Tarık Ziya Ekinci: Başbakan 'Her şeyi hallettim' düşüncesinde

Şenay YILDIZ/ AKŞAM

 

Türkiye'nin Kürt sorununu çözmek için yeni bir siyasi partiye ihtiyacı olduğunu belirten Tarık Ziya Ekinci 'BDP PKK'nın kurmuş olduğu o dar çerçeve içinde kaldığı sürece bir adım ileri gitmez. Bence bugün BDP hareketi de PKK hareketi de tıkanmıştır. Artık daha ileri gitmeleri mümkün değil' diyor

 

SATIR ARASI
Geçen hafta sonu ve çarşamba günü yaşanan Nevruz gerilimi bir türlü çözemediğimiz Kürt sorunu gerçeğiyle bir kez daha yüzleşmemizi sağladı. Habur ve Oslo süreçleri sonrası açılımda gözle görülür bir kırılma yaşayan Ankara'nın taktiksel değişime gidip, PKK ve KCK'yı devre dışı bırakarak sadece sivil siyasetin ve halkın muhatap alınacağı belirtiliyor. Hangi yöntemin daha başarılı olacağını yaşayarak gözlemleyeceğiz. İşte böyle bir haftada, hayatının uzun yıllarında Kürtlerin koşullarının iyileştirmesi için çalışmış, önemli bir ismin kapısını çaldım.

 

1925 Diyarbakır Lice doğumlu siyasetçi ve yazar Tarık Ziya Ekinci aslında başarılı bir tıp doktoru. Ama bizler onu daha çok 1965'te Türkiye İşçi Partisi'nden Diyarbakır Milletvekili olarak parlamentoya girmesi, Kürtçülük propagandası gerekçesiyle pek çok kez hapse girmesi ve yazdığı kitaplarıyla tanıyoruz. Ekinci'nin hem Türklere hem Kürtlere mesajları var...

 

Kürt sorunun çözümü için uzun yıllar mücadele etmiş önemli isimlerden Tarık Ziya Ekinci AKŞAM'a oldukça önemli tespitlerde bulundu:

 

- Kürt sorununun çözümüne yönelik olarak planlanan açılım Habur'la beraber gözle görülür şekilde sekteye uğradı. Bugün gelinen aşamayı nasıl yorumluyorsunuz?
Bugün hükümet 'Sürekli ben iktidar olacağım. Karşımda muhalefet de yok' duygusuna kapılmış ve başlangıçta izlediği demokratikleşme politikasını bir tarafa atmış, otoriter bir politika yürütme sevdasına kapılmıştır. Ergenekon ve Balyoz davalarını başarılı şekilde götürmesiyle Türkiye'de vesayet rejiminin ortadan kalkmasını sağlayabilecek ve ileri bir demokrasinin mimarı olacaktı. Demokrasiyi geliştirip kökleştirdikten sonra da Türkiye'de Kürt meselesini de, Alevi meselesini de... Birçok meseleyi adım adım çözebilirdi. Ama bana öyle geliyor ki, bireysel ihtiras bütün bunların gerçekleşmesine engel oldu.

 

HER KURMAYDA BİR ATATÜRK
- 'Çözüm fırsatını kaçırdık' diye mi görüyorsunuz?
Ben bu fırsatı kaçırdığını düşünüyorum ve artık bir dönüş yoluna girebileceği ihtimalini göremiyorum. Çünkü Başbakan 'Her şeyi hallettim' düşüncesinde. Karşısında bir muhalefet görmüyor, yargıyı ve orduyu denetim altına aldığını düşünüyor. Ama ben hala orduyu tümüyle denetim altına aldığına ve vesayet rejiminin bitiğine inanmıyorum. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin ordusu öyle bir eğitimden geçmiştir ki her kurmay kendisinde bir Atatürk görür ve Atatürk olmayı özler. Atatürk'ün ilke ve inkılapları onlar için kutsal bir emanettir.  Bu kutsal emaneti yerine getirmek için nasıl bir yol izleyeceklerini şimdiden kestiremezsiniz. Bunu anayasa ve ilgili kanunları değiştirerek yapabilirdi ama ben BDP'nin, MHP'nin, CHP'nin ve AKP'nin ortak bir anayasa yapabileceğini düşünmüyorum.

 

- Bugün terörle BDP'yi ayırmakta zorlanıyor pek çok kişi. Kürtlerin de burada kendilerine çuvaldız batırması gerekmiyor mu?
Hayır. Benim gençlik yıllarımda 'Kürtler vardır' dediğiniz anda TCK 141-142 maddesinden hüküm giyiyordunuz, kaç defa içeri girdik çıktık bu yüzden. Türkiye İşçi Partisi 'Kürt var' dediği için kapatıldı. Buradan geliyoruz biz! Ben PKK'lı değilim, PKK'nın fonksiyonun ve silahlı mücadele döneminin sonu geldiğine inanmış olmama rağmen bu gerçeği de vurgulamak zorundayım: Kürt sorununda en belirgin aşamayı sağlayan PKK'nın verdiği akıl dışı kanlı mücadelesi olmuştur.

 

- Kürt siyasi hareketi kendisini PKK'dan ayırmadan mı gidecek yani?
Ayıramaz, görüyorsun işte. Mesela Şerafettin Elçi uzun yıllar çok mesafeli konumdaydı. Ama aralarına girdi ve milletvekili oldu şimdi. Kemal Burkay şu an küçük bir hareketin içinde ama bunun böyle devam edeceğine ihtimal vermiyorum. İster istemez gidip BDP'ye veya Ahmet Türk'ün başında olduğu DTK'ya katılacaktır. Buna katılmak demek aslında dolaylı olarak PKK ile işbirliği yapmak demektir.

 

KAMUOYU İKNA EDİLMELİ
- PKK bombaları patladığı ve örgütün siyasetle ilişkisi devam ettiği sürece iktidar Türk kökenli vatandaşı ikna edebilir mi?
Bunu söylemek son derece kolaydır ama şu soruyu kimse kendi kendine sormuyor: PKK yokken ne vardı? Hala korku içinde insanlar. Bu korku içinde 'Beni himaye edebilen güç PKK'dır' diyor. Devletin bunu düşünmesi ve bir çözüm bulması gerekiyor.

 

- PKK'nın barış sürecini sabote etmediğinden nasıl emin olacağız?
PKK ne amaçla çıkmış oraya? İçlerinde en uzun yaşayan dağda 6 yıl yaşıyor. Siz olsanız bunu ister misiniz? Onlar da pekala gelip Türkiye'de itibarlı insanlar olmak isterler. Bu konularda Türkiye kamuoyunu ikna etmek lazım ama bunu ancak başka bir siyasi parti yapabilir. Şimdi benim mücadelem odur.

 

- Ne kastediyorsunuz?
İçinde hem Kürtler, hem Türk demokratları, liberalleri, ilericileri, devrimcileri için yeni bir Türkiye partisine ihtiyaç var. EDP, ÖDP, EMEP gibi bir sürü siyasi parti var. Şimdi bunlar tabela partisi olarak kalıyor ve hiçbir etkinliği yok. Bütün bu demokrasi isteyen aydınların Türkiye'de bir demokratik hareket yaratmaları gerekiyor. Bütün bunlar bir araya getirilir ve bir Türkiye partisi oluşturulursa Kürt sorununu da bunun içinde çözebiliriz. Belki buna bir ütopya diyebilirsiniz ama başka çözüm yolu göremiyorum. BDP PKK'nın kurmuş olduğu o dar çerçeve içinde kaldığı sürece bir adım ileri gitmez. Bence bugün BDP hareketi de PKK hareketi de tıkanmıştır. Artık daha ileri gitmeleri mümkün değil.

 

- Neden?
Çünkü bu silahlı mücadelenin miadı doldu. Silahlı mücadele bir yere gitmesi mümkün değil, gücü yok. BDP bir, iki, üç seçim geçirecek. Bir süre sonra artık millet 'Benim iş imkanım var. Ben işimi yürütmek zorundayım' diyecek. Özellikle Kürt burjuvazisi açıkça 'Sen bana bir hedef gösteremiyorsun. Beni sürekli şekilde böyle bir açmazda, muhalefette tutuyorsun. Ben gelişip olanaklarımı daha da geliştiremiyorum. Benim önümde engelsin' diyecek içinden ve bunu demek orada oy potansiyelini kaybetmesi demektir. Yani süreç içerisinde BDP zayıflayacaktır bu haliyle. PKK hareketi de güçten düşecektir. Ama bunun bir an evvel oluşması için devletin süratle Kürt sorununu çözecek adımlar atması gerekiyor.

 

TÜRK SORUNU ZATEN MEVCUT
- Bu meseledeki temel sorunlardan bir tanesi de şu: Türkleri rahatsız etmeden, bir Türk sorunu yaratmadan Kürt sorununu nasıl çözeceğiz?
Türkiye’ de aşağı yukarı 80 yıldan beri izlenen politikalarla Kürtlerin adeta ikinci sınıf vatandaş konumuna sokulması ve onlara hiçbir temel hak tanınmaması gibi bir şartlanma oluşmuştur. 2009'da yapılan bir araştırmaya göre 'Kürt sorununu çözmek için terörü yok etmek yeterli midir?' sorusuna 'evet' diyenlerin oranı yüzde 83. Yani terör biterse Kürt sorunu da biter sanıyorlar. Oysa alakası yok! Kürt varsa Kürt sorunu da vardır! Ve bugün yetişen sözünü ettiğim on binlerce Kürt aydını var olduğu sürece Türkiye'de Kürt sorununun terörü bitirerek son bulması mümkün değil! Aynı zamanda Türkiye'de ileri derecede gelişmiş bir Türk milliyetçiliği var. Hele son zamanlarda bu dinci kesim de milliyetçiliği ön plana çıkardı. Yani Türk-İslam sentezi ile bağlantılı bir politika izliyorlar artık açıktan açığa ve milliyetçilik daha ön planda. Demek ki Türk sorunu zaten var. Ama ben 'Türklere tahakküm etmek istiyoruz. Bizim kültürümüz bizim dilimiz Türk kültüründen, Türk dilinden üstündür' diyen bir Kürt duymadım. Kürt'ün istediği eşit haklı vatandaş olmak. Artık herkes şapkasını önüne koyup 'Bu ülkede Türk'ten başka kökenden insanlar da var. Bunların da temel hakları vardır ve başka ülkeler nasıl halletmişse ben de onlar gibi çözeceğim' diye düşünmeli.

 

21 MART TATİL İLAN EDİLMELİ
- Bu yıl Nevruz kutlamalarında özellikle İstanbul'da bir hayli maddi zarara yol açan eylemler yapıldı. Siz bu olanları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu hükümetin izlediği olumsuz Kürt politikasının bir ürünü. Yıllarca Newroz yığınsal bir kutlama yapabilmek için bir tatil gününe denk getirildi ve hiçbir sorun çıkmadı. Hükümet gerçekten 21 Mart'ta Newroz'un kutlanmasını istiyorsa o günü tatil ilan edip, vatandaşların rahatça toplanmasına olanak sağlayabilirdi. Bunu yapmak yerine 'Nevruz 21 Mart'tır. Niye 18 Mart'ta yapıyorsunuz?' diyerek kendisine bir gerekçe yarattı. Hükümetin sorunu tamamen bir güvenlik politikası haline getirdiğini ve bu nedenle böyle yaptığını düşünüyorum.

 

-  PKK'nın Nevruz'u kan gölüne çevirmek istediği bilgileri varken devlet vatandaşlarını koruyacak, değil mi?
Bu bilgilerin geçerli olabilmesi için biraz mantıklı olması lazım. Çünkü o tören alanlarında toplananların hepsi PKK'nın, BDP'nin yandaşları. Evet, PKK güvenlik güçlerini taciz etmek, Türkiye'de bir kargaşa yaratmak için sivil insanları hedef alan bir kargaşa yaratmak istemiştir. Ama kendi insanlarını, kendisinin topladığı on binleri katledecek bir şekilde bir tertip içine girmesi mümkün değil. Bunu mantıksız buluyorum.

 

KÜRT BURJUVAZİSİ GÖBEKTEN BAĞLI
- Diyarbakır'da SAMER'in yaptığı araştırmaya göre insanların yarısı özerklik istiyor. Açılımlara rağmen böyle bir aşamaya gelinmesini nasıl okumak gerek? Buradan da ayrılma taleplerine gider miyiz?
Kürt hareketinin sınıfsal niteliğini gözden geçirirseniz karşınızda ayrılmayı bağımsız bir devlet kurmayı gerektirecek olan bir öncü sınıf yok. Çünkü Kürt burjuvazisi Türk burjuvazisine göbekten bağlıdır. Yani kaderi Türk burjuvazisiyle birliktedir. Türk burjuvazisinden koptuğu anda varlık nedeni ortadan kalkar.

 

DEVLETLE İTTİFAK
- Bunu açar mısınız biraz?
Cumhuriyet'in kuruluşundan itibaren uzun süre, 1950'ye kadar geçen dönemde Kürt hareketleri feodal nitelikte hareketlerdi. Önce 1925 tarihli Şark Islahat Kanunu, arkasından Mecburi Iskan Kanunu çıkarıldı. Kürt feodalleri yaşadıkları ayaklanma ve sürgün yıllarının ardından 1947'de artık yeniden ayaklanmaları ve feodal taleplerini yaşama geçirmelerinin mümkün olmadığını gördüler. Onun için devletle anlaşmak zorundaydılar. Böylece zımni bir şekilde işleyen devlet-aşiret ya da devlet-feodal ittifakı kuruldu ve hemen büyük çoğunluğu İsmet İnönü'nün partisine girdi. 1950'de Demokrat Parti'nin iktidar olacağını anlayınca topluca DP'ye girdiler. DP'nin izlediği liberal politikalar ve Marshall yardımından yararlanmak suretiyle Türkiye'de tarımda bir kapitalistleşme başladı. Bizim beylerimiz, ağalarımız devlet kredileriyle traktör, biçer-döver, ürünlerine sübvansiyon aldılar ve kapitalistleşme sürecine girdiler. Böylece varlıklarını o günkü siyasi iktidara ve devlete bağladılar. Bugün hala devam ediyor o destek. Bizim bugünkü tarım burjuvazisinin bütün varlıkları devlete bağlı.

 

- Peki, bu dönüşüm Kürt hareketini nasıl dönüştürdü?
Bunlar bu gücü elde ettikten sonra çocuklarını okuttular ve aydın bir katman yetişti. Buna ben Kürt aydın küçük burjuvazisi diyorum. Bunların çoğu köy kökenli, anadili Kürtçe olan ve Kürtlüklerinin bilincinde olan gençler. Bugün PKK'ya katılanların birçoğu lise veya üniversiteyi bırakıp gidiyor. Yani hareket niteliği itibarıyla egemen sınıf hareketi değil; genç aydın kuşağın hareketi artık. Feodal hareket dönemi kapandı. Bu hareket tamamen çağdaş ulusal demokratik haklar peşinde olan bir harekettir ve bu hareketin bağımsızlık talebi olamaz.

 

AYRILMAK İSTEMEZLER
- Neden bağımsızlık talebi olamaz?
Çünkü bağımsızlığı burjuva sınıfı yapar. Kürt burjuvazisi iki kanattan oluşur. Birisi az önce anlattığım toprak burjuvazisi, diğeri de ticaret burjuvazisi. Bir toplumun devletleşmesi, ayrı bir devlet kurması genellikle burjuva sınıfının öncülüğünde olur ve burjuvazi kendi gümrük duvarlarını oluşturarak, toplumunun ekonomik bakımdan sömürüsünü üstlenir. Oysa Kürt ticaret burjuvazisi Türkiye'deki büyük burjuvaziye bağlıdır ve onun ürettiği malları pazarlıyor. Tarım burjuvazisi de devletin desteğini alarak varlığını sürdürüyor. Dolayısıyla burjuvazinin iki kanadı yürütülen mücadelenin son bulmasını ve genç kuşakların öncülük yapmış olduğu bu küçük burjuva hareketinin taleplerinin gerçekleşmesini istiyorlar. Böylece barış içinde daha çok kazanacak, daha çok zengin olacaklar.

 

- Gerçi ayrılmak isteyen Kürtler olduğunu da biliyoruz...
Küçük burjuvanın bir özelliği vardır: Sarkaç gibidir, sağdan sola gider gelir böyle. Hakikaten çeşitli renkleri görebilirsiniz. Ama bireysel görüşlerdir, hiçbir şey ifade etmez. Hayat içinde doğru yolu bulmak zarureti vardır bunlar için.

 

- Size göre nedir o doğru yol?
Bugün Kürt sorununda üç türlü çözüm söz konusu olabilir. Birincisi, ayrılıp bağımsız devlet kurmak. Ben şahsen böyle çözüm için sosyolojik ve nesnel koşulların olmadığına inanıyorum. İkincisi federasyon. Ama Kürtlerin şimdi yarısından fazlası Anadolu'nun her tarafına dağılmış vaziyette. Diyelim ki bir federasyon kurdunuz ve birkaç il içinde özerk bir yönetim oluşturdunuz. Peki, öbürleri ne olacak? Onların demokratik haklarını müdafaa etmeyecek misiniz? Yani olacak şey değil! Hayat onları da bir noktaya getirecek. Üçüncü şık da Türklerin ve Kürtlerin karşılıklı saygı içinde, diğerinin eşit vatandaşlık haklarını tanıyarak birlikte yaşaması. Bence tek geçerli olan yol budur. Bugün Türk burjuvazisi çok büyük korkular içindedir. 'Ben bu hakları tanırsam Kürtler ayrılır' diye. Ama siz böyle bir yönetim oluşturur, huzurlu bir düzen kurarsanız Kürtlerin ayrılıp gitmesi mümkün değil.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.