21 Aralık 2017 Perşembe 17:38
HDP’li Yiğitalp’ten Bakan Soylu’ya: Alanya Emniyetini PKK mi kontrol ediyor?

HDP Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp, Meclis’te devam eden bütçe görüşmelerinde Antalya’nın Gazipaşa ilçesinde 15 Aralık’ta yol denetimi sırasında gözaltına alınan ve emniyet müdürlüğünde intihar ettiği ileri sürülen 19 yaşındaki Murat Araç isimli gencin ölümüne ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun “PKK yakalanan örgüt üyelerine "intihar edin" talimatı veriyor” iddiasını değerlendiren Yiğitalp, “4 gün önce Antalya Alanya'da Murat Araç yaşamını yitirdi, emniyette "intihar" dendi. Bugünün İçişleri Bakanı onun PKK tarafından intihar etmesi talimatıyla intihar ettiğini söylüyor. Fakat o çocuğun üzerinde darp var, dişi kırılmış ve otopsi raporu henüz insanların eline geçmedi. Soruyorum ben o zaman: Alanya'nın Emniyet Müdürü PKK'nin elinde midir? PKK mi orayı kontrol ediyor, PKK mi diyor "Hadi sen git buradan intihar et, ben sana bu emri veriyorum." O emniyetin orada bir görevlisi yok mu? Nasıl intihar edebiliyor? “ diye sordu.

Yiğitalp’in açıklaması şu şekilde:

15 Temmuz darbe girişimi üzerinden bir buçuk yıl geçti. 15 Temmuz darbe girişimine karşı burada 4 parti bir araya geldi ortak bir deklarasyon sundu. Burada amaçlanan, murat edilen neydi? Darbeler bu ülkeyi her zaman geriye götüren, sürekli işkence getiren, antidemokratik uygulamaları normalleştiren bir yaşam biçimi sunuyordu. Bundan kaynakladır ki herkes ortak bir ruhla darbeye karşı ortak bir deklarasyon yayınladı. 248 insan darbenin karşısına sırf darbe olmasın diye sokağa çıktı. 248 insan yaşamını yitirdi ve 2.196 kişi yaralandı. Hayatını, burası demokratik bir ülke olsun, burada insanlar özgür, eşit, yurttaşlık hukukunda bir arada yaşasın diye verdi.

'248 İNSANIN VEBALİ SİZİN BOYNUNUZDA'

Bu kadar ağır bir bedel karşılığında uygulamalara bakıyorsunuz, o 248 insanın vebali sizin boynunuzadır. 248 insan siz OHAL ilan edin diye hayatını kaybetmedi; 248 insan Türkiye'nin bir tarafında sıkıyönetim, bir tarafında da OHAL ilan edin diye de hayatını vermedi; cezaevlerine askeri düzen getirin diye de hayatını vermedi; yolsuzluk, talan ve vurgun yapın diye de hayatını vermedi. Bu ülkenin huzur ve barış içinde yaşaması için verdi. Ama bu işin mimarları ve aktörleri o insanların hayatını kaybettiğini söylerken ne için kaybettiğini söylemek konusunda hep imtina ediyor.

Bu insanlara sizin borcunuz var, bu Meclisin de borcu var. Başta hükümetin borcu var. Sokağa çıkma yasaklarına, JÖH'lerin, PÖH'lere, Kürdistan’da, Cizre'de, Şırnak'ta yatak odalarında ırkçı, cinsiyetçi, küfür dolu sözlerine karşı bu Meclis tutum almadığı için darbe mekaniği devreye girdi.

CEZAEVLERİNDE YAŞANAN HAK İHLALLERİ

Bunlar neden yapıldı? Çünkü bu ülke 12 Eylül 1980'i yaşadı; 1960'ları yaşadı, 1970'leri yaşadı, 1993'ü yaşadı, e-muhtıraları yaşadı, 2000'leri yaşadı, halen hafızamızda canlı canlı tarihler duruyor. Bakın, 5 No’lu Cezaevi var, şu anda Diyarbakır 5 No’lu Cezaevi üzerinden bir komisyon kuruldu, o komisyona gelen insanlar cezaevinde neler yaşadığını satır satır anlatıyor.

'600'DEN FAZLA ÇOCUK, BEBEK ANNESİYLE CEZAEVİNDE'

Çoğu zaman duygulanarak anlatıyor çünkü 1980 cezaevi Türkiye tarihinin en kara dönemlerinden biridir. Şimdi, o uygulamaların hepsi neredeyse bütün Türkiye cezaevlerine sirayet etmiş durumda. Biz bugün burada 5 no’lu cezaevinin neden böyle olduğunu konuşuyoruz ama yanı başımızdaki bütün cezaevleri neredeyse bu uygulamalarla yüz yüze. Orada binlerce, yüz binlerce insan tutuklanmış durumda. 600'den fazla çocuk, bebek annesiyle cezaevinde. Bu nasıl bir utanmazlıktır, bu nasıl bir garabettir? Bebekler gözlerini cezaevlerinde açıyor, hamileler cezaevinde. İnsanlar doğum yaparken kapıda asker, polis bekliyor.

15 Temmuz darbe girişimine karşı insanlar hayatını siz böyle bir yaşam kurgulayın diye, böyle bir iktidar inşa edin diye de vermedi.

'ALANYA EMNİYETİNİ PKK Mİ KONTROL EDİYOR?'

4 gün önce Antalya Alanya'da Murat Araç yaşamını yitirdi, emniyette "intihar" dendi. Bugünün İçişleri Bakanı onun PKK tarafından intihar etmesi talimatıyla intihar ettiğini söylüyor. Fakat o çocuğun üzerinde darp var, dişi kırılmış ve otopsi raporu henüz insanların eline geçmedi. Soruyorum ben o zaman: Alanya'nın Emniyet Müdürü PKK'nin elinde midir? PKK mi orayı kontrol ediyor, PKK mi diyor "Hadi sen git buradan intihar et, ben sana bu emri veriyorum." O emniyetin orada bir görevlisi yok mu? Nasıl intihar edebiliyor? Bu da ve bu vebal de sizin üzerinizde.

"İnsanı yaşat ki devlet yaşasın" diyorsunuz, kim kaldı hayatta, kim kalacak hayatta yani? Size biat ve itaat edenlerin dışındaki insanların hayatta kalma, yaşama, demokratik bir zeminde yaşama hakkı yok mu, barış içinde yaşama hakkı yok mu? Ama bu uygulamalarınız ve bu haliniz ve bu mevcut durumuyla bütçenin gelmiş olması bu ülkenin son derece karanlık, utanç verici bir dönemde olduğunu tekrar hatırlatırım. Bakın, İnsan Haklarını İnceleme Komisyonuna hak ve ihlallerine ilişkin 1.559 kişi dilekçe vermiş. Bu dilekçelerden keyfî tutum ve işkence konulu 485 dilekçeyle resmî olarak başvuru yapılmış ama bir sonuç alınamamış.

'CEZAEVİ YAPIMINI MÜJDE DİYE SUNUYORSUNUZ'

Türkiye'de 24 binin üzerinde kapasite fazlası tutuklu ve hükümlü bulunuyor, Türkiye'de bulunan toplam 384 cezaevinin kapasitesi 207.339 iken şu anda cezaevinde 232.134 tutuklu ve hükümlü var. Üstelik bu rakamlar OHAL sonrası uygulanan kısmi affa rağmen hâlen de bu kadar yüksek. Adalet Bakanı müjde verdi bize, bu kadar hukuksuzluğu görmezden gelip başka şekilde söylüyor, diyor ki: "Biz 2018 yılında da ayrıca 38 tane cezaevi yapacağız." Bu kadar insan niye cezaevinde? Bunlara yargı mekanizmasını hızlandıralım demesi gerekirken 38 tane daha cezaevi yapalım diyecek bir bakış açısıyla böyle vaatlerde bulunuyor. Şu anda barış akademisyenleri mahkemelerde ifade veriyor. O aydınlar, o bilim insanları bilim üretmesi gerekirken ihraç edildiler.

'DEVLETİ DEVLET YAPAN HUKUKTUR'

HDP üzerinden, gece gündüz, 7/24 fikir beyan edenler, sözünü, siyasetini yargılayanlar bunca ağır sorunları görmezden gelip her gün ve her gün, neden bu darbe mekanizmasının sivil darbeye dönüştüğünü oturup tartışacak düzeyde bir cesarete sahip değiller. Devleti devlet yapan hukuktur. Eğer hukuktan vazgeçerseniz herkes kendine göre bir hukuk belirler ve bir çete rejimi geliştirir ve her tarafta mafyatik örgütler kendine göre bir sistem oluşturur. Sokakta öldürme çağrılarında bulunur, bir gün oradan söyler, bir gün buradan söyler, televizyondan söyler ve herkes kendine göre bir adalet mekanizması yaratır ki devlet de burada kendi hukukundan vazgeçmiş anlamına gelir. Bunun, dolayısıyla bu oluşacak sokaktaki kadın cinayetlerinden tutun iş cinayetlerine kadar bu hukuksuz zeminin de sorumlusu başta AKP Hükümetidir.

'BU BÜTÇEYİ TAYBET ANA’NIN CENAZESİNİ 7 GÜN SOKAKTA BEKLETENLER YAPIYOR'

Karanlık bir dönemden geçiyoruz, OHAL döneminden geçiyoruz, KHK'lar üzerinden geçiyoruz ve bu ortamda, bu koşullarda bu kadar ağır ihlallerin olduğu bir yerde, bu zihinsel yapı, bu mantık bütçe getirdi buraya. Bunun bütçesini oyluyoruz burada, bunun bütçesini tartışıyoruz. Bu bütçeye sahip olanların, bu bütçeyi verenlerin Meclis’teki üyeleri zamanında Taybet İnan'ın yedi gün sokakta cenazesinin yerde yattığını görüp sessiz kalanların da sorumlusu olduğunu hatırlatarak bir şey söylemek istiyorum: Bakın, Taybet İnan'ın çocuğu şöyle bir cümle kurmuş: "Annem, tam tamına yedi gün sokakta kaldı. Hiç birimiz uyumadık, köpekler gelir, kuşlar konar diye. O orada yattı, biz 150 metre ileride öldük." O gün bu ülkenin vicdanları öldü. Yedi gün orada cenazesini izleyip sessiz kalanlar bu insanlık ayıbından, bu utançtan hiçbir zaman ve hiçbir zaman asla ve asla kurtulamayacaktır. O cenazeyi izleyenlerin de, o cenazeyi yaşatanların da, o katliamları yapanların zihinsel yapısı ve cezasızlık, kuralsızlık bugün o bütçeyi yapıyor.

Bu yollar, bu yöntemlerle siz her gün ama her gün dağın yolunu açıyorsunuz. O Taybet Ana’ya yapmış olduklarınız, Karadeniz'deki Havva ananın "Devlet benim" dediği halde oradaki talana karşı sessizliğiniz dağın yolunu açmaktan başka hiçbir yola gitmiyor. Bu yol, yol değildir. Bir an önce antidemokratik uygulamadan vazgeçip bu ülkede eşit, ortak ve bir arada yaşamanın zeminini yaratmak gerekmektedir. Bu da hepimizin sorumluluğundadır.

Demokrat Haber/Ankara

Son Güncelleme: 22.12.2017 09:05
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Yorumlardan doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderene aittir.