05 Aralık 2017 Salı 14:25
HDP Eş Genel Başkanı: Biz Erdoğan’la, bu hırsızlarla aynı gemide değiliz

HDP Eş Genel Başkanı Serpil Kemalbay, Meclis grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

6-7 Aralık'ta tutuklu oldukları davaları görülecek olan Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş ve İdris Baluken'in duruşmalarına dikkat çeken Kemalbay, Demirtaş'ın Anayasa Mahkemesi başvurusunun yarın görüşüleceğini hatırlattı.

"Hırsızlar dışarıda, onurlu insanlar içeride" diyen Kemalbay'ın konuşmasından satırbaşları şöyle:

Dün akşam sevgili Nuriye Gülmen’i ziyaret ettim. Çok moralli, dirençli ve o kocaman gülüşüyle bizi karşıladı. Nuriye ve Semih, OHAL’e karşı mücadelede bir sembol oldu. Hukuksuz bir şekilde işlerinden atılanları temsil ettiler, onların sesini Türkiye ve bütün dünyaya duyurdular. Onlar akademisyen ve öğretmen olarak yaşamlarını sürdürüyorlardı, ama bir gecede “terörist” oldular. Şimdi ailelerinin yanındalar ama açlık grevlerine devam ediyorlar. İşlerine geri dönmeleri talepleri, hepimizin talebidir. 

Hukuksuzluğa örtü olan OHAL Komisyonu; görevini yap ve bir ana önce Nuriye ile Semih’in dosyalarını görüş. Bu hukuksuzluk artık son bulsun. Nuriye ve Semih onurumuzdur. Onların mücadelesi, bizim de mücadelemizdir.

SUR'LA DAYANIŞMAYA ÇAĞRI

Bugün aramızda bulunan Sur Platformu, Türkiye’de yaşanan kent, tarih ve kültür yağmasını anlattı. Sesini hem Türkiye halklarına hem de dünyaya duyurmaya çalıştı. AKP-Saray rejiminin en çok saldırdığı yer Kürt coğrafyası. Orada güvenlikçi, rantçı ve yağmacı politikalarla yaşamı halkın aleyhine dönüştürmek ve kültürü, tarihi yok etmek üzerine kurulu politikalar. Sur en ağır bedeli ödeyen yerlerden oldu. Sur aslında bir sit alanı, çivi bile çakılamaz. Sur’u herkes sahiplenmelidir. UNESCO’nun evrensel miras olarak tanımladığı Sur, AKP-Saray rejiminin yağmasıyla karşı karşıya. Sur’un yüzde 60’ı kamulaştırma adı altında yağmalandı. Ablukalar sonucunda gerçekleşmiş gibi göstermeye çalışıyorlar ama çatışmaların hiç olmadığı mahalleler bile AKP-Saray rejiminin yağmasın uğruyor. Burada, halkın konut hakkının sermayeye peşkeş çekilmesiyle karşı karşıyayız.

30 binden fazla insan evlerinden edildi. Türkiye halklarını, bütün dünyayı, Sur’a yapılan saldırılara karşı dayanışmaya davet ediyoruz.

4 Aralık Dünya Madenciler Günü ve Türkiye’de ağır sömürü koşulları var ve maden işçileri en ağır koşullarda, kölelik şartlarında çalışıyorlar.

Dün Şırnak’ta bir kömür ocağında grizu patlaması oldu. Bu iş cinayetidir. Bunlar kaza değildir. Maden ocaklarında Orta Çağ usulü üretim yapıldığını Hükümet de biliyor, herkes de biliyor. Herkesin bildiği bir tehlike kaza olarak görülemez. Bu, karı insan canının üzerinde gören bir anlayışın sonucudur.

OHAL işte bu kötü koşulları körükleyen bir şey. İşsizlik ve yoksulluk, Şırnak’taki insanları bu madenlerde çalışmaya zorluyor. İnsanlar iş ortamı olmadığı için ilkel koşullarda evlerine ekmek götürmeye çalışıyorlar. 

Yaşamını yitiren maden işçilerini saygıyla anıyoruz. Onlarını anısına, mücadeleyi her zaman sürdüreceğimizi, işçilerin söz yetki ve karar sahibi olabilecekleri, haklarını arayabilecekleri güvenli ve sağlıklı çalışma koşullarına kavuşabilmeleri için mücadeleyi sürdüreceğimizin sözünü veriyoruz.

SİZ BU TİYATROYU ORTAĞINIZ FETHULLAHÇILARDAN ÖĞRENDİNİZ

Bekir Bozdağ, “ABD’de bir yargı tiyatrosu oynanıyor” dedi. On binlerce kilometre öteye gitmenize gerek yok .Tiyatro görmek istiyorsanız HDP’ye yönelik davalara bir bakın. Uyduruk fezlekelere bir bakın. Nasıl bir tiyatro oynandığını göreceksiniz. 

Aynı gecede 11 milletvekilimiz operasyona tabi oluyor. Hangi hukukta var bu? Bu tiyatro değil de nedir?

Ahmet Şık’ı gözaltına alıp tutuklarken yaptığınız nedir? Nuriye ile Semih’e bir gecede terörist ilan etmeniz nedir? İşte tiyatro budur!

Siz bu tiyatroyu ortağınız Fethullahçılardan öğrendiniz. Onlardan öğrendiklerinizi HDP’ye karşı, demokrasi güçlerine karşı yapıyorusunuz. Boynuz kulağı geçmiş.

Türkiye’yi çalkalayan, büyük soru işaretleri yaratan bu yolsuzluk, rüşvet, hayali ihracat, kara para aklanmasıyla karşı karşıyayız. AKP Genel Başkanı Erdoğan oturuyor kalkıyor bunun bir algı operasyonu olduğundan bahsediyor. Siz bu 4 bakanı hani bir tanesi çok pahalı bir saat takmıştı, bir tanesi makaracı, onları şu Meclis’te aklamadınız mı? Eğer bir ülkede yolsuzluk varsa, rüşvet varsa onun araştırılacağı yer demokratik kurumlardır. Halkın önünde, şeffaf bir şekilde hesap verirsiniz, ondan sonra size iftira atan varsa ortaya çıkar. Siz ne yapıyorsunuz? Üstünü örtmeye çalışıyorsunuz. Halkı kutuplaştırarak, düşmanlar yaratarak yapmaya çalıştığınız şey sorumluluktan kaçmaktır.

BU MESELE BİR RÜŞVET VE HIRSIZLIK MESELESİDİR

Reza Zarrab bu ülkede gözaltına alındı. Öğrendik ki rüşvet vererek gözaltından kurtulmuş. Ardından Türk bayrağının önüne oturtularak, aslında bugüne kadar ortaya saçılmış pisliklerin içinde yer alan kişi. AKP-Saray iktidarının ortaklarından. Şimdi, AKP-Saray iktidarı ne yapıyor? Zarrab'ın arkasındaki bayrağı getirmiş, pisliklerin üstünü örtmek için kullanmaya çalışıyor. “Bu, millete devlete, Erdoğan’a yapılan bir saldırıdır” diyorlar. Hayır! Bu, millete yağılan bir saldırı değildir. Şimdi Kürt düşmanlığı yaparak, sahte antiemperyalistliğe soyunarak bu işin üstünü bayrakla örtemezsiniz. Bu ne yerli ne millidir, bu mesele bir rüşvet, talan ve hırsızlık meselesidir.

Metal yorgunluğu değil, çöplükten gelen metan gazı kokuları var ve bayrak bunun üstünü örtmeyecektir.

İşte görüyorsunuz neden Selahattin Demirtaş rehin alınmış durumda. Neden içerideler? Man Adası’nda para götüren Selahattin Demirtaş mı? Figen Yüksekdağ mı? Para ilişkilerine bulaşmış olan Ahmet Şık mı? Niye onlar rehin alınıyor. Tüm onurlu insanlar rehin, pisliklere bulaşmış olanlar da ellerini kollarını sallayarak dolaşıyor. Hırsızlar dışarıda, onurlu insanlar içeride.

Ama halk görüyor. Halk, bu adaletsizliği, bu çürümeyi mutlaka cezalandıracaktır. AKP-Saray rejimi aynı zamanda uluslararası suçları da ortaya çıkmış oldu. 15 yılın en ciddi krizini yaşıyorlar.

Aynı gemideyiz diyorlar. Hayır, biz Erdoğan’la, biz bu hırsızlarla aynı gemide değiliz. Soma’da yaşamını yitiren işçiler nasıl ki patronlarıyla aynı gemide değillerse, Aladağ’da yanarak yaşamını yitiren o çocuklar iktidarla nasıl ki aynı gemide değillerse biz de bu hırsızlarla aynı gemide değiliz. Biz Selahattin Demirtaş ile, Figen Yüksekdağ ile Ahmet Şık ile, Nuriye ve Semih’le, işçilerle aynı gemideyiz.

Türkiye’yi savaşa sokmaya çalışarak sıkışmışlıklarını aşmaya çalışıyorlar

Efrîn’e saldırarak Türkiye’yi yeni bir savaşa sokmaya çalışarak sıkışmışlıklarını aşmaya çalışıyorlar. 1 Aralık’ta Kuzey Suriye seçimleri oldu, gurur duyulacak bir demokratik süreç. 6 yıldır, milyonlarca insanın zorunlu göçe maruz kaldığı bu coğrafyada demokratik bir çözüm için adım atılması gerekiyor ama Erdoğan savaş için elinden geleni yapıyor. Ne istiyorsunuz Efrîn’den diyoruz, cevap vermiyor. Efrîn ,6 yıllık savaştan kaçıp gelmiş insanlara ev sahipliği yapmış. Kürtler, Türkmenler, Araplar, Çerkezler, Asuriler, Süryaniler bir arada yaşıyor.

ERDOĞAN HESAP VERECEK

Sayın Öcalan’ın başlattığı demokratik çözüm süreci işte bunu tarif ediyordu. Ağır tecrit koşullarıyla Sayın Öcalan’ı susturmaya çalışıyorlar, onun çözüm önerilerinin üstünü örtmeye çalışıyorlar. F-16 olacakmış da insanların tepesine düşecekmiş. Hani baldıran zehri içecektin? Barışı bu ülkeye biz getireceğiz. Selahattin Demirtaş getirecek, Figen Yüksekdağ getirecek. 

Bu iktidar öyle kolayca işlediği suçlardan kurtulamaz. Bugünlerde, AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın grup toplantısında çocuklar dede dede diye bağırıyor. Acaba birileri subliminal mesaj mı veriyor, yaşlandın artık torun sev diye ama öyle yağma yok. AKP Genel Başkanı Erdoğan hesap verecek.

Ağrı’ya gitmiş, ya sen bu ülkenin halklarının iradesini ortadan kaldırdın, yüzde 70-80’lerle seçilen belediye eş başkanlarını tutukladın. Hangi vicdana, hangi adalete göre? Darbe yaparak gerçekleştirdin. Aynı gün benim de orada bulunmam gerekiyordu, Ağrı Kongremiz yapılacaktı. Her zamanki gibi iktidar olmanın fırsatlarını değerlendirdi ve il seçim kurulu karar verdi, HDP o gün yapamazmış kongresini, ertelemek zorunda kaldık. Halkımız bunları görüyor, bunların hesabını senden soracak.

Cezaevleri bu iktidarın kendisini var edebilmek için muhaliflerini gönderdiği yerler. Onca darbe yaşandı ama hiç bu kadar insan tutuklanmadı. 220 bini aşkın insan cezaevlerinde. Birçok ilin nüfusundan fazla. Sistematik işkence, hasta tutsakların tedavi edilmemesiyle karşı karşıyayız. Anneler, yeni doğan bebekleriyle beraber cezaevlerine atılıyor. Hasta tutsaklar ancak ölürlerse çıkabiliyor. Vicdansız, adaletsiz bir iktidarla karşı karşıyayız.

Son Güncelleme: 06.12.2017 08:17
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Yorumlardan doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderene aittir.