Mehmet Altan: IŞİD ile PKK aynı şey mi?

Harvard Üniversitesi’nde konuşan ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden, bölgedeki stratejilerini “Amerika bir kez daha Müslüman bir ülkeye dalıp saldırganlık yapamaz. Sünni bir örgüte saldırıya yine Sünniler liderlik etmeli” diye açıkladı ve bu nedenle IŞİD’le savaşmak için Sünni müttefiklere ihtiyaç duyduklarını söyledi.

Ancak bu arzularına karşın, “Suriye’deki en büyük sorunumuz, bölgedeki müttefiklerimiz” demeyi de ihmal etmedi.

Biden’a göre, “Türkiye, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Esad’ı devirmekte o kadar kararlıydılar ki Esad’a karşı savaşan her kim olursa, yüz milyonlarca dolar ve on binlerce ton silah yağdırdılar ve bir manada, Sünni-Şii vekâlet savaşını başlattılar.”

Joe Biden, gönderilen para ve silahların IŞİD gibi, Nusra Cephesi gibi aşırılıkçılara gittiğinin ortaya çıkmasıyla ilgili “böyle bir politikanın sonuçları gitgide daha görünür oluyor” tespitini de yaptı.

Doğrusu dünyada pek tersini düşünen de yok gibi gözüküyor.

                                                                        * * *

Biden’in şikâyet ettiği Türkiye, Suudi Arabistan ve BAE, kısacası Suriye’deki rejimi devirmeye kalkan ‘Sünni Blok’ ise geçen hafta ilginç bir şekilde kendi arasında kapıştı.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler toplantısında yaptığı konuşmada Mısır cumhurbaşkanını ve darbecilere verilen desteği eleştiren sözlerine Mısır’dan sonra BAE’den de tepki geldi.

BAE Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan yazılı açıklamada, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın BM’de yaptığı konuşmanın şaşkınlıkla karşılandığı belirtilerek, Erdoğan’ın Mısır’a saldırmak için BM platformunu suiistimal ettiği öne sürüldü.

Açıklamada, Erdoğan’ın Mısır hükümetini ve halkını taciz etmeyi durdurması istendi, BAE’nin aynı zamanda bölgenin güçlü ülkesi ‘Suudi Arabistan’ın sesi’ olduğuna işaret eden diplomatik çevreler ise BAE’nin Erdoğan’a yönelik bu çıkışını çok anlamlı buldular. “Bu tepki, aynı zamanda Suudi Arabistan’ın da Erdoğan’a yönelik tepkisi olarak değerlendirilmeli” dediler.

Erdoğan’ın şahsında Sünni-Müslüman dünyasının halifeliği rüyası gören siyasal iktidar, Birleşik Arap Emirlikleri ile doğrudan, Suudi Arabistan ile dolaylı olarak itişip kakışmaya başlayıp yalnızlığını biraz daha artırmayı da başardı.

                                                                         * * *

Bu yeni itiş kakışta beni en çok eğlendiren ise Dışişleri Bakanlığı’nın BAE’ye yönelik açıklamasındaki ‘dış politika’ tanımıydı.

Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada, ‘Türkiye’nin, halkların meşru taleplerini esas alan bir dış politika yürüttüğü’ ve ‘uluslararası forumlarda da bu politikasını tutarlı bir şekilde dile getirdiği’ söylenmekteydi.

Mısır’da Sisi Darbesi’ne karşı çıkıp da kendi ülkesindeki 27 Nisan askeri müdahalesini yargılamaktan kaçınan bir şark kurnazlığının nasıl ‘tutarlı’ bir politika olduğunu sormanız bile aslında yeterli, ancak ben bundan daha çok Türkiye’nin ‘demokratik ilkelere’ dayalı bir politika güttüğü iddiasına bakarak eğlendim.

BAE’ye karşı bu iddia seslendirildiği hafta Anayasa Mahkemesi, iktidarın ülkeyi karanlık bir faşizme götürmeğe çalıştığı çok karanlık yasaların önemli bir kısmını iptal etti.

Onların içindeki özellikle bir tanesi zaten bu hükümetin ‘demokrasi ve hukuk’ anlayışını çok açık bir şekilde sergiliyor. Bu siyasal iktidar, ‘mahkeme kararlarını iki yıl uygulamamak’ kabilinden bir yasa çıkarmaya kalktı.

Anayasa Mahkemesi de bozdu.

‘Mahkeme kararlarının uygulanmamasını’ yasalaştırmaya kalkan çok ürkütücü bir anlayış var iktidarda.

Şimdi Dışişleri Bakanlığı’nın kalkıp da ‘demokratik ilkelere, uluslararası hukuka ve vicdani değerlere dayalı’ politikalardan bahsetmesini ciddiye almak mümkün mü?

‘Hukuka ve vicdana dayalı politika’ söz konusu ise ‘Deniz Feneri, 17-25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet süreci, Roboski katliamının failleri ne oldu’ diye sorulmaz mı?

                                                                                    * * *

İçerde demokrasiden, hukuktan, meşruiyetten kopan, hırsızlığa, yolsuzluğa bulaşan ve zorbalığı artırarak bunların üzerinden geleceğini sanan bir siyasal anlayışın dış politikada başarılı, saydam, tutarlı olmasına imkân var mı? Tabii ki yok…

Bu Çarşamba yayımlanacak AB İlerleme Raporu’nun da tüm bu karanlık çöküşü teyit edeceğinin işaretleri veriliyor.

Avrupa Birliği Komisyonu’nun hazırladığı 80 sayfalık taslak raporda, AKP hükümetine seçimler, yargı, yolsuzlukla mücadele, hukukun üstünlüğü ve basın hürriyeti konularında ciddi uyarılar yapılıyor… AB, iktidarın yolsuzluk iddialarına yaklaşımının yargı bağımsızlığını zayıflattığını, kamu idaresinin etkinliğinde endişelere yol açtığını vurguluyor.

Hatta Türkiye’nin 1993 yılında eski sosyalist ülkelerin demokrasiye geçişini sağlayan ön şartları içeren Kopenhag kriterleriyle ilgili eksiklikleri bulunduğu söylenmekte.

                                                                    * * *

Şimdi bu yapıya, sınırın sıfır noktasında Kürtleri katletmeye kalkan eli kanlı terör örgütü IŞİD’e karşı tutarlı bir politika oluşturup oluşturamayacağını sorduklarında ortalık karışıyor.

Soru karşısında çelişkili mesajlar veriliyor.

Sınır ötesi harekât yetkisi veren tezkerenin içeriği de bu çelişkili, itici, ürkütücü, garip durumu anlatıyor. Tezkerede IŞİD adı yalnızca bir kez, ‘Suriye rejimi’ tanımlaması ise defalarca geçiyor.

Tezkere siyasal iktidarın neyi amaçladığını netleştirmiyor.

Ancak, Kürtler ve Esat rejimi de sürpriz hedeflermiş gibi duruyor.

Koalisyon IŞİD’i hedef almışken, AKP iktidarının ‘Halifelik rüyasıyla Esat rejimini devirmeyi; PKK ile müzakere ediyor gibi yapmasına rağmen Rojava’daki yönetimi yok etmeyi planladığı’ söylentisi ayyuka çıkmış durumda.

Ancak cumhurbaşkanı ve enerji bakanının ‘IŞİD ile PKK aynı şeydir’ demeleri de kuşkuları artırıyor.

Eğer PKK ile IŞİD aynı ise PKK önderi Abdullah Öcalan ile neden görüşüyorsunuz?

Ya da bu beyanlar ‘IŞİD ile de müzakere masasına otururuz’ manasına mı geliyor?

Militanları kafa keserken siz IŞİD’le ‘barış sürecini’ başlatmayı mı düşünüyorsunuz?

‘IŞİD ile PKK aynı şeydir’ ne demek? Ne anlama geliyor?

                                                                      * * *

Düne kadar Amerika, Türkiye’nin kara savaşı da dâhil IŞİD karşısında fiilen ve ağırlıklı bir şekilde yer almasını istiyordu.

Son resim bu arzuyu zayıflatmış gibi duruyor.

‘Almanya, İngiltere, Rusya, Irak, İran, Türkiye’nin sınırı aşmasına razı değil’ deniyor.

Ankara’ya güven sıfırlanmış gibi gözüküyor, o nedenle durduğu yerde durmasını daha evla kabul ediyorlar anlaşılan.

Erdoğan’ın konuştuğu BM Genel Kurul Salonu’nun boş koltukları, bu iktidara duyulan güven ve ilginin hangi düzeyde olduğunu somutlaştırmıştı zaten.

                                                                       * * *

İçerde karmakarışık bir faşizme koşan bir siyasal iktidar dışarıda doğru dürüst, saydam, demokratik, evrensel hukuka uygun bir dış politika uygulayamaz.

Müzakere için birlikte masaya oturduğu PKK ile IŞİD’in aynı şey olduğunu söyleyebilen pusulasını şaşırmış bir iktidar bu.

İlkesiz, tutarsız, hukuktan ve yargıdan ödü patlamış, Sünni liderlik hayalleri görürken daha da yalnızlaşan bir yönetim var karşımızda…

Bayramınız kutlu olsun ama bu adamların yönettiği ülkede bayram nasıl sevinçle kutlanabilir, o da ayrı bir soru…

Bu yazı gazete360.com sitesinden alınmıştır

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.