Selahattin Demirtaş: Öfkeyi yatıştırabilecek olan biz değiliz

Serpil İlgün / Evrensel

IŞİD barbarlığına karşı kahramanca direnen Kobanê’ye destek eylemlerine milliyetçi, ırkçı, cihadist gruplar eşliğinde “misliyle” karşılık veren hükümet, kışkırtıcı açıklamalarını sürdürüyor. Söylemini gün geçtikçe sertleştiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “PKK de IŞİD gibi terörist bir örgüttür” cümlesini daha sık tekrarlar oldu. 

Aslında AKP hükümeti, geçtiğimiz hafta yaşanan şiddet olaylarının sorumlusunu daha ilk günden ilan etmişti; Kobanê halkıyla dayanışma ve hükümetin acilen yardım koridoru açması talebiyle halkı sokağa çağıran Halkların Demokratik Partisi (HDP) ve onun Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş!

Demirtaş, olayların sorumlusu olarak hedef gösterilmekle kalmadı, çözüm sürecini de dinamitlemekle suçlandı. Yoğun gündem arasında röportaj talebimizi kabul eden Demirtaş’la, Diyarbakır’da HDP, DTK ve DBP Eş Başkanlarının ortak açıklaması sonrasında konuştuk. Demirtaş, Hükümetin HDP’ye yönelik suçlamalarından Öcalan’ın mesajına; çözüm sürecinden Hizbullah-PKK çatışmasına, sıcak gündemin öne çıkan başlıklarına ilişkin sorularımızı yanıtladı.

Eş başkanlar ile birlikte yaptığınız açıklama içeriğinden çok, Öcalan’dan gelen mesajla tartışıldı ve “Krizi Öcalan çözdü”, “Öcalan imdada yetişti” şeklinde yorumlandı. Denildiği gibi hükümetle ipler kopma noktasına gelmişti ama Öcalan’dan gelen mesaj bunu engellemiş mi oldu?
Aslında perşembe günü bütün eş başkanlar olarak bir basın toplantısı yapmayı bir gün önceden planlamış ve duyurusunu yapmıştık. Fakat akşam saatlerinde Sayın Öcalan’ın İmralı’dan bize kısa bir mesajı ulaştı, devlet aracılığı ile. 

Bu mesajın nasıl geldiği üzerine de çokça spekülasyon yapılıyor. Telefonla mı, mektup olarak mı geldi?
Mesaj deyince SMS gibi anlaşılıyor ama hayır, el yazısıyla kısa bir mektup gönderdi. Evet devlet heyeti gitmiş kendisiyle kısa bir görüşme yapmış, kendisi de bu konuda eş başkanlara ve müzakere heyetine iletilmek üzere kısa bir not göndermişti. Notta, bütün bölgede büyük bir katliam ve provokasyon tehlikesi olduğunu, bunlara karşı çözüm sürecinin mutlaka hızlandırılmasını, hükümetle diyalog yönteminin zorlanmasını öneriyor ki, biz de eş başkanlar olarak bu çağrıyı yaptık hükümete. 

Dolayısıyla zamanlama olarak oldukça kritik bir mesaj olduğu değerlendirmelerine katılıyorsunuz…
Hükümet, Sayın Öcalan’a kritik bir zamanda bir heyet gönderip kendisiyle tekrar bir değerlendirme yaptı, öyle görünüyor. Biz de bunu önemsedik çünkü Sayın Öcalan Kürt tarafının baş müzakerecisidir. Bu kadar emek ve fedakârlıkla oluşmuş, olgunlaşmış bir sürecin heba olmasına kolay kolay göz yummaz. Fakat bunu da Kobanê bağlantısını kurarak ifade etmişti son görüşmede. Bu bağlantı kopmuş değil. 

Hükümetin, bir yandan durumu kritik görüp Öcalan’a heyet gönderirken, diğer yandan “misliyle karşılık bulacaktır” gibi sert bir tutum takınması, pratikte hiçbir şeyin değişmemesi çelişkili değil mi? 

Aslında hükümet, hızlı olmasa da, küçük küçük olsa da pratikte değişiyor. 

YENİ BAŞBAKAN, ESKİ BAŞBAKANIN TARZINI TUTTURMAYA ÇALIŞIYOR”

Mesela nasıl değişiyor?
Perşembe sabah saatlerinde Bakanla heyetimiz bir görüşme yaptı. Başka görüşmeler de olabilir. Ve bütün bu görüşmelerde hem Kobanê ile ilgili, hem sürecin hızla pratikleşmesi ile ilgili somut nelerin yapılabileceği tartışıldı, tartışılacak. Yeni Başbakan, eski başbakanın tarzını tutturmaya çalışıyor ama biraz eğreti duruyor üstünde o kabadayı tarz. O şekilde yönetebileceklerini düşünüyorlar fakat realite öyle değil. Bakmayın öyle bağırıp çağırdıklarına. Bölgede durumun iyi olmadığının onlar da farkında. 

Ama dilin nasıl kurulduğu, toplumsal bir karşılığı olması açısından önemli değil mi? 
Önemlidir, önemsemeyelim demiyorum. Hiçbir şey değişmiyor dediğiniz için söylüyorum. Küçük de olsa ilerleme, değişiklik oluyor. Müzakere başladığında Sayın Öcalan’ın bize yazdığı mektubun birinci maddesi, “taraflar karşılıklı dil ve üslubunu barış sürecine uygun uyarlamalılar” şeklindeydi. Hükümet çoğu zaman buna riayet etmedi halen olduğu gibi. Yoksa dediğiniz doğru, katılıyorum, dilini ve üslubunu, toplumsal algıyı pozitif yöne evriltecek şekilde düzeltmesi lazım. 

Bu kapsamda, Cumhurbaşkanı ve AKP hükümetinin yaşananlardan partinizi ve sizi sorumlu tutmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Başbakan’ın güvenlik zirvesi sonrası açıklamaları bölgeyi, gelişmeleri ne kadar yanlış okuduklarının ilanıydı. Bütün bölge kaynar kazana dönmüş, kendisi çıkıp olup bitenlerden HDP’yi suçluyor. Keşke bütün olup bitenlerin sorumlusu HDP olsaydı, düzeltmek çok kolay olurdu. Ama Suriye ve Ortadoğu politikalarında o kadar zor durumdalar ki, illa bir günah keçisi bulup, bir hedef gösterip, kamuoyunu o noktaya yönlendirmeye çalışıyorlar. HDP’yi hedef tahtasına koyup, bütün yanlış politikalarını en azından kamuoyunun gözünden kaçırmaya çalıştılar. Hükümet, Kürtlerin ve Türkiye demokrasi güçlerinin şu andaki öfkesini doğru okuyamazsa, “bu HDP’nin kışkırtmasıdır”, “efendim bunlar lobilerin işidir, provokasyonudur” şeklinde bir kez daha yanlış bir değerlendirmeye girerse, toplum yeniden bu öfkeyi biriktirir ve hükümetin bu öfkeyi durdurması mümkün olmaz.

Biriken öfke nasıl yatışır peki?
Bu doğrudan Kobanê ile bağlantılıdır. Öfkeyi yatıştırabilecek olan biz değiliz. Bizim halk üzerinde ne böyle bir gücümüz vardır, ne de buna gerek vardır. Yani halk IŞİD’e karşı durmasın, sempati duysun diye uğraşacak değiliz; sempati duyulsun diye yeterince uğraşanlar var zaten. Biz hükümetin atacağı pratik adımların IŞİD’in Kobanê’den püskürtülmesi ile sonuçlanmasının bu öfkeyi durduracağını düşünüyoruz. Elbette ki bundan kastettiğim şiddet olayları değil. Biz silah kullanma, yakıp yıkma, yağmalama gibi şiddet eylemlerini teşvik etmedik, tahrik etmedik, örgütlemedik, ama halkın öfkesinin alanlarda, meydanlarda, gece gündüz evinde, sokakta, arabasında elindeki bütün imkânlarla bir protestoya dönüşmesinin çağrısını yaptık, o çağrının da halen arkasındayız. 

Yakın zamanda Hükümetin Suriye/Kobanê politikasında bir değişiklik bekliyor musunuz? Bu yönde işaretler var mı? 

Suriye-Rojava-Kobanê politikasında kırılmaya denk düşecek, çok köklü bir değişiklik kısa sürede beklemiyoruz. Ama Kobanê’nin desteklenmesi, önünün açılması konusunda kısa sürede değişiklik olması gerekiyor. Bu, hükümetle bu konuda uzlaştık anlamına gelmiyor. Sayın Kılıçdaroğlu’nun çağrısı var örneğin. Kendisi Kobanê’ye müdahale ile sınırlı bir tezkere çıkaralım ve karadan müdahale edip, IŞİD’le birlikte savaşalım önerisi yapıyor. Bu da tartışılabilir. Bunun dışında, koridor açılması başka bir mekanizmadır. Ya da uluslararası güçlerin en azından Kobanê’ye destek ulaştırmasının sağlanması, önünün açılması da bir seçenektir. Türkiye bunların hiçbirini yapmazsa ve Kobanê düşerse, şu anda toplumda duygu düzeyinde yaşanan kırılma keskinleşmiş olur. Kamuoyu tepkisi yükseldikçe, uluslararası tepki ve baskı arttıkça hükümet bu politikasını değiştirebilir. 

Salih Müslim, Kobanê’ye destek konusunda verilen sözlerin neden yerine getirilmediği sorusuna hükümet yetkililerinin, aşamadıkları bazı aksaklıklar çıktığı yanıtını verdiklerini söyledi. Bu aksaklıklar nedir, nereden kaynaklanıyor olabilir?
Bize iletilen bir şey yok. Nedir aksaklık, neden yürümüyor onu bilmiyoruz. Bu konunun kendileri açısından çok kolay olmadığını belirtiyorlar sadece. 

Yalçın Akdoğan’la yapılan görüşmede, yeni bir öneri gündeme geldi mi? 

Daha önce de ilettiğimiz üç talebi gündeme getirdik. Birincisi, Kobanê’ye koridor açılması, kendilerini savunabilecekleri her türlü imkânı sağlayabilecekleri mekanizmanın kurulması. İkincisi, insani yardım konusunda engel çıkarılmaması. Üçüncüsü de Rojava’nın statüsünün tanınması. Bunlar aşamalı olarak hayata geçebilir.

KÜRT SORUNU AÇIK BİR YARADIR; ÇÖZÜLMEZSE PROVOKASYONLAR MUTLAKA OLUR

Sayın Öcalan yaptığı açıklamada JİTEM’e, çözümün karşısındaki güçlere dikkat çekiyor ve hükümete darbe uyarısı yapıyor. Öcalan darbe ile ne demek istiyor? AKP artık devlet oldu tespiti doğruysa, çözümü engelleyen unsurlar kim?
Ortadoğu’da darbe mekaniğinin nasıl işlediği anlaşılırsa, Sayın Öcalan’ın darbeden kastettiğinin ne olduğu daha iyi anlaşılır. Mısır’da darbe nasıl gerçekleşti? Mısır liderinin kendini en güçlü hissettiği, orduya hâkim olduğu, devletle partinin bütün mekanizmaların Mursi’nin elinde olduğu bir zamanda gerçekleşti. Dolayısıyla bütün devlete hâkim olmak, darbe mekaniğini önlemek açısından yeterli bir şey değildir. Hâkim olduğunu zannetmek ya da... Nasıl gelişiyor? İşte, siz toplumda, ülkede kanayan açık bir yara bırakmışsanız o açık yara üzerinde operasyon gerçekleştirecek güçler devreye giriyor mutlaka. Mısır’da da, Libya’da da, uzun süredir Lübnan’da da, Suriye’de de oradaki yönetimlerin en büyük basiretsizliği toplumda açık yara bıraktılar. Nedir bu yaralar? Demokrasinin kıtlığı, özgürlüklerin azlığı, gelir dağılımındaki adaletsizlik, işsizlik, ekonomideki krizler, sınıflar arasındaki uçurumun giderek derinleşmesi...

Bunların hepsi emperyal müdahalelere zemin hazırlıyor. Bazen emperyal müdahaleler bir toplumu bu saydığım konuma getirmek için uğraşırlar. Bazen bu konumlarından faydalanarak o ülkelerde iktidarlar değiştirirler. Türkiye’de de Kürt sorunu açık bir yaradır. Eğer kapatılamazsa, özgürlükler yeni bir anayasayla sağlam bir çözüme kavuşmazsa gelişebilecek toplumsal olaylarda, o olayı/direnişi gerçekleştirenlerin iradesinden bağımsız mutlaka provokasyonlar olur. Bunu siz, ben engelleyemeyiz. Çünkü zemin buna uygun hale gelir. Dikkat edin Kürt halkı ve onun dostları günlerdir ayakta, meydanlarda. Birileri bu direnişin meşruiyetini kırmak için, toplumu iç savaşa sürükleyecek bazı provokatif eylemler yaptılar. Bunlar bir müddet sonra eğer sağlam bir iradeyle karşısında durulamazsa, etnik ve mezhep savaşına dönüşür. Bir müddet sonra Kürt Türk’ü öldürmeye başlar. Bir müddet sonra Kürt kendi içinde Sünni Alevi diye birbirini vurmaya başlar. Bunlar öyle çok uzun vadede gelişen şeyler değil. Bir Alevi evine saldırırlar, üç Azeri’yi Allah korusun katlederler, bir bakarsınız ikinci gün misilleme olmuş, dördüncü gün artık iç savaştır. Bu kadar açıktır provokasyona bu tür zeminler. Dolayısıyla örgütlü bir güç olarak, örgütünüze, halkınıza hâkim bir direniş geliştiremezseniz, bir müddet sonra iç savaş sizi darbeye götürür. O mekanizmayı, tuzağı kim kurmuşsa sizin yerinize kendi adamlarını getirmek için içeriden ya orduyu devreye koyar ya da başka bir mekanizmayla sizi istifaya zorlar, ama sonuçta bu bir darbe olur. Direnişi gerçekleştirenler, direnişi ortaya koyanlar kazanmış olmazlar. Yani devrim için direndiğinizi zannederken bir anda devirdiğiniz iktidarın yerine onların, darbecilerin iktidarı gelir. Tıpkı Arap baharında yaşandığı gibi... İşte Öcalan bu mekaniği anlatmaya çalışıyor. Bu sadece hükümete değil, devrimci güçlere de, Kürt hareketine, PKK’ye de yaptığı bir uyarıdır. 

AKP’nin bu açık yarayı kapatmayı istemediği, başından beri çözüm, demokrasi diye bir derdi olmadığı, Kobanê’ye destek eylemlerine takındığı tavrın bunu bir kez daha gösterdiği değerlendirmeleri yine yoğunluk kazandı. Hatta “artık bu hükümetten umudumuz kalmadı” deniyor. Ne diyeceksiniz?
Doğru, AKP’nin barıştan anladığı ile bizim anladığımız başka şeylerdir. Özgürlükten, demokrasiden anladığımız başka şeylerdir. Tabii ki bu bir mücadeledir aynı zamanda. AKP çözmek istemiyor demeyelim, kendine göre çözmek istiyor. Bu da bizim için çözüm değil tabii ki.

AMAÇ DİRENİŞİN MEŞRUİYETİNİ KIRMAK

Sizce Kobanê eylemlerine yönelik ırkçı saldırılar, barışın toplumsal bir karşılığı olduğu tespitinin gözden geçirilmesini gerektirir mi?
Bu sivil grupların direnen halkların karşısına çıkarılmasındaki neden, o direnişin meşruiyetini kırmaktır. “Bakın halk size tepki gösteriyor” gibi bir algı yaratılmaya çalışılıyor. Bunların hepsi, özellikle batıda özel tertiplenmiş kıtalardır. BBP, MHP, ülkü ocakları, AKP’nin bazı gençlik kolları, İşçi Partililer, Türk Solu diye bir dergi çıkaran faşist çevreler, bunların işi budur. Dikkat ederseniz sayıları her zaman göstericilerden azdır. Yoksa barışın toplumsal tabanı büyük aslında. 76 milyonluk Türkiye’de birkaç yüz faşist bağırdı diye toplumu barış karşıtı diye düşünmemek lazım. Sayı itibariyle marjinaldirler, düşünce itibariyle de faşizme çok yakın ırkçı çevrelerdir. Yoksa büyük bir toplumsal destekleri yok. Olsaydı zaten durum facia olurdu.

NE YAPILACAKSA ÇOK ACİL YAPILMALI 

Kobanê’ye destek eylemleri sırasında uluslararası koalisyonun hava saldırıları yoğunlaştı. Bunu nasıl yorumluyorsunuz?
HDP’nin yaptığı acil eylem çağrısı ile birlikte birkaç saat içinde aslında bütün dünyada halk ayağa kalktı. Sadece Türkiye ve Kürdistan’da değil, Avrupa’nın birçok kentinde büyük gösteriler yapıldı ve teşhir oldular aslında. 40 ülke tarafından kurulan bu büyük askeri gücün Kobanê için hiçbir şey yapmadığı görünür hale gelince, o akşam ve sabahı daha etkili bombardıman yaptılar. Teşhir arttıkça ancak onları IŞİD’e karşı harekete geçirebiliriz. Dolayısıyla kitlesel büyük desteğin sürmesi lazım. Biz sadece şiddet yanı dursun dedik, eylemler dursun demedik.

Öte yandan İŞİD’in saldırıları yoğunlaşarak devam ediyor? 
Doğru, Mürşitpınar kapısına ulaşmaya ve Kobanê’nin tek nefes borusunu kapatmaya çalıyorlar.

Dolayısıyla Salih Müslim’in dediği gibi her ne yapılacaksa çok acil yapılması gerekiyor…
Evet, çok acil! Kobanê düşerse, İŞİD’in eline geçer orda katliam gerçekleşirse kırılma yaşanır. Ondan sonra Türkiye harekete geçti mi geçmedi mi, kimse için önemli olmaz. Kürtler her halükarda IŞİD’i oradan def etmesini, Kobanê’yi geri almasını bilir. Ama bu Türkiye’siz olur artık. Kimse Türkiye’den yardım mardım istemez. Kürt kendi başının çaresine bakar. Ve bu yeni bir durumdur artık. 

Yeni durumdur derken?
Yani Kürtler Türkiye’den umudunu keser. Bu stratejik yeni tartışmalara yol açar. Birlikte yaşam mümkün mü değil mi, tartışmalarına kadar gider. Biz bu yeni durum ortaya çıkmasın diye Türkiye ile birlikte hareket etmeye çalışıyoruz muhalefet olarak.

KÜRTLERİN BİRBİRİNE SİLAH ÇEKMESİNİ DOĞRU BULMUYORUZ

“PKK ile Hizbullah savaşı yeniden mi başlıyor” sorusu var bir de. Hizbullah’ın bölgede örgütlenmesini arttırdığı, saldırıların bunu görünür kıldığı şeklinde yorumlar var. Hizbullah saldırılarını siz nasıl değerlendiriyorsunuz?
Son olaylarda ölümler de gerçekleştiği için Hizbullah/Hüda-Par biraz daha görünür oldu, yoksa öyle yaygın bir toplumsal örgütlükleri yok. Kendileri de bu olup bitenleri değerlendireceklerdir. Akıllıca, sağduyulu değerlendirmelerinde fayda da görüyoruz. Yani neye hizmet ediyor bütün bu olanlar, doğru değerlendirirlerse iyi bir sonuca ulaşılır. Biz Demokratik Toplum Kongresi’nin Kürtler arasında bu tür sorunları çözme konusunda devreye girmesini istedik. Çünkü evet, ideolojik olarak aynı yerde durmuyoruz, ama düşmanlık yapmak, birbirine saldırmak doğru değil. Biz Kürtlerin birbirine silah çekmesini asla doğru bulmuyoruz. Bu sorunları da kalıcı bir şekilde çözmek istiyoruz.

Temas kurulabildi mi?
Dolaylı olarak sivil toplum örgütleri çalışma yürüttüler, arabuluculuk yaptılar ama doğrudan temas kurmadı arkadaşlarımız. 

MEDYA ÖFKENİN ARTMASINDA HÜKÜMETE ARACILIK EDİYOR

Hükümet yanlısından ulusalcısına medyanın, Kürtler söz konusu olduğunda aynı manşetleri atıp, aynı algıyı oluşturma konusunda birbirinden geri kalmama halini nasıl değerlendiriyorsunuz? 
Kürde karşı faşist, ırkçı, Türkçü, ulusalcı, dinci ittifak her zaman yan yana durabiliyor. Basın zaten öfkenin artmasında hükümete aracılık ediyor. Gazetelerin, televizyonların kullandığı dil kamplaştırıcı, öfke yaratan bir dildir. Evet, özel psikolojik savaş perspektifiyle hareket eden kanallar, doğrudan istihbarata bağlı bazı gazete ve televizyonlar olup bitenlerin Kobanê ile bağını kesmeye çalışıyor. Yer yer Kürtler arası savaş, yer yer yağma, yer yer kriminal, yer yer marjinal olaylar gibi yansıtmaya çalışıp, Kobanê ile alakası olmayan derin güçlerin provokasyonu olarak anlatıyorlar. Oysa halk hareketi bir provokasyon değildir; bir direniş, meşru bir tutumdur. Bunun içine provokatörler sızabilir. Önemli olan hükümetin de, direnişi gerçekleştirenlerin de provokatörlere karşı duyarlı olmasıdır ama gelin görün ki bazı yerlerde provokasyon bizzat istihbaratın, hükümetin eliyle yapılıyorsa o zaman bizim yapacağımız bir şey olmuyor.

HÜKÜMET ADIM ATABİLSİN DİYE OLUMLU AÇIKLAMALAR YAPTIK

Başbakan’la yaptığınız görüşmeyi değerlendirirken, “Siyasi risk alarak kamuoyuna olumlu sözler söyledik” dediniz. Siyasi riskle ne kastediyorsunuz, neden bu riski alma gereği duydunuz? 
Aslında AKP’nin adım atıp atmayacağı belli olmamasına rağmen, biz görüşmede karşılıklı olumlu mesajlar vermenin daha doğru olacağını düşündük ki adım atmaya zemin oluşsun. Fakat adım atılmazsa bu görüşmenin niye olumlu geçtiğini kamuoyuna açıklamak çok zor olacaktı. Bu bir siyasi riskti. Biz hükümet adım atabilsin diye bu riski aldık. Ve ben bizzat Sayın Başbakana teşekkür ettim, insani yardımlar vs’den dolayı. Biz siyasi kompleks, hırs içinde olmadığımızı göstermek istedik, derdimiz çözümdür. Kobanê’de durum kritiktir. Dolayısıyla oturup orda ne yapılabileceğini sonrasında da konuşabilelim diye siyasi bir rahatlama yarattık. Bu siyasi bir riskti ve bunu almaya değerdi.

Beklentiyi yükselttiğiniz için size de eleştiriler yöneltiliyor?
Evet, çünkü Başbakan görüşmede bunu söyledi, bir gün sonra da televizyon programında “Kobanê’nin düşmemesi için ne gerekiyorsa yapacağız” dedi. Dolayısıyla beklenti o görüşmenin içeriğinde vardı. Bir an önce yapılması konusunda bizim de, Salih Müslim’in de bir ısrarı vardı, fakat kendileri koridor açılması beklentisini karşılamak konusunda ayak dirediler, halen de açmış değiller. Başbakanla yüz yüze görüştük ve bunları yapabileceklerine dair sözler duyduk. Salih Müslim de açıkladı; kendisi de yaptığı görüşmede bunların sözünü almıştı. Dolayısıyla beklentinin oluşması çok normal, ama hayata geçirmediler. 

MÜZAKEREYE GEÇİLİNCE ÇÖZÜMDEN KİMİN, NE ANLADIĞI ORTAYA ÇIKACAK

AKP, 2015 seçimlerine kadar küçük adımlar atmakla yetinecek, seçimleri rahat geçirmek için oyalamacı siyasetini sürdürecek iddiasına ne diyorsunuz?
Sayın Başbakan görüşmemizde “seçim öncesi bütün bu kritik adımların hepsini atmak istiyoruz ve süreci hızlandırmak istiyoruz” dedi. Bunu yaparlar mı göreceğiz. Zamana yayma, bugün yaşadığımız gibi toplumsal öfkelere, patlamalara yol açıyor. Yani hükümet bunları bir kez daha göze alır mı, bilemiyoruz. Biz uyarmak istiyoruz tabii ki, çünkü zamana yayıp, bunu seçim kazanımına dönüştürmek geçici olarak AKP’nin hanesine yazılıyor olabilir, ama uzun vadede kaybeden AKP oluyor. Toplum daha fazla örgütleniyor, daha fazla kendi öz yönetimini inşa ediyor, daha güçlü hale geliyor… Yani bu süreç uzadığı için Kürtler kaybediyor zannetmesin kimse.

Şu günlerde süreç açısından kritik bir noktaya gelindiği açık, nitekim KCK’den de “çözüm süreci bitmiştir” açıklamaları yapıldı. Bu noktada hükümetin nasıl bir adım atması gerekiyor ki, süreç devam edebilsin? 
Sayın Öcalan bize gönderdiği mektupta da söylüyor; bir an önce müzakereye geçilmeli. Bir, gözlemci heyet oluşmalı; iki, müzakere heyeti oluşmalı; üç, adaya giden HDP heyeti genişletilmeli. Bunlar en acil yapılması gereken şeyler. Bu olursa artık masada oturup işin esası konuşulmaya başlanacak. O zaman müzakereye geçilmiş olacak. Öcalan’ın çözümü ne, AKP’nin çözümü ne, bizlerin isteği ne, o müzakere masasında tabiri caizse herkes elini açacak ve çözümden kimin ne anladığı ortaya çıkacak ondan sonra herkesin ayrı önerisi ortaklaştırılmaya çalışılacak.

Geçtiğimiz günlerde çıkarılan Çözüm Süreci Kurulu Yasası, iki tarafın barış anlayışları arasındaki makası daralttı mı?
Orada Sayın Öcalan’ın önerdiği dokuz başlığın dokuzu da var. Ama mesela komisyonlar Sayın Öcalan’ın, bizim istediğimiz tarzda tariflenmemiş. Komisyonlar daha çok bürokrasiden ve bakanlardan oluşacak. Bu komisyonlara bağlı uzmanlık grupları, çalışma grupları, daha çok sivil toplum örgütü ve uzmanlardan oluşacak. Biz o komisyonlarda uzmanların ve sivil toplum örgütlerinin daha çok olmasını istiyorduk. Kendi kontrolünde götürmeye çalışıyor yani. O noktada AKP ile anlaşabilmiş değiliz. Yani ne tam bizim istediğimiz gibi yürüyor, ne onların istediği gibi yürüyor; öyle söyleyeyim.

Öcalan’ın 15 Ekim’e kadar süre vermesi nasıl anlaşılmalı? Neden 15 Ekim?
Kobanê sürecini hızlandırmak için bence uyarı yapıyor. Çünkü o tarihi verdiğinde Kobanê’de durum çok kötüydü ve 10 gün dayanır mı dayanmaz mı Kobanê, bunu bile kestiremiyordu. Bence 15 Ekim’e kadar Kobanê’den IŞİD temizlensin diye taraflara uyarı yapmış oldu. 

BİZ DOĞRU YERDEYİZ

Kobanê eylemleri için bir yandan Gezi’yle birleştirilen türlü komplo teorileri üretilirken, bir yandan da hızlıca çıkarımlar yapılıp, örneğin cumhurbaşkanlığı seçiminde size ve HDP’ye yönelik artan ilginin düşüşe geçeceği söyleniyor. Bu öngörülere ne yanıt verirsiniz?
Bunu söyleyenler zaten cumhurbaşkanlığı seçimlerinde bize karşı olanlardı. Bizi destekleyen herkes herhalde bir tecavüzcü çetesinin Kobanê’de gelip kelle kesmesini desteklemiyordu. Kobanê’de kelle kesip tecavüz edenleri destekleyenler bana oy vermediler. Vermesinler de. Onların ortaya koyduğu bir tartışmadır. Yoksa Türkiye’de birlikte yeni yaşam Kobanê’yi savunmadan, IŞİD’e karşı çıkmadan mümkün müdür? O yüzden oylar düşer mi, düşmez mi ayrı mevzu ama, savunduğumuz ilkesel duruşun gereğini yapıyoruz. Biz doğru yerdeyiz. Bize oy verip de farklı yerde durduğumuzu düşünen varsa bence kendi durduğu yere baksın.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
diyarbakırlı 2 yıl önce

...güneydoğu toplumunu politize edip hayatın tüm sosyal yaşantısından soyutlayıp uzaklaştıranlar kimler ise, toplumda öfkeyi başlatıp insanları gruplara ayırıp birbirlerine kırdıranlar kimler ise o öfkeyi de yatıştıracak olanlar da kendileridir. maalesef bir güneydoğulu olarak psikolojimiz bozulmuş vaziyette. insanlar iç dünyalarında gruplara ayrılmışlar. kimse kimseye güvenemez duruma gelmiş durumda maalesef. yazıklar olsun siyaset uğruna insanları harcayanlara.