa bırakıyorum.

(İstanbul Milletvekili Mehmet Ufuk Uras Genel Kurul salonunu terk etti)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Bütün gazeteciler çekti resmini, merak etmesin.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Uras.

Ufuk Uras akşam da NTV'de Can Dündar'a mecliste yaşananları, 4 yıllık vekilliğini ve tekrar aday olup olmayacağını anlattı. Videosu aşağıda:

 


Ufuk Uras NTV'de Can Dündar'a meclisteki 4... emre-ince
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
ali köse 6 yıl önce

1980li yıllarda ANAP milletvekili (sanıyorum hüseyin aşıktı) kravatı göbeğine bağlamış ve parlementonun kurallarını tanımıyorum demişti.
izleyen yıllarda şevki yılmaz ağzından tükürükler saçarak cihat cağrısı yapıyordu. ufuk urasta kravatını mikrofona asıyor . Tavırlar şeklen benziyor umarım zihniyetler benzemez. keşke kravatla değilde başka bir yöntemle sivil iteatsizlik tavrı gösterebilseydi . türkiyede politika bukadar kısır ve şabloncu demekki . pek hoş olmadı . Görüşlerine saygı duyduğum bir siyasetçiden daha özgün bir tavır bekliyordum.