07 Eylül 2017 Perşembe 13:25
Baydemir AYM önünden seslendi: İstisnasız bütün mahkemeler siyasi otoritenin baskısı altında

HDP, Anayasa Mahkemesi önünde başlattığı Vicdan ve Adalet Nöbeti sürüyor.

Nöbetin üçüncü gününde EMEP Genel Başkanı ve beraberindeki heyet, hukukçular ve sivil toplum kuruluşları HDP’ye destek verdi. HDP Ankara İl Örgütünün Anayasa Mahkemesine gelerek nöbete katılımı ise engellendi. Polis, il örgütü üye ve yöneticilerinin il binasından çıkışına izin vermedi. 

Nöbetin üçüncü gününde HDP milletvekilleri adına söz alan Parti Sözcüsü Osman Baydemir, tutuklu milletvekilleri hakkında hazırlanan iddianame ve fezlekelerden örnekler vererek çelişki ve absürtlükleri ortaya koydu.

Baydemir, "Biz bunları defalarca paylaştık, AYM başkanı ile de paylaştık. İstisnasız bütün mahkemeler siyasi otoritenin baskısı altında. Elini vicdanına koyup bu karar hukuki değil diyebilecek hakim ve savcı kendisinden korkuyor" dedi.

Baydemir'in konuşmasından satırbaşları şöyle:

Bugün 11 milletvekili cezaevindeyse muhalefet ettikleri içindir. Demokrasinin olmazsa olmazı siyasi partilerin iktidarı eleştirmeleridir, bu görevlerinin esasıdır. Bu ülke öyle bir şekilde yönetiliyor ki iktidarı ve iktidarın liderini eleştirmek suç haline dönüşmüş. Tüm kamuoyunda bir yalan propaganda var. 

Anayasa Mahkemesi’ne sunduğumuz klasörleri bugün buraya da getirdik. Gelin bir kez daha hep birlikte bakalım. Bütün bu fezlekelerin, iddiaların ortak bir özelliği var. 2010, 11, 12, 13, 14 yılında yapılan beyanlar ve aktiviteler. Peki, ne zaman bunlar fezlekeye dönüşmüş, ne zaman yargı aşamasına gönderilmiş? AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın siyasete dizayn verme, muhalefeti susturma amacıyla yargıya yaptığı çağrılardan sonra. 

Erdoğan, “Bunun hesabını soracağız” diyor. Neyin hesabını soracaksın? 7 Haziran’da HDP Türkiye’nin umudu oldu; beyefendiler de tek başına iktidar şansını yitirdi. Koalisyon olmasın diye savaşı, ölümü bu ülkenin kaderi haline dönüştürdüler. Çatışma, ölüm bu ülkenin kaderi değildir. 

TALİMATLA HAZIRLANAN FEZLEKELER

2015 yılında seçimler öncesi AKP Genel Başkanı Erdoğan hakkında Bahçeli, defalarca “Hırsız” ithamında bulundu, suçlamalar yöneltti. Bugün dahi HDP olarak açık bir şekilde söylüyoruz. Siyasi liderler hakaret dilini kullanmamalı. Eleştiri hakkı kutsal ama nezaketi bırakmaması gerekiyor liderlerin. Gelin görün ki Bahçeli Erdoğan’a defalarca “hırsız” dedi, herhangi bir maddi manevi tazminat davası dahi açılmadı. Bahçeli seçimden sonra da haddini aşarak HDP’ye oy veren 6 buçuk milyon insana “şerefsiz” dedi. Eş Genel Başkanımız da bu ithama karşılık,  'Seçmenimize küfür hakaret edene bin misliyle aynen iade ediyorum. Seçim öncesi hırsızdan hesap sorarız deyip, seçim sonrası hırsızın sarayında zevki sefa sürenler midir şerefli olanlar?' dedi. Eş Genel Başkanımız hakkında “Cumhurbaşkanına hakaretten” dava açıldı. 6 buçuk milyon seçmene şerefsizlik ithamında bulunan hakkında herhangi bir soruşturma yok. 

2011 yılında Eş Genel Başkanımız Selahattin Demirtaş Diyarbakır’da Sivil Cuma Namazında Cuma Namazı ifa etti. 2016 yılında dokunulmazlıkların kaldırılması arifesinde bu, fezlekeye dönüştürüldü, hakkında dava açıldı. 

2011’de de Eş Genel Başkanımız Kürdi Der’in etkinliğinde Kürtçe kullanımının ne kadar haklı bir talep olduğunu ifade ediyor. Bu konuşma 2015’te dönemin Cumhurbaşkanının talimatı sonrası fezlekeye dönüşüyor. 

DEVLETİN DEMOKRASİ SORUNU VAR

4 Kasım operasyonundan sonra bir siyasi partinin lideri gözaltına alınıyor, savcılıkta eş genel başkanımız sorulan sorulara karşı beyanatlarda bulunuyor. O beyanatlar hakkında da fezleke hazırlanıyor. 

Hedef konuşma özgürlüğüdür, hedef demokrasiyi tümden ortadan kaldırmaktır. Kendilerine kutsiyet atfediyorlar. Kendileri dışında herkes kötü, terörist. Bu devletin beka sorunu yok, bu devletin demokrasi sorunu var, adalet sorunu var. Adalet tecil etmediği sürece bu ülkede güvenlik sağlanamaz. 

Bugün Ankara il binamızdan arkadaşlarımız buraya geleceklerdi. İl binası abluka altına alındı, arkadaşlarımızın buraya gelmesi engellendi. Bu mudur demokrasi? Sizin dışınızda kimse konuşmayacak mı? Konuşmayacaksa size oy vermeyen milyonlarca insanla sizin geleceğiniz ortak olamaz. 

Eş Genel Başkanımız Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş hiçbir zaman Kayseri ilimizde bir basın toplantısı, bir miting yapmadı. Ama Cumhurbaşkanının yargıya çağrısından sonra Kayseri Cumhuriyet Savcılığı ve Emniyeti harekete geçiyor. “Ne yapalım, ne edelim, biz de bir şey bulalım” derken hiçbir şey bulamıyorlar. Miting yok, etkinlik yok. Sonunda bir şey buluyorlar. Kayseri’de Mart 2015’te HDP il binası kundaklanıyor. Eş Genel Başkanlarımızın avukatları, dönemin emniyet müdürü hakkında görevi ihmal ettiği gerekçesiyle suç duyurusunda bulunuyor. Suç duyurusunun içeriğinin gerçeğe aykırı olduğu gerekçesiyle emniyet müdürüne hakaretten dolayı eş genel başkanlarımız hakkında fezleke düzenleniyor. Şu anda bundan dolayı yargılanıyorlar.  Bu müflis tüccar politikasıdır. Müflis tüccar eski defterleri karıştırır ve bundan umut elde etmeye çalışır. 

AYM başkanı ile yaptığımız görüşmede de ifade ettik. 15 Temmuz darbe girişimi nasıl siyasetin tüm aktörlerine karşı yapıldıysa 4 Kasım da demokrasiye, siyasete, bir arada yaşamaya darbedir. Biz AYM’ye “bu darbeye dur” deyin diyoruz. Kararın açıklanması demek içtihadınıza sahip çıkmanızdır. Makul süre çoktan aşılmıştır. 308 gündür halka karar yok. Haberal, Balbay kararlarında zaten milletvekillerinin dokunulmazlığı üzerine uzun irdelemeler sonucu bir içtihat oluşturmuştur. Sıfırdan bir yargılama yapmıyorsunuz. Milletvekilleri nasıl yargılanır kararını 4 yıl önce vermişsiniz. Bu karar Anayasa hükmündedir. Yeni bir irdelemeye gerek yoktur. 

“O dönemin milletvekilleri ayrı bu döneminkiler ayrı” mı diyorsunuz? “Onlar şu etnik kimliğe mensup, bunlar şu etnik kimliğe mensup” mu diyorsunuz? “Onlar şu siyasete ait, bunlar şu siyasete ait” mi diyorsunuz? Öyleyse anayasayı ilga ediyorsunuz. Başka bir darbe olmuş. 

BALUKEN ATTIĞI TWEET NEDENİYLE CEZAEVİNDE

İdris Baluken hakkında Bingöl Savcılığının açtığı soruşturma: 14 Mayıs 2014’te Bingöl İl teşkilatımız saldırıya maruz kalıyor. O saldırıdan sonra sosyal medya üzerinden Baluken’in iki köy korucusunu tehdit ettiği iddia ediliyor. Ve şu anda bu dosyadan yargılanıyor. İddia makamı iddialarını ispatla mükelleftir. Ancak hiçbir ispat yok. İdris Baluken’in o tarihler arasındaki tüm sosyal medya paylaşımları inceleniyor ve bir tehdit bulunamıyor. İsnat edilen suçlamaya dair herhangi bir twitter kullanımı var mıdır diye mahkemeden emniyete yazı gidiyor. Emniyetten gelen yazıda da “hiçbir sosyal medya hesabında böyle bir paylaşım yoktur” deniyor. Olmayan bir twitten dolayı Baluken cezaevine konuluyor, kamuoyuna da HDP teröristtir deniyor. Kim ki suçsuz masum bir insanı cezaevine koyarsa esas terörist odur. HDP’ye terörist diyenler dönüp aynaya baksınlar terörist nedir görürler. 

Çağlar Demirel, şehirlerin kuşatma altına alındığı, insanlığın, hukukun askıya alındığı dönem bir TV kanalına katılıyor; savaşı, çatışmayı eleştiriyor. Tutuklanıyor. Çağlar Demirel, Grup Başkanvekilidir, milletvekilidir. TV’de yaptığı konuşmaların aynısını parlamentoda kürsüde söylüyor. Başka bir yol var diyor. Hükümeti eleştiriyor. Milletvekilinin dokunulmazlığı kaldırılsa bile kürsü sorumsuzluğu var. Milletvekili dünyanın hiçbir yerinde konuşmasından dolayı ceza kovuşturmasına tabi tutulamaz. Parlamenter sistemin özü budur. Kürsü sorumsuzluğu bugün fiiliyatta kaldırılıyor. 

FEZLEKELERİ HAZIRLAYAN SAVCILAR CEZAEVİNDE

2012 yılında tecrit uygulamasına karşı bütün cezaevlerinde açlık grevleri başlamıştı. O açlık grevlerinde insanlar tecrit kalksın, müzakere olsun, çatışma bitsin diye açlık grevi yapmıştı. O dönem Gülser Yıldırım da açlık grevine girmişti. Uzun müzakerelerden sonra açlık grevi diyalogla ortak paydalarda buluşularak nihayete erdi. Dönemin başbakan yardımcısı Bülent Arınç, “tutuklu ve hükümlülere teşekkür ediyorum, Türk halkını üzmediler” diyor. Ayrıca o açlık grevinden sonra adına çözüm süreci denilen dönemin kapısı aralanıyor. Düşünün 2012 yılındaki bu ulvi gelişme soruşturma konusu yapılıyor. Bunu yapan kim? Diyarbakır Başsavcı Vekili A.K. A.K. aynı zamanda HSYK Genel Kurulundan ihraç ediliyor, şu anda da FETÖ - PDY üyesi olma isnadıyla tutuklu. Fezlekeyi hazırlayan onların deyimiyle kumpasçı. Peki, eğer bu kumpassa sen niye hala onun iddianamesiyle yargılama sürdürüyorsun. Demek ki iş birliğiniz devam ediyor!

Bir milletvekilinin yargılanabilmesi için önce dokunulmazlığının kaldırılması gerekiyor. Parti Sözcümüz Ayhan Bilgen, dokunulmazlığının kaldırılmadığı, isnat edilmeyen bir suçtan dolayı şu anda cezaevinde. 

Biz bunları defalarca paylaştık, AYM başkanı ile de paylaştık. İstisnasız bütün mahkemeler siyasi otoritenin baskısı altında. Elini vicdanına koyup bu karar hukuki değil diyebilecek hakim ve savcı kendisinden korkuyor. Bu fezleke doğru değil diye düşünen polis şefi her an “beni de cezaevine koyabilirler” diye korkuyor. Böylesi bir korku atmosferinde adalet icra etmek mümkün değil. 

SİZ DARBEYİ SÜRDÜRÜYORSUNUZ

Ferhat Encü, 34 yakınını katliamda yitirdi. Dünyada bir ilki yaşadı. Sokağa çıkma yasağını ihlal etti diye 10 ay ceza aldı. Bir milletvekili sokağa çıkma yasağını ihlal etti diye ceza aldı. Cizre’de sokağa çıkma yasağını ilan eden kimdi? O dönemin vali yardımcısı, paşası. Onlar şimdi nerede? FETÖ’den cezaevinde. Hani siz milletin vekilini atanmışa ezdirmeyecektiniz? Açık ve net: işbirliğiniz devam ediyor. Onlar darbeye kalkıştılar, siz darbeyi sürdürüyorsunuz. 

Bersime Konca, şu anda aramızda. Bir topluluğa hitap ediyor, “ey Batman halkı, falankes’in annesi babası sizi selamlıyorum” diyor. Bu cümleden dolayı tutuklandı. Bunun adı darbedir. Bu darbeye dur demek için buradayız. 

Biz AYM’ye kararın içeriğine dair “şunu yapın, bunu yapın” demiyoruz. Anayasa maddesi var, mahkemenin içtihadı var. Bu doğrultuda kararınızı açıklayın. Burada bulunuşumuz iktidarın yargı üzerindeki baskısını kaldırmak içindir. 

Son Güncelleme: 07.09.2017 22:11
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Yorumlardan doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderene aittir.