'Erdoğan son haftayı mezhepten ırktan yürüme haftası ilan etmiş'

Hürriyet Gazetesi yazarı Ahmet Hakan, Başbakan Erdoğan'ın ırklar ve mezhepler üzerinden yaptığı konuşmayı yazdı. Hakan "Erdoğan'ı Son haftayı “mezhepten yürüme/Irktan yürüme haftası” ilan etmiş durumda" dedi.

Ahmet Hakan, 'Bir Alevi, bir Sünni, bir de Zaza' başlıklı yazısında Erdoğanı sert dille eleştirerek "Bire on bahse girerim: Kendisi “Alevi”, Kemal Bey de “Sünni” olsaydı. Asla açmazdı bu mezhep muhabbetini. Açana da demediğini bırakmazdı. “Ey mezhepçi” diye gürler, “Ey ayrımcı” diye haykırırdı." dedi.

Ahmet Hakan'ın 4 Ağustos'ta Hürriyet'te yayımlanan 'Bir Alevi, bir Sünni, bir de Zaza' başlıklı yazısı şöyle:

“Sünni” kimliğini unutturmak için yapmadığını bırakmazdı.

BAŞBAKAN Erdoğan diyor ki:
“Ben Sünniyim, Kemal Alevi, Selahattin de Zaza.”

Başbakan Erdoğan diyor ki:
“Ey Kemal Kılıçdaroğlu! Aha bak! Ben Sünni olduğumu söylüyorum, sen niye Alevi olduğunu söylemiyorsun ki?”

Başbakan Erdoğan diyor ki:
“Selahattin! Kürt’üm diyorsun ama sen Zaza’sın yav.”

Kısacası Erdoğan, seçime bir hafta kala dalışlara başlamış durumda:
Kimine mezhepten dalıyor, kimine ırktan...

Fakat hakkını yemeyelim, bütün bunları gayet “ustaca” yapıyor.
“Sen mezhep ve ırk ayrımcılığı mı yapıyorsun” diye çıkışacak olanları susturacak unsurları konuşmasına özenle yerleştiriyor.
Aynı konuşmada diyor ki:
“Alevilere saygı duyarım, ben nasıl mezhebimi açıklıyorsam o da açıklasın.”

Bir de diyor ki:
“Aleviyim demeye korkuyoruz deniliyordu, şimdi Aleviyiz demekten korkmayı gerektirecek bir ortam yok, çıkın söyleyin Alevi olduğunuzu.”
Böyle diyor.
“Aleviyiz demeye korkuyoruz” demenin, “Biz sabah akşam Aleviyiz diye ortalığı inletmek istiyoruz” anlamına gelmediğini, “Aleviyiz demenin hiçbir olumsuz sonuç doğurmayacağı toplumsal barış ve kardeşlik ortamının oluşması gerekir” denmek istendiğini bilmiyor.
Ya da...
Biliyor da bilmezden geliyor.

Ayrıca...
“Alevi olan Alevi olduğunu, Sünni olan Sünni olduğunu, Zaza olan Zaza olduğunu neden seçim meydanlarında söylesin ki? Bunu söyleyince ne olacak ki? Bu söylenince nasıl bir sonuç doğacak ki?” sorularına bir cevap vermiyor.
Cevabı çok iyi bildiği halde vermiyor.

Bire on bahse girerim:
Kendisi “Alevi”, Kemal Bey de “Sünni” olsaydı.
Asla açmazdı bu mezhep muhabbetini.
Açana da demediğini bırakmazdı.
“Ey mezhepçi” diye gürler, “Ey ayrımcı” diye haykırırdı.
Süper mağdur olurdu.
Bin yıl bitmeyecek “cillop” gibi bir mağduriyet çıkarırdı bu işten:
“Ah kardeşlerim ah! Bizi mezhebimizden vurmaya kalktılar. Ah ki ah.”

Yine bire on bahse girerim:
Alevilerin ezici çoğunlukta olduğu bir toplumda politika yapsaydı...
“Sünni” kimliğini unutturmak için yapmadığını bırakmazdı.
Unutturmayı başaramadığı takdirde de şeker gibi, bal gibi, kaymak gibi konuşurdu.
“Sünnilik, Alevilik falan hiç mühim değildir kardeşlerim” derdi.
Sonra da eklerdi:
“Allah’ımız bir, kitabımız bir, peygamberimiz bir... Hepimiz Müslümanız Müslüman.”
Hatta konuşma metinlerini kaleme alan danışmanları, ona şu destansı bölümü de armağan ederlerdi:
“İster Alevi ol, ister Sünni... İster Kürt ol, ister Zaza... İnsan olabiliyor musun insan! Önemli olan bu be bu!”

Ama hayır!
Bu aşamada böyle cümlelere ihtiyaç yok.
Ve Erdoğan, işte bunun fena halde farkında.
-Çoğunluğa sırt dayamanın nasıl keyifli, nasıl kazançlı, nasıl güvenli bir iş olduğunun bal gibi farkında mesela...
-“Kemal Alevi’dir” dediğinde, bu cümlenin Sünni çoğunluk tarafından “Kemal’e oy verirsek çarpılırız alimallah” diye anlaşılacağının bal gibi farkında mesela...
-“Ben Sünni’yim, o Alevi” demenin “Sünniler bana, Aleviler ona” diye tefsir edileceğinin bal gibi farkında mesela.
-“Selahattin Kürt değildir, Zaza’dır” cümlesinin... Zazaların ve Kürtlerin kafasında ne türden soru işaretleri oluşturacağının bal gibi farkında mesela.
-Yaptığı bu tür ayrımcılıkların seçim sonrası bir balkon konuşmasında söyleyeceği “Biz 75 milyonun tümünü kucaklıyoruz” cümlesiyle anında unutma bahçesine postalanacağının da bal gibi farkında mesela.

İstiyor ki:
Seçime bir hafta kala her siyasetçi mezhebini ve ırkını ifşa etsin ve oylar ona göre verilsin.
Bu yüzden:
Son haftayı “mezhepten yürüme/Irktan yürüme haftası” ilan etmiş durumda.
Sloganı belli:
“Varsın ırklar ve mezhepler ayrışsın, yeter ki bana bir oy fazla gelsin.”
Kısacası...
“Mühim olan bir oy fazla almak” anlayışıyla mezhepten ve ırktan yürüyor.

“Yanlış yapıyorsun” diyenlere vereceği cevap da hazır:
“Ne yanlışı ya... Görmüyor musun kaptım oyun fazlasını... Millet bana destek verdiğine göre yanlış manlış yok.”
Çoğunluğun verdiği oyla haklı çıkacağını sanıyor.
Haklı olmanın çoğunluk olmakla bir ilgisi olmadığının farkında değil.

-Sünnilerin Alevileri kestiği...
-Alevilerin Sünnilere diş bilediği...
-Kürt’ün Arap’a, Arap’ın Kürt’e vurduğu...
-Irk ve mezhep savaşlarının alıp başını gittiği...
-Kafa kesmenin milli spor haline geldiği...
-Camilerin törenle yıkıldığı...
-Türbelerin törenle bombalandığı...
-İçsavaşların sıradanlaştığı...
-Günde bin kişinin katledildiği...
Bir coğrafyada yer alan ve belanın içine çekilmeye çalışılan bir ülkenin favori cumhurbaşkanı adayı...
Bir oy fazla oy almak için “Ben Sünniyim, o Alevi, öbürü Zaza” diyerek, mezhepleri ve etnik kimlikleri sürüyor siyaset pazarına.
Cumhurun başı olacak kişi...
Bir oy fazla almak için cumhuru mezheplere ve ırklara bölmekten zerre kadar kaçınmıyor.

Bu tehlikeli oyun karşısında söylenecek tek bir söz var:
Allah Türk’üyle, Kürt’üyle, Alevi’siyle, Sünni’siyle... Bu milleti korusun.
Amin.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.