Türköne: Kimse kaybedecek at için yarışa girmez

Zaman gazetesi yazarı Mümtaz'er Türköne, 30 Mart sonuçlarında Başbakan Tayyip Erdoğan'ın patisinin birinci  çıksa da çıkmasa da "Türkiye’yi bu saatten sonra yönetemeyeceğini" belirterek, "Bundan sonra istikrarın sürmesi Erdoğan’ın siyasî alanı boşaltmasına bağlı. Kendini kurtarma telaşında iken nasıl yönetsin?" dedi.

"Erdoğan’ın seçimlerden kendisini aklayarak çıkamayacağı ortada" diyen Türköne, "Artan hırçınlığının ve pervasızlığının sebebi bu. Seçim sonrası, başbakan olarak sözü daha az tesirli olacak. Çevresinde kopmalar, dağılmalar yaşanacak" ifadelerini kullandı.

Mümtaz'er Türköne'nin Zaman gazetesinde "Başbakan, Türkiye’yi bundan sonra da yönetebilir mi?" başlığıyla yayımlanan (28 Mart 2014) yazısı şöyle:

Yakın geçmişe özlem duyanların, eski aktörlerle bu işin yürümeyeceğini anlamaları belki biraz zaman alacak; ama eninde sonunda durum anlaşılacak.

Seçim, durumu tescil etmek için altın değerinde bir fırsat. Köprünün altından çok su aktı. Dün istikrar, kristal bir küre şeklinde Erdoğan’ın elinde idi. Hepimizin gözü, kürenin dolayısıyla bu küreyi elinde tutan Erdoğan’ın elinde idi. Meğer uzun zamandır bu kürenin altını oyuyormuş. Elinde dururken çatladı, parçalanıp dağılması onun eseri olacak. Bundan sonra istikrarın sürmesi Erdoğan’ın siyasî alanı boşaltmasına bağlı. Erdoğan, Türkiye’yi bu saatten sonra yönetemez. Kendini kurtarma telaşında iken nasıl yönetsin? “Kendisi muhtac-ı himmet bir dede/nerde kaldı gayrıya himmet ede”.

Erdoğan, uhdesindeki başbakanlığı, Türkiye’yi yönetmeye değil, kendisini kurtarmaya hasrediyor. Elindeki yetkileri ne için kullandığına dikkat edin. Muhalif bir televizyon kanalı olan Kanaltürk kapatılıyor; hedefe koyduğu bir holdinge müfettişler akın ediyor. Elindeki devlet gücünü, düşman ilan ettiği kesimleri yok etmek için kullanıyor. Meseleyi bir savaş olarak görenlere soralım: İşe yarıyor mu? Bu kural tanımaz despotluk, Erdoğan’a bir çıkış yolu sağlıyor mu? Kin ve öfkeden gözü kararmış birinin, sağa sola saldırması ancak ülkeye tahribat getirir, kendisine de fayda sağlamaz. Savaş bitince geri çekileceği düşman bir ülkeyi dize getirmek için yıkım yapmıyor; nihayetinde birlikte yaşayacağı, muhtemelen muhtaç olacağı kesimleri korkutup-sindirmeye, susturmaya çalışıyor. Şikâyet edenlerin bu zulüm karşısında susup teslim olma ihtimali var mı?

Erdoğan’ın seçimlerden kendisini aklayarak çıkamayacağı ortada. Artan hırçınlığının ve pervasızlığının sebebi bu. Seçim sonrası, başbakan olarak sözü daha az tesirli olacak. Çevresinde kopmalar, dağılmalar yaşanacak. Kimse kaybedecek bir at için yarışa girmez. Kadrosu, çevresi üzerinde kontrolü azalacak. Daha da hırçınlaşacak. Hukuku çiğneyerek ona destek olanlar, kendi ikballeri ile Başbakan’ın öfkesi arasına daha fazla sıkışacak. Hukuksuzluğa ortak olanlar, hep çıkarları peşinde koşanlardan çıkar. Çıkar peşinde koşanlar ise ne zaman at değiştireceğini iyi bilirler. Aklı olanlar umutsuz bir vak’a için risk aldıklarını kavrayıp kenara çekilecek. Çıkış hiçbir istikamette yok. Sağda solda öten kuşlar çoğalacak. ‘Öten kuşlar’ dediğim, eski patronunu satarak kendini temize çıkartmaya kalkanlar. Çığ yuvarlana yuvarlana, büyüye büyüye gelecek.

Kamuoyuna intikal eden ses kayıtlarına, bir yönetme beceriksizliği olarak bakmayı deneyin. Doğrudur, ortalığa dökülenlerin çoğu devlet sırrı. Devlet sırrına sahip olamayan, her gizli sözü kayda alınan ve zamanı gelince ifşa edilen bir yönetimi kim ciddiye alır? Devlet elinizde. Neden gizli bir görüşme yapmayı bile beceremiyorsunuz? Kendi hiyerarşisi içinde kapalı devre bir iletişim bile kuramayan bir iktidar, hangi işe muktedir olur ki? Bir komplo planını icra yeteneğini bırakın, saklı tutmayı bile becerecek gücünüz, donanımınız yoksa?

MİT, devletin yatak odasının nizamından sorumlu iken, koca devlet cihazını çekip-çevirmeye kalkınca başka hangi sonuç beklenirdi? Gizli servisinizi o kadar gündemde tutup, tüketen, itibarsız hale getiren başka bir ülkenin gizli servisi değil, sizsiniz. Devletin yatak odasından, ortalığa saçılmamış kirli çamaşır kalmamışsa hata kimin?

Çok kutuplaşmış, demagojiye boğulmuş demokrasiler için ‘yönetemeyen demokrasi’ tabiri kullanılır. Bizim önümüzde, Başbakan tarafından yönetme araçları iğdiş edilmiş, inandırıcılığını ve güvenilirliğini kaybetmiş bir demokrasi sorunu duruyor. Pazar günü AK Parti’ye oy vermeyi düşünenler de dahil şu soruya vereceğiniz cevap, Türkiye’nin temel problemini gösteriyor: Başbakan 76 milyonun ne kadarını temsil ediyor? Kendisine oy vermeyeceğini düşündüklerini düşman ilan edip karşısına yerleştiren kim? Alacağı oyu, toplumun ne kadarını kendisine düşman ederek almayı başaracak?

Seçimin erken alınmış bir tek sonucu var: Erdoğan, artık bu ülkeyi yönetemez.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Tosun 3 yıl önce

Bu ülkede bunun gibi hainleri konusturana yaziklar olsun.