İmralı tutanakları: Çatışma sürecinin nedeni Rojava mı?

‘İmralı Notları’ Mezepotamya yayınları tarafından kitaplaştırıldı. Kitapta İmralı görüşmelerinin bazı tutanaklarına ve detaylara da yer verildi. Tutanaklara göre Suriye'nin kuzeyinde yer alan, ağırlıkla Kürtlerin yaşadığı ve PYD'nin etkin olduğu Rojava bölgesinin her iki taraf için de 'kırmızı çizgi' olarak görülüyor.

Gazeteci Amed Dicle'nin ANF'de yer alan İmralı Notları'na ilişkin yazıları devam ediyor. Dicle'nin son yazısındaki detaylarda Öcalan - KCK ve hükümet arasında Rojava konusundaki derin görüş ayrılıkları dikkat çekiyor.

Amed Dicle'nin ANF'de yer alan yazısı şöyle: 

Ocak 2013'te İmralı’da Abdullah Öcalan ile görüşmeye başlayan BDP-HDP heyetinde yer alan Sırrı Süreyya Önder, 'Gezi' direnişinden sonra heyetten çıkarıldı.

Öcalan, İmralı’da MİT Müsteşarı Hakan Fidan ile yaptığı görüşmede, Önder’in heyette olması gerektiğini belirtti. Bunun üzerine HDP heyeti dönemin Adalet Bakanı Sadullah Ergin ile görüşerek durumu değerlendirdi. Bu görüşmeden sonra Ekim 2013’te dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Önder’i davet ederek bir görüşme gerçekleştirdi. Görüşme üç saat sürdü ve Erdoğan’ın yanında sadece Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan bulunuyordu.

Bu görüşmede, 25-30 dakika 'Gezi' konuşuldu. Görüşmeden sonra Önder’in tekrar heyete dahil olması kabul edildi.

Buna göre; 9 Kasım 2013’te İmralı’ya giden BDP heyeti içerisinde yer alan Önder ile Öcalan arasında şöyle bir diyalog geçti:

Önder: Ben Başbakan'a dedim ki, "Şimdi ben heyete girersem Kandil’e de gideceğim. Siz süreç hakkında ne düşünüyorsunuz, neleri yapmayı planlıyorsunuz" diye sordum. O da bana "Cemil’e (Bayık) söyle, bana meydan okuyup durmasın" dedi.

Öcalan: (Gülerek) Türk işi kabadayılık! Cemil’i ben uyaracağım, Başbakanı da siz uyarın. Bu işler bu üslupla olmaz.

Önder: Başbakan devam etti: "Bana ne yapacağımı soruyorsun, söyleyeyim. Her şeyi yapacağım. Bir zamanı var ve bu konuda Apo ile de anlaşmışım. Tek bir kırmızıçizgim var, o da Suriye’dir. Orada Kuzey Irak benzeri bir yapılanmaya asla izin vermeyeceğim" dedi.

Öcalan: (Sinirlenerek) Sen de ona söyle: Biz de merkezi Suriye devleti içinde Kürtleri asla eritmeyeceğiz. Bu da bizim kırmızıçizgimizdir!

Aynı görüşmenin devamında Suriye ve Rojava konusu tekrar gündeme gelir. AKP’nin Rojava politikasını eleştiren Öcalan, şu değerlendirmelerde bulunur:

"Anti-Kürt ittifakı sürdürülürse savaş kaçınılmaz olur. Ben onlara da, (devlet heyetine) Suriye’de beraber ittifak yapalım, dedim. Davutoğlu iki yıl kaybettirdi. Duvar neden örülüyor; (Rojava sınırında örülen duvar) çılgın mısınız? Tel örgüler neden örülüyor? Mayınlar niye döşeniyor? Çılgın mısınız? Tek istekleri Kürtlerin orada güç olmaması. Ama Kürtler orada olmasa faşist bir rejim oluşur. Nasıl bir çılgınlıktır bu? Sen oraya tel örgü dikmek yerine sınırları kaldırmalısın. Var olanları sökmelisin. El Nusra vb. çeteleri destekleyeceğine niye bunları görmüyorlar? Davutoğlu’nun çevresinde karışık insanlar var. Suriye’de Kürtler olmazsa süper faşist bir güç oluşur."

Öcalan, neredeyse bütün görüşmelerde Rojava ve Suriye konusunda benzer değerlendirmelerde bulunur. Ve bütün bu tutanakların ışığında anlaşıldığı kadarıyla, İmralı görüşmelerinin asıl kırılma noktası Rojava konusudur. AKP hükümeti, Rojava konusunda, Öcalan’ın ifadesiyle Anti-Kürt politikasını değiştirmez. Kürt hareketi de Rojava konusunu asla pazarlık konusu yapmaz. Ve tutanaklardan da anlaşıldığı gibi Rojava her iki taraf için ‘kırmızıçizgi’ olarak kalmaya devam eder.

Öcalan, Suriye-Rojava ve Irak’taki Anti-Kürt siyaseti bir kör dövüşü olarak değerlendirir ve tek çıkış yolunun müzakere olduğunu özellikle ifade eder. Bunun için defalarca devlet tarafına çağrıda bulunur.

Öcalan, Rojava yönetimine de çeşitli mesajlar göndererek, tüm etnik, dini ve toplumsal kesimleri özerk yönetime dahil edilmesini telkin eder. Öcalan’ın özellikle ve ısrarla üzerinde durduğu bir konu ise Rojava savunma güçleridir. Öcalan, Nusra ve DAİŞ çetelerini bulundukları her yerde vurmalarını ve asla geri adım atmamalarını Rojava yönetimine iletir.

HDP Heyeti de, Ankara ve İmralı’da yaptığı görüşmelerde Rojava konusunu sürekli gündeme getirir ve bu konudaki gelişmeleri Öcalan’a aktarır. Nitekim 12 Aralık 2013’te HDP Heyeti Ankara’da MİT Müsteşarı Hakan Fidan ile bir görüşme gerçekleştirir. Bu görüşmede ele alınan bir konu da, yine Suriye-Rojava. 11 Ocak 2014’te İmralı’ya giden Heyet, görüşmenin içeriğini Öcalan’a aktarır...

İdris Baluken: Rojava konusunda olması gerekenleri tartıştık. Türkiye’nin Suriye ve Rojava politikasının çöktüğünü ifade ettik. Çetelere verilen desteğin kesilmesi ve sınır kapılarının açılması, sınır duvarları ve mayınların kaldırılması, PYD’ye düşmanlık yaklaşımından vazgeçilmesi gerektiğini ifade ettik.

Öcalan: Evet. Bu konular önemlidir. Bu konuda neler söyledi? Dışişlerinin politikalarına nasıl yaklaştı?

Baluken: Bizim görüşmeden edindiğimiz izlenime göre dış politikanın başarısızlığını onlar da kabul ediyor. Rojava konusunda dışişlerinden farklı düşündüklerini ifade etti. PYD’nin yaklaşımının yanlış olduğunu söyledi.

Aynı görüşmenin ilerleyen bölümlerinde, Rojava savunma güçlerinin çete saldırılarına karşı elde ettikleri başarılar Öcalan’a aktarılır. Öcalan, "Kutluyorum. Selamlarımı iletin. Akçakale’nin karşısındaki (Tel Abyad’ın IŞİD’in eline geçmesi) çatışmayı da anlamak istiyorum. Niçin orada YPG’nin dışında gelişiyor? Gözükmüyorlar mı, yoklar mı, anlamak istiyorum" diyor ve bir sonraki görüşme için bu konuda bilgi istiyor.

Bu görüşmeden sonra 8 Şubat 2014’te yapılan bir görüşmede HDP Heyeti, Kandil’in Rojava konusunda AKP politikasına yönelik eleştiri ve kaygılarını Öcalan’a aktarır.

HDP Heyeti adına söz alan Baluken ile Öcalan arasında şöyle bir diyalog geçer:

İdris Baluken: Hakan Fidan’la görüşmemizde Rojava konusunda, KCK’nin stratejisini tekrar gözden geçirmesini istediğini özellikle aktardı.

Öcalan: (Sinirlendi) Nasıl yani, ne diyor?

İdris Baluken: PYD’nin Esad’la birlikte hareket ettiğini, muhalefet içinde yer almadığını düşünüyorlar.

Öcalan: (Sinirlenerek) Yalan söylüyorlar. Rojava’da bir sonuç alacaksa benimle görüşme yapacaklar. Ben oraya yirmi yılımı verdim. Kimse oraları benim kadar bilemez. Esad da beni ailece tanır. Esad’la işbirliği yapan asıl onlardı. Konuşturmasınlar beni! Önce Esad 'süper kardeş'ti. Öpüşmeler, sarılmalar, eşler düzeyinde ziyaretler falan. Sonra Esad düşman oldu. Küstahlıktır bu! Karar alamıyorlar. Ben dört yıl önce Emre Taner’e önerilerimi sundum. En uygun önerileri sundum. Çok büyük yanlış karar verdiler. Saygılı olup karar versinler. Öyle kandırmaya çalışmasınlar.

Bu görüşmenin gerçekleştirilmesinden sonra HDP Heyeti Ahmet Davutoğlu ile bir görüşme yaparak Suriye ve Rojava konusunda Öcalan ile görüşmeleri gerektiğini aktarır. Bu bilgi Öcalan’a 9 Mart 2014’te aktarılır. Öcalan, bu meselelerin Davutoğlu’nu aştığını ve kendisinin de bunun farkında olduğunu söyleyerek konuyu kapatır.

Nihayetinde İmralı’da devam eden görüşmeler karşılıklı olarak bu tür diyaloglarla devam eder. Bu süreç zarfında PYD Eş Genel Başkanı Salih Müslim’in Türkiye’ye gelişi, Kobanê saldırısı, Cenevre görüşmeleri, Barzani’nin Rojava politikası defalarca değerlendirme konusu olur.

İmralı sürecinin en önemli görüşmesi 27 Şubat 2015 tarihinde gerçekleşir. Bu görüşmede zaten bir sonraki gün açıklanan Dolmabahçe Mutabakatı hazırlanır.

Görüşmede, HDP Heyeti, hükümet ve Erdoğan ile yaptıkları görüşmeleri referans göstererek, "Tayyip Bey’in ‘Rojava benim kırmızıçizgimdir’ tutumunda bir değişiklik göstermediği" Öcalan’a aktarılır.

Bunun üzerine, Kamu Güvenliği Müsteşarı Muhammed Dervişoğlu, araya girerek şöyle bir açıklamada bulunur:

KGM: Salih Müslim ile görüşüldü. İstedikleri önemli hususlar oldu. Cezire ile Afrin arasında bir koridor açılmasına katkıda bulunmamız ve kolaylaştırmamız istendi ve lojistik ihtiyaçların giderilmesine dair talepler görüşüldü. En önemlisi, irtibat noktası tesisi, yani temsilcilik. Kobanê ile Cezire arası koridor, Şenyurt-Dirbesiye kapısının açılması, STK’lara kolaylık göstermek, yüz jeneratör ve şartları değiştirecek geniş boyutlu ihtiyaçlar konuşuldu.

Öcalan bu cevaba gülerek, "Suriye ile ilgili olayın bütününe bakın isterseniz. Bu konu açıldığı için bitirelim ve diğer önemli gündemimize geçelim" diye bir yanıt verir.

Dolmabahçe Mutabakatı’nın görüşüldüğü süreçte (Şubat 2015) Şah Süleyman Türbesi'nin aktarılması için Öcalan ile görüşüldü. Öcalan, PYD’ye mesaj göndererek bu konuda yardımcı olmalarını istedi. Sırrı Süreyya Önder ‘İmralı Heyeti’ adına türbenin taşınması konusunda taraflar arasındaki görüşmeleri sağladı. Türk devleti adına bir heyet Kobanê’ye giderek YPG ile operasyonu planladı. Ve türbe taşındı. Öcalan Newroz 2015 mesajında bu operasyonu ‘Aşme ruhu’ olarak ifade etti. Öcalan, görüşmelerin başından itibaren Suriye’de ittifak ve demokratik çözüm çabasını bu cümleyle formüle etmiş oldu.

Fakat birkaç gün sonra Davutoğlu ve Erdoğan, PYD’nin, türbenin taşınmasındaki katkısını inkar etti.

Erdoğan, görüştüğü PYD’yi ‘terörist’ ilan ederek aslında HDP Heyetinin Öcalan’a yaptığı aktarımı teyit etti. Türkiye hükümeti Salih Müslim ve Öcalan ile Rojava konusunda yaptığı görüşmelerin içeriğine ilişkin tek bir adım atmadı.

Ankara’nın bu siyaseti günümüze kadar, Cerablus’un IŞİD’den alınması ve Rojava tarafının Cenevre-3 toplantısına katılmaması şeklinde devam ediyor. Ve tabii bunun Türkiye ve Kuzey Kürdistan’daki yansıması da, Kürt hareketini bastırmak amacıyla başlatılan ve halen birçok merkezde devam eden saldırılar dalgası, savaş ve yıkım oluyor.  

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.