Günümüzün en çok konuşulan çocukluk çağı nörogelişimsel bozuklukları arasında ilk sırada yer alan Otizm’de erken teşhisin önemi büyük. Uzmanlara göre, bireysel eğitimin yanında konuşma eğitimi ve duyu bütünleme terapisi, iyileşme sürecine önemli katkılar sağlıyor. Tedavi sürecinde ailelerin otizmle ilgili bilgi sahibi olması ve iyi gözlem yapmaları şart.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Emel Sarı Gökten, otizmin erken teşhisinde ailelerin iyi gözlem yapması gerektiğini söyledi. Hastalıkla ilgili aileyi bilgilendirmenin ve tedavi sürecinde duyu bütünleme terapisi uygulamalarının iyileşme sürecine önemli katkılar sağladığını ifade etti.

2 yaşına kadar konuşamadıysa dikkat!

“Otizm Spektrum Bozuklukları” ya da “Yaygın Gelişimsel Bozukluklar” olarak adlandırılan otizmin bazen bebeklik döneminden itibaren belirtiler gösterdiğini bazen de normal bir gelişimin ardından 2 yaş civarında ortaya çıkabildiğini kaydeden Yrd. Doç. Dr. Emel Sarı Gökten, “Otizm belirtileri, genellikle 2 yaş civarında konuşmanın başlamaması ya da var olan sözcük dağarcığında gerileme olmasıyla ortaya çıkar” dedi.

Göz teması kurmuyorlar

Otizm Spektrum Bozukluğu’nun temelde “sosyal etkileşim ve iletişim becerilerinde gerilikler” ve “tekrarlayıcı ve sınırlı ilgi alanı, davranış ve etkinlikler” olarak iki ana belirti grubu olduğunu söyleyen Yrd. Doç Dr. Emel Sarı Gökten, belirtileri şu şekilde sıraladı:

  • İnsanlara ya da akranlarına ilgi göstermeme ya da az ilgi gösterme, göz teması kurmama,
  • İsmine az ya da hiç tepki vermeme,
  • Yaşına uygun konuşmanın başlamasında gecikme ya da başlayan konuşmanın durması, gerilemesi,
  • Konuşsa bile konuşmayı sosyal etkileşimde kullanmama, söyleneni tekrarlama, zamirleri ters kullanma (Ben yerine o),
  • Basmakalıp ve tekrarlayıcı hareketler (Kendi etrafında dönme, sallanma, kanat çırpma),
  • Rutinlerine aşırı bağlılık,
  • Değişikliklere tepki gösterme,
  • Bazı ses, koku ve tatlara aşırı hassasiyet gösterme

Otizmin nedeninin henüz tam olarak bilinmediğini belirten Yrd. Doç. Dr. Emel Sarı Gökten, “Otizm’de çok sayıda genin hastalıktan sorumlu olduğu düşünülmekte ve hastalığın tedavisinde genlerdeki bozukluğa etki eden ilaçlar geliştirilmeye çalışılmaktadır. İlerleyen yıllarda otizmi olan çocukların bir kısmında bu tedavilerin olumlu sonuçlar yaratacağı öngörülmektedir” dedi.

Otizm tanısı nasıl konulur?

Otizm tanısının yapılan bir kan-idrar tahlili ya da beyin görüntüleme yöntemi ile konulamayacağını, tanı koymada kullanılabilecek bir biyolojik marker olmadığını ifade eden Yrd. Doç. Dr. Emel Sarı Gökten, “Tanı, klinik gözlem ve davranışsal özelliklere göre konur. Otizmde genellikle 2 yaş civarında belirtiler gözlenmeye başlar ve tanı konabilir. Ancak iyi bir klinik gözlem ile 1 yaşındaki çocukta bile belirtiler saptanabilir. Otizmi, bebek anne karnındayken saptamak mümkün değildir” açıklamasında bulundu. Bununla birlikte bazı çocuklarda otizm belirtileriyle birlikte bazı nörolojik, metabolik ya da sendromik bozuklukların da olabileceğini, o nedenle otizmi olan çocukların eşlik eden diğer problemler açısından nörobiyolojik, metabolik ya da genetik taramasının da yapılmasının gerekli olduğunu ifade etti.

Duyu Bütünleme Terapisi, tedaviyi destekliyor

Tanı konulduktan sonra ailenin bilgilendirilmesiyle, çocuğun en kısa zamanda uygun eğitim programına yönlendirildiğini belirten Yrd. Doç. Dr. Emel Sarı Gökten, bilimsel olarak otizmde etkinliği gösterilmiş en önemli eğitim yönteminin uygulamalı davranış analizi olduğunu söyledi.

Otizmin tedavisinde eğitim şart

Bireysel eğitimin yanında uygun yaşta konuşma eğitimi ve duyu bütünleme terapisinin önerilen yöntemler arasında bulunduğunu kaydeden Yrd. Doç. Dr. Emel Sarı Gökten, ailenin eğitim programına katılması ve çocuğu eğitim dışındaki zamanlarda da sosyal-duygusal alanda desteklemelerinin önemli olduğunu vurgulayarak şunları söyledi:

“Otizmin temel belirtilerine etkili bir ilaç tedavisi henüz bulunmamıştır. Ancak otizmi olan çocukların bir kısmında eşlik eden dikkat eksikliği, davranış sorunları, uyku problemleri, öfke kontrolünde problemler nedeniyle ilaç tedavisi gerekli olabilir. Otizm tedavisi yıllar boyunca devam etmesi gereken bir bozukluktur, bu nedenle ailenin otizm konusunda bilgilenmesi son derece önemlidir. Az sayıda olguda kısa süreli ve erken başlanan eğitimle tanının tamamen yok olduğu saptanmıştır. Büyük kısmında uzun yıllar eğitimin devamı gereklidir. Çocuğun zekasının normal olması, belirtilerin hafif olması ve 6 yaştan önce konuşma becerisinin gelişmesi iyi prognostik belirleyicilerdir. Bilimsel çalışmalarda diyet tedavisi, hiperbarik oksijen tedavisi, ağır metalden arındırma ve nörofeedback gibi yöntemlerin etkinliğinin olmadığı saptanmıştır. Son dönemde yeni çalışmalar otizm tedavisinde Transkraniyal Manyetik Uyarım (TMU) tedavi yönteminin etkinliğini araştırmaktadır.”

Otizm ileri uygulamalarla tedavi ediliyor

Otizm tedavisinde üzerinde çalışılan ileri uygulamalardan bahseden Yrd. Doç. Dr. Emel Sarı Gökten, NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Birimine başvuran ve otizm belirtileri saptanan çocuklara bazı nöropsikolojik testler, nörobiyolojik ve nöroinflamatuar taramalar yapıldığını söyledi. Belirtileri olan çocuklara ergoterapi uzmanı tarafından Duyu Profil Testi (Sensory Profile Test) uygulandığını belirten Gökten, Duyu Bütünleme Terapisinden fayda göreceği öngörülen çocukların tespit edildiğini ifade etti. Bu çocuklara eş zamanlı nöroteknolojik uygulama olan tTMU ve tDCS gibi Beyin Uyarım Tekniği’nin başlandığını ardından duyu bütünleme seansı aldıklarını, 20-30 gün süren yoğun tedaviden sonra çocuğun belirtilerinin tekrar değerlendirildiğini, %20’den fazla ilerleme tespit edildiğinde, tedaviye devam edildiğini vurguladı.

Kaynak: Demokrat Haber