Robert Fisk: Erdoğan nedenleri olsa da asla Lahey'e çıkarılmayacak

The Independent yazarı Fisk, 'Erdoğan demokratik bir müttefik olmak yerine, Mübarek gibi davranmaya başladı. Barışçıl göstericilerin üzerine polislerini yolladı' dedi

Gazeteci Seymour Hersh’ün Suriye’de geçen yıl düzenlenen kimyasal saldırının Türkiye’yle bağlantısı olduğu iddialarını değerlendiren The Independent gazetesi yazarı, Ortadoğu uzmanı Robert Fisk, “Erdoğan’ın Lahey’e gitmesi için gerçek nedenler olsa bile asla çıkmayacaktır” dedi.

Pulitzer ödüllü ABD’li gazeteci Seymour Hersh’ün Suriye’deki kimyasal saldırının Başbakan Tayyip Erdoğan’ın bilgisi dahilinde Suriyeli muhalifler tarafından gerçekleştirildiğine yönelik iddiaları tartışılmaya devam ediyor.

The Independent gazetesi yazarı, Ortadoğu uzmanı Robert Fisk de önceki günkü makalesinde, “Şam yakınlarında kullanılan kimyasal malzemenin Suriye rejiminin cephaneliğinde bulunmadığı” iddiasını tekrarladı. “Erdoğan: Model güçlü adamdan adi diktatöre” başlığını taşıyan makalesinde Fisk ayrıca, Türkiye’nin Suriye’deki “savaşa karışmayı sürdüreceğini” öne sürerek, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve MİT müsteşarı Hakan Fidan’ın aralarında olduğu yetkililerin Suriye hakkındaki görüşmelerini içerdiği belirtilen ses kaydına atıf yaptı.

Hersh’ün dile getirdiği, Guta’da kullanılan materyallerin bir İngiliz laboratuvarında incelenmesinin ardından ABD ve İngiltere yönetimlerinin, kimyasal malzemenin Suriye ordusunun cephaneliğinden çıkmadığına inandığı iddiasına atıf yapan Fisk’in bu konudaki yorumu şöyle: “Hersh’e göre Erdoğan, Amerikalıların Libya’dan Türkiye üzerinden Suriyeli isyancılara silah nakli için ‘gizli hat’ kurmasına izin vermişti. Guta saldırısının meydana gelmesinden sonraki aylar boyunca bu ‘gizli hat’ devam etti.”

Robert Fisk, Suriye’deki saldırıları, AKP hükümetinin dış politikasını ve Batı’nın Erdoğan’a bakışını BirGün gazetesinden Ömür Şahin Keyif’e anlattı:

Hersh’ün iddialarını desteklediniz. Bu iddialara ilişkin somut kanıtlarınız da var mı?

Durum şu, hangi etkenler üzerine konuştuğunuz önemli. Mesela Kesab’deki saldırı üzerine konuşuyorsak, muhaliflerin Kesab’e saldırabilmesi mümkün değil, burası Lazkiye’nin kuzeyine, Ürdün’e ve Irak’a çok uzak. Yani açıkça saldırının kaynağı Türkiye sınır bölgesinden geliyor. Ve bunlar Türkiye tarafından desteklenen muhalifler. Yazımda Seymour Hersh’ün son makalesine gönderme yaptım; çünkü bu makale çok manalı. ABD’nin artık daha fazla muhalifleri desteklemek konusuyla ilgilenmediğini biliyoruz. Suriye’ye bu şekilde demokrasi gelmeyeceğini anlamış durumdalar. Daha önce Türkiye’nin muhaliflere askeri teçhizat yardımı yapmasını tercih ediyorlardı, fakat şimdi, bununla ilgilenmiyorlar. Ve Türkiye ilk defa olmamakla beraber Amerikan politikaları tarafından yüzüstü bırakıldı. Türkiye Amerika’nın desteğiyle muhaliflere yardım etme konusunda hemfikirken, birdenbire Amerika muhalifleri daha fazla istemediğine karar verdi. Aralarında El Nusra Cephesi ve El Kaide unsurlarının olduğunu söylüyorlar, vb... Biliyorsunuz...

Hersh’ün ‘anonim’ kaynaklar kullanmasını eleştirdiniz...

Gazetecilikte hükümet kaynakları, yetkili kaynaklardan yapılan alıntılara sıklıkla rastlarsınız. Yaptıkları şey hükümet çizgisini ortaya koymaktır. Neredeyse hükümetin bir parçası olurlar. Hersh ise bizim ‘muhbir’ dediğimiz kişileri kullanıyor. Burada hükümet içinden kişilerin hükümet istememesine rağmen bazı belgeleri sızdırması söz konusu. Anonim kişilerden alıntılar yapan Hersh, hükümet kaynakları bana şunu dedi diyen gazetecilerden çok daha iyi bir gazeteci. Çünkü bu hükümetin bir gazeteciyi kullanması anlamına gelir. Hersh’ün durumunda, ona bilgi veren yetkililer ABD yönetimine karşı kişiler...

'İKİ TARAF DA BİRBİRİNE GÜVENDİ'

Obama ve Erdoğan ittifakı bitiyor mu?

Hayır hâlâ müttefikler. Ama Hersh’ün işaret ettiği toplantıya bakarsanız, geçen yaz Beyaz Saray’da ilk defa Obama, muhaliflerden ve onların faaliyetlerinden memnun olmadığını açıkça belirtti. İki ülke arasındaki ilişkiye bakarsanız, o yemek, Erdoğan’ın ihanete uğradığını düşündüğü noktaydı. Bunun hayali bir his olduğunu da söylemiyorum. Bence haklıydı da... Bence iki taraf da birbirine çok güvendi... 2003’te Amerikalılar Türkiye üzerinden Kuzey Irak’a girmek istemişlerdi. Parlamento buna karşıydı. Amerikan yönetiminin bir üst düzey üyesi o zaman ordudan parlamentoya bu konuda izin vermelerini söylemesini istemişti. Sonunda oradan ayrılmak zorunda kaldılar. Türkiye izin vermedi. Amerika her zaman Türkiye’yi garantide görüyor, Türkler de Amerikalılara çok güveniyor. Bence asıl hikâye bu...

Bu iddialar Erdoğan ve Davutoğlu’nu Lahey’e götürür mü?

Buna cevabım hayır olur. Kaybedenler Lahey’e giderler, kazananlar değil...

YALNIZCA KAYBEDENLER YARGILANIR

Kazanandan kastınız nedir?

Savaşları kazananlar. Batı’nın uygun gördükleri. Batı’nın müttefikleri... Bunlar asla Lahey’e gitmezler. İngiltere’de Tony Blair gibi savaş suçlusu olarak Uluslararası Mahkeme karşısına çıkması gereken yüzlerce kişi var, Irak işgali nedeniyle. Ama hiçbir zaman gitmeyecekler. Zaten bu çok saçma olur çünkü savaşı kaybetmediler. Gerçekten kazanmadılar da... Bence bütün savaş suçluları yargılanmalılar, ama gerçek dünyada sadece kaybedenler yargılanırlar... Ruanda’dakiler mesela... Batı liderlerinin soykırım yaptıklarını söylemiyorum, ama Irak’taki ölümlerin sayısı gerçekten çok fazlaydı... Erdoğan’a gelirsek, o bu mahkemeye çıkması için gerçek nedenler olsa bile asla çıkmayacaktır.

Erdoğan hâlâ Batı’nın müttefiki mi? Obama da içinde olmak üzere Batı liderlerinin desteği epey azaldı...

Batı Erdoğan’ın ülke içindeki davranışlarını çok tuhaf buldu. Makalemde de bunu yazdım. Onun megaloman olduğunu söyleyenler yanılıyor. Megaloman değil. Ama pek çok davranışı Batı’dakileri düşünmeye itiyor. ‘Bir dakika’ diyorlar; ‘Türkiye’yle yakın olmak istiyor muyuz?’ Hatırlayın 2011’de pek çok Amerikalı ve İngiliz, “Türkiye Ortadoğu’ya rol model olmalı’ diyordu. Osmanlı’yı canlandırmak istiyorlardı. Ve Erdoğan bütün Batılılardan önce Arap devriminin ne kadar önemli olduğunu keşfetti. Fakat elbette, bunu o zaman da dedim, hayır, bir saniye, Türkiye sadece Türkiye için rol model olabilir. Araplar Osmanlı devletine geri dönemez. Erdoğan da Arap değil zaten. Olması gereken kendi hallerine bırakılmaları, Batı’nın hangi ülkenin onlara ayna olacağı konusundaki yönlendirmeler değil...

'GEZİ' BATI’YI KORKUTTU

Erdoğan, Batı’nın gözünde kısa süre önceye kadar demokrasi taşıyıcısıydı. Her şeyi Gezi mi değiştirdi?

Bence Gezi eylemleri Batı’yı korkuttu. Birdenbire, Erdoğan demokratik bir müttefik olmak yerine, Batı’nın gözünde biraz daha Mübarek gibi davranmaya başladı. Barışçıl göstericilerin üzerine polislerini yolladı. Onun devamında, kitlesel tutuklamalar, yolsuzluk iddiaları ve elbette sosyal medyayı kapatmak... Bunu Mübarek de yapmaya çalışmıştı ve üç gün kadar başardı... Erdoğan’ın birçok davranışı, Arap diktatörlerin davranışlarına benziyor... Ancak Türkiye onun diktatör olmasına izin vermez. Çünkü Türkiye çok güçlü ve etkileyici bir ülke. Türkiye halkı zaman içinde çok gelişti. 38 yıldır ben de Türkiye’ye gidiyorum. Türkiye’nin gelişimini izledim. Halk uzun zaman öncesine nazaran artık politika konusunda çok daha fazla eğitimli. Erdoğan sinirlendiğinde ülkeyi geriye götürücü hamleler yapabiliyor ve bence Türkiye’ye zarar veriyor.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.