'Kuzey Kıbrıs'ın azınlıklara bakışı Türkiye ile aynı'

Yakın Doğu Üniversitesi’nden Doç. Ali Dayıoğlu'nun, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları’ndan çıkan "Kuzey Kıbrıs'ın 'Ötekileri': Rumlar, Marunîler, Romanlar, Aleviler, Kürtler" kitabıyla, bu çalışmalardaki önemli bir eksikliği kapatıyor. Ali Dayıoğlu, Kuzey Kıbrıs’ın azınlık politikalarını, bu anlamda Türkiye’yle benzerliklerini ve Kuzey’deki azınlıkların durumunu Agos'tan Emre Can Dağlıoğlu'na anlattı.

Kuzey Kıbrıs, Türkiye siyasetinde çok önemli kırılma noktaları yarattı. Fakat sizin üzerine yazdığınız “azınlıklar”la ilgili hiçbir çalışma yok. Bu dengesizlik neden kaynaklanıyor sizce?

Kıbrıs’ın Türk ve Rumlardan müteşekkil iki toplumlu bir yer olarak görülmesi, diğer toplulukların görmezden gelinmesine yol açıyor. Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’nın 2. maddesine göre, Ermeniler, Marunîler ve Latinler, “aslî kurucu unsurlar” olarak görülen Rumlardan ve Türklerden birini seçmeye zorlanmışlar. Hıristiyan olduklarından dolayı Ermeniler, Marunîler ve Latinler, Rum toplumuna katılma yönünde tercihte bulunurken, kendilerini “Gurbet” olarak adlandıran Müslüman Romanlar Türk, “Mandi” olarak adlandırılan Hıristiyan Romanlar ise Rum toplumuna dahil olmuşlar. Meseleye Kuzey Kıbrıs özelinde bakıldığında, Türkiye’nin Kıbrıs’a askerî müdahalede bulunduğu 1974’ten sonra adanın kuzeyi homojen bir Kıbrıs Türk/Türk ulus-devleti olarak tahayyül edildiğinden dolayı, Kıbrıslı Türklerden farklı etnik, dinsel veya dilsel özellikler taşıyan gruplar, yakın bir döneme kadar yok sayıldılar.

Sayısal olarak gayrimüslim ve Müslüman azınlıklara dair veriler nelerdir?

2014 verilerine göre, kuzeyde 343 Rum ve 118 Marunî yaşıyor. Diğer gayrimüslim gruplarla ilgili kesin veriler mevcut değil; fakat Bahaîlerin 200, Kıbrıslı Türk Protestanların 100, Yehova Şahitlerinin 50, Musevilerin de 100 kadar olduğu tahmin ediliyor. Yehova Şahitleri ile Musevilerin büyük çoğunluğu Kıbrıslı değil. Müslüman gruplardan Romanların Kuzey Kıbrıs’taki sayılarının 1.000 civarında olduğundan söz ediliyor. Kürtlerin sayısıyla ilgili olarak da herhangi bir veri yokken, Alevilerin sayısının ise 10.000 civarında olduğu çeşitli raporlarda dile getiriliyor.

Kuzey Kıbrıs’ta azınlık statüsü, hukuki çerçevede kabul edilen bir statü mü?

Maalesef değil. Kuzey Kıbrıs’ta yürürlükte olan mevzuatta azınlık haklarıyla ilgili bir düzenleme bulunmadığı gibi, hiçbir azınlık grubu da herhangi bir hukuki statüye sahip değil. Hatta 1985 tarihli KKTC Anayasası’nda azınlık haklarıyla doğrudan ilgili bir düzenleme yer almıyor. Yalnızca insan haklarıyla ve ayrımcılığın önlenmesiyle ilgili düzenlemeler var. 2014 yılı içerisinde azınlık haklarıyla ilgili bir düzenlemenin Anayasa’ya eklenmesine çalışılmıştır ama bu madde referanduma bile götürülemeden Meclis Genel Kurulu tarafından reddedildi. Sağ partiler, bu düzenlemeyi “Kıbrıs Türk toplumu içerisinde azınlık yaratma ve Kıbrıs Türk toplumunu bölme yönünde atılan bir adım” şeklinde değerlendirdi.

Bu bağlamda, Kuzey Kıbrıs’ta Türkiye’dekine benzer şekilde bir “azınlık meselesi”nden bahsedebilir miyiz? 1974’ten bu yana ne gibi hak gaspları yaşandı?

Kesinlikle bahsedebiliriz. Zaten, azınlıklara bakış bakımından Kuzey Kıbrıs’la Türkiye arasında fazla bir fark yok. Millet sistemi geleneği, Kıbrıs’ta da etkisini gösteriyor ve bu sebeple, fiilen de olsa yalnızca gayrimüslimler azınlık olarak sayılıyor. Diğer yandan, yine aynen Türkiye’de olduğu gibi, 1974’ten sonra Kıbrıs’ın kuzeyinde de bir ulus-devlet oluşturulmaya çalışıldı. Böyle bir devlet yaratma amacı çerçevesinde yabancı ve güvenilir olmayan unsurlar şeklinde değerlendirilen Rumlar ile Marunîlerden “kurtulmak” istendi. Örneğin, ilkokulu bitirmiş olan Rumlar, uzun yıllar eğitimlerine devam etmeme ya da eğitim alabilmek için Güney Kıbrıs’a gitme gibi bir seçenekle karşı karşıya bırakıldılar. Fakat güneyde eğitim almış olup da 18 yaşına gelmiş Rum kızlar ve Marunîler ile 16 yaşına gelmiş Rum erkeklerin tekrar kuzeye geçişlerine 1998’e kadar izin verilmiyordu. 2008’e kadar, kuzeyde yaşayan Rumlar, eğer bu bölgede yaşayan mirasçıları yoksa öldükleri zaman mallarını güneyde veya yurt dışında yaşayan mirasçılarına bırakamıyorlardı ve bu mallar devlete kalıyordu. 1974 öncesinde, Marunîlere ait 4 köyden 3 tanesine ordu el koydu. Bu gelişme üzerine bir köyde Marunî nüfus tamamen yok olurken, iki tanesinde çok az sayıda Marunî kaldı.

Rumlar ve Marunîler, yani Kuzey Kıbrıs’ın Hıristiyan nüfusu, Kuzey Kıbrıs’ta eşit vatandaş sayılıyorlar mı?

Mevzuata göre vatandaşlık hakkına sahip olmalarına rağmen, uygulamada Rumlar ve Marunîler eşit vatandaş sayılmıyorlar. Bundan dolayı, kuzeyde yapılan cumhurbaşkanlığı, parlamento ve belediye başkanlığı seçimlerine aday veya seçmen olarak katılamıyorlar. Seçme ve seçilme hakkının dışında, vatandaşların yararlandıkları çeşitli hak ve özgürlüklerden de mahrumlar. Yani bu insanlar, ‘yarı vatandaş’ olarak adlandırabileceğimiz tuhaf bir statüye sahipler. Zaten kimlik kartlarına (nüfus cüzdanlarına) baktığımız zaman Kıbrıslı Türklerin kırmızı, Rum ve Marunîlerin ise mavi renkte kimlik kartına sahip oldukları görülür.

Seçme ve seçilme gibi temel haklardan mahrum olmaları, siyasi gündemde bir yer teşkil ediyor mu?

Fazla bir yer teşkil ettiğini söylemek pek mümkün değil. Bununla birlikte, 2005’ten itibaren Kormacitli Marunîlerin muhtarlarını seçmeye başlamalarına Kuzey Kıbrıs’taki siyasi partilerden ve diğer çevrelerden herhangi bir itirazın gelmediğini belirtmek gerekir. Yalnız, bu seçimin KKTC Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılması, Marunî nüfusa “kuşkulu” nüfus olarak bakıldığını gösteriyor. Zaten halen askerî bölge ilan edildiğinden dolayı az sayıda Marunî’nin kaldığı Karpasia’da (Karpaşa) muhtar, KKTC hükümeti tarafından atanıyor. Diğer yandan, Kıbrıslı Rumlar, yaşadıkları Dipkarpaz köyünden muhtarlarını seçemiyorlar. Rum yönetimi, köydeki Rumlardan birini muhtar olarak atıyor, aynı şekilde Kıbrıs Türk tarafı da başka bir Rum’u atamayla bu göreve getiriyor. Fakat iki taraf da birbirlerinin atadıkları muhtarları tanımıyor. Bundan ötürü, Kıbrıs Türk makamlarının atadığı muhtar kuzeydeki, Rum yönetiminin atadığı muhtar da güneydeki resmî işlemleri yapabiliyor. 

Peki, Hıristiyan olmayan azınlık grupları (Kürtler, Aleviler ve Romanlar) ne gibi sorunlar yaşıyorlar?

Dünyanın pek çok yerinde olduğu gibi Kıbrıs’ın kuzeyinde de, Romanlar yasadışı işlerin başlıca sorumlusu olarak değerlendirildiklerinden dolayı, birçok alanda ayrımcılıkla karşılaşıyorlar. Ayrımcılıkla ve ayrımcılığın kaçınılmaz sonucu olan ekonomik sorunlarla boğuşan Romanlar, çareyi yurt dışına ve Güney Kıbrıs’a göç etmekte buldular. Aleviler ise dinsel alanda pek çok ayrımcı uygulamayla karşılaştılar. 2009’dan itibaren serbest bırakılan Kuran kursları, devlet olanaklarıyla gerçekleştirildi; aynı yıl, ağırlıklı olarak Hanefi-Sünni inançla ilgili bilgilerin verildiği “Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi” dersleri, dördüncü sınıflardan sekizinci sınıflara kadar zorunlu hâle getirildi ve TC Büyükelçiliği Yardım Heyetinin “Din Hizmetlerinin Geliştirilmesi Projesi” kapsamında başta cami yapımında kullanılmak üzere KKTC için ciddi bütçeler ayrıldı. Hanefi-Sünni inanç sahiplerine sağlanan bu olanaklar, başta Aleviler olmak üzere diğer inanç gruplarından esirgendi. Bundan dolayı, bugün Kuzey Kıbrıs’ta 199 cami ve mescidin bulunmasına rağmen faal durumda tek bir cemevi dahi yok. Türkiye’de olduğu gibi Kuzey Kıbrıs’ta da etnik kimliklerini öne çıkaran Kürtlere yönelik baskılar yaşandı. Bu baskılar, evlerin basılmasından,sınır dışı etmelere, işten çıkarmalardan çocuklara Kürtçe isim konulmasının engellenmesine kadar geniş bir yelpazeye yayılıyor.

Kıbrıs’taki barış sürecinde azınlık meselesi masadaki konulardan birisi mi?

Azınlık meselesinin ana konulardan birini oluşturduğunu söylemek zor. Fakat kuzeydeki Rumlar ve Marunîler ile güneydeki Kıbrıslı Türkler ve Gurbetlerin karşılaştıkları sorunlar, Kıbrıslı Türk ve Rum resmî görevlilerden oluşan komiteler tarafından zaman zaman ele alınıyor. Kıbrıs’taki barış sürecinde bence esas dikkat çeken husus, Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası tarafından dinî grup olarak adlandırılan ve azınlık konumunda bulunan Marunîlerin, Ermenilerin ve Latinlerin 1968’den itibaren sürdürülen toplumlararası görüşmelere hiçbir şekilde dahil edilmemeleri. Hatta bu azınlık gruplar, 2004 Annan Planı’nda kendileriyle ilgili düzenlemelere yer verilmesine rağmen, bu planın da hazırlanma sürecinin dışında tutuldular.

KIBRIS’TAKİ ERMENİ VARLIKLARI KORUNMAYI BEKLİYOR

Kuzey Kıbrıs’taki Ermeni Surp Magar Manastırı ve Arabahmet’teki Ermeni kiliseleri şu anda ne durumdalar?

1974’ten sonra kuzeydeki Ermeni nüfusun nerdeyse sıfıra inmesi ve Kıbrıs Türk makamlarının ilgisizliği, Surp Magar Ermeni Manastırı’nın bakımsızlıktan yarı harabeye dönmesine yıl açtı. Daha önce engellenen ayin yapma izni 2007’de verilmesine rağmen, Manastır’ın içinde bulunduğu olumsuz koşullar halen düzeltilmiş değil ve restorasyonuyla ilgili herhangi bir çalışma başlatılmadı. Arabahmet’teki Ermeni Kilisesi ise, 2012’de restore edilmesinin ardından, kültür-sanat merkezi olması için 10 yıllığına özel bir üniversiteye kiralandı. Uluslararası baskılar sonucunda bu karardan vazgeçildi ve kilisede, 11 Mayıs 2014’te yaklaşık 500 Ermeni’nin katıldığı bir ayin düzenlendi.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.