HDP'ye Oy Vermeye Eli Gitmeyenlere

Baybora Atav / bayboraatav@hotmail.com

Kaygılarını, korkularını biliyorum, anlamaya çalışıyorum, ama bize anlatılan hikayeler hep avcının hikayeleriydi, şimdi ise ceylanların, aslanların, balıkların hikayesini dinleyelim. Çoğunlukla denk geldiğim sorulara elimden geldiğince konuşma dilinde basitleştirerek yanıt vermeye çalıştım.

“Beni tam olarak temsil eden bir parti yok”

Ben aslında Liberter fikirlere yakın bir insanım. Yani insanın insanı yönetmediği, insanın insanı sömürmediği bir dünyaya parlamenter sistem ile ulaşılabileceğini düşünmüyorum. Ancak parlamento mücadelesinin de önemsiz olduğunu düşünecek kadar da dünya gerçeklerinden kopmadım. İspanya iç Savaşı’nda Anarşistlerin hükümette 2 bakanı vardı. Genel felsefeleri ile çatışsa da,  o dönemde Faşist Franko’nun ordusuna karşı mücadele etmek için böyle bir duruma ihtiyaçtan tabi oldular. Türkiye’ye baktığımızda da benzer bir iç savaş eşiğinde olduğumuzu ve olağanüstü bir durum yaşandığını görmemek zor. Bu yüzden bazı temel ilkeleri  paranteze almak  gerektiğini düşünüyorum. Parlamento’nun özgürlüğe giden yolda diğer araçlardan biri olduğunu düşünerek  onu yüceleştirmemek gerek. Yani aslında toplumsal tüm kurumların insanın mutluluğu için var olduğu iddia edilir.

Ancak devlet mekanizmasına yaklaştıkça bunlar çürümeye başlar ve amaçladıklarından farklı görünür. İşte bu düşünüş “beni tam olarak temsil eden bir parti yok” sorunsalına bir merhem oluyor. Yani sen parlamenter sistemi bir yandan ciddiye alıp bir yandan da fetişleştirmediğinde mükemmeli arama derdinden kurtuluyorsun. Böylece olasılıkların en iyisini seçmek daha kolaylaşıyor. İşte “AKP’nin önü tıkansın diye bir partiye oy vermek vicdanımı yoklamama neden oluyor” denilen sorunsal da aynı mantık ile bertaraf edilebilir.  Zaten seni temsil edecek parti yoksa en azından AKP’nin önünü tıkamak ve her şeyin boka sarmasını engellemek adına daha araçsalcı düşünülebilir. Ayrıca HDP öncelikle iktidarı değil, farklılıkların kendini ifadesinin yollarını açmayı hedefliyor. Bu nedenle onların zaten parlamentoya çıkmalarının dışında toplumu kökten dönüştürecek bir güçleri kısa vadede olmayacak; Ancak Türklerin desteği daha da büyürse bu mümkün olabilir.  CHP’ye oy vererek bir şey değişmeyeceğini anlayan biri sırf bu nedenle bile HDP’ye oy verebilir. Kaldı ki seçim beyannamesini incelemeden, adayları, Demirtaş’ı dinlemeden parti programını okumadan, HDP’nin bileşenleri hakkında bilgi sahibi olmadan  “beni temsil eden bir parti yok” cümlesini kurmamak gerek. Aşağıda ayrıntılandıracağım gibi belki de bu temsiliyet  tamamen imkansız değil.

“Solcu mu onlar”

Ancak burada bitmiyor tabi. HDP’nin Türkiye’ye katacağı şeyler sadece AKP’nin önünün kapanması değil. HDP şu zamana kadar Türkiye tarihinin en ilerici seçim beyannamesini hazırladı. İnsan haklarından, sendikal haklara, kadın haklarından eşcinsel haklara, çocuk haklarından hayvan haklarına kadar inanılmaz derecede sağlam bir beyanname bu.  Emek ve sosyalist mücadelenin bir çok simge ismi bu seçimde aday gösterildi bunların isimleri bile bu soruyu geçersiz kılmakta. HDP’nin bileşenlerinin tamamı on yıllardır bu ülkede “sol” geleneği oluşturan,  Emek ve demokrasi mücadelesini yürüten en  büyük damarlardan biri. Bu nedenle bu minvalde cevabı uzatmak tekrar olur ama beyannameden sadece iki örnek vereyim; hangi parti çocuk cezaevleri gibi insanlık dışı bir kavramı toptan kaldırmaya cesaret edebilir. “Çocuk cezaevleri” kaldırılsın demek büyük yürek ister. İkinci olarak hayvan haklarını düşünün. CHP’nin beyannamesinde hayvan kelimesi 2-3 kere geçiyor ve hepsi de tarımla ilgili ve –sal eki ile kullanılmış (hayvansal).  Bir de eşcinsel hakları tabi ki. HDP’nin ve bileşenlerinin on yıllardır sürdürdüğü mücadele olmasaydı CHP, LGBT kelimesini siyasi arenada asla ağzına almazdı. Kadın haklarına  değinmek ise başlı başına bir kitap konusu olabilir. 10-15 senede ülkenin en feodal bölgesinde kadın hakları konusunda gelinen nokta devrim niteliğinde. Bir partinin adaylarının yarısının kadın olması, eş başkanlık sistemi, kadına yönelik şiddete tavizsizlik vs. Bu coğrafyanın Ortadoğu çölünde açmış bir güle dönüşmeye başladığının kanıtı. IŞİD ve radikal İslamcılara karşı çok büyük bir aşı bu.

“Gezi’de yoktular”

Şimdi bu gökkuşağı renklerini biz nerede gördük hemen yanıtını vereyim. Gezi… Yani toplumun tüm etnisitelerini, ezilenlerini, ötekileştirilenlerini birleştirdi Gezi. Ve işte buradan yola çıkarsak, Demirtaş’ın o çarpıtılan sözlerini yeniden yorumlamak gerekir. Öncelikle Selahattin Demirtaş asla “AKP ye hak verdiklerini ve bunun bir darbe girişimi olduğunu” söylemedi. Bunun yanından bile geçmedi.  Dediği tek cümle şuydu: “Gezi'de askeri darbe isteyenlerle aramıza mesafe  koyduk” Ulusalcı kesimler hemen bunu ahlaksızca çarpıtarak malzeme yaptı. Bu söze haksız yere yapıştırılan yorumlar bu sözün önüne geçti ve gerçek sanıldı. Kaldı ki aynı dönemde Demirtaş’ın geziyi desteklediğine ilişkin birçok açıklaması oldu. Bu cümleyi analiz edersek gezinin özgürlükçü havası zaten bu kesimlerin birçok denemesini boşa çıkardı. HEPAR ve İşçi Partisi gibi gerici örgütler gezide militarist sloganlar atmaya çalışsalar da tutunamadılar. Kaldı ki sonraki gezi eylemlerinin hiç birisinde olmadıkları gibi, 1 Mayıs’tan Berkin eylemlerine kadar, bu kesimler sokağa inenleri bırakın darbeciliği “teröristlik” ile suçladılar. Olayın bir boyutu daha var. 

HDP o dönem  parti olarak yoktu; Ancak HDP’nin ana bileşenlerinden olan BDP gezide gerek Ankara’da gerekse İstanbul ve İzmir’de en önde mücadele etti. Ayrıca HDP, BDP’yi içerdiği gibi BDP’den çok daha fazlasıdır. 5 tane sosyalist partinin bizzat içinde olduğu, çok sayıda sivil toplum örgütünün desteklediği bir oluşum bu.  Yani HDP’yi sadece Kürt hareketi ile sınırlamak ya bilgisizliktir, ya da kötü niyettir. Evet, BDP Haziran direnişi sırasında tüm gücüyle alanlarda olmadı. Bunun bazı nedenleri vardı. Barış sürecine ilişkin bir temkinlilikti. Ancak “yoktular” demek gerçeği yok saymaktır. Polis saldırısında Türk bayraklı genç kızı kurtaran BDP bayraklı adam değil miydi? Kaldı ki HDP’nin içindeki bileşenlerden SDP, Emek partisi, SYKP vb. gezi eylemlerinin en önündeydi. SDP bizzat gezi davalarında en çok gözaltı ve tutuklamaya maruz kalmış siyasi oluşumdur. Bunun dışında HDP’nin içinde olmayan ama seçimlerde desteğini açıklayan Halkevleri, gezinin en çok direnen birkaç örgütünden biriydi. Halkevleri HDP’nin gezi tavrı senin dediğin gibi olsa hiç destek verir mi ? Velhasıl “Demirtaş o sözü demedi, tam tersi geziyi destekledi ve HDP tüm bileşenleri ile oradaydı” nokta…  Sırrı Süreyya Önder hangi kepçenin önünde atmıştı kendisini? Gaz bombası isabet edip ambulans ile hastaneye kaldırılan Kahtalı Mıçı değildi herhalde  :)

“Vicdanım el vermiyor”

“Vicdanım el vermiyor” şeklinde dile getirilen temel kaygı da “terör ilişkisi” iddiası ile ilişkili… Terör korku ve dehşet yaratarak toplumda korku ve paniğin egemen olmasına yönelik bir 19 yy. yöntemidir ve çoğunlukla halk desteğini çok fazla arkasına almamış radikal örgütlere has bir yöntemdir. Hedef gözetmez, sivilleri de hedef alır. Ancak bu kelime egemenler tarafından genellikle kendilerine tehdit olarak gördükleri yapılara yakıştırılır. PKK ister doğru bul ister yanlış, bir ulusal gerilla örgütü olarak doğdu ve uzun yıllar askeri amaçlar taşıdı. Ama 90lı yıllarda öyle kirli bir savaşa tanıklık ettik; ki birçok savaş suçu işlendi. Ama PKK’nın içindeki bazı kesimlerin yaptığı -ya da yaptığı iddia edilen- eylemler devletin yaptıkları  ile karşılaştırılamaz bile. (çok daha sonra ortaya çıkan ve PKK’ye yüklenmiş birçok katliamın bizzat Jitem ve kontrgerilla eliyle işlendiği ortaya çıktı.) Yakın zamanda eski İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin “ "Serap Eser'i öldüren molotof kokteylini atan MİT'çiydi "  açıklamasını yaptı.(aslında birçok iddia Melih gökçek’in çadırın içinde nükleer  bomba yapıyorlar tweeti kadar saçmaydı. Ancak o dönemlerde internet olmadığından buna karşı etkili bir enformasyon akışı olmadı. Hatta orada  bizzat devletin yaptığı katlimalar bu nedenle Batı’da duyulmadı bile) Sadece bu bile durumu özetliyor. PKK bir dönem sivillere karşı eylem yapmadı demek tarihi çarpıtma olur tabi ki; bununla da yüzleşmek gerekir, ve yüzleşiyorlar da…  Ancak bu eylemler merkezi bir politika olarak güdülmedi. Bunların çoğunu da daha sonra eleştirdiler. 1. ve 2. Dünya savaşında Almanlar, İngilizler, Fransızlar tarihin en alçakça savaşlarını yaptılar.

Ama şimdi bunların hepsi tarihte kaldı. Neredeyse sınırlar kalktı. Kurtuluş savaşından 6-7 sene sonra Atatürk ile Venizelos birlikte rakı içtiler. 1950’lere kadar, bu halklar arasında hiçbir sorun yaşanmadı. Eğer bu düşmanlıklar sürdürülseydi nasıl bir dünyada yaşardık bir düşünün. Tarihte kendimizin yaptıkları ile yüzleşmek, karşındakinin yaptığında da patolojik olarak saplanmamak ve geride bırakmak gerekir.  Yüzleşmeyi de içeren bir unutma olmadan yeni bir yaşam kurulamaz. Barış için yapmamız gereken de bu yüzleşme ve affetmedir. Hakikat komisyonu talebi de zaten budur. Ancak ortada kirli bir savaş vardı ve devletin savaş suçları inanılmaz derecede fazlaydı. Sadece 90lı yıllarda 5000 faili meçhul cinayet işlendi. Bunun dışında on binlerce, hatta belki de yüz binlerce işkence, kötü muamele, adam kaçırma vakası yaşandı Güneydoğu’da. Ve devlet bunların bir kısmını Jitem ve kontrgerilla ile gerçekleştirirken, bir kısmını da bizzat kendi kurduğu Hizbullah örgütü vasıtasıyla gerçekleştirdi. Batman’da mesela, Hizbullahçılar ellerinde satırlarla yüzlerce kişiyi sabah akşam demeden sokakta kesti ve bunların hiç biri ceza almadı. Çünkü devlet bunları bizzat finanse etti ve destekledi.

Nasıl şimdi IŞİD ve benzer cihatçı örgütleri destekliyorlarsa. 2 milyon insan köyleri  (binlerce köy düşünebiliyor musun ) yakıldığı için kentlere kasabalara göç ettirildi, tarlalarını hayvanlarını koruculara bırakıp gittiler ve korucular da bu mallara mülklere çöktü. 1992 yılına kadar Kürtlerin dillerini konuşması yasaktı. Diyarbakır Cezaevi’nde bırakın eline silah almış olanları ya da PKK kökenlileri, Ahmet Türk gibi CHP milletvekilleri bile bin bir işkenceye tabi tutuldular. 12 Eylül en çok Kürtleri vurdu. Diyarbakır Cezaevi dünyanın en kötü 10 cezaevi sıralamasına girmişti. Dışkı yedirmeden, bin bir türlü işkenceye kadar yapılan insanlık dışı uygulamalar ile sıradan Kürt solcularını bile çileden çıkardılar ve bugünlere geldik… Bizim 3 hafta gezide yaşadığımın 10 katını 20 sene boyunca Kürtler yaşadı. Sadece 2 dk https://www.youtube.com/watch?V=h7kcycrnciı şu videoyu izleyin.. Bunu her gün yaşadılar. Biz de gezide defalarca bu “aynılık ve benzerlik” üzerine düşünmedik mi? Binlerce yıllık bayramlarında 10 kişi bir araya gelemediler. Sorarım sana sen olsan ne yapardın?  

Olayın “terör” boyutu bu…  Yani olayın arka planını anlamadan yapılacak kestirme yorumlar ile olayın mahiyetini anlayamayız. Şimdi  bunca yaşananlardan sonra durum ne, ona bakalım… Kürtler legal ya da illegal mücadelelerinin sonunda birçok kazanım elde ettiler. (Ettiler diyorum çünkü bunlar onlara verilmedi. Mücadele etmeselerdi asla bu noktaya gelmezdi) Ancak şimdi gerek dağdakiler gerekse devlet bu işten yoruldu. Yani silah vs ile bu işin nihayet eremeyeceğini her iki kesim de anladı. Ancak bir sorun vardı. 20 senedir “terörist” denilen kesimle nasıl anlaşılacaktı. Nasıl bu insanlar silah bırakacaklardı. İşte “Çözüm Süreci” denilen süreç böyle başladı. “Sözcü”  kafasının en anlayamadığı şey şu: AKP ile HDP değil, devlet ile silahlı Kürt Hareketi müzakere ediyor. HDP barış sürecinin aktörlerinden biri olduğu için silahların bırakılması için elinden geleni yapıyor.  Çünkü bu bir siyasi strateji değil çıkmaz sokaktan kurtulmak için zorunluluk… Şu koşullarda CHP iktidar olursa bu süreç devam etmek zorunda, başka çare yok. Tabi ki AKP bunu kendi çıkarı için manipüle etmeye çalışıyor, ama bu gerçeği ve zorunluluğu değiştirmez. Olayın "Çözüm Süreci” boyutu da bu. Bunları görmeden, anlamadan, düşünmeden hareket edersek “elin varmaz” tabi. Ama perdenin arkasını gördüğünde işler değişir. Milliyetçi hezeyanlar kendinden farklı olanın hakları için mücadele etmesini kaldıramaz. Derler ki “otursunlar oturdukları yerde”. Eylem yaparlar “çapulcu” olurlar, mücadele ederler “terörist” olurlar. Tekrar tekrar soruyorum, sen 90’lı yıllarda bunca zulmün içinde doğsan ne yapardın? Ama artık eskisine göre kazanımlar olduğundan bazı gelişmeler ile bu süreç tarihin çöplüğüne atılabilir. Bu nasıl olur? Daha fazla demokrasi ile olur. Kürtlerin talepleri ayrılmak değil ki. İsteseler ayrılırlar ve kimse de bu süreci değiştiremez. Ama biliyorlar ki bu kendileri için de devlet için de iyi olamaz; herkes zararlı çıkar. Ülkenin her yanında Kürt nüfus var artık ve iç içe geçmiş halkların ayrılması çok zor. Ama daha fazla demokrasiyle onların haklarını vererek bu çıkmazdan kurtulunabilir. Bu demokrasi aynı zamanda yerel yönetimlerin daha özerk olması talebini de içeriyor, İşte o zaman, nasıl Kuzey İrlandalı Parlamenterler İngiliz parlamentosunda haklarını savunuyorsa, Kürtler de kendilerine terörist yaftası yapıştırılmadan haklarını savunabilecekler. Dünyaya bakarsan bu eninde sonunda bir nihayete ulaşır. Nasıl IRA'ya artık İngiltere’de bambaşka bir gözle bakılıyorsa ve tarihin yapraklarında geçmiş olarak yerini aldıysa IRA, 10 sene sonra PKK de öyle tarih olacak. Ama yeter ki Kürtlere demokratik alanda söz söyleme hakkı tanınsın. 

Savaş sürecinde halklar birbirinden kopmaya başladı. Yeni kuşaklar daha da uzaklaşıyor. Bu sürecin yani silahların susması için Kürtlerin kendilerini parlamentoda temsil etmeleri gerek. Yoksa bunun sonu savaş ve ayrılıktır.  Ön yargılar, geçmişte yapılan yanlışlar,  nefret politikaları bunlar birleştirmek yerine ayırır. Burada bölücülüğü “barış içinde birlikte yaşayalım” diyen Kürtler değil, onları dışlayan ötekileştiren, parlamentoya sokmamak için çabalayanlar yapıyor. Barajı geçemezlerse parlamentoda kendilerini ifade edemeyen Kürt siyasetçiler sine-i millete dönerler. 1 seneye kalmaz bağımsız Kürdistan kurulur. Bunu Çin ordusu olsa engelleyemez. Ama bu süreçte çok kan akar ve bu tüm Anadolu coğrafyasına yıkım getirir. Suriye’nin 4 sene önceki halini gördüm, insanlarını, binalarını, pazarlarını, sokaklarını… Şimdi ne insan kaldı, ne bina. Yani ben HDP’ye her şeyden önce barış için oy vereceğim. Bu bir tehdidin sonucu değil, tam tersi Demirtaş defalarca barajı geçemezlerse şiddete izin vermeyeceğini, şiddete yol açabilecek bir eylemlilikten ziyade barışçıl pasif direniş ile barajın düşürülmesi için çalışacaklarını söyledi. Ancak HDP parlamentoya giremese Demirtaş’ın tüm çabaları kifayetsiz kaldır.  Şiddetin dilinin devreye girmesiyle Demirtaş yerine yeni aktörler çıkar.  Bu seçim sürecinde 120 saldırı yapıldı HDP bürolarına. Bombalarla, silahlarla, sopalarla, taşlarla...  Hükümetten ise iftiralar üstüne iftiralar… Sabır taşı olsa çatlardı. Demirtaş’ın kullandığı barış dili olmasa büyük bir kaos yaşanırdı.

“PKK’lı mı onlar”

Bu ön önyargıyı atlattıksa sıra geldi HDP’ye…  Bu kadar önyargıların olduğu yerde “PKK’nın siyasi kanadı” vb. gibi yaftalar da çok kötü niyetli. Demirtaş defalarca PKK ile organik bir bağ olmadığınının, yapısal olarak da bunun mümkün olmadığının altını çizdi. Bunu yaparken de IRA ile Sinn Fein’den örnek verdi. İrlanda örneğinin bu bağlamda Türkiye’den çok farklı olduğunu vurguladı. Genel olarak Kürt coğrafyasında İslamcılar haricinde PKK’ye karşı bir sempati ve saygı var. Bunu yargılasan da bu böyle… Artık sosyal bir olgu olan bu durumun tersine dönmesinin imkânsız olmasını idrak etmek gerek. Ancak bu sempati ne organik bağı kanıtlar ne de PKK’nin HDP’yi etki altında bırakabileceği anlamına gelir. Tam tersi onca zulme rağmen eline silah alıp dağa çıkmamayı,  sivil alanda ve parlamentoda mücadele etmeyi seçmişse kişi, bu ciddi bir siyasi farklılığın da göstergesidir. HDP’nin bazı fikirlerinin PKK ile benzerlik taşıması da bir bağ olduğunun kanıtı olamaz. Çünkü teoride farklılıkların olması gibi benzerliklerin olması da aynı toplumsal  sorunlar yaşanmasından kaynaklı. Eğer bir coğrafyada 30 küsur senedir bir savaş varsa ve birileri “barış istiyoruz “diyor ve dağdaki de buna katılıyorsa bundan doğal ne olabilir.  O zaman onlar barış istedi diye ağzımıza barış sözünü almayalım; olur mu öyle şey..  tam tersi bu bir ileri adımdır.

“AKP ile işbirliği yapacaklar”

Özellikle tekrar vurgulamalı: HDP bir ittifak, bir birlik…  Nasıl Sırrı Süreyya, Ertuğrul Kürkçü, Kürt hareketinden gelmiyorsa, bu seçimde onlarca isim, BDP kökenliler dışında seçilebilecek yerlerden aday gösterildi. Yani HDP barajı geçerse ortalama olarak milletvekili dağılımı şöyle olacak. 60 milletvekili çıkarmaları durumunda örneğin, 30- 35'inin Kürt hareketinden gelmesi muhtemel. En az  20-25’i sosyalist hareketten gelecektir.(Yani Sırrı Süreyya, Ertuğrul Kürkçü gibi isimleri daha çok göreceğiz mecliste) Geri kalan 10-15 milletvekili de feminist hareketten, LGBT’den,  Alevilerden vb. olacak. 2-3 tane de bölgenin dinsel yapısı icabı İslamcı hareketten olacaktır. Altan Tan’ı sevmeyebilirsin  ama dışlayıcı bir dili olmadığı gibi sözünü sakınmayan biri;  Hüda Kaya ise  ezilen kesimlere karşı hiç ön yargısı olmayan  ve empati kurmaya çalışan bir kadın. Şimdi 30-35 tane Kürt hareketinden gelen var dedik ya onları da bir analiz edelim.  10-15 tanesi muhtemelen bölgenin yapısından dolayı biraz daha “Kürt milliyetçisi” olarak itham edilebilecek tabandan gelecektir ki bu normaldir. Diğer 20-25 tanesi zaten Selahattin Demirtaş, Ahmet Türk, Hasip Kaplan (son ikisi bu dönem yok ama tahayyülü kolaylaştırsın diye yazdım)  gibi barışçıl ve sosyal demokrat bir kesimden olacak. Barış için zaten bu kesime o kadar ihtiyaç var ki… Bu isimler parlamentoya girmez ise şiddetin dili öne çıkacaktır. İşte o zaman Demirtaş’ı mumla arayacağız. Selahattin Demirtaşlar kaybederse Türkiye kaybeder. Velhasıl ne oldu şimdi sonuç? 60 milletvekilinin en az 40 - 45’i  belki daha fazlası meclis ortalamasını kat ve kat aşan isimler olacaktır.  Şimdi böyle bir meclis aritmetiğinde koalisyon ya da bir destek için AKP HDP'nin kapısını çalar mı? Çalmaz, çalamaz… Ayrıca bu aritmetikte hadi BDP kökenli kesim AKP’ye destek vermeye karar verdi. Onca sosyalist vekil buna evet der mi sanıyorsun. Yani senin yapabileceğin en kötü senaryoda bile HDP’nin vekillerinin en az yarısı böyle bir duruma kazan kaldırır. Açık ki AKP’nin kapısını çalacağı son parti HDP olacaktır. AKP gerek taban gerek zihniyet açısından ilk MHP'nin kapısını çalacak.

Çünkü aynı seçmen kitlesine hitap ediyorlar, bezer milliyetçi- muhafazakar ideolojiye sahipler ve  aynı acımasız serbest piyasa sistemini savunuyorlar. Kaldı ki MHP’liler dünden razılar koalisyona. Birincisi MHP devletin bekasını öne sürerek koalisyona hayır demez. Hadi MHP olmadı diyelim,  Kılıçdaroğlu’na bir programda sordular “AKP ile koalisyon yapar mısınız” diye; asla hayır demedi. Çünkü sen parlamenter bir sistemde meclisi hedefliyorsan asla koalisyon ihtimalini dışlamazsın. CHP de koalisyon yapabilir. MHP İmralı sürecini engellemek için koalisyona girdik bahanesi öne sürerken, CHP de “AKP'nin anti-demokratik yasaları uygulamalarını engellemek için koalisyona gireceğiz” diyecektir. Son olarak zaten MHP adaylarından ikisi koalisyon yapacağız diye açıklama yaptı. Hatta Saffet Sancaklı “ben de spor bakanı olacağım” dedi. HDP’ye gelirsek. HDP'nin seçim beyannamesini okuduysan AKP’ninki ile taban tabana zıt. Ve beyannamede çok net olarak “başkanlık sistemi istemiyoruz” deniliyor. Demirtaş da “seni başkan yaptırmayacağız” diye bas bas boşuna bağırmadı. Sadece bunlar değil, işçi hakları,  kadın hakları, insan hakları ,demokratik haklar, özgür anayasa vs gibi bir çok başlık AKP’nin kabul edebileceği başlıklar değil. Koalisyonu sorduklarında Demirtaş, “biz ülkeyi kaosa, çıkmaza sürüklemek için meclise gelmiyoruz… bizim ilkelerimiz çerçevesinde bir koalisyon olursa masaya oturabiliriz; ama bu asla AKP’nin ilkeleri ile olmaz, söz verdiğimiz şeyler nedeniyle nasıl halkın yüzüne bakarız” dedi. Yani bu açıklama  gösteriyor ki AKP-HDP koalisyonu bir hayal. Ama hadi AKP, CHP, MHP ya da HDP ile koalisyon yaptı diyelim.

Bu ihtimal bile AKP’nin elini kolunu bağlar. Yolsuzlukların üstünü kapatamazlar, foyaları ortaya çıkar, anti demokratik yasalar çıkaramazlar ve en önemlisi anayasa yapamazlar. Ama diğer şık korkunç olur. AKP tek başına iktidara gelirse HDP barajı geçemezse AKP bundan sonra asla ama asla durdurulamaz!!!  CHP yüzde 35 alsa dahi AKP’nin tek başına iktidar olmasını engelleyemiyor. Hesap açık ama HDP barajı aşarsa AKP’nin milletvekili sayısı 55 eksiliyor. Bu sadece HDP’yi değil CHP ve MHP’yi de AKP karşısından güçlendiriyor. Http://secimharitasi.com/milletvekili-dagilimi-hesapla bu sitede olasılıkları incele... En iyi sonucun HDP’nin  parlamentoya girmesi olacağını göreceksin. Ve AKP tek başına iktidar olur ve HDP barajı geçemezse, HDP’ye oy vermeyen, arada derede kalmışların da sorumluluğu olacak; son olarak tekrarlayalım HDP, BDP değil.  HDP’nin içindeki BDP kökenli siyasi hareket kendilerini çok fazla özeleştiriye tabi tuttu. Ayrıca dediğim gibi sadece Kürtlerin partisi değil Türkiye partisi olmanın önemini kavradılar. Onları da kazanmak için, demokrasiyi de kazanmak için HDP tek şans.

Anahtar Kelimeler:
HDPBaybora Atav
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.