"Dokunulmazlığı devam eden Demirtaş’ın, tutuklanmasının hukuki bir dayanağı yoktur"

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Adana milletvekili Meral Danış Beştaş, HDP’li vekillerin tutuklanması, belediyelere kayyım atanması, anayasa çalışmaları ve CHP’nin tutumuna ilişkin açıklamalarda bulundu.

HDP’li vekillerin tutuklanmasının siyasi olduğunu ifade eden Beştaş, “HDP Eş başkanlarımız, büyükşehir belediye başkanları, milletvekillerimiz cezaevlerinde özel bir tecrite maruz kaldılar. Selahattin Bey’in içinde bulunduğu yer farklı. İki milletvekili bir araya getirilmiyor. Sayın Demirtaş partimizin Eş Genel Başkanı’dır. Milletvekilidir, dokunulmazlığı devam ediyor ve orada tutulmasının hukuki bir dayanağı yoktur” dedi.

Meral Danış Beştaş, Gazete Duvar’dan Özlem Akarsu Çelik’in sorularını yanıtladı.

*Cinsel istismar mağdurunu faille evlendirerek failin affını sağlayan bu düzenleme önce boşanma olaylarının araştırılması için kurulan Meclis Komisyonu’nda gündeme getirildi, şimdi de kanunlaştırılmak isteniyor. Nedir bu ısrarın sebebi?
 
Tam da AKP’nin siyasi anlayışını ortaya koyuyor. Normal zamanda getiremeyeceği, kamuoyunun tepkisinden çekindiği bir konuyu gece yarısı getirip geçirme anlayışı var. Muhalefetin tepkisini en aza indirgemek için en uygun saat hesaplanıyor. Rektörlük seçimini böyle getirdiler, biz karşı çıktık ve sonra KHK ile getirdiler. Kayyum meselesinde de böyle oldu.
 
Bu önerge her boyutuyla çok yönlü vahamet içeriyor. Bu, 2005 yılında kaldırılan bir düzenleme. Anayasa Mahkemesi’nin kararı da var. Burada bir çok olay birden yapılıyor. Tecavüz meşrulaştırılıyor. Hem ‘çocuk gelin’ meselesinin hem de tecavüzcülerin ve tecavüzün teşvik edilmesi anlamına geliyor. Birine kafayı takınca tecavüz eder evlenirim diyebilir birileri. Diğer yandan cezaevlerindekileri ödüllendirme söz konusu. Siyasi tutsaklar, düşünce suçluları, gazeteciler içerideyken tecavüzcülerin tahliyesi de AKP zihniyetini ortaya koyuyor.
 
Bu aynı zamanda, kadın-çocuk hakları bilincini, bu konudaki özgürlük mücadelesini bir çırpıda bertaraf etmek anlamına geliyor. Türkiye’deki kadın haklarının güçlü bir mücadele deneyimi var. Bir anne-baba kızına zarar veren birine nasıl ‘damadım, torunumun babası’ diyebilir? Bu düzenleme asla kabul edilemez. Tecavüzcüyü aklamak, kadınların iradesini, eşitlik mücadelesini, çocuk haklarını ve birey özgürlüğünü yok saymaktır bu.
 
‘ADALET BAKANI HUKUK BİLMİYOR’

 
*Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın “küçüğün rızası” ifadesini bir hukukçu olarak nasıl değerlendirdiniz?
 
Adalet Bakanı hukuk bilmiyor. Hukuk nosyonundan yoksun. Hak kavramına çok uzak bir yerde. Bir kere hukuk fakültesi birinci sınıfta, hukuka başlangıç dersinde öğrenilen bir şey vardır: çocuğun rızası yoktur. 12, 15, 17 yaşındaki çocuğun rızasından söz etmek hukuku katletmektir. Bunun kabul edilmesi için reşit olması lazım. Önergelerini meşrulaştırmak için bu açıklamaları yapıyorlar. Rızayla tecavüz olmaz.
 
‘EŞBAŞKANLIK İLE KADINLARIN KAZANIMLARI HEDEFLENİYOR’
 
*Hükümet, Demokratik Bölgeler Partili (DBP) 106 belediyeden 34’üne kayyım atadı. Son olarak İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, valiliklere gönderdiği yazıda ‘eş başkanlık’ın da suç olduğunu, idari ve cezai sürecin başlatılması talimatını verdi. Eş başkanlık, nasıl suç oldu?
 
Bizde haberi basında gördük. 3 aydan 2 yıla kadar hapis cezası verileceğinden bahsediliyor. OHAL’in ilan edilme gerekçeleriyle alakası olması gerekmiyor, istedikleri her türlü KHK’yı çıkarıyorlar. Bu meselede de kadınların kazanımları hedefleniyor. Bir devrim niteliğindeydi eş başkanlık ve karar mekanizmalarında iktidarın değil yönetimin paylaşılmasını hedefliyordu. Eş başkanlığın cezalandırılmak istenmesiyle kadın ve kadın iradesi ve temsiliyeti hedefleniyor. Hepsi büyük resmin parçaları, genel siyasi yaklaşımın bir yansıması.
 
‘BİZE YÖNELİK SUÇLAMALARIN TAMAMI YAPTIĞIMIZ KONUŞMALAR’
 
*Sizce partinize yönelik operasyonların devamı gelecek mi?
 
Bu operasyon baştan sona siyasi bir operasyon. Dokunulmazlıkların kaldırılması sürecinde Cumhurbaşkanı’nın başını çektiği bir kampanya vardı. Bir dolu beyanda bulunarak her meselede yaptıkları gibi bir algı oluşturdular. Biz kendimiz dilekçe verdik, dedik ki siyasi faaliyetler ve düşünceyi ifade özgürlüğü dışındaki suç fiilleri kapsam dışında olmalı. Rüşvet almışsa örneğin yargılanmalı. Bizim 2011’deki anayasa önerimiz de bu yöndeydi. Hırsızlık, yolsuzluk, çetecilik gibi en kötü suç tipleri, siyasetle bağdaşmayan filler kapsam içinde değil. Dikkat edin, kimse bu suçlardan yargılanmıyor. En tipik örneği 17-25 Aralık’tır.
 
Bir milletvekili siyasi faaliyetlerini nasıl yürütür? Konuşur, halkla buluşur. Bunlar dokunulmazlık kapsamı içinde kalmalı. Bizim yargılanmalarımızda iddia bile yok. Yüzde 99.9’u konuşma.
 
‘HDP’LİLERİN TUTUKLULUĞU YASA DIŞIDIR’
 
*HDP milletvekilleri neden tutuklu, ifadeye gitmedikleri için mi?
 
Bu bir hukuki tartışma meselesi değildir. Kamuoyuna sürekli şunu yansıtıyorlar, ifade vermeye gelmediler, olacağı buydu. Bu hukukun h’sini bilen, bırakın hukukçu olmayı kimsenin inanacağı bir beyan değil. CMK(Ceza Muhakemesi Kanunu), TCK(Türk Ceza Kanunu) ve en önemlisi Anayasa ortada. İfade vermeye gitmeyen, milletvekili olsa bile zorla götürme kararı verilir, ifadesi alınır, serbest kalır.
 
2012’den beri yargı üzerinde yapmadığınız kalmadı. HSYK’nın yapısı, Sulh Ceza Hâkimliklerinin kurulması, Anayasa Mahkemesi üyelerinin ve Yargıtay üyelerinin tutuklanması… 15 Temmuz’dan sonra yargı mensuplarının yarısına yakını işten atıldı. Emir-komuta yargı oluşturdular. Kimse yargı tarafsız ve bağımsızdır iddiasında bulunamaz. Anayasa Mahkemesi’ne saygı duymayan bir Cumhurbaşkanı var. Sizin güvenmediğiniz yargıya biz neden güvenelim?
 
Dokunulmazlığımız devam ediyor. Demirtaş’ın da Yüksekdağ’ın da milletvekili arkadaşlarımızın da dokunulmazlıkları devam ediyor. Bu garabet değişiklikle bir defaya mahsus bu dokunulmazlık dosyaları yargıya açılacak dediler. O süreçte Meclis’e bize yönelik dosyalar yağdırıp onları mahkemelere gönderdiler. Bu düzenleme gereğince milletvekilleri gözaltına alınamaz.
 
Bir milletvekili, tutuklanamaz, yakalanamaz gözaltına alınamaz. Bunu ben demiyorum, Anayasa’nın 83’üncü maddesi diyor. Hakkında kesin hüküm verilse bile bunun yasama döneminin sonuna bırakılacağı açıkça düzenlemiş. Anayasa Mahkemesi’nin Balbay kararı var. Milletvekilinin tutukluluk  hâliyle halkın haklarının da ihlal edildiğine dair. Bu nedenle arkadaşlarımızın tutukluluğu kesinlikle yasa dışıdır, fiili siyasi bir kararla rehin alınmalarıdır. Biz dışarıda söylediğimiz her şeyi kürsüden söylüyoruz. Bu yasama sorumsuzluğu kapsamındadır.
 
‘KARŞI DARBE VAR VE OLANCA HIZIYLA SÜRÜYOR’
 
Ben bizzat baktım dosyalara. Tırnak içinde söylüyorum bunu, herhangi bir vatandaş gelmiş ifadeye de savcı soru soruyor sanki. Savcı bunu yapamaz. Bu hiç tartışılmadı. Daha da vahimi, savcılar Şırnak, Hakkari, Bingöl, Diyarbakır ve Ankara’dan aynı gece, aynı saatte, aynı yerden düğmeye bastılar. Bu nasıl bir karardır? Savcılar birbirinden bağımsızdır, herkes kendi dosyasıyla ilgili çalışır. Belli ki bir  merkezden talimat var ve bir operasyon görüntüsüyle eş zamanlı gözaltılar yapıldı.
 
O kadar uçak, helikopter o saatte nasıl bulundu? Gülser Hanım(Yıldırım) Mardin’den Diyarbakır’a helikopterle getirildi. Hükümet planladı, hazırlıkları yaptı, talimatı verdi ve düğmeye bastı. Kendince konjonktür hesabı yaptı. Hemen sonrasında ifadeye gitmediler diye savunmaya başladılar. Meclis Başkanı’ndan çıt yok hâlâ. Kendi parlamenterleri büyük bir hukuksuzlukla cezaevinde ve çıt çıkarabilmiş değil. Üçüncü büyük partinin eş başkanları, milletvekilleri cezaevinde. Bunlar sadece darbe dönemlerinde olmuştur. Darbeyi bertaraf ettik diyorlar, karşı darbe var ve olanca hızıyla devam ediyor.
 
‘BÜTÜN YAPTIKLARINA RAĞMEN KORKUYORLAR’
 
Bundan sonra ne olur?
 
İnanın kimse kestiremez çünkü ciddi anlamda kamyonun fireni patlamış ve yokuş aşağı gidiyor. Şoför cinnet geçiriyor, araba dolu, hepimiz yolcuyuz ve onu durdurmaya çalışıyoruz. Hepimiz gidiyoruz. Sadece biz değil onlar da gidiyor. Halka bunu ulaştıracağımız tüm mekanizmaları, televizyonları, gazeteleri, dernekleri, STK’ları bir bütün olarak herkesi korkutup sindirmek istiyorlar ama bu uzun vadede yönetilebilir bir durum asla değil. İnsanlar sussa da bunun farkındalar.
 
Bizim eş başkanlarımız, milletvekillerimiz içeride. Her gün il ve ilçe örgütlerimize yönelik operasyonlar oluyor. Belediye başkanları tutuklanıyor.  Yaygın basın bu konularda tek cümle edemiyor. Bütün bu yaptıklarına rağmen korkuları çok büyük. Bu süreci Cumhurbaşkanı ve iktidar yönetiyor. Mahkemelerde çalışan sanık, tanık, avukat olan herkes bunu bilir.
 
‘YARGI DA BÜYÜK TEHDİT ALTINDA’
 
Kimse konuşmuyor ama yargı da şu anda büyük bir tehdit altında. Büyük bir risk altında çalışıyorlar. Hâkim ve savcılar birbirlerine şu esprileri yapıyor, ‘ayağını denk al seni tutuklarım haaa!’ Yan yana odaları var ve kim kimin hakkında iddianame hazırlayacak belli değil. Hâkim ve savcı da insan, ailesi çocukları var. İstenen karar vermediğim zaman cezaevine girebilirim diye düşünüyor. FETÖ üyesi olmak diye bir şablon var. Adliye koridorlarındaki bu atmosferi kimse tartışmıyor. Verilen bu kararların hukukçu yorumuyla verildiğini kimse düşünmesin.
 
*Eş başkanlar da dâhil tutuklu 10 milletvekiline yönelik tecrit devam ediyor. Neden farklı cezaevlerinde konuldular?
 
Ayrı illere göndererek, farklı koğuşlara koyarak, fiilen tecrit uygulayarak bütün değerlere meydan okuyorlar.
 
*AK Parti milletvekili Hüseyin Kocabıyık, siyasi infazlar olacağını, halkın cezaevlerini basıp PKK ve FETÖ tutuklularını idam edeceğini yazdı. Siz de bunun üzerine HDP’lilerin cezaevlerinde can güvenliklerinden endişeli olduğunuzu açıkladınız. Neler oluyor?
 
Hüseyin Kocabıyık’ın bu beyanını geçmişiyle birlikte değerlendirmek lazım. Çiller’in danışmanlığından Fethullah Gülen’i öven, oradan da Erdoğan’a biat eden çizgiye kayan tutarsız bir siyasetçi. Osman Baydemir de açıklama yaptı. Sakın böyle bir şey yapmaya yeltenmesinler çünkü bu Türkiye’nin mevcut kutuplaşma halinde, tehlike demeye dilim varmıyor, bilinçaltında bile böyle bir şey vara bunu derhal herkesin silmesi gerekiyor çünkü bu artık Türkiye’nin kendi eliyle tüm halkların, yurttaşların birbirine düşürülmesi hâlidir.
 
Böyle bir şeye ihtimal vermiyorum ben. Cezaevleri korunaklı olması gereken yerlerdir. Tekrar söylemekte fayda var. Cezaevleri tümüyle devletin denetim ve gözetiminde ve sorumluluğunda olan yerlerdir. Kendilerinin derhal bu spekülasyonlara son verecek açıklamaları yapmalarını bekliyoruz. Zaten gayrı meşru bir kararla orada tutuyorlar. Milletvekillerinin bu açıklamasının hem yargı hem de disiplin açısından gereğini yapmaları lazım.
 
‘BARIŞ VE ÇÖZÜM DIŞINDA BİR ÇÖZÜM YOK!’
 
2 yıl önce barışa ne kadar yaklaşıldığını konuşuyorduk ve şimdi nereye geldik. Sizce barış ihtimali var mı hâlâ?
 
Türkiye’nin başka bir çıkışı yok barış ve çözüm dışında! Demokratik siyasetin önündeki engellerin kaldırılması ve demokrasi kararını tekrar tekrar tahkim etmek dışında bir kurtuluşu yok Türkiye’nin. Avrupa’ya meydan okumanın, Irak’a ve Suriye’ye giriyorum demenin, Putin’e hakaret edip sonra 15 defa Sayın Putin demenin Türkiye’ye bir faydası yok. İç siyasette kendi seçmenini konsolide eden popülist bir siyaset ama kan kaybettiren, insanları yok eden bir siyaset.
 
Kürt problemini kimse asla ve asla demokrasiden bağımsız düşünmemelidir. Bir ülke nüfusunun dörtte birinin dilini özgürce konuşamadığı, kimliğinin hâlâ inkâr edildiği bir ortamda İstanbul’da veya İzmir’deki vatandaş da ben özgürüm diyemez. O 2-2,5 yıl boyunca ölümler asgariye indi, umut arttı. Bir adamın ihtirası, kini yüzünden Demirtaş, Yüksekdağ ve milletvekili arkadaşlarımız cezaevinde.
 
Biz rakip partileriz ama aynı seçmenden oy istiyoruz. Bizi sandıkta değil de mahkeme salonunda yargılatarak başarılarını tahkim etmek istiyorlar. Bunu halk görüyor, anlıyor.
 
‘KİMSE KENDİNİ GÜVENDE VE ÖZGÜR HİSSETMİYOR’
 
OHAL ilan edildiği gün grup adına yaptığım konuşmada, darbe girişimini bertaraf etmenin yolu demokratik hak ve özgürlükleri genişletmektir demiştim, Şu an bunun 180 derece zıttı yapılıyor. Cezaevleri işkencehaneye dönüştü. Siyasetçi, doktor, gazeteci, ayakkabı boyacısı, kimse kendini güvende hissetmiyor. Her an bir bombaya hedef olabileceğinden, işinden olacağından korkuyor insanlar. Kimse kendini özgür hissetmiyor. TV’den işaret parmağını sallayıp duran ve sürekli halkı azarlayan biri bütün bunları dizayn ediyor.
 
‘CHP’NİN DEMOKRASİ CEPHESİNDE YER ALMASI GEREKİYOR’
 
*CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun başkanlık teklifi konusundaki ‘gelsin görelim’ açıklaması kafa karıştırdı. Ne demek istedi Kılıçdaroğlu?
 
Bence CHP’liler de bunu bilmiyor. CHP’nin henüz bir rotası yok. Çok ikircikli ve ilkesel yaklaşımları yok denecek kadar az, kafaları da karışık. CHP şu anda dışlandığı Anayasa çalışmalarına girmeye çalışıyor. Ancak aynı CHP, HDP’siz mini anayasa paketi hazırlayacağız dediklerinde güle oynaya gittiler o üçlü koalisyonla.
 
Yenikapı’da da bunu yaptılar. Çıkıp ‘bu ayrımcılığı kabul edemeyiz’ demediler. Bunu demediği için de aynı muameleye maruz kalıyor şimdi. CHP dokunulmazlıkların kaldırılmasının mimarıdır, bunu unutmamak lazım. Eş başkanlarımızla milletvekillerimizin cezaevinde olmasından AKP’den daha fazla sorumlulukları var.
 
Politik hatlarındaki muğlaklık ve kararsızlık sebebiyle güven de vermiyor. Sadece bize değil yurttaşlara, Türkiye’nin geleceğine dair umut vadetmiyor. Oysa CHP’li seçmenlerin itirazlarını biz seçim bölgelerimizde görüyoruz. CHP’nin tabanı CHP’nin yönetiminden çok daha ileride.
 
Demokrasinin şu an Türkiye’nin adım adım tek adam rejimine götürüldüğü bir ortamda CHP’nin demokrasi cephesinde yer alması gerekiyor. Eş başkanımız Demirtaş son grup toplantısında söyledi. İtiraz edenlerin birlikte sesini yükseltmesi gerektiği noktasındayız hâlâ. Bu gidiş gidiş değil.
 
‘KİŞİYE ÖZEL BİR ANAYASA ÇALIŞMASI YAPILIYOR’
 
*Başkanlık teklifi konusunda HDP’nin tavrı ne olacak?
 
Kişiye özel bir anayasa çalışması yapılıyor. Bütün yaşadıklarımızın sebebi bu. Tutuklamalar, ayrıştırıcı dilin devam ediyor oluşu, savaş, yakılan yıkılan ilçeler, cezaevlerinin tıka basa dolu oluşu, işkenceler… Hepsinin altında rejim değişikliği var. Eksen kayıyor artık. Adına ne denirse desin. Biz her şeyi halkımıza anlatmaya devam edeceğiz.
 
İki parti kapalı kapılar ardında kimseyi katmadan karanlık bir şekilde bir sistem örüyorlar. Bence basına yansıyan olgular da gerçeği yansıtmıyor. Hâlâ idam tartışması var mesela. Bu bir anayasa yapım yöntemi değildir. Şu anda anayasal bir sistem yok. Şu anda anayasa yürürlükte değil. Anayasanın uygulanmamasını meşrulaştırmak için bunu bir dayanağa kavuşturalım diyorlar.
 
Sivil toplumun susturulduğu, basının tümüyle tek elden yönetildiği, siyasetin dizayn edildiği, parti liderlerinin rehin alındığı, milletvekillerinin tutuklama tehdidi altında bulunduğu, demokratik tepkilerin yasaklandığı, OHAL’in hükmetme aracına dönüştürüldüğü, binlerce öğretmenin işten atıldığı bir ortamda hangi anayasayı, kimin için tartışıyorlar?
 
Anayasa bir kişi için yapılan bir metin değildir, toplum sözleşmesidir. Toplum kendi hayatına o anayasayla ne geleceğini ne gideceğini bilmek ister. Bu bir anayasa çalışması değil ve gayrı meşrudur. Muhalefetsiz, kadınsız, Kürtsüz, halksız, tartışmasız, şeffaf olmayan, kapalı kapılar ardında Türkiye’nin rejimini değiştirecek bir tartışma yürütülüyor ve bu da içinde bulunduğumuz ortamın bir tezahürü.
 
‘TECRİT İNSANLIK SUÇUDUR’
 
*Demirtaş’ın tecrit konusunu özellikle gündemde tutuyorsunuz. Nedir bu durum?
 
HDP Eş başkanlarımız, büyükşehir belediye başkanları, milletvekillerimiz cezaevlerinde özel bir tecrite maruz kaldılar. Aynı zamanda Sebahat Tuncel ve Ayla Akat Ata için de geçerli bu durum.
 
Selahattin Bey’in içinde bulunduğu yer farklı. Neden diye soruyoruz! İki milletvekili bir araya getirilmiyor. Sayın Demirtaş’ın avukatlarından Levent Pişkin de yandaş medyanın hedef göstermesiyle keyfi biçimde gözaltına alındı. Sayın Demirtaş partimizin Eş Genel Başkanı’dır. Milletvekilidir, dokunulmazlığı devam ediyor ve orada tutulmasının hukuki bir dayanağı yoktur. Kendisinin ve diğerlerinin bu şekilde tecrite tabi tutulması asla ve asla kabul edemeyeceğimiz bir durumdur. Bu durumun bir an önce düzeltilmesi zorunludur.
 
Tecrit, rehin almayla birlikte izole etmek insanlığa karşı bir suçtur. Siyaseten yürütülen bir özel amacın, rövanş duygusunun, kinin ürünüdür. Devlette de siyasette de bunun yeri yoktur. Buralar kişisel tatmin yeri değildir. Bizim kişisel olarak kimseyle sorunumuz yoktur. İnandığımız değerleri ve ilkeleri savunan bir partiyiz. Onları siyasal etiğe ve olması gereken asgari hukuk standartlarının gereğini yerine getirmeye davet ediyoruz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.