Aygün'den Yeni Şafak'a Seyit Rıza yanıtı: ‘Kabataş Yalancıları’ bir kere daha suçüstü yakalandı

Yeni Şafak Gazetesi’nin Seyit Rıza ile ilgili iddialarına Dersim38 ile ilgili yaptığı çalışmalarla tanınan CHP Dersim Milletvekili Hüseyin Aygün yanıt verdi.

Aygün, "Bu haber ve vesika, 2 yıl evvel 78 milyonun gözünün içine bakarak açıktan ‘Kabataş yalanı’nı söyleyenlerin 78 yıl evvel gerçekleşen bir siyasi idamla ilgili olarak iftira kapasitesini gözler önüne sermiştir" dedi.

Yeni Şafak gazetesi, Atatürk’ün idamdan hemen önce Seyit Rıza ile gizlice bir araya geldiğini öne süren bir haber yayınlamış, Seyit Rıza'nın torunu Rüstem Polat konuyu yargıya taşımıştı. 

Yeni Şafak'ın iddialarıyla ilgili CHP Dersim Milletvekili Hüseyin Aygün de hükümete yakınlığıyla bilinen Yeni Şafak'a yanıt verdi. Aygün, "Amaçları ne Dersim, ne Alevilerin tarihsel acıları, ne mezar yeri 78 yıldır belli olmayan Seyit Rıza ve diğer kurbanlar, ne de ‘geçmişle yüzleşmek’tir. Sadece AKP lehine bir tarih inşa etmeye, AKP’nin ‘Alevi düşmanı’ karakterini gizlemeye, CHP ve Mustafa Kemal Atatürk’ü yıpratmaya çalışmaktadırlar. Bu sırada tüm çapsızlıkları ortaya çıkmakta, sahtekâr yüzleri teşhir olmaktadır" dedi.

Aygün yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi:

"Gazetenin yayınladığı belge gerek biçim, gerek içerik açısından tarih dışı, hayal ürünü ve sahteliği lime lime dökülen bir kâğıttır. Bunu muhtemelen MAH’ın bugünkü uzantıları, sipariş üzerine hazırlamışlardır. İşte gerekçelerimiz:

1-İdamların gerçekleştiği 1937 yılında MAH imzalı ve bu kadar düzgün bir Türkçe ile bir belge ancak AKP binasında ve 2015 yılında yazılır. Belgedeki tüm kelimeler bugünün Türkçesine aittir. Cümleler düzgün ve tutarlıdır. Hiçbir yanlışlık yoktur. O tarihte Dersim konulu yazışmalarda geçen ve bugün çoğumuzun hiç anlayamayacağı bazı deyim ve kelimelerden (Tunçeli, sürmekden, takarrür etmek, terfih edmek, leffen takdim etmek, mıntaka, aşiret dışlıları, müsaraat etmek, mütecasirler, tebellür etmek, arza cesaretyap olmak, teeyyüt etmek, tesanüdü bozmak, merbut bulundurmak, ifrağ etmek vb.) bir teki yoktur.

2-Sahte belge hazırlanırken başta İhsan Sabri Çağlayangil’in anıları olmak üzere bazı eserler ve gerçekliği bilinen olaylardan yararlanılmıştır. 2006 yılında biz Seyit Rıza’nın mezar yerinin bulunması için açtığımız davada, muhtemel mezar yerlerinden birinin Yolçatı mevkii olduğunu söyledik. Bu yıllardır tahmin ediliyor.

3-Belgeye göre, Atatürk-Seyit Rıza görüşmesinde tercümanlık yapacak bir MAH üyesi Ankara’dan birlikte götürülmüş. O dönemin pek az resmi yazışmasında ‘Zazaca’ adı geçer. Bu durum da belgeyi deşifre etmektedir. Belgenin bugünün ‘literatürü’ ile yazıldığı yine ortaya çıkıyor.

4-Belgeye göre mahkeme ‘birkaç görüşme ile’ kararını vermiştir. Oysa Çağlayangil’in anılarında 15 Kasım gecesi ‘sahurdan sonra açılan’ mahkemede, ‘tek oturum’ ile karar verildiği yazılıdır. (Çağlayangil’in Anıları, Bilgi Yayınevi, 3. Basım, s. 71)

5-Belgeye göre, en az 27 kişinin idamlarında görevli bir ‘Çingen çocuk’ hazırlanmış. ‘Cellatlık’ görevini bir ‘çocuğun’ yaptığı herhalde tarihte ilk defa görülüyor. Bugün IŞİD üyelerinin bazı idamları 10 yaşında çocuklara yaptırdığı bilinmektedir. AKP propaganda bürosu IŞİD idamlarından esinlenmiş görünüyor.

6-Belge, cellatlık yapacak ‘Çingen Çocuğun’ MAH üyelerince tedarik edildiğini yazıyor. Oysa idamlarda en etkili kişi olan ve anılarını 1987’de, -biraz da dürüstlük ve vicdan azabıyla- yazan Çağlayangil, ‘Elazığ Valisi Çingene cellat buldu’ demiştir. Hatta Çağlayangil, cellada ‘adam başına 10 lira verdiklerini’ bile söylemiştir.

7-İdam kararı okunurken, Dersimliler ‘idam çino’ diye bağırmış. Sahte belgeye Zazaca’yı yazanlar, idamlar sırasında Zazaca tepki verilmesi gerektiğini de elbette ihmal etmemişler. Oysa Çağlayangil, idam kararları okunduğunda, ‘idam tunne diye bir vaveyla koptuğunu’ anlatmıştır.

8-Belgeye göre, Beyaz Tren’de Atatürk-Seyit Rıza arasında gerçekleştiği belirtilen görüşmede de hayatın akışına, Dersim kültürüne, tarihine ve geleneklerine aykırı bazı hususlar göze çarpmaktadır. Atatürk’ün oturmasını istediği Seyit Rıza ‘oturmayı reddediyor’, ama bir süre sonra ‘müsaade isteyerek’ Atatürk’e ‘asıl gerçekleri anlatmak istediğini’ söylüyor. Belge sahtekârları bu tür hayatın akışına uymayan ‘ayrıntıları’ gözden kaçırmışlar.

9-Seyit Rıza, Atatürk’e, ‘Dersim olarak Osmanlı’ya asker vermediklerini’ söylüyor. Oysa Seyit Rıza bizzat kendisi Ruslarla savaşa Osmanlı ordusu yanında ‘Milis Kuvveti Komutanı’ (Batı Dersim Aşiretleri Milis Komutanı) olarak katılmıştır. Ekte Genelkurmay’ın, Dersimlilerin iki ayrı cephede Rus Savaşına ‘Milis Kuvvetleri’ olarak katılımları ile ilgili, 14 Ocak 2010 tarihli ‘belge’sini sunuyorum. Kabataş yalancıları ‘belgelere’ geçen ve çok iyi bilinen tarihsel gerçekleri de çarpıtmış.

10-Seyit Rıza’nın ‘Erkan- Harp dairesinden bir subayla görüşerek’ Erzincan’a görüşmeye gittiği de bir yalandır. Erzincan’a gitmesinde dönemin valisi ile samimi olan Cansa adlı ahret kardeşi rol almıştır. 1937’de, ailesinden 30 kişiyi kaybeden Seyit Rıza’nın, her yerde aranırken Erkan-ı Harp dairesi ile bir görüşmesinin fiziken olamayacağı açıktır

11-Belgeye göre, Atatürk’ün ‘pişman olduğunu belirtmesi halinde’ affedileceğine dair 2-3 ayrı yerde geçen sözler de kuşkuludur. Seyit Rıza ve 7 kişinin (oğlu Hüseyin dahil) affını öneren Mustafa Kemal’e karşı hemen teklifi reddetmesi de ilginçtir. Zira Seyit Rıza hem Osmanlı, hem Cumhuriyet döneminde çıkarılan birden fazla ‘aftan’ yararlanmıştır. Elbette Seyit Rıza kişilikli, cesur ve onurlu bir insandır. Canını pazarlık yapacak bir yapıda değildir. Nitekim idamdaki tavrını, İhsan Sabri Çağlayangil de ‘takdir’ etmiştir. Ancak başkalarının da yaşamasını sağlayacak bir öneriyi, onlara sormadan reddetmesi de Seyit Rıza’nın göstereceği bir tavır değildir. Seyit Rıza, ‘Cemaat Kültürü’nü en iyi bilen kişilerdendir. Böyle davranması hayatın olağan akışına aykırıdır. Sahte belgeciler, Dersim’i, Dersimlilerin önemli kararları nerde ve nasıl aldığını bilmediğinden burada bir kere daha deşifre olmuştur.

12-İdamlardan bir gün sonra, 16 Kasım’da cesetlerin ‘sokaklarda dolaştırılarak’ halka teşhiri de çelişkili bir iddiadır. ‘Gizli’ ve hukuk ‘hileleri’ ile gerçekleştirilen, Çağlayangil’in çektiği fotoğrafların dahi Atatürk tarafından ‘halk galeyana gelir’ endişesiyle ‘beyaz tren’de yakıldığı bir siyasal idamın kurbanlarının cenazeleri ‘Elazığ sokaklarında dolaştırılarak’ halka teşhir ediliyor? Sahte belgeciler bir kez daha teşhir oluyorlar. (Çağlayangil, s. 74)

Özetle, ‘Kabataş Yalancıları’ bir kere daha suçüstü yakalanmıştır. Amaçları ne Dersim, ne Alevilerin tarihsel acıları, ne mezar yeri 78 yıldır belli olmayan Seyit Rıza ve diğer kurbanlar, ne de ‘geçmişle yüzleşmek’tir. Sadece AKP lehine bir tarih inşa etmeye, AKP’nin ‘Alevi düşmanı’ karakterini gizlemeye, CHP ve Mustafa Kemal Atatürk’ü yıpratmaya çalışmaktadırlar. Bu sırada tüm çapsızlıkları ortaya çıkmakta, sahtekâr yüzleri teşhir olmaktadır.

Yeni Şafak'ta yayınlanan belgeye ve ilgili haber için:

Seyit Rıza'nın torunu Yeni Şafak'taki 'belge'yi yargıya taşıdı

Yeni Şafak, Atatürk'le Seyit Rıza'nın görüşmesine ilişkin bir 'belge' yayınladı

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Gökhan 2 yıl önce

gazetenin dayanıkları doğrumu, yanlışmı veya uydurma bir habermı bilemem, ancak bu adam katilleri korumak için çok böyük bir çaba içinde. hakkını teslim etmek lazım.

Avatar
Zafer Kaya 2 yıl önce

Hüseyin bey daha düzgün ve idam ettirenleride savunmadan bir itiraz yapabilirdi. Yazıdan sanki uzaylılar gelmiş asmış gibi anlaşılıyor. Stockholm sendromu belirtileri var ..