Selahattin Demirtaş: Askerleri PKK’nin önüne niye attınız

“O askerleri Hazro’dan aldılar, Silvan bölgesine getirdiler. Orası PKK’nin etki alanıdır. Bunu herkes, vali, komutan, er, jandarma bilir. Askerleri oraya niye getirdiler? Şaibeli olan budur! O askerleri PKK’lilerin önüne niye attınız?”

“PKK, üç yıl süren müzakereler sonucunda hazırlanan ortak protokolün görüşülmesini istiyor. Bu protokol görüşülmediği ve Öcalan da o görüşmelere katılmadığı sürece hiçbir şey değişmeyecek! Gerçek olan budur!”

 

“Kış boyunca yüzlerce uçakla Kandil’i dövdükleri halde, PKK’nin eylemleriyle ortaya çıktı ki, PKK öyle bitirilecek, beli kırılacak bir örgüt değil. İşte Başbakan bunu gördü. Uyguladığı Sri Lanka modelinin bir model olmadığını anladı.”

***

NEDEN SELAHATTİN DEMİRTAŞ

Türkiye aslında Kürt meselesinde ve PKK sorununda çok kritik bir dönemeçten geçiyor. PKK’nın silahlı eylemlerinde ve ordunun operasyonlarında otuz yıldır olduğu gibi gençlerimiz ve çocuklarımız gene ölmeye devam ediyor, yaşanan bu kan banyosu geçmişin tekrarı gibi geliyor ama öyle değil. Artık çok farklı sesler çıkıyor. Bugüne dek her PKK eyleminden sonra intikam yeminleri yapan devlet, PKK’nın Dağlıca’daki son karakol baskınından sonra, her zamanki gibi “akan kan yerde durmayacak” demek yerine daha çözüme yatkın bir ses çıkarıyor. Başbakan, “PKK silahı bırakırsa biz operasyon yapma heveslisi değiliz” diyor. Bu arada Kürt sokağının en saygın isimlerinden biri olan ve son seçimde BDP blokundan milletvekili seçilen Leyla Zana, çekinmeden konuşuyor ve bu sorunu AKP’nin çözebileceğini ve çözüm için AKP’nin desteklenmesi gerektiğini söylüyor. Bu arada KCK’nın ve Kandil’in başı olan Murat Karayılan, PKK’da bazı kontrol dışı unsurların derin devletle işbirliği yaparak İmralı’da ve Oslo’da yapılan barış müzakerelerini sabote etmiş olabileceği ihtimalini dile getiriyor. PKK’nın politikasını, “biz artık karakol baskınları yapmıyoruz. Sadece devletin operasyonlarına cevap veriyoruz” diye özetlediği bir dönemde PKK, Karayılan’ı yalanlarcasına Dağlıca’da karakol baskını yapıyor. Kürt siyasetinin temsilcisi BDP, “PKK bütün silahlı faaliyetlerini durdursun” diyerek PKK’ya çağrıda bulunuyor. Bu arada Amerika ve Irak Kürdistan’ı da hareketleniyor ve Barzani, Erdoğan’a destek veriyor. Suriye’de Esed’e karşı muhalefetin başına Türkiye’nin de onayıyla bir Kürt lider getiriliyor. Bütün bunlar ne anlama geliyor, hangi sürecin habercisi oluyor? Bu süreci, Kürt sorununun çözümünde muhataplardan biri olan BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’a sorduk. Tartışılması gereken cevaplar aldık.

***

 

NEŞE DÜZEL: Siz Dağlıca baskınından sonra ordunun operasyonları durdurmasını isterken PKK’ya da bir çağrıda bulundunuz ve “PKK bütün silahlı faaliyetlerini durdursun” dediniz. Tam olarak kastınız ne, silahlı faaliyetlerini durdursun derken?

SELAHATTİN DEMİRTAŞ: Bu bizim aslında ilk defa yaptığımız bir çağrı değil. Ama Dağlıca gibi bir olayın arkasından yapılınca belki daha dikkat çekti. Bir barış çağrısı bu.


PKK silahlı faaliyetlerini durdursun derken, ne yapmalarını istiyorsunuz?

Sadece PKK değil, “Ordu da operasyonlarını durdursun, PKK’lilere karşı operasyon yapmasın” dedik biz. Aslında bizim istediğimiz, karşılıklı olarak ateşkes ilan edilmesidir. Dağda, şehirde her türlü silahlı faaliyet durdurulmalıdır. Biliyorsunuz PKK, geçmiş yıllarda beş altı defa süreli ve süresiz ateşkes ilan etti.


Evet...

İşte bu defa hükümet ve PKK, karşılıklı olarak ateşkes durumuna geçmeli. Artık hükümetin, “Evet, biz de PKK’ye karşı operasyon yapmayacağız” diyebildiği bir ateşkes pozisyonuna geçilmeli.


Devletin, karakolu basıldıktan sonra PKK’ya karşı ateşkes ilan edebileceğini düşünmek sizce gerçekçi bir öneri mi?

Başbakan’ın, “PKK silahları bıraksın, gelsin teslim olsun” çağrısından daha gerçekçi bence. Üstelik bizim önerimiz de siyasal bir projeyle birleştirilirse gerçekçi olur zaten. Biz bu önerimizle birlikte bir siyasi çözüm projesi de öneriyoruz. Çağrıyı yapıp oturmuyoruz. Yani sadece vicdanlarımızı rahatlatmıyoruz. Biz, yaptığımız çağrının altını dolduruyoruz.


Hangi önerilerle dolduruyorsunuz?

Eğer İmralı’da tecrit kaldırılırsa, müzakere ve diyalog süreci yeniden başlarsa, PKK silahlı eylemlerine son verebilir. Ordu da bu durumda operasyonlarını durdurabilir. Çünkü Başbakan, Meksika’dan yaptığı açıklamada “Evet biz de operasyon meraklısı değiliz. PKK silahlı faaliyetlerini durdurursa, silahı bırakırsa biz niye operasyon yapalım” dedi.


Başbakan, “PKK silahlı faaliyetlerini durdurursa” mı dedi? Yoksa “silahı bırakırsa mı” dedi?

Başbakan, silahı bırakırsa diyor ama ateşkesi kastediyor gibi geldi bana.


Aslında PKK’nın böylesine büyük bir saldırısından sonra ilk kez devlet sert bir dil kullanmadı. Aksine barışa yatkın bir dil kullandı. Siz de bu tesbite katılıyor musunuz?

İşin doğrusu, bu kez intikam naralarından ziyade meseleye daha serinkanlı bir yaklaşım sezinledim ben. Fakat bu tavır beraberinde güçlü bir barış arayışı getirir mi, onu kestiremiyorum, bilemiyorum. Hükümet çevreleri, özellikle son altı yedi aydır, PKK’nin altı aylık ömrünün kaldığına, Sri Lanka modeliyle PKK’nin bitirileceğine inandırılmıştı. Bunu, milletvekili danışmanı da dâhil olmak üzere Başbakan’ın danışmanları, analistler, stratejistler bizzat gazetelerde yazdılar. Hatta bizim görüştüğümüz bazı bakanlar da bunu söylediler.


Siz hükümetle en son ne zaman ve kimlerle görüştünüz?

En son mart ayı başında BDP’nin eşbaşkanları olarak Gültan Kışanak’la ikimiz bir bakanla görüştük. Ona, “AKP ve BDP heyetleri masada otursunlar, neler yapılabileceğini tartışsınlar” dedik. Bakan bize, “Devletin verilmiş kararları var. Biz yürüttüğümüz konseptin doğru olduğunu düşünüyoruz ve kararlıyız. Askerî operasyonlar devam edecek” dedi.


Konsept neymiş?

Askerî operasyonlar, KCK operasyonları, medya üzerinden psikolojik savaş! Bir bütün olarak örgüte nefes aldırmama politikası kısacası. Bakan, “Devletin içinde bu güvenlik politikasının başarılı olduğu düşünülüyor. Gene de sizin bu teklifinizi Başbakan’a ileteceğim ve sıcak karşılanırsa size hemen geri döneceğim” dedi. O bakan hâlâ bize geri dönmedi. Aslında kendisi kişisel olarak bizim önerimize soğuk bakmıyordu.


Kim bu bakan?

Adını vermeyeceğim. Biz ona şöyle demiştik: “Aradan aylar geçecek. Gene yüzlerce, binlerce genç ölecek. Biz geriye bakacağız ve bu görüşmede niye sonuç almadık? Bu kadar genç niye öldü diye vicdan azabı çekeceğiz” dedik. Bakan, “Katılıyorum. Siyasetçi olarak bu kadar genç niye öldü diye vicdan azabı çekebiliriz. Fakat devletteki kararlılık maalesef bu. Esneyebileceğini sanmıyorum” dedi. PKK’nin bitme noktasına geldiği ve bu bahar-yaz döneminde kökünün kazınacağı anlayışıyla hareket ediyorlardı. Çünkü “eskisinden daha farklı bir yöntem kullanıyoruz” diyorlardı.


Hangi yöntemler bunlar?

“Eskiler sadece askerî yöntem kullanıyorlardı. Şimdi biz birçok yöntemi birlikte kullanıyoruz” diyorlardı. “Diplomatik yöntemleri, ekonomik açılımları ve demokratikleşmeyi eş zamanlı olarak yapıyoruz. Sosyolojik ve psikolojik araştırmalar gerçekleştiriyoruz. Toplumu daha iyi yönetiyoruz. Medya gücü arkamızda. Uluslararası destek de hiç olmadığı kadar güçlü. Dolayısıyla PKK bitecek” diyorlardı. Fakat bahar ve yazla birlikte bu senaryonun tutmadığını gördüler.


Sizce hükümet tam olarak ne gördü?

Kış boyunca yüzlerce uçakla Kandil’i dövdükleri halde, PKK’nin eylemleriyle ortaya çıktı ki, PKK öyle bitirilecek, beli kırılacak bir örgüt değil. İşte Başbakan bunu gördü. Sri Lanka modelinin bir model olmadığını anladı. Belki de Dağlıca olayından sonra ilk anda bu yüzden kısmen yumuşak bir tepki verdi. Yeni bir arayış mı düşünüyor diye benim de aklıma geldi doğrusu.


Peki, siz, “PKK bütün silahlı faaliyetlerini durdursun” derken tam ne öneriyorsunuz? PKK’nın sınır dışına çekilmesini mi öneriyorsunuz
?

Ben şunu öneriyorum. On bir aydır Sayın Öcalan’la temas yok. PKK ile Öcalan arasında kesinlikle sağlıklı bir temas sağlanmalı. Bakın, Öcalan’la avukatları arasında temas sağlanmalı demiyorum. Öcalan’la PKK arasında bir temas sağlanmalı. Ve, bunun mekanizması yaratılmalı. Bu mekanizmanın İmralı’da işlemeyeceği açık.


Öcalan’ın ev hapsine mi çıkarılmasını istiyorsunuz?

Ev hapsi demiyorum. Öcalan İmralı’dan çıkarılmalı ve örgütüyle ilişki kurabilecek pozisyona getirilmeli diyorum. Ki böylece süreci yönetebilsin Öcalan. Hükümet Sayın Öcalan’a böyle pozitif bir yaklaşım gösterdiği takdirde, PKK de buna mutlaka pozitif bir cevap vermeli ve barış sürecine katkı sunmalı.


Bütün yaşananlardan sonra Öcalan’ın silahların susmasını sağlayabileceğini, Kandil’in Öcalan’ın sözünü dinleyeceğini düşünüyor musunuz gerçekten?

Hiç şüphem yok. Reel durum şudur. PKK 30 yıldır devletle savaşıyor, çatışıyor. O örgütün bir lideri var. O da İmralı’dadır. Bu örgüt o liderinin sözünü dinler. Devlet, provokasyonları boşa çıkarmak istiyorsa, örgütün lideriyle konuşacak ve savaşı durduracak. Provokasyon vs. tartışması da ancak ondan sonra olabilir.


Bugüne gelirsek... PKK’nın en tepe ismi bugün Murat Karayılan. KCK’nın da, Kandil’in de başı o. Yani bugün barışın konuşulabileceği bir isim o. Karayılan tam, “Karakol baskınları gibi eylemler yapmıyoruz. Biz sadece saldırı olursa cevap veriyoruz” dediği bir zamanda, PKK, Dağlıca’da karakol bastı. Bunu nasıl açıklıyorsunuz?

Dağlıca eyleminin Karayılan’a karşı yapıldığı düşünülmemeli. Karakol baskını yapılmamasını, içinde bulunulan sürecin bir politikası olarak anlatıyordu o. Belki de o süreç üç gün sonra bitti Ama şu var. Karayılan çıkar da “bu eylem bana karşı, bize karşı yapıldı” derse, o zaman anlarız. Ama bugün Dağlıca, örgütü bağlayan bir eylemdir. Bakın... PKK nasıl bölünecek, BDP kaça ayrılacak, inisiyatif kimde tartışmaları şu anda Türkiye’de çok revaçta. Bu tartışmalar çok yanlış. Kürt sorununda muhataplar bellidir. Öcalan bir muhataptır. Zaten devlet de onu öyle gördü ve kendisiyle görüştü.


Karayılan, Kürt sorununda muhatap mıdır peki?

KCK muhataptır. KCK’nin bir yürütme konseyi var ve bugün Karayılan başındadır. Yarın başkası başında olur. KCK bir kurumdur ve kurum muhataptır. BDP’nin başında da bugün biz varız ama yarın olmayabiliriz. Ama BDP de bir kurum olarak Kürt sorununda muhataptır. Bu yüzden PKK’yle ilgili “iç çatışma, birbirini boşa çıkarma, bölünme” tartışmalarından, “yok mağaralarını ayırdılar” gibi magazin laflarından bir şey çıkmaz. Bu bir Brezilya dizisi değil. Gerçek bir savaş yaşanıyor burada.


Hükümetin PKK ile barışı müzakere ettiği Oslo görüşmeleri, PKK’nın Silvan eylemiyle berhava oldu. Karayılan, Avni Özgürel’e verdiği röportajda, Silvan eyleminin barışı provoke etmiş olabileceği ihtimaline “evet” cevabını veriyor. Bu açıklama önemli değil mi sizce?

Silvan sıradan bir olay değildir. Demokratik Toplum Kongresi’nin özerklik açıklamasını yapacağı saatlerde Silvan’ın olması zaten başlı başına bir şüphedir. Yalnız Avni Özgürel kendi görüşlerini, yorumlarını da dile getiriyor. Karayılan, “Silvan bizim içimizden açık bir provokasyon” demiyor ki!


Ne diyor?

Karayılan, “Silvan, doğurduğu siyasi sonuçlar itibarıyla baktığınızda şüpheli bir olay” diyor. Silvan’la ilgili kuşkularını böyle dile getiriyor. Neşe Hanım lütfen şu anda arkanıza bir bakın. Size gerçeği göstereceğim. Solunuzdaki tepenin arkası Hazro denen tepedir. Sağınızdaki tepenin arkasında da Silvan bölgesi var. O askerleri Hazro’dan aldılar, Silvan bölgesine getirdiler. Orası artık PKK’nin etki alanıdır. Bunu herkes bilir. Vali de bilir, komutan da bilir, er de bilir, jandarma da bilir. Askerleri oraya niye getirdiler? Şaibeli olan budur! “O askerleri PKK’lilerin önüne niye attınız” diye onlara sormak lazım.


Silvan’ı iki tarafa da sormak gerekmiyor mu?

PKK de sorsun Silvan’ı. O da araştırsın. Kendi içinde bir provokasyon varsa bunu kamuoyuyla paylaşsın. Çünkü Silvan olayını hükümet kötüye kullandı. Barış sürecini bitirmek için kullandı. Silvan, tarihe bir kırılma noktası olarak geçti. Bu kırılmayı yaratan güçler ve kişiler kimler? İki taraf da araştırsın ve çıplak gerçek ortaya çıksın. Eğer devlet bugün PKK’nin silahları susturmasını istiyorsa...


Ne yapmalı sizce?

Eğer devlet bugün PKK’nin silahları susturmasını istiyorsa, PKK’de hâkimiyet sorunu yoktur. PKK’nin sınır dışına çekilmesini gerçekleştirecek olan şey, hükümet ile Öcalan’ın görüşmesidir. Ancak bu görüşme böyle bir sonucu verebilir. Aslında ortada yarım kalmış bir protokol var. İmralı ve Oslo görüşmeleri sonrasında hazırlanmış olan bu protokolün yürürlüğe girmesini isteriz biz. Ama o protokol hükümetin reddetmesi sonucunda yürürlüğe girmedi.


O protokolde neler vardı?

İşin doğrusu ben protokolün yazılı metnini görmedim.


Şerafettin Elçi’nin gördüğü, okuduğu belgeyi siz parti başkanı olarak görmediniz mi?

Şerafettin Elçi’nin gördüğü şey bizim yazdığımız metindir. BDP olarak bütün bu süreçte yapılan açıklamalardan, görüşme tutanaklarından çıkardığımız sonuçlardır. Tahminî olarak yazıya döktüğümüz şeylerdir bu metin. Yoksa bizim o protokolü görme şansımız ve yetkimiz yok. Protokolü bize ne hükümet ne de PKK gösterir. Kendi aralarında yaptıkları bir şey o.


Protokolde neler var?

Anayasa sürecine nasıl destek sunulacağından, silahsızlanmaya, sınır dışına çekilmeye kadar hepsi yazılmış o protokolde. Çok iyi bir yol haritası o protokol. Hükümet bunu yeniden güncelleyebilir. İtirazları varsa da tartışabilir. Sürecin yeniden kesilmemesi, İmralı ve Oslo müzakerelerini yürütenlerin birbirlerini daha iyi anlamaları ve karşılıklı güvensizliklerin ortadan kaldırılması için bu kez biz de destek olabiliriz, görüşmelere katılabiliriz.


Bu müzakereleri Karayılan yapamaz mı?

“Yürütebiliriz ama önderliğimiz tecrit altındayken hiçbir konuda karar veremeyiz” diyor. Sürecin yeniden başlayabilmesi için Öcalan’ın durumunun kesinlikle değişmesi lazım.


Siz, PKK’ya silahlı faaliyetlerini durdurması için çağrıda bulundunuz. PKK’dan sizin çağrınıza bir cevap geldi mi
?

Yok.


Bir cevap gelmesini bekliyor musunuz?

Süreç karşılıklı gelişmedikçe, çağrılara somut bir cevap verebileceklerini düşünmüyorum.


Peki, bu çağrınızı Kürt halkı nasıl karşıladı
?

Kürt halkı zaten çift taraflı ateşkes istiyor. Çünkü tek taraflı ateşkes sonuç vermiyor. Geçmişte hep yaşadık bunu. Mesela PKK ateşkes ilan ediyor ama operasyonlar sürüyor ve bir süre sonra ateşkes bitiyor. O yüzden biz, çift taraflı ateşkesle birlikte siyasi müzakere öneriyoruz şimdi. Ortada bir protokol var ve bu protokoller acilen yeniden müzakere edilmeli. Yoksa gerisi hayaldir!


Hayal olan nedir?

“Çağrılarla PKK sıkışır, Barzani şunu yapar, öteki bunu yapar” diye düşünmek hayaldir. Şu anda PKK, üç yıldır yürütülen müzakerelerin sonucunda ortak hazırlanan protokolün görüşülmesini istiyor. Bu protokol görüşülmediği ve Öcalan o görüşmelere katılmadığı müddetçe hiçbir şey değişmeyecek! Gerçek olan budur!


Bu protokolün görüşülmesi PKK’nın Silvan eylemiyle engellendi ve devlet tamamen güvenlik odaklı politikalara geri döndü. Bu protokolün görüşülmesini çok isteyen PKK, niye barışı sabote eden Silvan eylemini yaptı
?

Ben PKK’nin her eylemini, hareketini açıklamak durumunda değilim. Ben sadece BDP’nin yaptığı işlerden ve eylemlerden sorumluyum ama şunu da net olarak biliyorum. Silvan olayı olduğunda, hükümet, protokolü çoktan reddetmişti.


Nasıl?

Çünkü ben bunu İmralı’da görüşme yapan, Oslo heyetinde bulunan biriyle konuştum. Kendisi, protokollerin hükümet tarafından kabul edilmediğini bize söyledi. Bize söylemişse, zaten PKK’ye de söylemişti, Öcalan’ın kendisine de söylemişti. Zamanlama olarak Silvan olayı protokolün reddedilmesinden sonradır. Dolayısıyla “protokoller, Silvan olayı sonrasında ortadan kalktı ya da reddedildi” bilgisi ve tesbiti yanlıştır. Tarihî bir yanılgıdır.


Eğer PKK protokol sürecini tekrar başlatmayı ve protokolleri kabul ettirmeyi çok istiyorsa, silahlı eylemlerle, karakol baskınlarıyla bunu yapması, protokolleri kabul ettirmesi mümkün mü?

Değil tabii ki. Silahlı eylemlerle veya öldürmekle hiç kimse, hiç kimseye bir şey kabul ettiremez. Silahlı eylemlerin çare olmadığını, sorunların çözümünde işimizi kolaylaştırmadığını hep söylüyoruz.


Kürt halkı da PKK’nın bütün silahlı faaliyetlerini durdurmasını istiyor mu
?

Bunu istiyor ama Kürt halkı ordunun da operasyon yapmamasını istiyor. Karşılıklı silahların susması Kürt halkının genel talebi. Bakın... PKK silahı susturmuşken, tek bir gerillanın öldürülmesine dahi Kürt halkının tahammülü yok. Buna, sadece BDP’li Kürtlerin değil, AKP’li Kürdün de tahammülü yok. Ateşkes dönemlerinde PKK’li gerillaların öldürülmesine hiç kimsenin tahammülü yok. O yüzden ateşkes olacaksa çift taraflı olmalı ve beraberinde müzakere başlamalı. Hep şu yaşanıyor Neşe Hanım.


Ne yaşanıyor?

Ateşkese bir sonuç olarak bakılıyor ve herkes yerinde oturuyor. Oysa ateşkes bir ara aşamadır. Ateşkes aşaması doğru değerlendirilmezse, peşinden daha büyük bir savaş başlıyor. Hep böyle oldu.


Siz daha sonraki bir çağrınızda da, “Barış için Türkler AKP’den, Kürtler de PKK’dan bir şey beklemesin” dediniz. Ne demek istediniz?

“Türkler AKP’den, Kürtler de PKK’den barışı beklemesinler” derken, “Türkler ve Kürtler barış için oturup beklemesinler, barış için bir şeyler yapsınlar. Barış beklemekle gelmez” demek istedim. PKK ve AKP nasıl olsa barışı getirirler diye düşünülmesin. Din adamları, analar, sivil toplum örgütleri barış için mücadele etsinler.


Barış konusunda AKP’den tümüyle ümidinizi mi kestiniz
?

Evet. Ben AKP’den 2008’den beri hiç ümitli değilim. AKP bu ülkeye durup dururken barışı getirmeyecek. Barış ve özgürlükler ancak toplumsal muhalefet güçlü olursa gelebilir.


AKP’nin çözümü sağlayamayacağını mı düşünüyorsunuz
?

Çözümü sağlayabilecek gücü var ama niyeti yok. AKP istese bugün Kürt sorunu çözebilir ama AKP’nin özgürlük, demokrasi inancı bizim anladığımız gibi değil. Gerçek şu ki, AKP’nin bugün Kürt sorununun çözümünde kendisinden başka önünde bir engel yok. AKP’nin önündeki engel sadece kendi zihniyetidir.


AKP çözüm istemiyor mu
?

İstiyor ama ideolojik temelleri, demokrasi anlayışları uygun değil. Kadının bedenine, kadının ruhuna müdahale eden bir insanın 20 milyonluk Kürt halkıyla ilgili özgürlükçü düşünmesini bekleyebilir misiniz siz? AKP’nin kafasındaki çözüm, diğer özgürlüklerde olduğu gibi kendi sığ ideolojik yaklaşımlarından ibarettir. Kürtajdan basın özgürlüğüne, milli eğitimden güvenliğe varıncaya kadar her konuya AKP ideolojik yaklaşıyor. Bu ideolojiye İslami de demiyorum.


Peki, ne diyorsunuz?

Keşke İslamiyet’in özüyle, sözüyle uygulayıcısı olsalar. Kürt sorunu herhalde bu aşamalara gelmezdi. Sonuçta İslamiyet bir barış, kardeşlik dinidir. İslamiyet’te tek dil, tek ırk, tek millet, tek bayrak yoktur. Bunlar biraz milliyetçi, biraz da İslami bir sosla hazırladıkları bir şeyi bize demokrasi diye yutturmaya çalışıyorlar. O yüzden, bu ülkenin ilericileri, demokratları AKP’yi zorlamalılar. Sadece Kürt meselesi değil, Türkiye’nin bütün meseleleri ancak demokrasi çıtası yükseltilerek çözülebilir. Başka türlü çözülmez. (Taraf)

 

2. BÖLÜM: BU SAVAŞ NASIL BİTECEK? >>>

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.