Selda Manduz
Selda Manduz
15 Temmuz 2017 Cumartesi 22:44
Baydemir: Güney Kürdistan bağımsızlığına ulaşırsa tüm Ortadoğu’ya huzur gelir

HDP Sözcüsü ve Urfa Milletvekili Osman Baydemir, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin Eylül ayında yapmayı planladığı bağımsızlık referandumuna ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Yapılacak olan Bağımsızlık Referandumunun Kürdistan’ın dört parçası üzerinde olumlu etkisinin olacağını savunan Baydemir, “Benim kanaatim odur ki tüm Kürdistan parçaları üzerinde son derece olumlu bir etki bırakır. Tabi bu tablodan memnun olmayan devletler olur, böyle bir sonuç çıkarsa bu devletlerin de mecburi olarak değişmesini sağlar. Örneğin bu devletler pozitif bir sonucun olmasını hiç hoş karşılamazlar, çünkü Kürtlerin kendi hakkına kavuşmasını istemezler, kendi çıkarlarına ters görüyorlar. Eğer iyi bir sonuç çıkarsa buna olumsuz bakan devletlerin yargısını da kırar. Referandumdan çıkan olumlu bir sonuç ikinci bir sonuç doğurur ki, o da Kürtlerin Ortadoğu’daki haklarının kabulünü getirir. Üçüncü ve belki de en önemlisi Kürtlerin parçalı duruşundan medet umanlara karşı ciddi bir darbe olur” dedi.

Irak Kürdistan Federe Yönetimi’nin referandum kararını desteklediğini söyleyen Baydemir, Barzani yönetiminden ittifak beklediklerini ifade etti.

Baydemir, “Kürt ve Kürdistan için bir ittifak talebimiz var. Bunun olması için de Ulusal Kongre’ye ihtiyaç var. Bunu neden bu kadar önemsiyoruz, çünkü Ulusal Kongre Kürtleri ortak zeminde buluşturacak ve Kürt ittifakını sağlayacaktır. Eğer Güney Kürdistan bağımsızlığına ulaşırsa tüm Ortadoğu’ya huzur gelir. Bugün Arap halkının hakkı, Türk halkının hakkı, Fars halkının hakkı ya da Fransız halkının hakkı dünyada ne ise Kürt halkının hakkı da odur. Biz şartsız ve koşulsuz olarak kendi kardeşlerimizin bu doğal hakkı olan bağımsızlığın sonuna kadar arkasındayız. Güney Kürdistan ne isterse istesin biz sonuna kadar onların taleplerini destekliyoruz. Eğer benim oyum olsaydı vallahi de billahi de gider oyumu evet olarak kullanırdım” dedi. 

HDP Sözcüsü ve Urfa Milletvekili Osman Baydemir, Irak Kürdistan’ında yayın yapan WAAR TV’den Eyyüp Demir’in sorularını şöyle yanıtladı:

* Irak Kürdistan Bölgesi’nde “Bağımsızlık Referandumu” kararı alındı, siz bu kararı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Umarım bu Bağımsızlık Referandumu kazasız ve belasız gerçekleşsin. Referandumun sonucu ne olursa olsun bütün hükümetlerin ve dünya devletlerinin bu sonuca saygı duyması gerekir. Bilindiği gibi Ortadoğu’da en temel sorunların başında Kürt meselesi geliyor. Ortadoğu’nun huzura kavuşmasının en önemli yanı Kürt sorununun çözülmesine bağlıdır. Eğer Güney Kürdistan bağımsızlığına ulaşırsa tüm Ortadoğu’ya huzur gelir. Bugün Arap halkının hakkı, Türk halkının hakkı, Fars halkının hakkı ya da Fransız halkının hakkı dünyada ne ise Kürt halkının hakkı da odur. Biz şartsız ve koşulsuz olarak kendi kardeşlerimizin bu doğal hakkı olan bağımsızlığın sonuna kadar arkasındayız. Güney Kürdistan ne isterse istesin biz sonuna kadar onların taleplerini destekliyoruz. Onlar ne isterlerse istesinler bizim başımızın üstünde yeri vardır. Tabi bu konuda bizim de bazı taleplerimiz vardır o da diliyoruz ki referandum öncesinde tüm Kürt siyasi partileri bir araya gelip birlik oluştursunlar. Eğer bir araya gelip de birlik oluştururlarsa ne Bağdat Hükümeti, ne Tahran Hükümeti, ne Şam Hükümeti ne de Ankara Hükümeti ellerini Kürtlerin ittifakına sokamazlar.

* Eğer bahsettiğiniz birliktelik olmazsa sizce Kürtler arasında ne olur?

Eğer Kürtler ittifak kurmasalar, Kürt siyasi partileri bir araya gelip uzlaşmasalar, güç oluşturamazlar. O zaman da Kürtlerin birlik olmasını istemeyen, Kürtlerin varlık göstermesini istemeyen hükümetler ve devletler kendi çıkarlarını bu birlik olmayan ortamda ararlar. Hiç şüphesiz tüm bu ülkelerin çıkarı da Kürtlerin çökertilmesi üzerinedir. Bakın şimdi Beşar Esad’a bakıyoruz, kümese tıkılmış başını Şam’dan dışarı çıkaramıyor, her tarafı sarılı durumda, fakat Kürtler kendi hak ve hukukunu talep edince buna karşı çıkıyor. Başını daha dışarı çıkarmayan bu kişi Kürtler söz konusu olunca karşı duruyor. Bu konuda Ankara’nın da, Bağdat’ın da, Tahran’ın da bakışı aslında bundan farklı değildir. 

‘KÜRT MEDYASI ULUSAL BİRLİK PROJELERİNE ENGEL OLMAMALI’

* Kürtlerin birlik olmasının önündeki esas sorun nedir, neden birlik olamıyorlar?

Kürtler arasındaki en temel sorun siyasal partiler arasındaki anlaşmazlıktır. Bu anlaşmazlık çözülmek zorundadır, bunun başka bir yolu yoktur. Eğer bu anlaşmazlıklar çözülmese biz Kürtler geleceğimiz var diyemeyiz. Kürt örgütleri aslında birbirini farklılıklarıyla kabul ederek ulusal birlikte örtüşmek zorundadır. Birbirlerine karşı sert ve ayrıştırıcı dil kullanmamaları gerekir. Birbirlerine karşı muhalefet yapabilirler; bu çok güzel bir şeydir, ancak bu Kürtlerin ulusal politikada birleşmeleri önünde engel olmamalı. Kürt örgütleri arasında bu güne dek yapılan düşmanca çıkışlar hiçbir fayda getirmedi bundan sonra hiç getirmez. Bu konuda Kürt medyasına da çok önemli bir görev düşmektedir, o da Kürtleri ayrıştıran bir medya olmamalı, aksine Kürtleri birleştiren bir dil, üslup ve yayın çizgisi tutturmalıdırlar. Kürt medyası her şeyden önce Kürtler arası ittifakı teşvik eden bir zemin üzerinde hareket eder ve Kürt örgütleri anasındaki anlaşmazlıkları derinleştiren değil, uzlaştıran bir yayın yaparlarsa o zaman Kürtler ittifak kurmaya yönelirler. Dört parçalı Kürdistan’da Kürt örgütleri arasında başat olan örgütler vardır, aslında bu başat örgütler bir araya gelerek kendi aralarında anlaşmak zorundadırlar. Bunun için de Kürt Ulusal Kongresi’nin zeminini yaratmak gerekir. Eğer böyle bir adım atılır ise Kürtler arasında yaşanan gerilimler de son bulur.

‘BAĞIMSIZLIK REFERANDUMUNU DESTEKLİYORUZ’

* Sayın Mesut Barzanî ve Kürt siyasal oluşumları Bağımsızlık Referandumu kararını deklere edince bazı devletler tepki gösterdi ve bu tarihte referandumun yapılamayacağını söylediler. Siz bu yaklaşımları nasıl görüyorsunuz?

Kendi kaderini belirlemek isteyen Kürtlerin bu doğal hakkına her devletin saygı duyması gerekir. Karşı durma yerine tam tersine desteklenmelidir. Biz Güney Kürdistan’ın bu kararının sonuna kadar arkasındayız. Biz haklı olarak kendi kardeşimizin destekçisiyiz. Bağımsızlık Referandumu kararı alınınca biz açık bir şekilde şartsız ve koşulsuz olarak desteklediğimizi açıkladık. Eğer referandum 25 Eylül’de yapılacaksa destekliyoruz, yok bunu ileri veya geri bir tarihe alacaklarsa yine bu kararlarını destekliyoruz. Örneğin dokuzuncu ay değil de onuncu ay derlerse yine bu kararları başımız gözümüz üstüne destekleriz. Neden böyle diyorum, çünkü onlar kendi öznel durumlarını bizlerden çok daha iyi biliyorlar. Biz Kuzey Kürdistanlılar olarak nasıl ki kardeşlerimizi destekliyorsak istiyoruz ki onlar da bizleri desteklesinler.

ULUSAL KÜRT BİRLİĞİ

* Güney Kürdistan’dan nasıl bir destek talebiniz var?

Kürt ve Kürdistan için bir ittifak talebimiz var. Bunun olması içinde Ulusal Kongre’ye ihtiyaç var. Bunu neden bu kadar önemsiyoruz, çünkü Ulusal Kongre Kürtleri ortak zeminde buluşturacak ve Kürt ittifakını sağlayacaktır. Genel bir ittifak ya da Ulusal Kongre olmadığı için, Kürdistan’ın dört parçasını aynı masada buluşturamadığımız için bir masa etrafında konuşamıyoruz. Genelde basın üzerinde birbirimizle konuşuyoruz, üstelik konuştuğumuz basın da Kürtlerin buluşmasını ve ittifakını istemeyen basındır. Durum böyle olunca da Kürtler arasındaki sorun daha da büyüyerek çözümsüz kalıyor.

* Güney Kürdistan’da referanduma gidiliyor, oyunuz olsaydı kullanır mıydınız?

Nasıl kullanmazdım, tabi ki kullanırdım. Eğer benim oyum olsaydı vallahi de billahi de hiç şüphesiz gider oyumu evet olarak kullanırdım.

BAĞIMSIZLIK REFERANDUMU

* Bağımsızlık Referandumunda evet çıkarsa, ki yüzde 90’ın üzerinde evet olacağı belirtiliyor, sizce bu durum Kürdistan’ın diğer parçalarında nasıl bir tesir bırakır?

Benim kanaatim odur ki tüm Kürdistan parçaları üzerinde son derece olumlu bir etki bırakır. Tabii bu tablodan memnun olmayan devletler olur, böyle bir sonuç çıkarsa bu devletlerin de mecburi olarak değişmesini sağlar. Örneğin bu devletler pozitif bir sonucun olmasını hiç hoş karşılamazlar, çünkü Kürtlerin kendi hakkına kavuşmasını istemezler, kendi çıkarlarına ters görüyorlar. Eğer iyi bir sonuç çıkarsa buna olumsuz bakan devletlerin yargısını da kırar. Referandumdan çıkan olumlu bir sonuç ikinci bir sonuç doğurur ki, o da Kürtlerin Ortadoğu’daki haklarının kabulünü getirir. Üçüncü ve belki de en önemlisi Kürtlerin parçalı duruşundan medet umanlara karşı ciddi bir darbe olur. Birçok ülke Kürtlerin birbirine düşmanlığını hep savunmuştur. Referandumda çıkacak pozitif bir sonuç, bu ülkelerin Kürtler arası düşmanlığın bittiğini gözleriyle görmelerini sağlayacaktır. Eğer Ulusal Kongre de kurulur ise bu ülkelerin tüm umutları kırılır ve Kürtlere karşı daha saygılı davranmak zorunda kalırlar. Bugün Kürt sorunu olan ülkeler veya bu sorunu öteleyen hükümetler mecbur kalır ve Kürt sorununu çözümünü zorunlu görür. Böyle bir durumda da Ortadoğu devletleri Kürtleri kabul etmek zorunda kalır.

DOLMABAHÇE MÜTABAKATI

* Dolmabahçe Görüşmesi'nde ilk kez devlet ile Kürt tarafı bir araya gelerek Kürt sorunun çözümünü görüşmüştü..

O deklarasyonun yayınlanmasından iki gün sonra, Erdoğan aleni bir şekilde o deklarasyonu tanımadığını kamuoyuna deklare etti ve Kürt sorunu diye bir sorunun olmadığını, asıl sorunun terörizm sorunu olduğunu ifade etti. Çözüm masasına tekme atan Erdoğan ve AKP Hükümeti’nin kendisidir. O deklarasyondan Erdoğan’ın haberinin olmaması mümkün değil. Ve zaten Erdoğan’ın öyle bir görüşmeden haberdar olmaması mümkün olmadığı gibi, bunu düşünmek akıl ve ferasetten uzak bir durumdur. Keza ilerleyen günlerde o masada yer alan ve Hükümetin temsilcisi olan kişiler, yaptıkları açıklamada Erdoğan’ın durumdan haberdar olduğunu beyan ettiler.

Seçimlerden önce AKP 2013-2015 yılları arasında, acaba neler gelişti? 7 Haziran’dan 1 Kasım’a doğru acaba ne oldu da AKP’nin vekil sayısı 257’den 317’ye çıktı. Bunu belirleyen şey ölümler oldu. Çünkü Hükümet kendi istikbalini çatışma seçeneğinde buldu.

Çözüm süreci ilk başladığında hedeflenen şey, iç savaşı durdurmak ve mevcut sorunlara çözüm olmak amacı taşıyordu. Biz HDP olarak bugün de aynı noktadayız. Ama şunu belirtmek lazım, bu süreç aynı zamanda Suriye Kürtlerinin (Rojava) statü imkânlarının ortaya çıktığı dönemdir. Rojava’da Kürtlerin özgürlük ihtimali Ankara Hükümeti’nin “kırmızı çizgisi” oldu.

* Dolmabahçe Mutabakatı önemlidir. Görüşmeler oluyordu ve Erdoğan bu deklarasyondan sonra çıkıp bunu kabul etmediğini söyledi. Selahattin Demirtaş da deklarasyondan 45 dakika sonra çıkıp Hükümete güvenmediğini ifade etti.

Baydemir: Türkiye’de savaşın durdurulması, ölümlerin son bulması noktasında halkın demokrasi talebinin daha güçlü olduğunu söylemek mümkün. Halk, çatışma ve savaşın durmasından sonra daha huzurlu ve özgür bir şekilde fikrini ifade ediyordu. Bu durum Hükümetin bazı siyasal ve iktisadi tıkanıklığı/kriziyle birleşince, halk desteğinin düşmesini sağladı. Hükümet, barış ve sulhun egemen olduğu bir ortamda tek başına Hükümet olamayacağını anladı. Dolayısıyla da sorun/çatışma üreten bir noktaya geldi. Bu durum aslında Türkiye’de daha önceki hükümetlerin de ortak noktası. Bütün partiler egemenliklerini korumak için çatışmaya yöneldiler, AKP de öyle.

Sayın Öcalan, 2013 Newrozunda demokrasi manifestosunu ve sorunun çözümü ile ilgili bir yol haritası yayınladı. O günden Dolmabahçe Mutabakatına kadar her iki taraf arasında güven ortamı oluşmadı. Hükümet Kürt Hareketi’ne güvenmediği gibi, Kürt Hareketi de Hükümete güvenemedi.

Aradaki 2 yıllık sürede Türkiye’deki birçok sorun tartışıldı. Halk bu süreçte bir takım beklentiler içinde oldu ve güven ortamının oluşmasını ve Hükümetin barış konusunda samimi olduğuna inanmak istedi.

Mesela bir talep vardı: cezaevlerindeki hasta tutsaklar meselesi. Bunlar için bir adım atılması beklentisi vardı. Fakat ne yazık ki bununla ilgili hiçbir adım atılmadı. Hükümet süreci ağırdan aldı. Bu da güvensizliğin oluşmasına sebep oldu. Her iki taraf da bu sürecin bitirileceğini ve çatışmanın tekrar başlayacağını düşünecek kadar birbirlerine güvenmiyorlardı.

15 TEMMUZ DARBE GİRİŞİMİ

* Peki bu dönemde olumlu olan hiçbir şey yok muydu?

Türkiye tarihinde hükümet ilk kez kutsal bir adım attı. Bu atılan adımın bir tarafı Sayın Öcalan idi, diğer tarafı hükümetti, Erdoğan idi. Biz 18 yerde miting yaptık, barikatların çatışmasız bir şekilde kaldırılmasını sağlamak için. Amacımız oydu ki barikatlar kalksın ve çözüm süreci devam etsin. Aslında hükümet, devlet barikatların kalkmasından yana değildi, savaşın derinleşmesinden yanaydı. Devletin içinde bir klik vardı, darbe mekaniğinin devreye girmesini istiyordu. Hükümet bundan habersizdi, biz hükümeti yüz kereden fazla uyardık, dedik ki eğer siz bu şekilde Kürtler üzerinde şiddet uygularsanız, 1990’lardaki metotlarla gelirseniz bu topraklara tekrar darbe gelir. Kimse bize kulak vermedi, arkasından da darbe geldi. Bakın Kürdistan’ı viraneye çevirenlerin çoğu şu anda zindanlardadır.

* Devletin HDP konusundaki tavrı son derece sert. Kayyum, gözaltılar, tutuklamalar vb, HDP’nin son durum nedir?

Son iki yılı göz önüne aldığımızda Kuzey Kürdistan’da partimizden ya da partimizle paralel hareket eden örgütlenmelerden on binden fazla kişi tutuklandı. HDP il, ilçe, belde başkanı veya yöneticisi olmak üzere 750 kişi tutuklu bulunmaktadır. 92 belediye başkanının görevine son verildi ve yerine kayyum atandı. Görevden alınan 92 belediye başkanımız şu anda zindandadırlar. Bakın altı milyonun iradesiyle seçilen Eş Başkanımız Selahattin Demirtaş zindandadır, yine Eş Başkanımız Figen Yüksekdağ tutuklandı, milletvekilliği ve parti üyeliği düşürüldü. Toplamda 11 parlamenterimiz tutuklu bulunmaktadır.

Selda Manduz Kimdir?
Kars-Susuz’da 10 Nisan 1985’te doğdu. Kars Ticaret Meslek Lisesi’ni ve Kafkas Üniversitesi Bankacılık ve Sigortacılık Bölümü’nü bitirdi. Çeşitli ajans ve yayınlarda Kars muhabirliği ve bazı internet sitelerinde editörlük yaptı. Halen Demokrat Haber editörlerinden.
Son Güncelleme: 17.07.2017 10:54
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Yorumlardan doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderene aittir.