Hediye Levent: Suriye'de dananın kuyruğu kopacak

Suriye krizini 5 yıldır yerinde takip eden gazeteci Hediye Levent ile Sendika.org İstanbul’da bir söyleşi yaptı. Hediye Levent, “Kantonlardaki tecrübe Suriye’ye yayılabilir” diyor, Suriyeli bakanların bile bunları konuştuğunu ifade ediyor.

Levent’e göre Suriye’nin cihatçılara karşı büyük bir hamleye girişmesi artık kaçınılmaz ve İdlip çevresinde böylesi bir büyük operasyon için hazırlıklar yürütülüyor. Levent bu karşı hamlenin Türkiye-Suriye arasında savaş olasılığı da doğurabileceğini, Suriye’nin artık bunu göze alabileceğini vurguluyor.

Hediye Levent 2008 yılında geldiği Şam’da yaşamını sürdürüyor. 2011 yılının Ekim ayında muhabirliğini yürüttüğü Anadolu Ajansı tarafından işinden atıldı. O zamandan bu yana BBC dâhil çeşitli ajanslar adına Şam’da serbest gazetecilik yapıyor.

***

Seçim sonuçlarının Türkiye’nin Suriye politikasında bir değişiklik yaratabileceği herkesin tartıştığı bir mesele haline geldi. Suriye tarafından bakınca bunun gerçekliği nedir? Sizce AKP’nin tek başına iktidar olamamış hali kendi başına Türkiye’nin Suriye politikasında değişiklik yaratır mı?

AKP’nin tek başına iktidar olamamış hali Türkiye’nin Suriye politikasında değişiklik yaratır. Suriye içinde resmi politika olarak gerek basında -zaten basın devlet kontrolünde-, gerek resmi açıklamalarda, gerekse analistlerin yorumlarında şu ayrım beş yıldır ısrarla yapılıyor: Türkiye’nin değil “AKP hükümetinin Suriye politikası” ya da “Erdoğan hükümetinin Suriye politikası”, “Erdoğan hükümetinin cihatçılara verdiği destek” şeklinde ifadeler kullanılıyor. Yani Türkiye’yi doğrudan hedef alan, suçlayan ya da Türk halkını doğrudan suçlayan ifadeler kesinlikle kullanılmıyor. Bu da AKP hükümeti sonrası Türkiye’yle ilişkileri normalleştirme gibi bir hedef gütmelerinden kaynaklanıyor. Sonuçta sınır komşusu olan bu iki ülke birbirleriyle en uzun kara sınırına sahip.

“SEÇİM SONUÇLARI TÜRKİYE DIŞ POLİTİKASININ DEĞİŞEBİLECEĞİ YÖNÜNDE BEKLENTİ YARATTI”

Ayrıca bu iki ülke ticari, güvenlik, askeri vs. birçok açıdan birbirine bağlı. Hele cihatçıların ortaya çıkışıyla önümüzdeki süreçte belki bazı konularda birbirine gebe hale de gelebilir. Bu nedenle seçimlerden önce Suriye’de, AKP hükümeti ve Erdoğan’la ilgili birtakım beklentileri yansıtan açıklamalar, gazete yazıları, televizyon yorumları gördük. Seçimlerden sonra da benzer şekilde birtakım açıklamalar geldi. Türkiye’de muhalefetin ve TSK’nın, hükümetin Suriye politikasını desteklemediği yönünde birtakım düşünceleri var. Bunu neyle destekliyorlar onu bilemiyorum açıkçası. Ama Suriye’de, AKP zayıflamaya başladığında genel olarak dış politika ve özelinde Suriye politikasını onaylamayan kesimlerin; siyasi partiler, kuruluşlar vs. daha yüksek sesle itirazlarını dile getirecekleri ve bu çerçevede Türkiye’nin birden olmasa da yavaş yavaş politikasını değiştirmeye başlayacağı şeklinde birtakım yorumlar yapılıyor.

Tabii Suriye’de 5 yıldır devam eden krizin Türkiye’ye de etkileri var. Birincisi, Irak’taki durum sebebiyle Türkiye’nin Ortadoğu’ya ihracatı Suriye üzerinden yapılıyordu. Suriye’deki kaos ortamı Türkiye’den Ortadoğu’ya yapılan ihracatı da etkiledi. İkincisi cihatçılar sorunu. Suriyelilerin bakış açısına göre söylüyorum: Cihatçılar sorunu Türkiye’nin de sorunu aynı zamanda ve bunların çoğu Türkiye sınırında. Bu ortak sorundan ötürü Suriye’de, “Suriye’ye yönelik politikalar gözden geçirilebilir” şeklinde bir beklenti söz konusu.

“İKİNCİ BİR İHTİMAL DE VAR”

Seçimlerden sonra AKP’nin zayıflamaya başlamasıyla birlikte Türkiye’nin Suriye’ye yönelik politikasının değişebileceği yönünde beklentiler var. Ancak bunu “değişebilir”, “olabilir”, “olmalı”, “Türkiye’nin çıkarına” şeklinde birtakım ifadelerle aktarıyorlar. Çünkü ikinci bir ihtimal de söz konusu. Türkiye’nin mevcut politikasını sertleştirerek sürdürmesi ihtimali de ortada. Bu da dile getiriliyor. Böyle bir durum da Türkiye-Suriye arasında bir savaşa kadar gidebilecek çok sert bir sürecin önünü açabilir.

Her ne kadar seçimlerden sonra akıbeti tartışma konusu olsa, ABD’nin “eğitecek ılımlı muhalif bulamıyoruz” şeklinde açıklamasıyla durum iyice çetrefilleşse de ortada Türkiye ve Washington yönetimi arasında resmiyete dökülmüş bir Eğit-Donat projesi var. Bu projenin gerçekliği nedir?

Eğit-donat projesiyle ilgili açıkçası orada eğitilecek savaşçı sayısı konusunda ABD ile Türkiye arasında da bir uzlaşma sağlanamadı. Ancak sayıları birkaç bin olsa bile, bu savaşçılar ne kadar iyi eğitim alırlarsa alsınlar fark etmez, Suriye içine gittikleri zaman hem IŞİD’e karşı hem Suriye ordusuna karşı hem de başka cihatçı gruplara karşı eş zamanlı olarak savaşamazlar. Böyle bir şey mümkün değil. Çünkü bunlardan temenni edilen hem IŞİD’e hem de diğer cihatçı gruplara hem de Suriye ordusuna karşı eş zamanlı olarak savaşması. Nereden baksanız 600-700 bin silahlı kişiye karşı birkaç bin kişi ne yapabilir ki? Yani ne kadar başarılı olabilir?

İkinci nokta, zaten Suriye içinde ılımlı diyor olsalar bile bu grupların halk desteği olsaydı Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) bugün tek başına bir yerleri kontrol ediyor olurdu. Suriye içinde tek başlarına kontrol ettikleri yer yok. Yani ya Suriye ordusuyla anlaşmalılar; Şam/Berze gibi, yine Halep’teki bazı noktalarda, Humus Eski Şehir’de olduğu gibi herkes kendi bölgelerini koruyor ama cihatçılardan uzak tutuyorlar. Ya cihatçı gruplarla birlikte hareket edecekler; Halep’teki bazı bölgeler, Şam, Humus çevresinde bazı noktalarda olduğu gibi.

“EĞİT-DONAT İLE SAHADA ETKİLİ SONUÇ ALINAMAZ”

Türkiye’de eğitilecek olan birkaç bin kişiyle Suriye içine gittiğinde halk desteği olmadan neyi başarabilirler, başarabilseler bile nereyi ellerinde tutacaklar, nereye kadar ilerleyebilirler, bunların lojistiğini, silahını, parasını kim karşılayacak, sonuna kadar karşılamayı taahhüt eden ülke var mı, yani ne karşılığında karşılayacak? Sonuçta bunlar bir ülkede eğitilip oraya gönderiliyorsa muhtemelen bu Suriye’ye demokrasi gelsin diye değildir. Dolayısıyla birçok soru işareti söz konusu ve en nihayetinde bu kişilerin güçleri, yapabilecekleri sınırlı. O yüzden bu çok fark yaratabilecek bir durum değil.

Ancak bu proje şöyle bir şey getirir. Bunun diplomatik, siyasi anlamda bir mesajı var. Suriye’deki Esad yönetimine karşı, “biz senin karşında yer alıyoruz” gibi siyasi ya da diplomatik mesajları olabilir.

Şimdi Türkiye’de eğitildiler diyelim ve varsayalım ki Türkiye sınırından Suriye’ye girdiler. Her bölge bir silahlı grubun kontrolü altında. Suriye ordusu, IŞİD, Nusra, Ahrar’uş Şam ve YPG. Bunlar 5 büyük kuvvet Suriye içinde. Onun içinde yüzlerce ittifak, askeri konsey, şu ordusu, bu ordusu, şu cephesi derken bir sürü kişi var. Yani bütün Suriye şu anda askeri bölge durumunda. Türkiye’de eğitilenler de diyelim Suriye’de bir bölgeye girdi. Birincisi, bir bölgeyi almaları için savaşmaları gerekiyor. Kontrol etmeleri için, çünkü sahipsiz bölge yok Suriye’de. İkincisi, savaştıkları bölgede alt ettikleri grubu belli bir mesafeye kadar uzaklaştırmaları gerekiyor ki kendi bölgelerini kontrol altında tutsunlar. Ya da çevrelerindeki diğer gruplar ittifak kurmaları gerekiyor ki [Eğit-Donat’taki] bu grupların “ılımlı, demokratik” oldukları söyleniyor. Bu çerçevede Suriye’de hangi gruplarla ittifak kuracak bunlar?

Bir şey daha var. Şimdi bu gruplar eğitilip oraya gönderildi ve daha demin söylediğim gibi bunlara sürekli bir silah, lojistik, militan ve sağlık desteği lazım. Bunun için de bu grupların Suriye sınırına yakın bir noktada olması lazım. Irak sınırı çok tehlikeli çünkü buranın önemli bir bölümü IŞİD’in kontrolünde. Ürdün sınırı desen Nusra var, ayrıca son zamanlarda IŞİD türedi. Lübnan sınırı desen zaten bir tarafta Hizbullah ve Lübnan ordusu, diğer tarafta IŞİD ve Nusra var ki bunlar son dönemde çok zayıfladılar, ayrıca burada Suriye ordusu var. İsrail sınırına yerleştirseler orada da Nusra var. Türkiye sınırında da Nusra, IŞİD var, YPG var, Suriye ordusu var. Yani sonuç olarak hangi grupla ittifak yapacaklar. Bir yere girip orayı korumak temel amaçsa bunlar bu bölgeleri nasıl koruyacaklar ve ilerleyemedikten sonra bu gruplar neye yarayacak?

“BİZİM SEVİMLİ CİHATÇILARIMIZ”

Nusra Cephesi öncülüğündeki Fetih Ordusu adlı çatı koalisyonu ile bunun önemli bileşeni Türkiye destekli Ahrar’uş Şam sahada artan etkisiyle dikkat çekiyor. Bu örgüte ilişkin ne diyebiliriz?

Legalize ediliyorlar. Geçenlerde bir Ahrar’uş Şam temsilcisinin de katılımıyla Marmara Üniversitesi’nde sempozyum düzenlediler. Ama diğer tarafta bakıyorsunuz İdlip’te Nusra Cephesi ile birlikte bölgeyi kontrol ediyorlar. Bu bir söylenti değil. Ahrar’uş Şam liderinin açıklamaları dahi var. Nusra Cephesi kim? El Kaide’nin Suriye kolu. İdeolojik zemin olarak IŞİD’den çok farkı da yok. Ahrar’uş Şam da böyle bir yapıyla işbirliği yapıyor. Suriye’de “cihatçılar” var derken biz genel isim olarak kullanıyoruz. İdeolojik zemin açısından üç aşağı beş yukarı aynılar, aralarında sadece ton farkları var. Bazılarının hedef farkları var. Yöntem farkları var. IŞİD ile Nusra’nın arasındaki ayrımda olduğu gibi. Ama özünde cihatçılar gelip İstanbul’da Marmara Üniversitesi’nde bir sempozyuma katılabiliyor!

“IŞİD DIŞINDA SİSTEM KURABİLECEK ÖRGÜT YOK”

Nusra’nın diğer cihatçı gruplarla birlikte İdlip ve çevresinde, IŞİD’in Rakka’da kurduğuna benzer bir yapı oluşturma hedefi ne kadar gerçekçi?

Şimdi Suriye’deki cihatçı gruplar, aslında bütün gruplar, genel olarak askeri mantıkla hareket ediyorlar. Ne yapıyorlar? Bir yere giriyorlar, yakıp yıkıyorlar. Kendilerinden olmayanı katlediyorlar. Oranın imkânlarını sonuna kadar kullanıyorlar ve bu mantıkla hareket ediyorlar. Bu anlamda devlet mantığı içinde, günlük hayatı devam ettirecek bir sistem kuran tek yapı var, o da IŞİD. Zaten IŞİD’in hızla ilerlemesinin temel sebeplerinden biri de bu. Çünkü girdiği yerde kendinden olmayanı katlediyor, çok katı kurallar koyuyor ama sokaklarda çöpler toplanıyor, yabancı cihatçıların çocukları için okullar var Arapça öğrensinler diye, gelen cihatçılara şehirden kaçanların evlerini tahsis ediyorlar, maaşları ödeniyor, kılık kıyafetleri, ihtiyaçları karşılanıyor.

İDLİP, NUSRA’NIN KENT YÖNETİMİ ANLAMINDA İLK DENEYİMİ”

Nusra’nın ise böyle bir tecrübesi yok. Nusra Cephesi ile IŞİD arasında daha önce de benzer sıkıntılar olmuştu. IŞİD ile Nusra arasında tercih yapanlar IŞİD’i tercih ediyorlar. Çünkü günlük hayat her şeye rağmen akıyor. Nusra’da ise bu böyle değil, çünkü bunlar tamamen askeri mantıkla hareket ediyorlar.

Mesela IŞİD, Türkiye’deki baraj kapaklarının kapatılması sebebiyle dertlenebiliyor. Fırat’tan Rakka’ya ulaşan su miktarı düşük olduğu için çiftçiler bir şey üretemiyorlar. Bu sorun olabiliyor IŞİD için. Cihatçı, çok kanlı vs. ama devlet mantığı içinde hareket ediyor. Devlet tesisi mantığı içinde hareket ediyor.

Nusra’nın bu anlamda ilk tecrübesi İdlip. Burada Ahrar ile birlikte hareket ediyorlar. İdlip’i ilk ele geçirdiklerinde Nusra tarafından emirlik ilan edildi. Ahrar’uş Şam liderinden açıklama geldi, emirlik olmasa da olur şeklinde. Son dönemde zaten İdlip’ten birtakım fotoğraflar düşmeye başladı. “Kimin yönettiği çok önemli değil, önemli olan şeriatla yönetilmesi” vs şeklinde, bayraklarla donatılmış araçlar geziyor sokaklarda. Bu aslında zaten sorun olduğunu gösteriyor gruplar arasında. Yani durup dururken böyle bir şeyi de dolaşıma soktular.

O yüzden toparlayacak olursak, İdlip Nusra için ilk tecrübeydi. Bir kent yönetmek anlamında, günlük hayatın akışını vs. sağlamak anlamıyla, ikincisi Ahrar’uş Şam’la birlikte hareket etmek durumundalar. Üçüncüsü yabancı cihatçılar var orada, ülkenin farklı yerlerinden gelen cihatçılar var. Zaten Nusra ile IŞİD arasında da birtakım farklar söz konusu. Örgüt yapısı, disiplini, ideolojisi, hedefleri vs açısından. O bölgede yüzde yüz uyumlu olduğunu söylemek mümkün değil. Birtakım sorunlar var. Ama hangi boyuttalar, ne zaman çatlar bu durum onu bilemiyorum.

“ORDU YORGUN VE AĞIR KAYIP VERMEK İSTEMİYOR”

Suriye yönetimi buna güvenerek mi bu kadar kolay teslim etti İdlip ve çevresini? Suriye ordusu, cihatçı grupların yönetme kapasitesinin olmadığının bilinmesinden ötürü mü geri çekildi bu bölgelerden?

Hayır, onlarla alakalı değil. Şam’dan askeri kaynaklara dayandırılan haberler, analizler vs. Suriye ordusunun bir strateji çerçevesinde buralardan çekildiğini savunuyor. Bu açıklamalara göre İdlip ve Cisr Eş-Şuğur zaten düşecekti. Buralar çok sayıda cihatçının saldırdığı yerlerdi. Dolayısıyla Suriye ordusu çok fazla kayıp vermemek için çekildi. Zaten İdlip’in düştüğü günlerde Suriye ordusu başka yerlerden de çekilmeye başlamıştı. Yoğun saldırı olduğu zaman çekiliyordu. Çünkü savaş beş yıldır devam ediyor ülkede. Suriye ordusu yorgun en nihayetinde. Cihatçı gruplara sürekli militan, silah takviyesi geliyor, yaralıları bir yerlerde tedavi oluyor, dinleniyor, sonra geri dönebiliyor.

Ancak Suriye ordusu sabit, yani er olup da askere gidip üç senedir evine dönemeyenler var ordunun içinde. O yüzden çok fazla kayıp veriyorlardı. Ülkede 2 binin üzerinde, 3 bine yakın nokta çatışma bölgesi. Bazı günlerde çatışmalı nokta sayısı 200-300’ü buluyor.

Suriye içinden yapılan yorumları aktarıyorum. Şöyle bir stratejiye geçiyorlar, yani parça parça on kişiyle burada, 20 kişiyle şurada, 30 kişiyle burada savaşmak yerine çekilip, toplanıp, toparlanıp büyük saldırı başlatmak şeklinde. Büyük saldırı beklentisi bu aynı zamanda. İdlip bunun bir parçası.

Aynı zamanda Suriye içinde birtakım iddialar söz konusu. Suriye’de, cihatçılar saldırdığında Türkiye’den istihbarat desteği verildiği, aynı zamanda İdlip içinde iletişim sistemlerinin kesildiğine dair birtakım iddialar da söz konusu.

Tel Abyad’ın alınmasıyla YPG-PYD, Türkiye’nin Suriye’yle olan 900 küsur kilometrelik sınır hattının kesintisiz yaklaşık 450 kilometresini kontrol altına almış oldu. Şimdi ise hedeflerinde Afrin ile Kobanê kantonlarını birleştirmek var. Bu durum daha ileriki bir süreçte yönetim ile Kürtler arasında bir soruna yol açar mı?

Eğer çok ekstra flaş bir gelişme olmazsa, Kürtlerin yürüttüğü politika radikal bir şekilde değişmezse önümüzdeki süreçte açmaz. Suriye’deki ayaklanma ve kriz döneminden en karlı çıkan grup Kürtler olacak.

Tarihin cilvesi mi?

Tabii. Çünkü Kürtler akıllı bir politika yürüttüler. Herkese kapıyı aralık bıraktılar. Kimseye tam anlamıyla açmadılar tam da kapatmadılar. Neyi hesap ettiler? Bir tarafta Türkiye var. Bir tarafta Irak Kürt bölgesi var. Diğer tarafta Suriye ordusu var. Denize çıkışları yok. O yüzden daha böyle dengeli, süreci koklayarak, biraz daha siyasi düzeyde dikkatli hareket ederek politika yürüttüler.

Şu an itibari ile Suriye ordusu ile Kürtler birbirlerine cephe açmadıkları için zorunlu bir uzlaşı yoluna girdiklerini göstermiş oldular. Suriye ordusuna karşı Kürtlerin cephe açmaması onu nispeten rahatlattı. Çünkü oraya da birlik ayırması gerekecekti. Orada da bir savaş cephesi olacaktı. Diğer taraftan Kürtler zaten küçük bir gruptu. Yani ne YPG ne PYD 2011 başlarında bu kadar güçlüydü. Bu kadar savaşçı sayısına sahip değillerdi. Dolayısı ile Suriye ordusunu karşılarına almaları ciddi kayıplara sebep olabilirdi. Hem insani hem siyasi açıdan kayıplara sebep olabilirdi. Bu yüzden Kürtler dengeli bir politika yürüttü. Suriye ordusu ile karşılıklı cephe açmadılar.

Aralarında doğrudan şartları belli madde madde bir anlaşma var mı yok mu bilinmez. Ancak şu an itibari ile görünen manzara şu: Suriye Kürtleri ile yönetim arasında zorunlu bir karşılıklı ateşkes durumu var. Zorunludan kastım şu, ikisi de aslında birbirinden pek hazzetmiyor. Suriye’de her ne kadar bir değişim olsa da Suriye milliyetçiliği yükseliyor olsa da Arap milliyetçiliği ideolojisi devletin kılcal damarlarına kadar sinmiş bir şey. Bu da tabii Kürtler gibi etnik grupları birden bire benimsemek gibi bir şeye engel oluyor. Kürtler açısından yönetimden nefret etmeye sebep olacak birçok durum var, kanlı olay vs. var. O nedenle zorunlu bir uzlaşı hali söz konusu aslında, taraflar bundan memnun değil. Hazzetmiyorlar da ama olmak zorunda.

“SURİYE KÜRTLERİNİN STATÜSÜNE İLİŞKİN KESİN İFADELER KULLANMAK İÇİN ÇOK ERKEN”

Peki ileride durum ne olur? Şimdi genelde bağımsız devlet belki özerk yönetimden bahsediliyor. Bunların yorumunu yapmak için ya da kesin ifadeler kullanmak için çok çok erken. Coğrafik olarak Kürtlerin bulunduğu duruma baktığımız zaman yani bulunduğu yere baktığımız zaman bir tarafta Türkiye var. Denize çıkış yok. Arka tarafta Suriye var. İşte doğusunda Irak Kürdistanı var. Böyle bir ortamda Suriye Kürtlerinin çevresindeki bütün gruplarla bir şekil ittifak kurup kurduğu devleti yaşatabilmesi vs. çok zorlu bir süreç gibi görünüyor. Özerklik olabilir mi ya da özerkliğin çerçevesi ne olur. O da kesin değil.

Ancak her halükarda Suriye Kürtleri bundan 3 sene önce 5 sene önceki gibi olmayacak. Hatta geçenlerde Suriyeli Kürt milletvekillerinden biri ile röportaj yapmıştım. “Araplardan sonra asli unsurlardan biri olarak Kürtler de anayasaya girsinler diye çalışma yapıyoruz, anayasa değişikliği olsun diye” diyor. Anadilde eğitim vs. gibi birtakım hakların verilmesi için çalışmalar yapıyorlar.

Yine Suriyeli bakanların biri ile röportaj yapmıştım. O da özetle şunları söylemişti: “Kantonlardaki yerel yönetim modeli var ya mahalli idareler. Çok önemli tecrübe bu Suriye’nin diğerlerine de bu uygulanabilir.”

Orada da durum şu, yönetim diyor ki, “Merkezden yönetim anlayışımız, yerellerde ihtiyaç duyulan doktor sayısının belirlenmesi gibi birçok şeyi olumsuz etkiliyor. Biz merkezden diyoruz ki, Haseke’nin A kasabasına 3 tane doktor yeter. Çocuk doktoru gönderiyoruz, aslında oraya kadın doğum doktoru lazım temel ihtiyaç olarak. Biz bunu merkezden belirlediğimiz zaman huzursuzluk ortaya çıkıyor. O yüzden mahalli idareler yasası, ki bu Suriye yasalarında var ama uygulanmıyor, iptal edilmiş durumda. Tekrar aktive edelim bu yasayı. Yerel idareleri güçlendirelim. Her bölge kendi ihtiyaçlarına göre bir şey oluştursun bir yapı ve ülkenin tamamına yayılsın bu.” Bu şekilde birtakım görüşler de tartışılıyor. Bu resmi düzeyde de tartışılıyor, çünkü bakanlar da dile getirdi.

“KANTONLARDAKİ TECRÜBE SURİYE’YE YAYILABİLİR ANCAK BAĞIMSIZ DEVLET ZOR”

Suriye yönetimi özerklikten bahsetmiyor. Ayrıca Şam’a göre toprak bütünlüğü devletin esasıdır. Ancak mahalli idareler ya da yerel yönetimler çerçevesi içerisinde bir şey olabilir. Ayrıca Suriye yönetiminde, “kantonlardaki tecrübe Suriye’nin diğer kentlerine de yayılabilir” şeklinde bir görüş var. Diğer taraftan kadınların bu kadar aktif katılması vs. böyle bir görüş söz konusu. Yani toparlayacak olursak; evet Suriye’deki Kürtler avantajlı çıkacaklar. Ama tek başına devlet kuracaklar mı? En azından askeri ve coğrafik anlamda mevcut şartlarda bu çok makul görünmüyor. Özerklik genel bir ifade olarak kullanılıyor ancak bugüne kadar “özerklikten kasıt şu” gibi detaylandıran kimse olmadı.

Özerk cumhuriyet tanımı yok o zaman…

Evet yok. Bunu iddia edenlerde de yok. Mesela Türkiye’de, “Kürtler özerklik kuruyor” diyorlar. Tamam da detay ne. Ben görmedim bugüne kadar. Anadilde eğitim hakkı verir. O da özerklik sayılabilir. Ama daha da genişletir, başka bir şey yapar, o da özerklik olabilir.

“SURİYE BÜYÜK OPERASYONA HAZIRLANIYOR”

İran öncülüğünde Suriye ordusu ve Hizbullah’ın, İdlip ve çevresinde karşı hamle başlatarak ‘büyük operasyon’a girişeceği öne sürülmüştü. Bu iddianın maddi bir temeli var mı?

Bunu Suriye içindeki hava itibari ile söyleyeyim. Aynı zamanda yerel kaynakların aktardıklarına göre. Şimdi Suriye ordusu önce İdlip sonra Palmira gibi, tabii küçük küçük kasabalar ve başka yerler de söz konusu, birçok yerden eş zamanlı olarak çekilmeye başladı. Yaklaşık son 3 aydır böyle bir strateji güdüyorlar. Tabii bu birtakım tartışmalara sebep oldu Suriye içinde, ne oluyor diye. Gerek askeri kaynaklara dayandırılan açıklamalarda gerek Suriye basınında gerekse yerel kaynaklarımızın aktardıkları şöyle bir stratejiyi ortaya çıkarıyor: Suriye ordusu yaklaşık 5 yıldır savaşıyor. Parça parça orada burada savaşmaktansa cepheyi ve hatları birleştirip savaşmanın etkili olacağı düşünülmüş. Dolayısı ile biraz da toparlanmaları gerekiyor. O nedenle bazı noktalardan kayıpları en aza düşürmek için çekildikleri yorumları yapılıyor.

“ÖNÜMÜZDEKİ 2,5 AY ÇOK SICAK GEÇECEK”

Suriye’deki kriz beşinci yılında. Askeri kısmını genelde yazıp çiziyoruz ama bunun ekonomik, insani, psikolojik kısmı var. Ülkenin tarımsal üretimi ciddi hasar gördü. Yine sanayi, ticaret, yerel üretim, eğitim, aklınıza ne gelirse… Boşanma oranlarının artışından üretilen buğday rekoltesine kadar geniş yelpazede ülkeyi birçok açıdan yıprattı bu. Artık Suriye’nin, daha doğrusu yönetim bölgesinde yaşayan yaklaşık 17-18 milyon insanın savaşın bir 5 yıl daha sürmesine tahammülü yok. Sabırları da yok. Herkes istikrar, normalleşme, güvenlik istiyor vs. Bu nedenle artık iş son sınırına dayandı diyorlar.

Önümüzdeki 2,5 ay gerçekten çok sıcak geçecek. Sonra zaten IŞİD’in de çok ciddi bir ilerlemesi söz konusu Suriye içinde. Ele geçirdiği arazinin çok büyük bir kısmı boş, insan yaşamıyor. Ancak ne olursa olsun ana güzergahlara, hava sahasına vs. tehdit oluşturuyor. IŞİD’in elinde görünen birçok arazide aslında IŞİD militanı da yok. Her metre başına adam dikecek değiller. Bu tip araziler çok çabuk el değiştirebilir. Birkaç saatlik işi var bazı yerlerde. Ancak ana güzergahlara ya da yerleşim birimlerine tehdit oluşturan yerler buralar. Bütün bu faktörler bir arada düşünüldüğü zaman Suriye yönetiminin artık bu işi nihayete erdirmek için harekete geçmesi için zorunluluğu ortaya çıkıyor.

Bir şekilde kopacak dananın kuyruğu. 2-3 sene daha böyle işte yarım savaş kaçak dövüş orayı al, sonra diğer tarafa geç, o arada orayı ele geçirsinler, burada şunu öldürsünler, buna kimsenin tahammülü kalmadı.

“CİHATÇILAR HATLARI BİRLEŞTİRİRSE SURİYE’DE GÜVENLİ BÖLGE KALMAZ”

Türkiye, Irak, Lübnan sınırı, bazı sınırlar sahadaki durumu doğrudan etkiliyor. Mesela Lübnan-Suriye sınırındaki Kalamun; sahil bölgesini, Humus’u ve Şam’ı birbirine bağlayan ana güzergahın geçtiği yer. Kalamun bölgesinde etkili olan grup o ana güzergahı da kontrol ediyor. Baskı oluşturuyor en azından. Ana güzergah eğer riske düşerse nakliyat durur. Yiyecek içecekten mazota, yakıta ve askeri nakliyata kadar. Bu da Şam’ın izole edilmesi demek. Böyle bir durumda Şam’da ekmek kıtlığı da başlar, her şey başlar. Şimdi o sınırda çok büyük bir operasyon devam ediyor. Suriye ordusu ve Hizbullah ilerledi o bölgede.

İkinci sınır Türkiye sınırı, Suriye’deki sahayı doğrudan etkileyen sınırlar. Bu bölgede de Nusra Cephesi, Halep kırsalında şimdilerde IŞİD ve diğer sınır bölgelerinde YPG var. Bir de tabii Halep kenti var. Kırsalında birçok noktada çatışma var. Yine çok sayıda silahlı grup var. Halep merkez 3 milyon nüfusu ile sıkışmış durumda ama hala yönetimin elinde. Dolayısıyla silahlı grupların bir sonraki hedefi Halep olacak. Şimdi bir hat düştüğü zaman, mesela Halep kırsalı da IŞİD’in eline geçerse ne olur? O kırsal düşerse eğer, orası büyük oranda düz arazi zaten, ta Şam’a kadar uzanabiliyorlar, cihatçılar hatları birleştiriyor. Yani Halep, Rakka var şu arada zaten. Halep’ten indiğin zaman Palmira. Birleştirmiş oluyor. Dolayısıyla Suriye’de şu anda güvenli sayılan şehirleri de korumak çok mümkün görünmüyor. Çünkü gruplar ilerlemeye devam ediyorlar IŞİD de, Nusra da. O yüzden Suriye ordusu artık bir şey yapmak zorunda. Son nokta. Daha ötesi yok. İdare edilebilir, tolere edebilir durumu da kalmadı.

“TÜRKİYE-SURİYE ARASINDA SAVAŞ İHTİMALİ”

Özellikle Türkiye sınırına yakın İdlip civarında ciddi bir askeri yığınak yapıldığı söyleniyor. Ve bu tabii Türkiye-Suriye arasında bir savaş ihtimalini doğurabilir. Dolaylı bir ittifakın yolunu da açabilir ya da Türkiye Suriye’ye yönelik politikasını daha da sertleştirir, işte tampon bölge oluşturacağız orada falan, tabii bu da savaşa kadar gider en nihayetinde.

Şimdiye kadar Suriye ordusu Türkiye sınırına çok yaklaşmıyordu, angajman kuralları sebebi ile. Çünkü savaş ihtimali riski doğuyordu. Buna yanaşmıyordu. Ama şimdi artık bıçak kemiğe dayandı. Son nokta.

Ve görünen o ki, akan bilgilere bakılırsa, Suriye bu riski alacak gibi duruyor. İran da dahil olmuş durumda buna. Kasım Süleymani (İran Devrim Muhafızlarına bağlı Kudüs Ordusu’nun komutanı) İdlip kırsalında askeri bir noktayı ziyarete gitti. O ziyaretinin Türkiye’ye bir mesaj olduğuna dair iddialar var. Önümüzdeki dönemde Türkiye, Suriye ve İran arasında ilişkilerin gergin olduğu bir süreç de doğabilir. Ya da ilişkilerin tekrar gözden geçirildiği, politikaların biraz esnetildiği vs. bir süreç de doğabilir. Lafın kısası 2-2,5 ay, yaz dönemi, dananın kuyruğu kopacak derler ya, öyle bir dönem. Bu süreç bir şekilde Türkiye’ye de sıçrayabilir.

Kaynak: Sendika.org

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
mert 1 yıl önce

bes yildir degil, 7 yildir suriye`de yasiyor. zaten sam`a 2008`de yerlestigi bu röportaj`da da geciyor.