Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Başkanı: Mülteci olma hakkımız var


Zuhal Özden / Demokrat Haber

12 Haziran Cuma günü saat 09.00 da Özgecan Arslan cinayetinin ilk duruşması görülecek. 11 Haziran Perşembe akşamı Tarsus’a gidecek Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu'nun başkanı Gülsüm Kav'la “Yaşam hakkı ihlalini durduracağız” kampanyası üzerine konuştuk… Gülsüm Kav, “İstanbul Sözleşmesi ile yurt içinde korunmadığımız durumda yurt dışına çıkma, mülteci olma hakkımız var” diyor…

***

“Yaşam hakkı ihlalini durduracağız” şiarı yola çıkmak bence saygı duyulacak bir duruş. 2010 senesinden beri birçok kadın cinayetinin takipçisi oldunuz. Sizin sayenizde birçok kadın ve ailesi artık eli kolu bağlı tek başına kaderine razı bir bilinmezliğin içinde yüzmüyor. Birçok yazınızı, röportajınızı okudum. Orada bugüne kadar erkeklerin bize basında anlatıldığı gibi ‘cinnet’ geçirip çok nadir ailesini ya da eşini katlettiğini tam tersine planlı programlı hareket ettiğini gördüğünüzü söylüyorsunuz. Bu konuda erkekler sadece toplumu arkalarına almıyorlar sanki devlet ve kanunlar da onların yanında görünüyor öyle mi?

Kadınların en üst düzeyde hak ihlali olan kadın cinayetlerinin; can meselesinin çözümüne yer verdiğiniz için öncelikle teşekkür ediyorum.

Evet, erkekler kadına şiddet uygularken toplumun en geri özelliklerini, eşitsizliğin tarihi en eski olanını yani kadın erkek eşitsizliğini ve erkek egemenliğini arkalarına alıyorlar.

Türkiye’de ayrıca devleti, kanunları, hükümeti ve birçok üst düzey siyasi yöneticiyi de yanlarında hissediyorlar. Çünkü devlet kadınları korumuyor; kadınlar korunma altındayken bile öldürülebildi.

Kadına yönelik suçlarda ve kadın cinayetlerinde hala indirimler devam etti. Ve hal böyleyken siyasetçiler sürekli kadınları hedef haline getiren açıklamalar yapabildiler. Bütün bunlar erkek şiddetine çok büyük bir cesaret kazandırdı diye düşünüyorum.

“RTÜK CEZA VERMEK DURUMUNDA KALDI”

Basının haber dili de çok erk ve özel hayata tecavüz eder nitelikte. Bunun en açık örneğini Münevver Karabulut örneğinde görmüştük. Basına bu konuda ceza nitelikli yasalar Türk Ceza Kanunu’nda yok mu? Ya da gazeteyi satın alan okuyucu mu onlara tepki vererek bir yaptırım gücü sağlamalı sizce?

Aslında kadın- erkek herkesin “kişilik hakları”, Anayasa, Medeni Kanun, Ceza Kanunu, Basın Kanunu ile Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun gereği koruma altındadır, yani elbette yaptırım vardır. Ancak basında bunun rahatlıkla ihlal edildiğine ya da daha sık olarak kadına yönelik suçları teşvik eden, aklayan birçok duruma rastlayabiliyoruz.

Bu noktada durumu değiştiren hakikaten okuyucuların-izleyicilerin tepkileri ve kadınların mücadelesi oluyor. Hiçbir tepki olmayınca rahatlıkla yapılan bu ihlaller, son yıllarda artık iyi bir kamuoyu oluşmuş olması; anında refleks gösterilmesi ile değişmeye başladı.

Örneğin bizim Kanaltürk, Show TV, Bülent Arınç, Seda Sayan, Songül Karlı hakkında kadına yönelik ayrımcılıkları nedeniyle suç duyurularımız oldu, kamuoyu da çok sahiplendi ve RTÜK bu programlara ceza vermek durumunda kaldı.

“ÖZGECAN’I UNUTMADIĞIMIZI GÖSTERMELİYİZ”

11 Haziran Perşembe akşamı Tarsus’a gidiyorsunuz, platform olarak bu konuda bugün İstiklal Caddesi’nde ve Kadıköy’de duyurular yaptınız. İnternet üzerinden de çalışmalarınız oldu. Özgecan Arslan’ın başına gelen vahşet karşısında insanlar büyük tepki gösterdiler tek ses oldular, köşe yazıları yazıldı. Bugün sizinle konuşmamızda öğrendiğime göre Meclis’te sizinle diyaloga geçen fikrinizi danışan Kadına Yönelik Şiddeti Araştırma Komisyonu’nda da bir takım gelişmeler yaşandı, çalışmalarından ve sizinle olan diyaloglarından bahseder misin?

12 Haziran Cuma günü saat 09.00 da Özgecan Arslan cinayetinin ilk duruşması görülecek. Biz duruşma tarihi belli olduğu ilk andan itibaren tüm kadınları davayı sahiplenmeye çağırmaya başladık. Çünkü Özgecan nezdinde tüm kadın cinayetleri için emsal bir dava olacağını düşünüyoruz. Hem de Özgecan’ı unutmadığımızı, hayatını kaybettiğinde gösterdiğimiz tepkiyi kadın cinayetlerini durdurana kadar göstermeliyiz.

“ERKEKLER DE ŞİDDET GÖRÜYOR” TEZİ İLE MÜCADELE EDİYORUZ

Adını toplumun çok az kesiminin belki duyduğu ama mağdur olan kadın yakınlarından önce meclise dinlenmek üzere çağrılan, hatta sizden önce dinlenen Mağdur Kocalar Derneği hakkında ne söylemek istersiniz?

Biz ilk yola çıktığımızdan bu yana, kadına yönelik şiddet konusunda birçok klişe ile karşılaştık; “kadın cinayetleri artmadı görünürlük arttı” dediler, çözüm için politik adım atmayıp sadece “eğitim şart” dediler, dediler de dediler.

Bunların çoğunu artık çürüttük ama kafaları karıştırmaya devam eden bir şey kaldı; “erkekler de şiddet görüyor” tezi ile mücadele etmeye devam ediyoruz.

İşte Meclise, Mağdur Kocalar Derneği’nin çağrılması da bu eğilimin parçasıdır. Kadına yönelik şiddet süreçlerinde erkeklerin de mağdur olduğunu söyleyerek sanki iki eşit durum varmış gibi bir yanılsama yaratılıyor. Oysa her gün öldürülen cinsiyet kadınlardır ve diyelim ki istisnai de olsa kadın şiddet uyguladı ise ezilen cinsiyet ile ezen gücü elinde bulunduran cinsiyetin şiddeti asla eşit ele alınamaz. Kadınların şiddete başvurduğu nadir durumlarda da daha çok kendilerini savunmak derdinde oluyorlar.

Mağdur Kocalar Derneği, boşanırken nafaka, çocukları ile görüşme gibi bazı durumlarda zorluk yaşadığını iddia eden erkekler tarafından kurulmuş ve ayrıldıkları kadınlar nezdinde tüm kadınlar için düşmanca konuşabilen erkeklerden oluşan bir dernek. Şiddete karşı bir tutum almadıkları gibi teşvik edici yönleri de olabiliyor. Örneğin 6284 sayılı kadınları koruma kanunundan nefret ediyorlar. Bu bakımdan Meclis’e davet edilmelerini eleştiriyoruz, onlara verilen zamanlar gerçek kayıp yaşayan ailelere, şiddet nedeniyle yaralanmış kadınlara verilmeli, asıl gerçek muhatapları kendini ifade etmeliydi.

“YENİ MECLİS’TE TABLONUN DEĞİŞECEĞİNİ UMUT EDİYORUM”

Mecliste bir de Kadın Erkek Eşitliği Komisyonu olduğunu öğrendim sizin röportajlarınızı okuduğumda, onlar biz kadınlar için ne gibi çalışmalar yapıyor?

Hükümette kadınların eşit haklara sahip olduğuna inanmayan bir bakış açısı olduğu için bu komisyonun adına “Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu” denildi. Tıpkı Bakanlığın adından “kadın” ibaresinin kaldırılması gibi düşünebiliriz. Ve komisyonun eğitim, istihdam gibi konularda bazı projeler yürüttüğünü biliyoruz ama somut ve gözle görülür bir çabadan söz edemiyoruz. Bu kadar sık kadın cinayeti yaşanan, kadın işsizliğinde dünyada önde gelen ülkelerinden olduğumuz halde ve eğitim alanında da cinsiyetçilik arttığı halde komisyonun bu konularda tutum aldığını ve güncel sorunlara çözüm ürettiğini görebilmiş değiliz. Yeni Meclis’te bu tablonun değişeceğini umut ediyorum.

Kadın cinayetlerinin durdurulması için beş talebinizden bahsediyorsunuz her fırsatta. Lütfen bize bunları tekrar açıklar mısınız? Çünkü biz bu konuları uzun zamandır dillendirmeyen, doğuştan var olan haklarımızı fısıltıyla konuşan tarafız.

Kadın cinayetlerinin çözümü için, dava ve mücadele tecrübemizden süzerek oluşturduğumuz, uzun bir süredir dile getirdiğimiz 5 temel talebimizin kabul edilmesini istiyoruz:

1.Cumhurbaşkanı, başbakan ve meclisteki bütün parti liderlerinin kadına yönelik şiddeti kınaması

2.6284'sayılı koruma kanununun etkin uygulanması

3.Ceza kanunu'na "ağırlaştırılmış müebbet" teklifimizin yerine getirilmesi

4.Kadın Bakanlığının kurulması

5.Cinsiyet ve cinsel yönelim eşitliğini esas alan yeni anayasa talep ediyoruz.

Son dönemde, özellikle Özgecan ile birlikte bütün toplum bizim taleplerimizi sahiplendi, aynı zamanda toplum vicdanını en çok yaralayan sorunun ceza indirimleri olduğu da görüldü. Bu bakımdan platformun öne çıkardığı, çözüm için ilk adım olarak gördüğü talep; Türk Ceza Kanunu'nda "kadın cinayeti" teriminin yasal statü kazanmasıdır. Kadın cinayetlerinin sürmesine sebebiyet veren indirimler kaldırılmalı, madde "ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası" olarak düzenlenmelidir.

Platform "idam" ve "hadım etme" gibi uygulamaları, insan haklarına aykırı bulur ve reddeder. Kadın cinayetlerinde evrensel adalete uygun olan düzenleme "ağırlaştırılmış müebbet"tir.

Bu talepler çözüm için başlangıç adımlarıdır, hayat kurtaran "acil tedavi" sayabileceğimiz bu adımlar somut olarak atılmaya başlanır ise yaşadığımız tablo hızla değişecek, düzelecektir. Bununla beraber, yaşadığımız sorunların köklü çözümleri için orta ve uzun vadede yapılması gerekenler vardır. Kadın erkek eşitliği konusunda, cinsiyetçiliğe ve ayrımcılığa karşı eğitimlerin hem toplumun hem gelecek kuşakların bilinç kazanmasının daima devam etmesi gerekir.

6284 sayılı korunma kanununu revize etmek diye bir durum var. Mecliste bu tartışılıyormuş. Hiç uygulanmayan bir kanunun revize edilmesi ne anlama geliyor?

Evet, evrensel kadın haklarına göre güncellenmiş yeni kanun 6284 yayınlandığında, yapımında emek veren tüm kadın örgütleri çok sevindik. Bence kadın haklarına değer vermeyenler, bizim sevindiğimizi görünce ters bir şey yaptığından kuşkulandılar ve daha o andan itibaren kanunu uygulamamaya karar verdiler. Çünkü sonrasındaki yıllar boyunca kanun uygulanmadı ve hiç samimiyetle denenmediği halde “geleneklerimize uymuyor”, “kadınlar kanunu istismar ediyor”, “aile yapımızı bozuyor” şeklinde bir saldırı da söz konusu.

Meclis’te de bunların dile getirildiğine şahit olduk. Son dönemde seçim sonuçlarından sonra AKP’nin oy kaybetmesinin açıklaması olarak bile bu kanunu gösteren yazarlar oldu. Böyle bir yaklaşımın anlamı daha önce konuştuğumuz “erkekleri aklamak”tır. Kadına yönelik insanlık suçlarının üstünü örtmektir.

“KADIN BAKANLIĞI” KURULMALI

Ayşenur İslam tek kadın bakan olarak sanki görevlerini yapmamak, yolları tıkamak üzere o koltuğa oturmuştu. Eylemleri ve söylemleri bu doğrultudaydı, istifa etmesi gereken birçok davranışa imza attı ama hiçbir şey olmadı. Biz toplum olarak buna da alışığız. Zaten Cumhurbaşkanı bir Fatiha okuyun dediğinde tüm görevleri tıkamış oluyor. Siz bu konuda tepkinizi nasıl dile getirdiniz, bize tekrar anlatmak ister misiniz?

Biz her somut olayda tepkimizi ortaya koyuyor ve sorumluları görevini yapmaya çağırıyoruz. Ayşenur İslam için de defalarca böyle yaptık. Sayısını ben unutmuş durumdayım çünkü Türkiye’de kadınlarla ilgili birkaç temel mesele var ve bunların hepsiyle ilgili ne yazık ki sık sık acı sonuçlar yaşadık. Özgecan vahşi biçimde öldürüldü ve kadın cinayetleri arttı, erken yaşta evlilikler arttı, kadın işsizliğinde düzelme olmadı vb. Ve bakan bunların hepsinde skandal açıklamalar yapmak dışında bir şey yapmadı. Bu bakımdan çoktan istifa etmeliydi, etmedi. Hiç değilse şimdi yeni mecliste, kadınlar bu kadar üst düzeyde sorun yaşıyor iken görevini gerçekten yapacak bir bakan olmalı ve aynı zamanda elbette “Kadın Bakanlığı” kurulmalı.

“PARTİLER KADIN TEMSİLİYETİ BASINCINI YAŞADI”

Artık yeni bir hükümet kurulacak büyük ihtimal. Siz AKP dışında bütün partilerin komisyonlar kurulurken sizin söylemlerinizi göz önünde bulundurarak hareket ettiklerini o yüzden meclise çağrıldığınızı söylemiştiniz. Sizce bundan sonra kadınların yaşam hakkı konusunda değişmesi, ehlileştirilmesi gereken yasalar hızla gerçekleşir mi?

Yeni Meclis’in daha umut verici olduğunu düşünüyorum. Böyle düşünmemin bir temeli de var: seçim sürecinde her ne kadar yetersiz olsa da partiler kadın temsiliyeti basıncını yaşadı, kadın aday göstermeye çalıştı. HDP bunu gerçekten yaptı, hem temsiliyette hem de arkasındaki programda kadınları gerçekten güçlendirdi. Onun çıtayı yükseltmesi diğer partileri de zorladı. CHP ise kadın cinayetlerinin çözümü için çaba gösteriyor. Kadın Kolları ve başta Melda Onur gibi bazı vekilleri yanımızda oldular. MHP de Meclis görüşmelerinde konuyu sahiplendi, çözüm için çaba gösterdi. Kısacası parlamentoda sorunu yeterince sahiplenmeyen AKP’dir. Bu yeni dönemde adım atmak zorunda bırakmak mümkündür ve bunun için uğraşmalıyız.

ŞİDDET GÖREN KADINA “MÜLTECİLİK HAKKI”

İstanbul Sözleşmesinden bahsedebilir misiniz? Yaptırım gücü nedir ve devlet altına imza atmış olmasına rağmen neden şimdi yokmuş gibi davranıyor?

İstanbul Sözleşmesi, kadına yönelik şiddetle mücadelenin tüm yönlerini bünyesinde toplayan çok güçlü ve uluslararası bir belge. Toplantısı İstanbul’da yapıldığı için adı böyle ayrıca biz ilk imza atan ülkelerdeniz.

2014 1 Ağustos’unda imzacı ülke sayısı tamamlanarak yürürlüğe girdi yani artık bizim için anayasal dayanağı olan ve uygulanması gereken bir sözleşme haline geldi.

Şiddet gören kadına “Mültecilik hakkı” gibi bir takım yeni haklar da getiriyor. Ancak hükümet uygulanması için gerekli adımları yavaştan alıyor ve kadın örgütlerini sürecin dışında tutmaya çalışıyor. Oysa bunlar sözleşmenin ruhuna da aykırı. Nitekim kadınların tepkileri ve sözleşmenin düzgün uygulanması için mücadelesi sonucunda GREVİO (uluslararası heyet) temsilcisi olarak kadınların adayı seçilebildi.

“BU BİR EĞİTİM SORUNU DEĞİL POLİTİK BİR SORUN”

Toplumda asayişi sağlamakla görevli polis aile içi şiddet için özel bir birimi 24 saat eğitmek zorunda değil mi sizce? Bir şiddetle karşı karşıya geldiğinde evin içinden birinin “ailevi mesele” demesi polisin gözünde bu olayı çözmüş mü oluyor? Bu tarz sorunların yetkili kurumlara aktarılması takip edilmesi gibi bir sistem bizim ülkemizde var da uygulanmıyor mu? Yoksa kadınlar devlet gözetiminde kaderlerine mi terk ediliyor?

Emniyet Müdürlüğünde eğitimler yapıldığı bu konuda polislerin eğitildiği söyleniyor ama bu bir eğitim sorunu değil politik bir sorun. Kadına yönelik şiddete ve kadın cinayetlerine karşı net bir siyasi irade geliştirilmesi gerek. Yani önce siyasi liderler sıfır tolerans diyerek net tutum almalı, koruma yasasının uygulanması için de açıklamasını yapmalı, görevini yapmayan kamu çalışanına yaptırım uygulanmalı, bunun örnekleri öne çıkarılmalı, caydırıcı bir etki yaratmalı. Bunlar yapıldığında kadınların korunması konusunda tablonun %90 değişeceğini düşünüyorum.

“İNSANI VE HELE İNSANLIĞI YOK EDEMEZSİNİZ”

Şuursuzluğun hat safhada olduğuna örnek sanki Özgecan Arslan olayında bir daha görülmüştü. Yaralı insanı arabalarında taşırken yol sormak için jandarmayı seçmeleri çok büyük bir ironi değil mi?

Evet zaten bu vahşeti yapabilenlerin; bir açıdan aynen IŞİD gibi olanların; birbiriyle en kötülük dolu işbirliğini yapanların unuttuğu bir şey vardı: insan bedeni öyle kolay yok olmaz. İnsanı ve hele insanlığı yok edemezsiniz. Bu yok etme çabasını tarihte, ne yazık ki sistemli biçimde deneyenler bile oldu. Ama insanlığın yüzkarası olan bu soykırımcılar, kadın ve eşcinsel düşmanları bile insan bedenlerini yok edemediler, bu suçlarını örtemediler.

“HİÇBİR KADIN KARDEŞİMİZ ASLA YALNIZ DEĞİL”

Sizce bizim gibi kadınlar, yani olayların farkında ama şahit bırakılmak zorunda kalan kadınlar neler yapabilir? Bugün sizinle sohbet ederken pozitif enerjinize, insanlara, davanıza olan inancınıza şahitlik ettim. İnsan hikayeleri karşısında her zaman bu kadar dirençli duramaz insan.

Bence bütün haklarımızı sonuna kadar kullanmalıyız.

Birincisi doğrudan kendimiz şiddete maruz kaldığımızda ya da kendimizi tehdit altında hissettiğimizde 6284 ile tanımlanan haklarımızı bilelim: çağrılı ya da yakın korunma kararı çıkarabilir, sığınmaevine yerleşebiliriz. Ya da adres, işyeri ve gerekli görülür ise kimlik bilgileri değişikliği yaptırma hakkımız var.

Bütün bu süreçlerde rehabilitasyon, istihdam ve çocuklarımız için eğitim desteği alma hakkımız var. Ayrıca artık İstanbul Sözleşmesi ile yurt içinde korunmadığımız durumda yurt dışına çıkma, mülteci olma hakkımız var. Aynı zamanda saldırgan taraf için de tedbirler var: uzaklaştırma kararı aldırabiliriz bunu ihlal eder ise zorlama hapsi uygulatabiliriz.

Kadınlar bu haklarını kullanmak için 183, ŞÖNİM, Adliyeler, Emniyet Birimleri ve Platforma başvurabilirler. Şiddet karşısında hiçbir kadın kardeşimiz asla yalnız değiller.

İkincisi kendimiz uğramıyor ama şiddete tanık oluyor isek yine aynı yasanın uygulanması için aynı yerlere resen başvuru yapabiliriz. Korunma tedbir kararları alınırken elbette şiddet gören kadın kardeşimizin rızası gerekir ancak hayati tehlike olduğu durumlarda; olay anlarında hiçbir onaya ihtiyaç yoktur mutlaka tepki verilmeli ve güvenlik kuvvetleri sağlık personeli çağrılmalıdır. Şiddet karşısında mücadele eden hiçbir kadın kardeşimiz de yalnız değildir, Platformumuz ile irtibat kurarlar ise elimizden gelen her şeyi yaparız.

Sorularıma verdiğiniz cevaplar ve bugünkü sohbet için çok teşekkür ederim.

Rica ederim, ben çok teşekkür ediyor, iyi çalışmalar diliyorum.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.