Demirtaş: İyi ütü yaparım, güveçte iddialıyım, albüm çıkarabilirim!

Selahattin Demirtaş ve eşi Başak Demirtaş Habertürk’ten Kübra Par’a konuştu.

“Yıllarca muslukçuluk yaptığını, çocukken cevizle bilye oynadıklarını” kaydeden Demirtaş, İzmir’de abisi ve arkadaşları tutuklandığında avukat bulmakta zorlanınca hukuk okumaya karar verdiğini” söyledi.

 

Demirtaş ailesinin Habertürk'e verdiği röportaşın bir kısmı şöyle:

"PARAMIZ YOKTU, CEVİZLE OYNARDIK"

Ailenizle başlayalım...

Palu’dan göç edip Diyarbakır’a gelmiş muhafazakâr ve yoksul bir ailede büyüdüm. Babam işçi, annem ev hanımıydı. Aile içi şiddet kesinlikle yoktu, çok huzurluyduk.

Çocukken içinizde ukde kalan özlemini çektiğiniz şeyler var mıydı?

Bisiklet gibi şeylere özendiğim olmuştur tabii ama Diyarbakır’da herkes yoksuldu zaten. Etrafımızda büyük AVM’ler, başka zengin bir kültür yoktu ki... Geri dönüp baktığımda yoksulluk yüzünden yapamadığım için pişmanlık duyduğum bir şey yok.

Tatlı anılar var mı?

Cam bilye alacak paramız yoktu, cevizle bilye oynardık. Mahallenin bütün çocukları bizi yenmek için sıraya girerdi çünkü kazanınca ceviz yerlerdi! (Gülüyor...)

Kaç kardeşsiniz? Onlar ne yapıyor?

7 kardeşiz. En büyüğümüz benden 1 yaş büyük olan Nurettin abim. İşletme okudu ama bitiremedi, şu an Erbil’de yaşıyor. Ben 2 numarayım. Benden küçük kız kardeşim öğretmen, ondan küçük olan kız kardeşim avukat, erkek kardeşim tekstil mühendisi. En küçük iki kız kardeşlerimin de biri öğretmen diğeri tasarımcı...

Ne tasarlıyor?

Güzel sanatlar okudu. Afiş, kitap kapağı gibi şeyler tasarlıyor. İstediği işi yapabilen bir tek o oldu galiba! (Gülüyor...)

Abiniz Nurettin Demirtaş bir dönem Türkiye siyasetinde aktifti. Artık kabuğuna mı çekildi?

Hayır, Erbil’deki imkânları ölçüsünde siyasete devam ediyor.

Sizi kıskanıyor mudur?

Olur mu öyle şey! Kıskançlık bir yana her zaman destek verdi. Benden çok daha yeteneklidir aslında ama 15 yılını cezaevinde geçirdi.

Anne babanız neredeler?

Diyarbakır’dalar. Tasarımcı olan küçük kız kardeşim bekâr, onunla yaşıyorlar.

Cumhurbaşkanı adaylığı siyasette en yüksek mertebe. Çok gurur duyuyorlardır herhalde... Annemle sadece telefonda konuşabildik. Dua ettiğini söyledi ama eminim biraz kaygılıdır. Türkiye siyasetinin netameli bir iş olduğunu, devlet baskısına direnmenin bedelleri olduğunu bilir...

Siyasete girmenize başlangıçta kızmışlar mıydı?

Abim tutuklanınca annem ve babam hayatlarının 10 yılını cezaevine gidip gelmekle geçirdiler. Çok sıkıntı çektiler. Bedel ödemeye alışkınlar ama yine de bir anne baba için alışılacak bir durum değil... Beni de siyasette “Bir yerlere geleyim de gurur duysunlar” diye değil, barış umuduyla desteklediler.

"YILLARCA MUSLUKÇULUK YAPTIM, ÇOK İYİ USTAYDIM"

Anneniz nasıl bir kadın?

Dindar bir kadın, beş vakit namazını kılar ve beş vakit barış için dua eder.

Babanız?

İşçi emeklisi. Küçük bir su tesisat dükkânı var.

Siz de anlar mısınız tesisat işlerinden?

Evet, yıllarca hem okudum hem de mahallede musluk tamir ettim. Çok iyi ustaydım!

Evde bozulan muslukları tamir ediyor musunuz hâlâ?

Ne arızalansa tamir ederim. Hatta eşimle evlenmeden onların evinde musluk tamir etmişliğim de vardır! (Gülüyor...)

Öyle mi tanıştınız yoksa?

Hayır, komşuyduk zaten.

Hep böyle özgüvenli miydiniz?

Evet. Bazıları “Bu özgüven nereden geliyor” diye şaşırıyor. Kaybedecek çok şeyim yok. Siyasete mevki makam sahibi olma hırsıyla girmedim.

Aksine çok hırslı görünüyorsunuz!

Temsil ettiğim mücadelenin başarısı için hırslıyım ama kişisel kariyer hırsım yok. Temsil kabiliyeti yükselince özgüven de yükseliyor haliyle. Özgüvenimin kaynağı savunduğum ilkelerin çok meşru olması... Asıl bu değerlere karşı saygısızca davranan siyasetçilerdeki özgüven şaşırtıyor beni. “Onlar bu kadar özgüvenliyse benim onlardan çok daha özgüvenli olmam lazım” diyorum!

Siyasette çok genç yaşta hızla yükselmenizi neye bağlıyorsunuz?

Sosyolojik yaşımın büyük olmasına... Normal bir çocuğun yaşadığının 3 kat hızlısını ve fazlasını yaşadım. Özellikle yurtdışı seyahatlerinde fark ettim ki 30 yaşına geldiğimde arkadaşlarımın dedelerinin yaşamı boyunca gördüğü şeylerin fazlasını yaşamışım. Politika bir yükselme aracından çok görevdi. Şevkle ve inanarak yaptığım için öne çıkmış olabilirim.

Tabandan başlayıp en yukarı kadar çıkmak nasıl bir duygu?

“Gurur duyuyorum, onur duyuyorum” gibi klişe laflar söylemek istemiyorum. Benim için ağır bir seyahat oldu bu. 25 yıldır siyasetin içindeyim. Gençlik yıllarımdan beri omuzlarımdaki yük sürekli arttı. Konumumun hızla öne çıkması bazen taşıyabileceğimden çok daha fazla sorumluluk ve misyon yükledi. “Ben o kişi değilim” deme fırsatı bulamadan gereğini yapmak zorunda kaldım.

Hiç ağır geldiği oldu mu?

Her zaman ağır geldi! Milletvekili seçildiğim günden bugüne vekil olduğum için mutlu olduğum tek bir saati hatırlamıyorum.

Neden?

Bu işi hep huzursuzca yaptım, TBMM’de işim bitince hemen çıkıp giderim. Milletvekilliği hazzettiğim bir misyon değil, savunduğum ilkelere çok ters işliyor. Parlamentoya saygı duymadığımdan değil, fakat burada bir milli irade kandırmacası yaşanıyor. 550 milletvekili olarak halkı temsil ettiğimizi iddia ediyoruz ama parlamentoda halkın düşüncelerine uygun işler yapılmıyor. Karar alma ve yasa yapma süreçleri halktan tamamen kopuk. Bazen Başbakan’ın tek bir sözüyle Meclis günlerce çalışıyor.

“Siyasetçi olarak yaşlanmak istemiyorum” demişsiniz...

Milletvekili ya da belediye başkanı gibi seçilmiş bir siyasetçi olmak asla istemiyorum ama sivil platformlarda halkın içinde olmaya devam edeceğim.

Ciddi ve otoriter bir görüntünüz var. Ekibinize karşı sert misiniz?

Dışarıdan öyle mi görünüyorum? Tam tersine, esprili biri olarak tanınırım! (Gülüyor...) Çalışanların hepsiyle arkadaş gibiyiz. Zaten ağırlıklı olarak gençlerle çalışıyorum, en yaşlıları benim.

Bu soruyu çok cevapladınız ama bir de ben sorayım... Seçilirseniz nasıl bir cumhurbaşkanı olacaksınız?

Her şeyden önce adil olacağım. Aktif olacağım ama Başbakan’ın kastettiği gibi hükümete müdahale eden bir aktiflikten söz etmiyorum. Ezilenlerin cumhurbaşkanı olacağım. Katledilen kadının, tecavüze uğrayan çocuğun, grev yapan işçinin yanında duracağım, seslerini hükümete duyuracağım.

Seçilirseniz Türkiye’nin Obama’sı olacağınızı söyleyebilir miyiz?

Dünya görüşlerimiz benzemiyor elbette ama evet, seçilirsem Türkiye’nin inkâr edilmiş bir kimliği ülkenin başına geçmiş olacak.

‘O CENAZEDEN SONRA HAYATIM DEĞİŞTİ’

Kürt olduğunuzu ilk kez lisedeyken öğrenmişsiniz...

Türkiye’de kendi kendini asimile etme çok yaygın. Kürtler Kürt olduğunu sakladı, çocukları öğrenmesin diye ellerinden geleni yaptı. Benim çocukluğum 80 darbesi sonrasına denk geldi. Annem ve babam kendi aralarında Zazaca konuşurdu ama korkudan bizimle hep Türkçe konuşurlardı. Etnik olarak Kürt olduğumun farkındaydım ama siyasal ve sosyolojik olarak bunun ne anlama geldiğini lise yıllarında anladım.

Kimliğinizi fark ettiğiniz ilk anı hatırlıyor musunuz?

Evet, Vedat Aydın’ın cenazesinde kafama dank etti. Büyük bir şaşkınlıktı... Kürt kimliğinin Türkiye’de bu kadar horlanabileceğini, insanlık dışı muamele görebileceğini o gün gördüm.

Ne olmuştu o cenazede?

HEP İl Başkanı Vedat Aydın kaçırılmıştı, herkes çok gergin ve üzgündü. Üç gün sonra işkence yapılmış halde cenazesi bulundu. O güne kadar hiçbir siyasi gösteriye ya da cenazeye katılmamıştım ama o gün katılmam gerektiğini hissettim. Yüzbinlerce insanla birlikte yürüdük. Cenaze töreni esnasında kitleye her yönden ateş açıldı. Polisler, özel timler, helikopterler... Onlarca insan öldü. Milletvekillerine, parti il başkanlarına işkence yapıldı. Yaralılar bir iki gün sonra bile tedaviye gidemedi, çünkü hastanede gözaltına alıyorlardı. Ölü ve yaralı sayısı dahi gizlendi. Tüm bunlara rağmen gazetelerde suçlu Diyarbakır halkıymış gibi yansıtıldı. Gözlerimize inanamadık! O gün devletin halkı suçlayan iki yüzlü yaklaşımını görünce pek çok insan gibi ben de bir kırılma yaşadım. Oradan çıktıktan sonra hiçbir şey olmamış gibi davranamazdım, başka bir insan olduğumu hissettim. Olayların nedenini tam olarak anlamıyordum ama artık biliyordum, biz Kürtüz ve atacağım bir kimlik olmadığına göre bu artık benim de meselemdi...

Sonra?

Üniversite yılları başladı. 9 Eylül Üniversitesi’nde 2 yıl deniz işletmeciliği okudum ama politik nedenlerle bıraktım. Abim tutuklandı, ben bir süre gözaltına alındım. Sonra tekrar sınava girdim ve Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni kazandım.

Abinize avukat bulamadığınız için hukuk okuduğunuz doğru mu?

Evet, İzmir’de abim ve arkadaşlarımız tutuklandığında avukat bulmakta zorlanınca hukuk okuma isteğim arttı. Ankara Hukuk’ta da öğrenci hareketleri içindeki varlığımı sürdürdüm.

Gözaltına alındığınız, hapis yattığınız oldu mu?

İki üç defa gözaltına alındım.

BAŞAK DEMİRTAŞ: İNANILMAZ SABIRLI BİR ADAMDIR

Nerelisiniz?

1977’de Diyarbakır’da yoksul bir mahallede doğdum. İşçi emeklisi bir babam, ev hanımı bir annem var. Babam siyasetle uğraşırdı, 80 darbesinden nasibini aldı, 2 yıl cezaevinde kaldı. O süreçleri yaşayarak büyüdük.

Selahattin Bey’le hayatlarınız paralelmiş!

Evet, çok ortak noktamız var. Hayata, mücadeleye, kadına, çocuğa bakış açımız, müzik zevkimiz, keyif aldığımız şeyler...

Siz de politik miydiniz?

Babam cezaevine girdiğinde 5 yaşındaydım. Küçüktüm ama bazı detayları sonradan anlamlandırınca muhalif duruşum gelişti.

Kürt hareketinin içinde aktif olarak yer aldınız mı?

Resmi görevlerim olmadı.

Aranızda büyük bir sevgi varmış gibi yansıyor dışarıya...

Kesinlikle haklısınız! (Bakışıp gülüyorlar...)

Söyleşinin tamamını okumak için tıklayınız

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.