12 Ekim 2017 Perşembe 13:22
HDP'li Yıldırım: Türkiye İdlib'e Rusya ve Şam'ın kara gücü olarak sürüldü

HDP Grup Başkanvekili Ahmet Yıldırım, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında dış politika ve ekonomi alanlarındaki gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Türkiye'nin İdlib'e operasyon düzenlemesii de değerlendiren Yıldırım, "Türkiye, Şam’ın ve Moskova’nın kara gücü olarak giremediği yerlere Suriye ve Rusya’nın kara gücü olarak öne sürülmüştür" dedi.

Yıldırım'ın konuşmasından satırbaşları şöyle:

Vize krizi ile ilgili celallenmiş sözlerin yankısı bitmeden Başbakan Yardımcısı ABD’ye gönderiliyor. Bir yandan beylik laflar edip, restleşip; diğer yandan arka kapı siyasetini zorlamak, iç politikadaki yanlışları örtmek için kullanılan dış politikanın sonuçlarıdır. 

Suriye’de Türkiye’nin Fırat Kalkanı operasyonunun devamı niteliğinde İdlib’e girdiğini söylüyor. İdlib’le ilgili kararla Fırat Kalkanının hiçbir alakası yok. Bu toplumu yanıltma amaçlı bir bilgi kirliliğidir. İdlib operasyonu kararı Astana’ya dayalıdır. Sadece Rusya ve Şam rejiminin karadan giremediği yerlere Türkiye kara gücü olarak girecektir. 

Türkiye, Şam’ın ve Moskova’nın kara gücü olarak giremediği yerlere Suriye ve Rusya’nın kara gücü olarak öne sürülmüştür. Çünkü Rusya, “ben dış güvenliği sağlayacağım, içeri Türkiye girecek” diyor. Rusya da hava kuvvetleri yoluyla sağlıyor. Soruyorum: Fırat Kalkanında ya da İdlib’de bir Türkiye uçağı Suriye hava sahasına girebiliyor mu? Rusya ve Moskova’yla bu ilişkiler devam ederken tek uçak giremiyor. Türkiye alabildiğince kötü bir rolü kendi askerlerine, bu halkın evlatlarına biçiyor. 

ÜLKENİN EVLATLARI PUTİN'İN KARA GÜCÜ OLDU

Devrik başbakan, cumhurbaşkanı, dışişleri bakanı çok beylik laflar etmişti. Rusya uçağı düştüğünde talimatı ben verdim yarışına girmişlerdi. Putin’in bir satranç ustası, Türkiye yetkililerinin ise zeka oyunlarında başarısız olduğunu biliyorduk ama bu kadar ucuz bir şekilde bu ülkenin evlatlarını Putin’in kendi kara gücü haline getireceğini hiç düşünmemiştik. Bunun üzerinden ne kazanacağını hala açıklayamayan bir iktidar var. 

Kalkıp Türkiye topraklarında olmayan kentlere trafik plakaları biçmenin bir karşılığı olmadığını en başta kendileri çok iyi biliyor. Musul’u, Kerkük’ü asla alamayacaklarını bu sözlerin sahipleri çok iyi biliyor. Ortadoğu’da İran’la Irak’la kurulan ilişkiler Bağdat Paktına, Sadabat Paktına dönüştü. Bugün Bağdat Paktının, Sadabat Paktının hiçbir geçerliliği olmadığını bilmiyorlar mı? Çok iyi biliyorlar. Musul’un Kerkük’ün egemenlik hakkı değişse bile en son söz hakkının Türkiye‘de olduğunu bilmiyorlar mı? Çok iyi biliyorlar ama 2 yıl önce yanlış iliklenen düğme bugüne kadar yanlış iliklenerek geldiği için dış politikadaki sorunları efelenerek aşmaya çalışıyorlar. 

Dış politikada itibarı sadece kendimizden menkul bir ülkeye dönüştük. Erdoğan’ın, hükümetin söylemlerine bu konunun uzmanları gülerek geçiyor. Bu söylemler uzmanlar için iyi bir mizah konusu oldu. Alay konusu olarak video biçiminde döndürülüyor. İnsanlar bize gülüyorlar. 

VİZEYLE BİLE YURT DIŞINA ÇIKAMIYORUZ

Bundan 3 yıl önce çözüm süreci devam ederken, kısmi bir barış ortamı hakimken vizesiz Avrupa seyahatlerinden bahsediyorduk, bugün vizeli bile yurt dışına çıkamaz olduk. Barışın bu ülkeye yaşattıklarını 3 yıl önce hepimiz deneyimlemişken bugün pasaportu olanlar vizesi olanlar ülke dışına çıkamıyor. Dış politikadaki argümanları içi siyasette malzeme olarak kullananlar 80 milyonun kaderini sadece bir kişiye, AKP’nin Genel Başkanına eşitleyenlerin söylemlerinin gerçek yaşamda karşılığı yoktur. Türkiye bir kişiden de bir partiden de çok daha büyüktür, kıymetlidir. 

Özellikle Almanya ve ABD ile son bir ayda bir rehin pazarlığı yapılıyor. Almanya ile “ülkendeki Gülencileri iade et, ben de Deniz Yücel ve insan hakları savunucularını iade edeyim” pazarlığına giriliyor. ABD ile “ver papazı al papazı” deme noktasına gelindi. Bu rehin politikasıyla bütün uluslararası topluma Türkiye’de yargının siyasi iktidarın güdümünde olduğunu itiraf ediyorsunuz: Demek ki yargı hikayedir, eğer ABD Gülen’i iade ederse ABD vatandaşları yargı kararı olmaksızın serbest bırakılabilir.

Bu, yargı bizde hikayedir, yargı benim emrimdedir, istediğim zaman sizin vatandaşlarınızı çıkarıp size iade edebilirim demektir. Yargının siyasallaştığının bundan daha açık bir kanıtı olabilir mi? Bizim de yıllardan beri ifade etiğimiz tam da budur. Bu ülkede yargıya güven 3 yıl önce % 70 iken bugün yüzde 29’a düşmüştür.

Plan bütçede bir torba yasa görüşülüyor. Özü iktidarın halkımıza yeni vergi yükü çıkararak borçlanma talebidir. Ekonomiyi bitirdiler, geliri giderini karşılayamayan bu ülkenin yüzde 80’inden fazlasına yeni vergi yükleri çıkarıyorlar. 2017 TÜİK verilerin göre Türkiye’de 22 milyon hane var ve bu 22 milyon hanenin yüzde 83’ünün geliri giderini karşılayamıyor. Yani kendini doyuramıyor. 22 milyon hanenin sadece yüzde 17’si temel ihtiyaçlarını karşılayabiliyor. Bu ekonomik sıkışmışlık içinde yeni vergi yükleri geliyor. Hükümet yeni vergilerle eski parayla 37 katrilyon istiyor.

Oysa 4 gün önceki vize kriziyle Türkiye 63 katrilyon kaybetmiştir. Bu kadar ekonomik yaşamı sıkarak elde etmeye çalıştığınız paranın iki katını bir gecede basiretten yoksun dış politikanız yüzünden kaybetmişsiniz. 37 katrilyon için kendinizi rezil rüsva ediyorsunuz ama bir gece de eski parayla 63 katrilyon para kaybettiniz. 

KEPÇEYLE SAVAŞA DAĞITTIKLARINI KAŞIKLA HALKTAN TOPLUYOR

Ek borçlanma için yasal yetki anayasaya aykırıdır. Anayasa bu ülkenin bütün gelir giderlerinin bütçeden karşılanmasını hüküm olarak ortaya koyar. Sizin bir yasayla anayasayı çiğnemeniz suçtur. Bu kadar borçlanmaya, bu kadar döviz dengesini alt üst etmeye sebep olan politika da savaş eksenli politikadır. 

Bir yandan iş cinayetleri devam ediyor. Dün Aliağa’da 4 genç hayatını kaybetti. Bunun alt yazısı geçerken bir TV ekranında Enerji Bakanı kahkaha atıyordu. Ekonomik olarak barışa ayıracağımız paraları tanka topa harcıyoruz. Kepçeyle savaşa dağıttıklarını kaşıkla halktan topluyorlar. 

Bunca dış politika ve ekonomik cendere içinde bu ülke debelenirken bunun tek çözümünün diyalog ve barışçıl politikalardan geçtiğini ifade etmek isteriz. Türkiye’yi bu darlıktan kurtaracak tek bir siyasi hareket kalmadı. Türkiye’yi bu tablodan kurtaracak tek siyasi hareket HDP’dir. Elimizde sihirli değnek yok, ama istikrarlı, barışçıl ilişkilerimiz var. 

Dün valiler toplantısında Başbakan Muğla’daki işkenceye, Hakkari’de Tale ve Şapatan köylerindeki cinayetleri meşrulaştıran konuşma yapmıştır. Valilere hata yapmaktan korkmayın diye talimat vermiştir. Vali mülki amirdir. Onun hatası anayasa, yasa ihlalidir. Onun hatası evrensel hak ve hürriyetlerin çiğnenmesidir. Vali çocuğuna, eşine arkadaşına hata yapabilir. Ama yönettiği şehre “hata yap” denirse “sen insan hakları ihlalleri yapabilirsin” denmiştir. Bu saatten sonra tüm ihlaller Başbakanın talimatıyla gerçekleşmiş olacaktır. Bu ülkede demokrasi “muz cumhuriyetine” dönmüştür. Yatırımda “beton cumhuriyetine” dönmüştür. Eğitimde ise çocukları kobay olarak kullanan “kobay cumhuriyetine” dönmüştür. Bu ülke bir tek demokratik cumhuriyet olamamıştır. 

Son Güncelleme: 12.10.2017 21:11
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Yorumlardan doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderene aittir.