'Roboskili aileler de ailemiz, Dink'in ailesi de'

Hatay'daki Gezi eylemleri sırasında öldürülen Abdullah Cömert'in ailesi olayın sorumlularının ortaya çıkmamasına tepki gösterdi. Cömert'in ölümüne neden olan kapsülün atıldığı araç ve fail polisin belli olduğunu belirten aile 8 aydır dava açılmadığını söyledi.

Abdullah Can Cömert'in annesi Hatice Cömert ve ağabeyi Zafer Cömert Birgün gazetesinden Abdurrahman Uyan'a konuştu. Aile, Abdullah Cömert'in ölümünü ve sonrasında yaşananları anlattı.  

- Ailenizin nasıl bir hikâyesi var? Biraz tanıtır mısınız? 

Hatice Cömert: Eşim çiftçi, tarlada çalışır. Ben ev hanımıyım. 4 oğlan, 3 kız. 7 çocuk demek ki. 97’de bir kızım öldü. En küçük Abdullah Cömert, Abdocan. İşte... 22 yaşındaydı.

- Nasıl bir çocuktu Abdocan? 

H.C.:
Hiç kimse hakkında şikâyetle gelmedi. Çok akıllı çocuktu. En son sokağa çıkarken “Gitme” dedim, “Anne ben sana hiç sorun getiriyor muyum?”dedi. Getirmiyordun ama şimdi dünyanın en büyük sorununu getirdin bana. Dünya biliyor seni, sen yoksun.

- Ne iş yapardı? 

H.C.: Çiçekçilikte çalıştı, dönercide çalıştı, inşaatlarda çalıştı. En son güvenlikte çalışıyordu. Lise 2 terk. Sonra lise açık öğretime geçti. Bu sene bitiriyordu. Bir de bir sınavı geçti, inşallah dedi anne, bana dua et. Haziran’da bir gün mitinge gitti..

- Hiç arayan oldu mu iktidardan? 

H.C.: Hiç. Bak vallahi Beşar Esad, şu Suriye’den buraya başsağlığı diledi, selam gönderdi bize.

Zafer Cömert.: Adalet Bakanı, vali, AKP milletvekilleri falan gelmek istedi. Biz devlet üniformasıyla, o forslu arabalarla, o korumalarla geleceklerse kabul etmeyiz dedik. Biz katili evimize kabul etmiyoruz dedik ve zaten gelmediler.

- Peki, genelde Hatay, özelde de Armutlu Mahallesi polisin en yoğun şiddet uyguladığı yerler olarak öne çıkıyor. Nedir bunun sebebi? Hem Gezi hem de Gezi’den bağımsız olarak neden bu kadar yoğun baskı var buraya? 

Z.C.: 60’larda 70’lerde biliyorsunuz tüm Türkiye’yi kasıp kavuran işte o sol-sağ savaşları, burada tabii Armutlu çok etkilendi. Bizim sol bir yapımız var, sosyalist insanlar burada yaşar ve tamamen Alevi. Nasıl ki İstanbul’da Okmeydanı, Gazi Mahallesi, aynı burası da o şekilde fişlenmiş bir mahalle. Mezhepçi bir Başbakanımız var. Hep mezhep üzerinden siyaset yapıyor. Hatay’daki kültür hiçbir yerde yok. Burada Alevisi, Sünnisi, Hıristiyanı, Yahudisi, Süryanisi, Hırıstiyanların Ortodoksu, Katoliği, bütün mezhepler var. Mezhepçiliği körüklemesi için tüm mezheplerin kardeşçe yaşadığı medeniyetler şehri Hatay’dan başlanması gerekiyor.

- Gezi nasıl başladı burada? Neler yaşandı Armutlu’da? 

H.C.: Gezi’den önce de burada eylemler oluyordu. Armutlu iki buçuk yıl önce tanıştı gazla, copla. Suriye’ye müdahale olduğunda “Savaşa Hayır” mitingleri yapıldı burada. Sonra Reyhanlı patlaması, Gezi, devam etti.

ABDOCAN’IN YANINDA ATAKAN VAR 

- Peki olay gününe gelelim, 3 Haziran. Nasıl olmuş olay? 

Z.C.: Abdullah’a provokatör diyorlar. Dosyada MOBESE görüntüleri var, vurulmadan yarım saat önceye kadar Abdullah eylemde en önde. Ne yapıyor biliyor musunuz? Polise taş atmaya çalışan insanların önünde insan zinciri oluşturmuş ve engelleme yapıyor. Abdullah’ın yanında da Ahmet Atakan var, işin enteresan yanı. Ondan sonra 1000 kişilik bir grup geliyor. Eziyor bu 20 kişilik şeyi. Ahmet Atakan duvara çıkıyor. Yapacak bir şey yok, izliyor artık. Abdullah orayı terk ediyor arkadaşlarıyla. Yakın bir yerde oturuyorlar sigara içiyorlar, sohbet ediyorlar. Yarım saat geçmiyor, müdahale başlıyor. Onlar da ara sokağa kaçıyorlar. Ara sokaktan, Gündüz Caddesi’ne paralel sokaktan Abdullah vurulduğu yere kadar geliyor. Arkadaşı söylüyor zaten; “Bir baktık akrep ara sokağa önü döndü ve gaz atışı başladı. Önümden gaz kapsülünün geçtiğini gördüm. Dönüp baktığımda Abdullah’ın yerde yattığını gördüm” diyor. Başından vurulmuş. Bağırıp yardım istiyorlar. Ama etraf hep gaz, gaz kapsülü atmaya devam ediyor polis.

- O an mı hayatını kaybetmiş? 

Z.C.: Arkadaşına göre hastaneye yaralı yetiştirildi. Hastanede kalp masajı yapılmış ama hayata döndürülemedi.

- Siz nasıl haber aldınız? Hangi safhada dahil olabildiniz? 

Z.C.: Biz tarlada buğdayı hasat ediyoruz. Ertesi gün saman işine gireceğiz. O gün benzin yakmayayım dedim. Zaten maddi durum kötü. Arabada yatarım dedim ben babama. Derken haber geldi, abim aradı, babamı al gel dedi. Abdullah yoğun bakımda dedi. Orada ağlama seslerini duyuyorum. Hastaneye girdiğimde yüzlerce polis dizilmiş hastanenin önüne. Üstüm başım toz içinde, buğdayda çalışmışız. Çıplak ayak koşuyorum, soruyorum nerede? Annemlerin aşağıdan geldiğini gördüm ağlayarak. Aşağısı morg zaten, öldüğünü söylemeden anladık. O halimle döndüm polislere elimi açarak bakın dedim kimi katlettiniz, halimize bir bakın.

POLİS ‘SIKARIM’ DEDİ 

- Ne dediler? Bir tepki gösterdiler mi? 

Z.C.: Cop sallayan oldu. Abime saldırmak isteyen, kız kardeşime saldıran... Bizim akrabaya başına silah dayayıp sıkarım diyen çevik kuvvet memuru oldu.

- Peki hukuki süreç nasıl yürüyor? 

Z.C.: Kardeşim vurulduktan 3 gün sonra falan savcının yanına gittim. Dedim katil nerede, kardeşimi kim öldürdü? Savcı koltuğuna yayılmış, niye geldin diye sordu bana. Biz ilgileniyoruz diyor, ikide bir dürtüklemenize gerek yok. Sonrasında yedi buçuk ay geçti, hâlâ ortada bir şey yok. 

- Görüntü kayıtlarından gaz kapsülünün hangi akrepten sıkıldığı çok net görülüyor sanırım. Bir şey yapılmadı mı bununla ilgili bugüne kadar? 

Z.C.: MOBESE görüntüleri ve görgü tanıklarının ifadelerini birlikte değerlendirdiğimizde beyaz renkli bir akrepin Yıldız Sokak’ın başından sokağa doğru ateş ettiği anlaşılıyor ve o an bir panik var, belli bir vurulma olmuş. 15 görgü tanığımız var. Kameralar gösteriyor, tek bir müdahale 2 gaz kapsülü. Biri zaten duvara çarpmış, diğeri Abdullah’a. Kimlikleri belli tabii, tespit edilmiş. İlk önce tanık olarak ifadeleri alınmış. Sonra Ulusal Kanal’da görüntüler çıkınca sanık olarak ifadeleri alındı. İfadeleri copy+paste. Öldürücü olduğunu bilmiyoruz gaz kapsülünün. Biz bunun eğitimini aldık. Emir doğrultusunda, insanları dağıtmak için işte 45 derecelik açıyla bilmem ne falan. Oysa 30 metreden çok net hedef gözetleyerek kardeşim başından vurulmuş.

- Peki bu şüpheli polisler hakkında bir iddianame hazırlandı mı? Dava açıldı mı? 

Z.C.:
İddianame anladığım kadarıyla başsavcıya sunulmuş, dava açılması için. Başsavcı tatmin olmadım diye şeyi geri çeviriyor. Yani sorun şimdi savcıdan da çıktı başsavcıda.

- Deliller bu kadar net ve failler belliyken 7 aydır hâlâ dava açılmamış olması normal mi sence? 

Z.C.: Tek vurulan, katledilen biz değiliz. Ethem dünyanın gözü önünde vuruldu. Görüntülerde de çıktı. Çektim üç tane sıktım diyor, ama adam başka yere atandı. Yargılama yok, kayırma var. Direkt katilleri kaçırıyorlar. Şimdi Abdocan’ın Adli Tıp raporunda gaz kapsülüyle öldürüldüğüne kanaat getirildi. Dava açıldığı zaman biz bu emri veren polis amirinden, emniyet müdüründen, Valisinden, İçişleri Bakanı’na, Başbakanı’na kadar suç duyurusunda bulunacağız.

- Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde de dava açtınız. Onun içeriği nedir ve hangi safhada? 

Z.C.: Onun içeriği tabii geniş kapsamlı. Gezi Olayları’nı, Armutlu’daki şiddeti, kardeşimin katlediliş sürecini anlatıyor. İlk 6 ay evrak toplanıyor, dosya toplanıyor. Ondan sonra kabul edilip edilmemesi değerlendiriliyor. Bekliyoruz.

ZALİMİN EMRİYLE KATLEDİLDİK! 

- Zafer, 7 genç öldü Gezi’de. Farklı siyasi görüşleri ve duruşları olan aileler söz konusu. Mesela Medeni Kürt bir aileden. Abdocan CHP Gençlik Kolları ve TGB üyesi. Bu farklı siyasi duruş sizin aranızdaki dayanışmayı etkiliyor mu? Bir sorun yaşıyor musunuz? 

Z.C.: Türkiye’de şimdiye kadar olmamış yaşanmamış ve hatta Başbakan’ı ve diğer örgütleri korkutan bir şeyi biz başardık; birlikte olmayı. Ben Atatürkçü Kemalist bir insanım. Bana Medeni’nin fotoğrafları atılıyor. Deniyor ki işte, Atatürk’e küfür etmiş, bu PKK’li deniyor. Cenazesini PKK kaldırdı falan. Bunlar beni alakadar etmiyor. Ben burada doğduğum için Aleviyim. Ben karar vermedim Alevi olmaya. Medeni için de söylüyorum. Kendi seçmedi ki Kürt olmayı. Doğal çevreden kaynaklı fikirleri oluşur insanın. Ve bu fikirler doğrultusunda bir düşünceye sahip oluyoruz biz. Biz düşüncelerimizi, siyasi görüşlerimizi, siyasi düşüncelerimizi bir kenara bırakıp insan olarak konuya yaklaştık. Biz katledildik. Zalim bir katilin emri doğrultusunda katledildik. Ailemizden kardeşimiz eksildi ama 7 tane aile, 7 aile de değil aslında, milyonlarca insan. Roboskili aileler de ailemiz, Metin Göktepe’nin de annesi annemiz, Hrant Dink’in ailesi de ailemiz.

- Gezi sence bir beyaz Türk şımarıklığı mıydı? Bizim daha önemli meselelerimiz var ama beyaz Türkler şımarıkça taleplerle sokağa çıktılar, ülkeyi karıştırdılar, süreci de bozdular diyenler var. Beyaz Türk müsünüz siz? 

Z.C.: Benim Abdocan’la ölmeden önce yazışmalarım var. Ben yurtdışındayken ona mesaj atıyorum. Siyasi çalışmalarını anlatıyor bana. Ben de kendisini geliştirmesi için ona yazılar yazıyordum, şöyle yap, buraya git, şöyle yap falan. Abi diyor, 12 saat çalışıyorum, sabah 6 akşam 6. 8 saat uyuyorum, 4 saat kalıyor bana. O da zaten temizlik, yemek, yol. Ve ben şu soruyu soruyorum, böyle çalışıp asgari ücretle çalışan bir insan sokağa çıkmayacak da kim çıkacak? Bu sokağa çıkanların çoğu gariban, yoksul.

‘UMUTLU DEĞİL KARARLIYIM’ 

- Geleceği nasıl görüyorsun? Bunların hesabı sorulacak mı bir gün? Bir gün adaletin sağlanacağını düşünüyor musun? 

Z.C.: Ben umutlu değilim, ben kararlıyım. Yüzyıl da geçse bunun hesabı sorulacak. Madımak’ın, faili meçhullerin, Cumartesi Anneleri’nin olsun, Hrant Dink’in olsun, bizim kardeşlerimizin olsun, Metin Göktepe’nin olsun, bütün bu yapılanların hepsinin hesabı sorulacak. Türkiye, Gezi Direnişi’nden sonra bir şey anladı. Koyun değiliz. İstediği kadar fişlesin, istediği kadar interneti engellesin, artık bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Türkiye kararlı, biz de kararlıyız. Hakkımızı alacağız ve failleri mutlaka yargılatacağız.

SENİN OĞLUN PAHALI BENİMKİ UCUZ MU?

- En çok Başbakan’a mı öfkelisin? Sana gelse ne dersin? 

H.C.:
Evet. Çünkü dedi ben emir verdim. İnşallah Recep Tayyip Erdoğan yanarsın. İnşallah cehenneme gideceksin. O çocuklara bak, Abdullah Can Cömert, Ahmet Atakan, Ali İsmail, Medeni, Ethem, Mehmet, Hasan. Hepsi... Niye? Kendi çocuğunu arabaya almış yanında gezdiriyor, senin oğlun pahalı, benim oğlum ucuz mu?! Utanmadan acımadan ben emir verdim, ben temizledim. Allah temizlesin seni! İnşallah yıkılacak, inşallah düşecek. İlle bir gün, zannetme o Recep Tayyip Erdoğan her zaman öyle yani havada. Bir gün ille düşecek. Benim çocuklarımın sayısını eksilttin, Allah da senin ömrünü eksiltsin Tayyip Erdoğan.

‘ANNE, ÜZÜLME’ DEDİ. BU NASIL BİR KELİME?

- Politikayla ilgili bir çocuk muydu? 

Z.C.: Çok politik bir insandı. Hem CHP gençlik kollarının hem de TGB’nin üyesiydi.

H.C.: Bir gün geldi, işten gelmiş benim oğlum. Akşama doğru saat 19.00 gibi. Gel oğlum sen işten gelmişsin, nereye? Ben yürüyüşe gideceğim arkadaşımla. Oğlum bugün gitme lütfen, oğlum lütfen gitme bugün. Kalbim sıkışmış gerçekten. Oğlum gitme bugün. Başka gün git ama bugün gitme. Anne dedi niye gitmeyeyim bugün? Bugün pazartesi. Ee ne olacak aynı gün pazartesi pazar her gün aynı, güneş çıkıyor batıyor. Yok oğlum bugün bizim için hiç iyi gün değil. Dedim bak Hasan, Hüseyin o gün doğdu, o gün seferlik yaptı, o gün öldü. Lütfen oğlum gitme. Arkadaşları dışarıda beklemiş, oğlum gel yemek ye, pirinç, tavuk, taze fasulye. Dedi annem ben aç değil, ben gideceğim. Ben senin için çok korkuyorum. Anne korkma Allah ne yazdıysa o olacak. Benim için bir şey olursa üzülme. Benim kalbim sıkıştı. Annem ben bir şey olursa üzülme, bu ne kelime yani? Bak gel sen o arkadaşlarınla ne istiyorsa kahve, çay, nescafe. Dedi 1 saat gidip geleceğim. Vallahi böyle dedi. Ben dedim lütfen oğlum, bugün gitme. Arkadaşlarım gidiyor ölecek ben evde mi oturacağım anne?

Abisi Ahmet dedi bak Abdocan gitme. Abdo gitme. Kardeşim gitme lütfen. Tamam dedi, gitmeyeceğim, ben bakkala gideceğim. İkimizi kandırdı yani. Oğlumu tutmaya gücüm yetmedi. Herkes orada nasıl benim oğlumu tutacağım evde? Aklıma gelmedi Abdullah ölecek. Ben zannediyorum, şu gözaltına alıyor. Ya da bir cop vuracak. Ya eli kırılır, ama ölme hiç aklıma gelmedi. Ama o lanet, Allah kahretsin o Tayyip Erdoğan’a, emir veren o polislere, benim oğlumu vuran. Allah kahretsin! Allah kahretsin! Ne kadar biz acı çekiyorsak, sen bizden daha çok acı inşallah çek. Ben inanıyorum Allah’a. Bu çocukların hakkını alacağım inşallah bir gün. Bir de o Kur’an okuyor. Nasıl emir verdin suçsuz... suçsuz ya genç. Ne yaptı? Tecavüz... benim oğlum tecavüz yapmadı, kimseye çalmadı. Ne yaptı benim oğlum? Sadece sokakta yürüdü. Sadece iyi yaşamak için. Özgürlük için. Savaş olmaması için. İnsan hakları için. Ne yaptı? Öldürdü. Bak 7 genç öldürdün suçsuz. Reyhanlı 53 kişi. Roboski 35 kişi. Kim öldürdü? Recep Tayyip Erdoğan öldürdü. Allah kahretsin!

İnşallah bir gün çocuk acısı çekersin. Nasıl analık, babalık nasıl? O kadar yıldır babası Arabistan’a gitti kaldı. Şimdi güneş altında çalışıyor. Sıcak su, kuru ekmek. Allah kahretsin Tayyip Erdoğan! Allah kahretsin! Zaten yaşamak istemiyorum! Allah’tan korkmuyor mu?! Eline ne geçti?! Recep Tayyip Erdoğan eline ne geçti? O gençleri bu dünyadan mahrum ettin! Allah kahretsin o polislere. Benim oğlumu nişan alarak vurdun! Arkasından vurmuş, yandan. Ne yaptı o polislere benim oğlum? Zaten araba içinde o polis. Benim oğlum dışarıda, o demir içinde, niye vurdun benim oğlumu? Allah’tan korkmadın mı?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.