Demirtaş: Biz ülkeyi özyönetimle vatandaşlara bırakalım diyoruz, sen bir adama bırakalım diyorsun!

HDP'nin bugün Meclis'te gerçekleştireceği Kadın Grup toplantısı iptal edildi. Grup toplantısı yerine HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Meclis grup salonunda gazetecilerle bir araya geldi.


Demirtaş, "Bütün milletvekillerinin dokunulmazlıkları kalksın, biz de yargılanalım onlar da yargılansın" çağrısı yaptı. DTK'nın açıkladığı özyönetim bildirgesini 'diktatörlüğün panzehiri' olarak değerlendiren Demirtaş, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın başkanlık için tartışma yaratan 'Hitler Almanya'sı' örneğine gönderme yaparak, "Biz eğer özyönetim yerine Hitler modeli önerseydik şu anda tek kişilik bir hücrede ömür tüketmeye başlayacaktık" dedi.

Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez'in "Cemevleri kırmızı çizgidir" sözlerini eleştiren Demirtaş, "Cemevinin ibadethane olup olmadığını belirleme hakkı ne yasa, vicdan, ahlaki olarak Diyanet’e ait değildir. Diyanet çıkmalı, haddimiz, yetkimiz yok demelidir" ifadesini kullandı. Kamu kurumlarında Cuma namazına özel mesai düzeni planlamasına da değinen Demirtaş, "Cuma günü insanların cuma namazında ibadetini rahatça yapabilmesi için son derece makuldur. Mantıksız ve saçma olan cemevine farklı yaklaşmasıdır" diye konuştu.

Demirtaş'ın konuşmasından satır başları şöyle:

Ne diyor Başbakan, biz kimseye hesap vermeyiz, HDP’ye mi vereceğiz? Her gece Saray’a hesap vermekten utanmıyorsun, muhalefete hesap vermekten mi utanıyorsun? Tam da sizden hesap sormak için seçildik Başbakan. Bize demokratik siyaset dersi verirken demokrasiden zerre kadar anlamadığınızı ortaya koyuyorsunuz. 

Halkın yanındayız biz. İktidarın zulüm politikalarından yana asla durmayız. Bizim tutumumuz tavrımız budur. Biz ne başka bir örgütün uzantısıyız, ne silahlı bir örgütüz, ne destekleriz, ne peşinden gideriz. Ama biz halkımız neredeyse omuz omuza yürümeyi onur borcu olarak kabul ederiz.

"Bütün milletvekillerinin dokunulmazlıkları kalksın, biz de yargılanalım onlar da"

Diyalog ve müzakere çağrılarına nasıl cevap verdiklerine bir gazeteci dönüp baksın. Yüksekova, Cizre, Nusaybin, Varto, Doğubeyazıt buraların hepsine gittim. Açın bakın. Demirtaş orada ne demiş? Şunları söyledim: Hiç kimsenin silah kullanmasına, ölmesine gerek yok. Ölümler olmasın diye sçeildik biz, dolayısıyla lütfen durun bizzat çağrıları yapan bendim. Bölge mitinglerinde savaşın durması için siyasi görev üstlendik. Çağrıları yaptık, lütfen bu çağrılara karşı Ankara’dan gelen yanıtları görün. Hakaret eden, alaycı uslübu görün. Ama içinizden bir gazeteci bunu yapsoın bakalım. Biz sonuna kadar demokratik siyasetten yanayız. İktidarın tavrını görüyorsunuz. IŞİD’e öfeki çocuklar diyebilen bir anlayış, terör örgütü değil, sosyal niyeti var diyen bir anlayış; hendek ve barikattaki insanları anlamaya çalışmıyor, denemiyor bile. IŞİD’in bu siyasi anlaşıyı, şimdi bizi teörrist olmakla tehdit ediyor. Çok ilginç.

550 kişi değil miyiz? Anayasa teklifimiz orada duruyor. Biz hazırız dokunulmazlık kaldırmaya. Milletvekilleri kürsü dokunulmazlığı dışında dokunulmazlığa sahip olmamaldır. Bütün milletvekillerinin dokunulmazlıkları kalksın, biz de onlar da yargılansın.

Ülkenin Cumhurbaşkanı ve Başbakanı de facto darbe yapmış durumdalar. Vay efendim, gençler barikat kurmuş diyorlar. Toplumun kanuna, yasaya olan inancı kalmaz ki. Şimdi böyle bir ortamda, gözyaşının yaşandığı ortamda siyasi gerilimin bu kadar hat safhada olduğu ortamda anayasayı tartışmak da başka bir tuhaflıktır. Sivil, özgürlükçü bir anayasaya tabii ki ihtiyacımız var. 

"Uzlaşma komisyonunu dağıtan kendileriydi"

Ama böyle bir ortamda anayasa yapmanın imkanı var mı? AKP bizden daha iyi biliyor bunu. Siyasi partiler arasında bu kadar ayrımcılık yaşanırken, anayasası nasıl yapacağız bilmiyorum. En son 2003 yılında, bizler Anayasa Uzlaşma Komisyonu masasından kalkmadık. AKP kalktı, üç toplantı üst üste mazeretsiz katılmazsa bir parti komisyon dağılmış sayılır. Ve son üç toplantıya AKP temsilcisi katılmadı. BDP,  MHP, CHP katıldı, AKP temsilci göndermedi.

Masadan kaçan kendileriydi. Uzlaşma komisyonunu dağıtan kendileriydi. İstek varmış gibi davranıyorlar ama tek bir maddeye ihtiyaçları var; başkanlık. Sırf onu geçirebilmek için tartışıyorlar. Bu konuda samimiyet yok, ciddiyet yok. Ne diyor? Muhalefet bunu tartışmaktan çekiniyor; tartışalım diyoruz. Özerkliği tartışalım dediğimizde niye vatan haini oluyoruz?

Biz ülkeyi vatandaşlara bırakalım diyoruz, sen bir adama bırakalım diyorsun. Niye bölücü oluyoruz?

2013 yılında parlamentoda resmi olarak BDP’nin önerisidir. O dönem, savcılar niye harekete geçmedi? Niye suç yoktu? Uzlaşma komisyonuna sunduk, anlaşamadık. Kimse kimseyi hain ilan etmedi. Bugün niye bölücü olduk? Burada bölünme yok. Burda bölünme mi var? Burada diktatörlük panzehiri var. Bu yüzden bu kadar bizi suçluyorlar. Devletin bütün imkanlarını suçluyorlar. Artık Türkiye iki tercihle karşı karşıyadır. Ya diktatörlük ya da demokratik halk yönetimi.

Kardeşim, etle tırnak, 1000 yıllık geçmişimiz var Kürtler de bu ülkenin halkıysa, Türk kardeşlerim de bu gerçeği görmelidir.

"Biz eğer özyönetim yerine Hitler modeli önerseydik şu anda hücredeydik!"

Türkiye’nin tamamında bölgesel yönetim, özerk yönetimler hayata geçerse nefes alacağız. Ülke bölünmez, Kürtler bu ülkede kendini ikinci sınıf yurttaş olarak hissetmekten kurtulacak. Buna karşı soruşturma açmak yerine dikkatlice dinleyip anlasalar ne kadar iyi niyetli bir teklif olduğunu görecek. Başsavcı hazretleri derhal dava açacağına, şunu bir okusun. Üniversitede bize öğrettiler, aynı fakültenin sıralarından geçtik. Bu bir yönetim modelidir, bölünme değil.

Biz herhalde Hitler modelini önerseydik tek kişilik bir hücrede ömür tüketmeye başlayacaktık. Biz teklifimizin arkasındayız, ciddi bir birlikte yaşama teklifidir. Bir bölünme arayışı, gizli bir ajandanın sonucunda ortaya çıkmış bir şey değil. 

DTK’nın söylediği budur, bizim de isteğimiz budur. Bütün Türkiye’nin böyle anlaması lazım. İktidar biz ne dersek diyelim, kışkırtmaya çarpıtmaya devam edecek. HDP olarak yapmaya çalıştığımız budur. Sırt çevrilir, destek verilmez, abuk subuk yaklaşımlar gösterilirse biz bu işin içinden çıkamayız.

Türkiyelileşme Ankara’da durup, Cizre’yi temizleyeceğiz demek değil, saygı duymaktadır. Orada bölge halkı yok, Kürt halkı var. Bunu açıkça söyleyebilmek Türkiyelileşmektedir. Kimmiş bu bölge halkı? Kürt’ün ismini bile söyleyemiyor, sorununu nasıl çözecek?

Bizler etle tırnaksak, bölge halkı mıyız? Türkiye’de bir bölge halkı bir de Türk halkı mı yaşıyor?

HDP, Türkiye’deki biricik Türkiye partisidir. Geri kalanı tekçidir, ırkçıdır. Çoğulcu olan tek parti HDP’dir. Tıpkı Türkiye gibiyiz. HDP dışında çoğulculuğu temsil eden bir parti yok. Lütfen vicdanınıza danışarak hareket edin. Öyle çaresizlik içerisinde korku, panik içerisinde hareket eden bir parti değiliz. Ödemediğimiz bedel kalmadı geçmişimizde. Bize bir bedel ödetince Türkiye’ye 100 bedel olarak fatura ediliyor. Biz bunu durdurmaya çalışıyoruz; kişisel korkumuz yoktur. Demokratik siyaset bizim biricik yolumuz yöntemimizdir. HDP bunda ısrar etmeye devam decektir.

"Diyanet çıkmalı, 'Haddimiz, yetkimiz yok' demelidir"

Cemevinin ibadethane olup olmadığını belirleme hakkı ne yasa, vicdan, ahlaki olarak Diyanet’e ait değildir. Bir grup, çıkıp herhangi bir kulübeyi, bize çok anlamsız gelebilecek bir kulübeyi, ibadethane olarak belirleyebilirler. Başka inançları ve hakları taciz etmeden ibadet edebilirler. Devlet buna karışamaz. Başka dinler buna karışamaz, yetkisi yoktur. Cemevinin ibadethane olup olmadığını kararlaştırma yetkisi, Alevilere aittir. Alevi olmayan herhangi birisinin aleviler adına ibadethane belirleme yetkisi yoktur. Mezhep çatışmasını körüklüyordur, düzeltilmesini bekliyoruz. Diyanet çıkmalı, haddimiz, yetkimiz yok demelidir.

Suriye, Irak, Arabistan ve İran’da yaşananlar Türkiye’de yaşanmasın istiyorsak ayrımcılık yapmak yerine eşit görebilir bir politika oturtmamız lazım mezhepler için.

Sağlık Bakanı’nın beş katı bütçe alacaklar çıkıp mezhepçilik yapacaklar. Şurası inanç yeri olamaz, seninki mezhep değil diyecekler. Bu gerilim ve politikadan kimseye cevap gelmez. 

HDP parlamentonun üçüncü büyük gücüdür. Bizi dışlayarak, bize kötü çocuk muamelesi yaprak da kimse HDP ile anlaşma sağlayamaz. Nasıl bir teklif gelecek bunu görmek istiyoruz. Kaçan taraf değildik biz, bugün ciddiler mi değil mi bunu görmek istiyoruz. İki satır yazıyla usulen masaya davet edilmek isteniyorsa kusura bakmasınlar biz dinlemek istiyoruz. AKP’nin dümen suyuna girecek halde değiliz. Zaten MHP-AKP birlikte anayasa yapabilirler. Birçoğu zaten AKP-MHP uzlaşılacak maddelerden oluşuyorlar.

Niye yapmıyorlar? Yapsınlar. HDP’yi bu işe alet etmenin bir anlamı yok. Hepsini tartışmaya açığız. Başkanlığı tartışalım deyip özerkliği Savcılığa gönderen bir zihniyet ile nasıl tartışılır bilmiyoruz. 

Bizim önerdiğimiz sistemde başkanlık yok, parlamenter sistem var. 

Biz parlamentoda bir komisyon önerdik, en ciddi formül bu. Bütün partiler bir araya gelsinler ama bir çözüm sürecinden sorumlu bir komisyon olsun. HDP ve AKP arasında bir çözüm süreci şeklinde işlemesin. Komisyon yürütsün, kiminle, nerede görüşecek bu komisyon karar versin. Şeffaf çalışsın. Herkes teklifini komisyona yapsın. Çatışmayı da durdursun, hendekleri de kaldırsın. Kapı duvarsa karşımızdaki anlayış aşamıyoruz. HDP çözüm sürecinde büyüyor, barış bize yarıyor savaş onlara yarıyor.

Pariler bir araya geldiler ve yeni anayasa konusunda tartışma yürüttüler. Bizimle yürütülen bir konuşma yok. Üç parti şu an anlaşma sağladılar; itirazımız yok. Usül, yöntem ne bilmiyoruz. Bir satır iki satır yazıp komisyon kurulacak diye yazı gönderen ciddiyesiz bir tavır görmek istemiyoruz.

Grupların bu konuda karar alması bile aykırı. Dediğim gibi Türkiye’ye kazandıracak bir iş olsa, bizim çözüm önerimiz budur. Ben özellikle hükümet sözcüsünü, bu konularda vicdanlı olduğunu biliyorum. Güveniyorum vicdanına. Çağrılarını ve vermek istediği mesajı da yürekten anlıyorum. Aynı cesaretle cevap veriyoruz. Barış çağrılarını politikasını, çözüm dilinin bir resmi politika haline dönüşmesi lazım devlette.

HDP, kendi eksik ve yetmezliklerini gözden geçiriyor ve tartışıyoruz. Numan Kurtuluş’un da bilmesini istiyorum, iyi niyetle çözülmüyor. 

Kulislerde biz erken seçim diye bir şey duymadık. Türkiye’nin gündeminde böyle bir şey yok.

"Cuma namazı kararı son derece makul"

Olabilir. Cuma günü insanların cuma namazında ibadetini rahatça yapabilmesi için son derece makuldur. Mantıksız ve saçma olan cemevine farklı yaklaşmasıdır. Herkese eşit yaklaşsanız sorun yok, tabii ki kılabilsinler. İbadetlerini yerine getirebilsin de.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.