Kışanak: 90’lı yıllardaki gibi insanlara 'ya korucu ya yolcu' ol diyorlar

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Gültan Kışanak, bölgede yaşanan çatışmalar ve devam eden sokağa çıkma yasaklarına ilişkin açıklamada bulundu.

Çatışmaları “Türkiye tarihinin en ağır çatışma hali” olarak yorumlayan Kışanak, “Terör lafının arkasına gizlenmiş kocaman bir savaş var. Ve bu boyutuyla görülmez, anlaşılmazsa faturası çok ağır olacak, yarattığı travma çok derin olacak” dedi.

Evrensel gazetesinden Meltem Akyol’a açıklamalarda bulundu. Bölgede yaşanan göçler için de Kışanak, “90’lı yıllardaki gibi insanlara ‘ya korucu ya yolcu’ ol diyorlar. Yani ya silah alıp devletten yana olacaksın ya da göç edip gideceksin” ifadesini kullandı.

Bölgede yaşanan çatışmalara halkın tepki göstermesi gerektiğini söyleyen Kışanak, sözlerini şöyle sürdürdü:

 “Bu ülkede Genelkurmay Başkanı’nın bütün kuvvet komutanlarının gittiği, müdahil olduğu on binlerce askerin, özel harekât polisinin, zırhlı araçların, tankların, topların kullanıldığı büyük bir konvansiyonel savaş yaşanıyor.

“Kime karşı? Kendi yurttaşlarına karşı. Türkiye’deki herkes siyasi görüş farkını bir yere bırakıp sormalı. ‘Bunun başka bir yolu yok mu’, ‘öldürmek zorunda mısın?’ diye sormalı. ”

Sur’da, Diyarbakır’da ne oluyor?

Türkiye’nin 12. büyük şehrinde, Ortadoğu’nun politik ve kültürel merkezinde, tarihsel bir kette, 8 bin yılık kent yaşamının kesintisiz devam ettiği, dünyanın ender kentlerinden birinde, Diyarbakır’da biz aylardır bir savaş hali yaşıyoruz.

Adını çok net koymak lazım; ‘Sokağa çıkma yasağı’ ifadesi olanları yeterince anlatmıyor. Türkiye tarihinin gördüğü görebileceği en ağır çatışma halini yaşıyoruz. Tam şehrin merkezinde. Sur dediğiniz yer küçük bir kenar mahalle falan değil.

Bu kentin kalbi, bu kentin merkezi, bu kentin tarihi merkezi, kültür merkezi, yönetim merkezi. Yani Sur durunca Diyarbakır duruyor. Böyle bir kentte, böylesine önemli bir yerde 2 Aralık’tan bu yana kesintisiz bir abluka var. Sokaklarda zırhlı araçlar, tanklar toplar dolaşıyor. Darbe dönemlerinde bile, tanklar sokağa inerdi ama şöyle bir gösteriş yapar çekilirlerdi.

Hani ‘asker var’ demek için. Şimdi tanklar bizzat çatışmanın aracı halinde. Bu şehirde, şehrin merkezinde tanklar top atışı yapıyor, daha ne olsun. Yani bu anlaşılamıyor gerçekten. Biz de buradan bu feryadın, bu çığlığın Türkiye’nin vicdanına neden ulaşamadığını anlamaya çalışıyoruz. Silvan’da yaptığımız hasar tespit çalışmalarında 800 ev hasar görmüştü, Sur’da durum çok daha kötü.

‘TÜRKİYE TARİHİNİN EN AĞIR SAVAŞI’

Halk ne diyor, ne hissediyor, size ne söylüyorlar?

Zaten orada yaşayan insanların, orada yaşayan ve çıkmak zorunda olan insanların çığlığını her gün her dakika duyuyoruz. Arıyorlar, konuşuyorlar, destek istiyorlar, yardım istiyorlar, 'imdat' diyorlar.

Yani gerçekten de zaten belediyenin bulunduğu alan Sur’a birkaç yüz metre. Sürekli patlama sesleri, top atışlarının sesleri, çatışma sesleri… Her saniye yüreğinde hissederek geçiyor.

Hep karşılaştırması yapılıyor bugün yaşananların 90’lı yıllarla… Siz o dönemi de yakından biliyorsunuz. O zaman ne olmuştu, şimdi ne oluyor?

Çok açık Türkiye tarihinin en ağır çatışmasını yaşıyor. Koçgiri’den, Şeyh Sait’e, Dersim’e kadar bir dizi Kürt isyanı gerçekten büyük katliamlarla sonuçlandı, bunların her birinin tarihimizde yarattığı çok derin kırılmalar var. Kürt sorununu bu kadar katmerleşmesinde her birinin kattığı şeyler var.

İşte en son yakın tarihimizde de Diyarbakır Cezaevi ve 90’lı yılardaki köy yakmalar, faili meçhul cinayetler ve JİTEM faaliyetleri var. Bugün yaşadığımız bütün bunların hepsinden çok ağır bir tablo.

‘SİLVANDA 800 EV KULLANILMAYACAK DURUMA GELDİ’

Silvan’da da sokağa çıkma yağı ilan edilmişti ve belediye olarak yasağın ardından orada tespit ve onarım çalışmalarınız oldu. Neydi oradaki tablo?

Şu anda Cizre, Silopi, Nusaybin Sur, Silvan… 5-6 ilçemizde binlerce ev yıkıldı, binlerce… Bir değil, iki değil, beş değil, on değil. Silvan’da bizim resmi olarak yaptığımız hasar tespit çalışmaları sonucunda ortaya çıkan tablo korkunçtu.

 800 ev kullanılamayacak derecede hasar görmüştü, bunlardan 100 tanesi yıkılıp yeniden yapılması gerekecek kadar tehlike arz ediyordu, içine girilemeyecek durumdaydı. Geriye kalan 700’ünü kısmen güçlendirerek, kapı penceresini yenileyerek, duvarlarındaki kurşun izleri, tank-top izlerini tamir ederek ayağa kaldırmaya çalıştık.

Ki şu anda diğer ilçelerdeki tablo bundan çok çok daha ağır.  Yani Silvan’da 3 mahalleydi işte ve bizim yıkım sonrası yaptığımız tespiti söylüyorum, 800 hane… Geriye kalan ilçeleri siz düşünün.

‘İNSANLARIN YAŞAMI SAYI MIDIR İSTATİSTİK MİDİR’

Korkunç bir tablodan söz ediyoruz. Burada da sıklıkla dile getiriliyor, Türkiye toplumunda bir sessizlik hali var. Siz nasıl yorumluyorsunuz bunu, anlaşılmıyor mu burada yaşananlar yeterince?

Türkiye bu tabloyu görmek mi istemiyor, anlayamıyor mu, bir şaşkınlık ve şok halinde mi bilmiyorum. Gerçekten içinde yaşadığımız şey herhangi bir toplumsal gerginlik, herhangi bir lokal çatışma hali ya da işte bir yerde bir sorun var devlette sert ve yöntemsiz müdahale ediyor hali falan değil.

Genelkurmay Başkanlığı oradan hesaba kitaba gelmez rakamlar açıklayıp duruyor. İşte 60 oldu, 80 oldu… Ya bu kadar mı kolay, insanların yaşamları sayı mıdır, rakam mıdır, istatistik midir? Kimdir bunlar, adı-sanı nedir, anası babası yok mudur, bu topraklarda yaşayan bir can değil midir? Ne oluyor, kim kimi niye bu kadar pervasızca öldürüyor?

Bu soruları soramaz hale geldik, Türkiye’de o kadar soğuk, uzaktan, uzayda bir şey oluyor sanki, lokal, küçük bir yerde sorunlar oluyor falan değil.

Bu ülkede Genelkurmay Başkanı’nın bütün kuvvet komutanlarının gittiği, müdahil olduğu on binlerce askerin, özel harekat polisinin, zırhlı araçların, tankların, topların kullanıldığı büyük bir konvansiyonel savaş yaşanıyor. Kime karşı? Kendi yurttaşlarına karşı.

Yapılan bütün açıklamalar silahlı, güçler, hendek, barikat, terörist, orada halk yok şeklinde…

Kim bunlar peki? Başka bir yerden mi geldiler, uzaydan mı geldiler, uzaylılar mı bu ilçeleri istila etti? Çıksınlar açıklasınlar. Beni kişi olarak en çok zorlayan ve kaygılandıran şey bunun bu kadar sıradanlaşması, bu kadar basitleşmesi.

Yani işin bir kaç rakam ve yıllardır duyduğumuz, bütün her şeyin üzerini bir şal gibi örten ve işlerine geldiğinde kullandıkları ‘terör’ lafının arkasına gizlenmiş kocaman bir savaş var.

Ve bu boyutuyla görülmez, anlaşılmaz ve idrak edilmezse bunun faturası çok ağır olacak, yarattığı travma çok derin olacak.

‘EVİNİZDE RAHAT MISINIZ RAHAT UYUYOR MUSUNUZ’

Niye anlaşılmıyor peki, görülmüyor mu, belli merkezlere dönük operasyon olarak mı algılanıyor?

Bu konuda tabi ki dünya kadar şey söylenebilir. Türkiye’nin vicdanına seslenmek istiyorum, 78 milyonun vicdanına, tamamına. Evinizde rahat mısınız, bu haberleri rahat mı izliyorsunuz, film mi izliyorsunuz, bu bir senaryo mu, bir Hollywood filmi mi? Bu bizim yaşadığımız topraklar, bu mahalleler bizim yaşadığımız mahallelerimiz.

Buradaki insanlar bizim insanlarımız. Bunlara farklı kimlikler, adlar vererek bizim değilmiş gibi davranamazsınız. Yani insanların yaşadıkları ev başlarına yıkıldı, yıkılıyor. Binlerce ev, sadece Silvan’da 800 diyorsak, her birinde bin iki bin konut, yaşam alanı yıkıldı, yerle bir oldu. Yani hangi gerekçe ile hangi ulvi amaçlar için bu kadar insanın evi, yaşam alanı yıkılıp yerle bir edilebilir.

Yani bunun üstelik de başka bir çözümü varken niye yapmayız. Niye savaşı durduracak bir politika izlemeyiz, bence Türkiye’deki herkes siyasi görüş farkını bir yere bırakıp sormalı. Bunun başka bir yolu yok mu ya, yok mu başka bir yolu? Yıkmak zorunda mısın, yakmak zorunda mısın, öldürmek zorunda mısın? Yok mu başka bir yolu, kesinlikle var.

Nedir o yol?

Diyalog yoludur, yaşadık daha yeni. Türkiye’nin kendi yakın tarihinde yaşadığı bir realitesi var. İstenirse demek ki silahlar susabiliyor, ölümler durabiliyor, savaş durabiliyor. Bugün herkesin hükümete iktidara 'niye bunu istemiyorsun' diye sorması lazım.

Soralım niye istemiyor? Ne oldu da yeniden…

Ben burada bu kadar ölüm varken bu kadar yıkım varken uzun uzun siyasi tahliller yapmak istemiyorum, kim niye istiyor, niye istemiyor diye. Şu anda acil feryat; bu ölümler durmalı, bu yıkım durmalı.

Kentlerimiz yıkılıyor, evlerimiz yıkılıyor, binlerce insan sokaklarda kaldı, binlerce insan ölümle yüz yüze. Bu ülkenin en büyük şehirlerinde, en büyük ilçelerinde tanklar var, daha ne olsun. Daha ne konuşalım, siyaset konuşmaya gerek var mı? Kim niye istemiyor, ne için istemiyorsa istemesin. Bizi onun gerekçesi ilgilendirmez.

Bizi vatandaş olarak, insan olarak, feryat edip ‘durdurun’ demek ilgilendiriyor. Durdurun kardeşim bunu…

‘YİNE “ YA KORUCU YA YOLCU” POLİTİKASI’

Türkiye’de uzun süredir bir duygusal kopuş yaşandığı ifade ediliyor.  Suruç ve Ankara katliamlarından sonra bunu daha çok konuşulur oldu. Burada durum nedir, kopuş yaşanıyor mu sizce?

Bilmiyorum, herhalde benim ruh halim anlatıyordur. Yani vicdanlar isyan halinde. Buradan sesleri dinleye dinleye, gelen gidenle konuşa konuşa infilak etme noktasına gelmişim. Nasıl gidip evine yatıp uyuyacaksın, nasıl akşam sofrana bir kaşık yemek koyacaksın binlerce insanı evi yıkılırken? Binlerce insan çaresiz bir şekilde ya ölüm ya göçle yüz yüzeyken. 90’larda yaptılar bunu, ‘ya korucu ya yolcu’ dediler.

Yani ‘ya silah alıp devletten yana olacaksın ya da göç edip gideceksin, yakacağız evini’ dediler. Yine ‘ya ölüm ya göç’ dayatılıyor bilerce insanın yaşadığı ilçelere. Ölüm, ölüm, sokağa çıkarken herkes kelle koltukta çıkıyor.        

‘TÜRKİYE’DE SUSKUNLUK ONLARI CESARETLENDİRİYOR’

Ne yapılmalı, nasıl durur bu yıkım, nasıl durdurulur?

Türkiye toplumunun suskunluğu adamlara inanılmaz bir özgüven vermiş. Neymiş efendim silahlı militan varmış. Kardeşim silahlı militan varsa git çöz, sen niye hükümetsin, niye iktidarsın, niye devletsin, niye sorunu çözmüyorsun, gelip evimi yıkıyorsun?

İnsanlar gerçekten anlamıyorlar, herkes film seyreder gibi seyrediyor. Ya bir düşünsene o yıkılan ev senin evin olabilir. Dün ölen 11 yaşındaki çocuk senin çocuğun olabilir.

Biz Cizre’nin hikayesini bir ara verildiği için, az çok biliyoruz. Şu anda orada yaşanan hikayeleri de bilmiyoruz. Yarın herkesin insanlığından nefret edeceği kadar korkunç hikayeler çıkacak oradan.

Yetkililerle temaslarınız oluyor mu? Yaşananları nasıl izah ediyorlar?

Bu konuda bizim özel olarak bir temasımızın olmasına gerek yok. Daha önce defalarca yaptık. Belediye eş başkanları olarak da Vali ile görüşmeler yaptık. Milletvekillerimiz yaptı, şimdi STK’lar yapıyor, her gün herkes görüşüyor.

Yani en nihayetinde valinin de yerel diğer yöneticilerin de sürekli söyledikleri; ‘bu bizi de aşan bir konu.’ Biz de görüyoruz, buradaki yerel yöneticileri aşan bir konu gerçekten de. Yani en yukardan, en tepeden başbakanı, Saray’ı savaşı ne kadar büyük bir şiddetle yürüteceklerini söylüyor.

Yerel yöneticilerin tutumu olsa olsa belki travmayı bir parça hafifletmek, belki ufak tefek hani ‘bu köşeye de girin çöpü alın’ gibi falan. Ona da güçleri yetmiyor. Onun için buradaki tablo öyle yerel yöneticilerle konuşularak ortadan kaldırılabilecek bir durum değil.

‘HİÇ BİR KENTSEL HİZMET YAPMIYORUZ’

Peki nasıl yapıyorsunuz belediye hizmetlerini? Kentin tamamına yayılan bir ablukadan söz ediyoruz.

Zaten Sur’da, yasaklı bölgenin içerisinde belediyemiz var. Resmi olarak yasaklı bölgede değil ama fiili olarak yasaklı bölgede. Siz de söylediniz resmi olarak sokağa çıkma yasağının ilan edildiği alanın dışında çok geniş bir alan uzunca bir zamandır abluka altında.

Giriş çıkışlara izin verilmiyor, çok sınırlı sayıda insan ancak özel kontrollerle girebiliyor. Sur Belediyesi Eş Başkanlarımız, meclis üyelerimiz, belediyenin çalışanları her gün çantaları, üstleri aranmak koşuluyla, bin bir minnetle kendi belediyelerine çalışmaya gidiyorlar.

Biz Sur ilçemizde, Sur bölgesinde hiçbir kentsel hizmet yapamıyoruz, çöpleri dahi alamıyoruz. Bu zaman zaman değil, uzunca bir süredir böyle. Yasaklı olan bölgenin dışından ta Urfakapı’dan Dağkapı’ya kadar bütün her taraf kapalı ve yasaklı olmayan bölgede de çöpleri alamıyoruz.

Valiliği on kere arıyoruz, vali yardımcıları ‘tamam konuşacağız oradaki polislerle, güvenlik görevlileri ile gidin izin verecekler’ diyorlar. Gidiyoruz izin vermiyorlar. Hatta yer yer kötü muamele görüyor çalışanlarımız.

‘SALDIRILARI FIRSATA ÇEVİREBİLİRLER’

Bir de Sur’da kentsel dönüşüm iddiası var. Konuyu HDP Diyarbakır Milletvekili Feleknaz Uca’da Meclis’e taşıdı. Var mı böyle bir durum?

Her zaman bu tür fırsatları da değerlendirirler, affetmezler. Ama yani, burada kentsel dönüşüm var, Silvan’da da mı var, Cizre’de, Silopi’de, Nusaybin’de de mi var? Ama tabi ki buranın böyle bir özel hali vardı. Başından beri burayı insansızlaştırmak istiyorlardı.

Muhtemelen buradaki yıkımdan sonra ‘yapmayalım hadi siz paranızı alın gidin’ diyebilirler. Bunların hiçbir fırsatı kaçırmayacağı çok açık.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.