AK Partili vekil: Böyle demokrasi olmaz!

Hüseyin Özkaya/ Taraf

AKP Kütahya Milletvekili Prof. Dr. İdris Bal, başkanlığını yaptığı Avrasya Global Araştırmalar Merkezi (AGAM) tarafından hazırlanan “Taksim Olayları Analizi” başlıklı rapora ve kendisine yöneltilen eleştirilere tepki gösterdi. Raporda Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın “yanlış bilgilendirilerek” Gezi Parkı olayının tarafı haline getirildiği belirtilmişti. Bal, “Birinci sınıf demokrasilerde, parti içinde dışında insanlar konuşabilir, düşünebilir, yazabilir. Toplumumuzda istişare kültürünün oluşması lazım” dedi.

Rapor, Gezi eylemlerinin “darbe provası” olduğu düşüncesinin hâkim olduğu AKP üst yönetiminde rahatsızlık yaratmış ve isminin açıklanmasını istemeyen üst düzey bir partili, “İdris Bal, bizim parti adına konuşma yetkisi olan birisi değil. Başbakan ve parti kendisine herhangi bir görev vermedi. Partide görev alamayacağını, bu dönemin yolun sonu olduğunu gördüğü için, medyatik olma adına kendince bir şeyler yapıyor” demişti. Taraf’a konuşan İdris Bal, rapora ve hakkındaki eleştirilere yönelik şunları ifade etti:

VAY TÜRKİYE’NİN HALİNE

Demokratik ülkelerde, yasama, yürütme, yargı temel güçlerdir ama bunun dışında medya, düşünce kuruluşları, STK’lar ve üniversiteler de önemli güçlerdir; ulusal olaylarla ilgili farklı görüşler ortaya atarlar, atmalıdırlar. Tabii ki demokratik geleneklere ve hukuka uygun bir şekilde bu yapılır. Özellikle mevzu bahis olan terör gibi, darbeler gibi ve yönetimdeki tıkanıklıklar gibi; Taksim meselesi de ulusal hâle gelerek ekonomimizi, toplumsal bütünlüğümüzü, imajımızı etkileme noktasına geldi. Dolayısıyla her kesimin bize zarar veren bu gelişmeler karşısında tedirgin olması, düşünmesi, analizler yapması çok normaldir. Aslında eğer bu yapılmıyorsa, bir anormallik var demektir. Dolayısıyla bu çerçevede, bu rapor, kesinlikle herhangi bir kurum tarafından sipariş edilmemiştir. Sayın Başbakanımız, Sayın Cumhurbaşkanımız ya da başkaları tarafından sipariş edilmiş değildir. Sadece toplumsal duyarlılıktan -üzerimizde olduğunu düşündüğümüz vebalden- kaynaklanan sorumluluktan, kurtulabilmek ve üzerimize düşeni yapabilmek için, benim öncülüğümde AGAM’da gerçekleştirilmiştir. Taslak, bana aitti ama arkadaşlarımla istişare ettim. Rapor, ne AK Parti tarafından hazırlanmıştır, ne AK Parti adına açıklanmıştır; ne Başbakanı ne de bir başkasını eleştirmek ya da aklamak için duyurulmuştur. Öncelikle toplumumuzda istişare, beyin fırtınası ya da demokratik kültürün oluşması lazım. En basit, küçük bir tavsiye bile Türkiye’de gündem oluşturabiliyorsa vay hâline Türkiye’nin. Ciddi sıkıntı var demektir.

ELLİ TANE TAKSİM YOK

Türkiye’de ne zaman istikrar varsa, Türkiye yükselme trendine girmiştir. Bu istikrarı korumak herkesin, ülkenin çıkarınadır, demokratikleşme, gelişme için çok önemlidir. Öyleyse kaostan nemalanan marjinal kesimlere bu istikrarı zedeleme fırsatı vermemek için dikkatli olmak, ders çıkarmak lazım. O bağlamda bakıldığında, herkesin gözünün üzerinde olduğu Taksim Meydanı gibi meydanlarla ilgili yerel halkla istişarenin, referandumların, anketlerin yapılması gerektiğini, halkla dayanışma ve danışma içerisinde olunması gerektiğini söylüyoruz. Bunu söylerken de, belediye başkanı ya da yerel yönetim her şeyi halkla, muhalefetle beraber yapmalı demiyoruz. Demokrasiler çoğunluk rejimleridir. Halk iktidarı seçer ve o da projelerini hayata geçirir. Ama biz diyoruz ki, Taksim Meydanı gibi İstanbul’da elli tane meydan yoktur; en fazla üç tane benzeri vardır. Herkesin gözlerinin üzerinde olduğu bu konularla ilgili daha demokrat olunabilir diyoruz, ama bundan birileri gocunuyorsa el insaf demek lazım.

MERKEZ, SORUN ÇÖZÜCÜ OLMALI

Kaostan nemalananlara fırsat vermeyelim. Onun için, bu tip yerel konularla ilgili merkezi yönetimin temsilcileri muhatap olmak ve krizin bir parçası gibi görünmek yerine, yerel yöneticiler muhatap olmalı. Bir kriz çıkarsa da cumhurbaşkanı ve başbakan, sorun çözücü olarak devreye girmeli. Hükümetin lideri, sorun çözücü olarak devreye girerse, bu ülkemizin menfaatine olur. Sayın başbakan da, parti de, hükümet de, devlet de yıpratılmaya çalışılmaz. Bunda Allah aşkına rahatsız olacak bir şey var mı? Bu yıkıcı bir eleştiri değildir. Buradan ders alalım ki o günün şartlarında bilgi eksikliğinden, hayatın hızlı ilerlemesinden dolayı, bilerek bilmeyerek bir adım atılmış olabilir; güzel işler yapanlar, bazen attıkları adımın neticesinde oluşacak yan tesiri görmeyebilirler. Bu, birilerini itham etmek ya da övmek için söylenmiş bir söz ya da yorum değildir. Bu, bundan sonra benzeri adımlar atılabilir, yani benzeri şekilde marjinal gruplar harekete geçebilir, istikrara zarar verebilir, onun için dikkatli olalım aynı hatayı yapmayalım anlamına geliyor.

KİMSE ‘BEN SUÇSUZUM’ DİYEMEZ

Bu olaylara katılan herkesi illegal, marjinal gruplar olarak kabul edemeyiz. Bu doğru olmaz, huzura, barışa hizmet etmez, demokrat bir söylem olmaz. Tam tersine, çevreci duyarlılıkla başlayan olayın, iyi bir diyalogla, iyi bir metotla bu noktalara gelmeyeceği hususunda eminim. Demokratik hakkını kullanmaya çalışan kesimler, çevreci duyarlılığı olan kesimler, bir de bu kalabalığın oluşturduğu havayı çalıp kendi marjinal-illegal heveslerine payanda etmeye çalışan kesimler vardı. Zannım odur ki, zaten bu şiddeti yapanlar ya da teşvik edenler de onlardı. Eğer olaylar bu noktaya geldiyse, istihbaratın, polisin, muhalefetin, iktidarın, belediye başkanının, medyanın, üniversitelerin, otokritik yapması lazım. Otokritik yapmak acziyet değildir. Hiç kimse, ‘ben sütten çıkmış ak kaşığım, suçsuzum’ diyemez, bu doğru da değildir zaten. Ders alabilmek de bir erdemdir.

AKP’Lİ YÖNETİCİYE YANIT: BEN ZATEN MEDYATİĞİM

RAPOR iyi niyetle ortaya çıktı ama tartışmalar beni üzdü. Bazı arkadaşlarımızın “İdris Bal bunu medyatik olmak için yapıyor” ithamı beni çok üzdü. İlk olarak her türlü çalışma yapılabilir, görüş ortaya konulabilir. İkinci olarak, İdris Bal’ı zaten medyatik olması belki de buralara taşımıştır. Yol dürüst olma yoludur, yol doğrunun, hakkın yanında yer alma, haksızlığın karşısında da ‘hayır’ diyebilme yoludur. Bunun dışındakiler yanlış yollardır. Tam tersinden okursanız, birileri demek ki göreve gelmek için doğru da bilse, yanlış da bilse ses çıkartmıyor. Bu da insan ve demokrat olmaya yakışmaz diye düşünüyorum.

SLOGANLARLA KONUŞUYORUZ

VATANDAŞIMIZ, parti teşkilatlarımız, milletvekillerimiz dahil olmak üzere çok sayıda takdir mesajı aldım. Ama onda bir nisbetinde de - onlar da raporu dikkatli okumadıklarından dolayı, “yanlış anlaşılabilir, dikkatli olalım” babında mesaj aldım. Biz sloganlarla konuşmaya alışmışız. Herhangi bir şekilde ‘dikkatli olalım’ dendiğinde, bu asla bölücülük olmuyor, bu asla birlik, beraberliğe zarar vermek olmuyor. “Biz neredeysek, oranın boyasına boyanırız” algısı da yanlış Türkiye’de; başka türlü düşünemiyoruz. Burada ciddi bir sıkıntı var, bu demokrasiye uygun değildir. Birinci sınıf demokrasilerde, parti içinde, dışında insanlar konuşabilir, düşünebilir, yazabilir. Bunda hiçbir sorun yok. Belirlenen ilkeler asla ve asla insanları sıfırlama noktasına gelemez. Böyle olursa, “sürü mantığına” inerse, bu demokrasi olmaz.

DEMOKRASİ İFADE HÜRRİYETİDİR

‘RAPOR vandalizmi meşrulaştırıyor’ demek saygısızlıktır, hakarettir. İtham etmeden önce, raporu oku. İnsanların izanlı ve insaflı olmalarını, medyanın da demokrat olmasını tavsiye ediyorum. Böylesine masumane bir çalışmanın gündemi etkileme, belirleme noktasına gelmesi, aslında bizim iktidarıyla, muhalefetiyle, medyasıyla, üniversitesiyle demokratlığımızı, özgür düşüncemizi otokritiğe tabii tutmamız için önemli bir sebeptir. Partiler arası, insanlar arası diyalog, daha tatlı gelişmeli. Demokrasinin ifade hürriyeti, örgütlenme hürriyeti olduğunu, istişare kültürü olduğunu hatırlamak zorundayız. Bizim kültürümüzde de fazlasıyla istişare kültürü olduğunu hatırlatmak isterim.

İSLAM’DA BİAT KÜLTÜRÜ YOK

Bizim kültürümüz böyledir, bizde biat kültürü var” diye itham edenler var. Bu ithamı yapanların birazcık, eğer kastedilen İslam kültürüyse, zahmet edip örneklere bakmalarını istirham ediyorum. İslam’da da öyle zannedildiği gibi biat kültürü yoktur. ‘Dikkatli olalım, dersler alalım’ dendiğinde bu gündem oluşturabiliyorsa; siyasetçisiyle, medyasıyla, sivil toplumuyla, üniversitesiyle bir daha düşünmek zorundayız. Tek sesli bir toplum mu olmak istiyoruz? Biz konuşamayacak mıyız, diyalog olmayacak mı, istişare olmayacak mı? (Taraf)

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.