Kürkçü: Ne AKP ne Cemaat, halkın iktidarı

Gündemi sarsan yolsuzluk ve rüşvet soygununun vardığı son noktayı ANF’den Zeynep Kuray'a değerlendiren HDP Eşbaşkanı Ertuğrul Kürkçü, ortaya çıkan yolsuzluğun hesabının sorulmasının bir dakika bile geciktirilmemesi gerektiğini söyledi. “Bu yolsuzluğa karşı çıkmayan herkes soyguna ortaktır” diyen Kürkçü, ancak bu yolsuzluğa karşı çıkarken hükümet ve Gülen cemaati arasındaki iktidar kavgasında taraf tutmamak gerektiğinin altını çizdi. Kürkçü, “Ne hükümet ne cemaat, ne İslamcılar ne de ulusalcılar; halkın kendi iktidarı yolunda mücadeleye koyulması ve bunları iktidardan indirinceye kadar mücadeleyi sürdürmesi şart” diye konuştu.

Başbakan Erdoğan’ın durumunu Saddam Hüseyin örneğiyle açıklayan Kürkçü, uluslararası güçlerin desteklerini Tayyip Erdoğan’dan çekmiş olduğuna dikkat çekti. Kürkçü, 2000 yıllarında sermayenin tercihi AKP-CHP ittifakıyken, bugün Cemaat-CHP ittifakını tercih ettiğini belirtti.

SÖZ KONUSU BAKANLAR DERHAL İSTİFA ETMELİ!

Gündeme oturan yolsuzluk ve rüşvet soygununun vardığı noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ortada açık bir yolsuzluk meselesi var ve bu yolsuzluğun hesabının sorulması için bir dakika bile gecikilmesi düşünülemez. Ancak bu yolsuzluğun bakanların yakınları ve çocukları tarafından yapılmış olması durumu iyice vahim hale getiriyor, dolayısıyla bu bakanların derhal istifası gerekiyor. Bu soruşturmayı yürüten polislerin amiri durumunda olan İçişleri Bakanının soruşturmanın selameti açısından derhal işten el çektirilmesi gerekirdi. Oysa o, soruşturmayı yürüten polisleri görevden aldı. Dolayısıyla bunların hiçbiri kabul edilemez ve buna karşı çıkmayan herkes soyguna ortaktır. Aslında AKP hükümeti de bu polisleri görevden almakla soyguna ortak olduğunu zaten itiraf etmiş durumda.

HIRSIZLAR İÇERİYE GİRENE, VEKİLLER DIŞARIYA ÇIKANA DEK…

AKP hükümeti tarafından Adli Kolluk Yönetmeliğinde yapılan son değişiklikle artık polislere savcıya değil amirlerine bilgi vermek zorunluluğu getirildi.  Yapılan bu değişiklik nasıl okunmalı?

Bu şu anlama gelir iktidara yönelebilecek herhangi bir yolsuzluk veya herhangi bir şey hakkında soruşturma yapılması, bizzat bu soruşturmanın hedefi olan kişinin iznine bağlanmış demektir. Bu da her şeyin örtülmesi anlamına gelir.

Yolsuzluk ve rüşvet operasyonunun zamanlaması da çok manidar. AKP ve Cemaat arasında böyle bir çekişme yaşanmasaydı sizce yine de bu operasyon yapılır mıydı,  yoksa bu, tamamen bu çekişmenin getirdiği bir rövanş mı?

Hükümet ile Gülen cemaatinin arasındaki çatışma devlet çatısının orta yerinde gerçekleşti. Dolayısıyla bu aynı zamanda bir güç ve iktidar mücadelesi olarak da seyrediyor. O nedenle bu yolsuzluğun ortaya çıkmasında bu ikili arasındaki çatışmanın elbette ki büyük payı olduğunu düşünüyorum. Yolsuzluk ve rüşvete karşı koymak başka, bu iki güç arasında taraf tutmak başka. O açıdan bizim bu iktidar mücadelesinde tarafların birinin yanında yer almamız düşünülemez. Çünkü aynı Fethullah Gülen cemaati Diyarbakır’daki vekillerin serbest bırakılmasını önleyen yargı güçlerinin de öncüsü durumundadır. O nedenle ancak hırsızlar içeriye girer, vekiller dışarıya çıkarsa süreç bizim açımızdan tamamlanmış olur. Onun için de çaba göstermeye devam edeceğiz. 

GERÇEK KAÇAKÇILARDAN HESAP SORULMUYOR

Roboski katliamının ikinci yıl dönümü geliyor ve biliyorsunuz katledilen 34 genci bizzat Başbakan “kaçakçı” diye nitelendirerek katliama bir meşruluk kazandırmaya çalışmıştı. Bugün bu yolsuzluk ve rüşvet operasyonu ile birlikte düşünüldüğünde, acaba kaçakçılığı nasıl tarif etmek gerekir?

Roboski’de katledilen gençler, bölünmüş yurtlarının iki yakası arasında ticaret yapan yurttaşlardı. Dörde bölünmüş olan Kürdistan iç pazarının iki yanında başka devletler tarafından kendi işlerini yapması engellenen Kürt halkı, bu ticareti çeşitli yollardan yapmaya çalışıyor. Zaten bu saldırı kaçakçılık ile ilgili de değildi. Yine aynı güvenlik merkezleri, hem Kürt halkına hem de Kürt devrimcilerine ceza vermek ve bir siyasi üstünlük kazanmak hırsıyla rastgele yaptıkları bu katliamla henüz yüzleşmiş değiller. Failler beli olduğu halde, şu ana kadar hiçbir asker yargılanmış değil. Durum şu: Gerçek soyguncular ve kaçakçılar, hırsızları yakalayan polisleri görevden alıyor, ama gerçek katiller ve soygunculardan kimse hesap sormuyor. Bu adaletsizlik sonsuza kadar asla süremez, bunun için de ne hükümet ne cemaat, ne İslamcılar ne de ulusalcılar; halkın kendi iktidarı yolunda mücadeleye koyulması ve bunları iktidardan indirinceye kadar mücadeleyi sürdürmesi şart.

HALK HER SALDIRIYA KARŞI HAZIR OLMALI

Hükümet ile Cemaat arasındaki çatışma nereye varır sizce?

Bence her şey yaşanabilir. Bu noktada artık ölçü ortadan kalktığı için her an yeni bir sürpriz ile uyanabiliriz. Ben Tayyip Erdoğan’ın iktidarının payandası olan uluslararası ve yerel güçlerin desteklerini Tayyip Erdoğan’dan çekmiş olduğunu hepimizin gördüğünü düşünüyorum. Tayyip Erdoğan varlık mücadelesini sürdürecek, fakat bunun barışçı bir mücadele olacağını hiç sanmıyorum. O nedenle halkımız her türlü saldırıya karşı hazır olmalı.

SERMAYENİN TERCİHİ BU KEZ CEMAAT-CHP İTTİFAKI

Uluslararası arenada Erdoğansız bir AKP mi isteniyor?

Aslında seçimler döneminde Tayyip Erdoğan’ı iktidara getiren sermayenin tercihi bir AKP- CHP ittifakıydı, şimdi bu tercih karşımıza Cemaat- CHP ittifakı olarak çıktı. Şu an düzenin Tayyip Erdoğan için ortaya koyduğu seçenek bu. Biz ise kırk katır mı, kırk satır mı seçimini yapmayacağız.

Ancak Gülen Cemaatinin siyasi bir partisi yok. Bu nasıl olacak?

Gülen Cemaatinin siyasi bir partisi yok, ama siyasi varlığı var. Hem AKP içinde hem dışında çeşitli güç merkezleriyle ilişkideler. Esas önemli olan, bir yol gösterici, hat çizici olmaları ve öte yandan uluslararası ilişkilerini iktidarın etrafına toplayan bir ilişki ağını yönetiyor olmaları. Dolayısıyla bu ilişki ağı sadece oy demek değil, oyları getiren odaklara etki eden, onları mobilize eden, çeşitli istikametlerde yönlendiren bir şebekeden söz ediyoruz. Düzenin 2000’lerin başlarındaki duruma Türkiye’yi yeniden taşıma eğiliminde olduğu ve bu yaşananların da böyle bir dizaynı temsil ettiği hissedilebiliyor.

O zaman bu durum Başbakan Erdoğan’ın “dış mihraklar” söylemini doğruluyor mu?

Amerikan Birleşik Devletleri Saddam Hüseyin’i de iktidara getirmişti. Saddam Hüseyin Irak’ta komünistlerin boynunu vurup Amerikalılara hediye etmişti. Sonra Amerikalıların Saddam Hüseyin’in hizmetlerine artık ihtiyaçları kalmayınca ona ne yaptıklarını hepimiz biliyoruz. Bunlar tehlikeli ilişkiler. Bir kere bu ilişkilere girince sonuç da böyle olabilir. Tayyip Erdoğan ve ABD arasında bir çatışmanın doğmuş olması Tayyip Erdoğan’ı anti-emperyalist yapmaz, sadece bölgesel oyunu gerektiği gibi oynama kabiliyeti olmadığını gösterir. 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.