Hajmerem Gökhan ile Çerkes Ezgileri üzerine

“…insanlık adına çölde bir kum tanesi büyüklüğünde dahi olsa bu mücadeleye katkı sağlamak ve kendine, kültürüne ve geçmişine inanan herkesin ileride kalıcı eserler bırakması temennisiyle…” diyen Hajmerem Gökhan ile ‘Хэxэc’ (Khekhes ) albümü üzerine…

KAFKASYA FORUMU

KF: Seni kısaca tanıyabilir miyiz?

Kayseriliyim ve ailem Kayseri’de yaşıyor. Daha ayrıntıya girersek Uzunyayla Uzunpınar köyündenim. Müzikal ve profesyonel anlamda bir geçmişim olduğu söylenemez fakat kendimi bildim bileli bu ezgilerin içindeyim. CD çalarlar popüler oluncaya kadar babamın sahip olduğu kasetleri kendim kopyalayarak dağıtırdım tanıdıklarımıza. Üniversite yıllarına geçiş döneminde ise teknolojinin gelişmesiyle birlikte kasetler yerlerini CD’lere bıraktı.

Aynı dönemde eğitim nedeniyle Kayseri dışına çıkmaya başlamamla dernekleri tanımaya başladım. O zamana kadar bulunmamanın özel bir nedeni var mı diye sorarsanız da hemen cevaplayayım ki yanlış anlaşılma olmasın. Özel bir nedeni yok. Zaten kültürün, dilin ve o ezgilerin içinde büyüdüğümüz için ihtiyaç duymadım belki. O zaman öyle düşünüyordum.

2005 yılında şimdiki adıyla Ankara Çerkes Derneğinin bir pikniğinde ekipte çalıp çalamayacağım soruldu bana ve Elbruz Dans Gurubu için Ankara’da olduğum süre içerisinde garmon çaldım. Ne repertuar ne de teknik açıdan kendimi yeterli hissetmeyerek, biraz da zorlama ile başladım.

Ondan sonra müziğimize olan yatkınlığım artarken, bir şeyler üretme çabam da arttı. 2006 yılından bu yana hem bireysel olarak hem de yakın çevremle beraber amatör kayıtlar yaptık. Sadece kayıt yapmak değil, bu konuda bir şeyler üretmek isteyenleri teşvik ederek ve maddi manevi destekler sağlayarak amatör de olsa müziğimize katkı sağlamayı amaç edindim. Yaptığım çalışmalardan çıkar sağlayacak hiçbir kişi ve kurumla ilişkim olmadı. Tek çıkarım Adige müziğinin Türkiye diasporasındaki gelişimi ve bu uğurda bir şeyler üretmek isteyenleri tabiri caizse ''dürtmekti''.

Rahat bir milletiz diye düşünüyorum çünkü. Silkelenmeden, başkasından görmeden, inat etmeden bir şeyleri sonuçlandıramıyoruz. Yapılan işe inanç konusunda yetersiziz diye düşünüyorum. Neden böyle düşünüyorum diye sorarsanız; bu kadar yetenekli ve bilgili insanlarımız olmasına rağmen gerçek ve otantik halinden ödün vermemiş bir Adige albümünün şu ana kadar çıkmamış olması bunu açıklar sanırım.

Kuşha Doğan Özden ağabeyimizden bahsetmek istiyorum. Onu ayrı tutuyorum bu söylemlerimden. Zaten belki gereksiz bir bilgi olacak fakat Doğan ağabeyin çalışmalarının devamının gelmemesinin sebebi de yine biziz. Tembelliğimiz, kıymet bilmezliğimiz ve gerekli önemi göstermeyişimizdir. Umarım ileride yine bizi çalışmalarıyla mest eder. Öncelikli olarak örnek aldığım kişidir kendisi. Ayrıca belirtmek gerekirse ben profesyonel bir sanatçı değilim. Ses, teknik ve müzikal anlamda kendimi bir sanatçı olarak görmüyorum. Benim bu konuda çalışmalarımı bu CD ile sonuçlandırmam insanlarımıza aslında zor olmadığını anlatır umarım.

KF: Nasıl çıktı pekiyi albüm ortaya? Yoğun bir arşiv ve kayıt çalışması ile birlikte ciddi bir ekip çalışması da söz konusu galiba?

Albüm fikri 2008 yılında İstanbul’da bir sömestr tatili sırasında ortaya çıktı. Albümün dördüncü parçasının sözleri ben, İbrahim K’eref ve Murat Kanlogo’ya ait. Ünsal Ssey, Engin Met ve Canbek Shonou ile birlikte neden kayıt altına almayalım bunu dedik ve stüdyoya girdik. Onun amatör bir kaydının ardından devamını getirebiliriz inancıyla birbirimizle buluşabildiğimiz zamanlarda ve tatillerde toplanıp çalışmalarımızı sürdürdük. Zamanımız ve buluşmalarımız oldukça kısıtlıydı çünkü ben İngiltere ve Kayseri arasında gidip gelmekten fırsat bulduğumda İstanbul’a gelebiliyordum, Ünsal’ın ise iş temposu oldukça yoğundu. Denk gelemiyorduk kısacası.

Albüm fikri ortaya çıktıktan sonra nasıl bir albüm yapacağımızı kararlaştırdık. Amaç profesyonel ortamda kaydedilmemiş ezgilerimizi kaydetmekti. Seçim yapmak da çok zor oldu çünkü kayıt altına alınmamış o kadar çok ezgimiz vardı ki. Müziği yaparken hem teknolojinin nimetlerinden yararlanmalı hem de otantik halini bozmamalıydık. Açıkçası burası zor bir kısımdı. Modern olmamalıydı ama çok kaliteli ve dinlenilebilir de olmalıydı.

Ezgileri ve bazı şarkı sözlerini Kayseri’de Hakan Shak arkadaşımla birlikte favorilerimiz olan K’afe’leri kasetlerden dinleyerek çıkardık. İşin bu kısmı gayet zordu. Kayıtları seçerken hem güldük hem üzüldük. Bazı kasetleri dinlerken devam eden kalitesiz ve zor duyulan bir K’afe’nin arasına ibrahim Tatlıses’in bir parçası karışabiliyordu mesela. Kaset kayıtlarının hem kalitesizliği hem de bu tarz sürprizler bizi oldukça teşvik etti. Çünkü yıl olmuş 2010 ve biz hala 1986 yılında kayıt edilen bir düğünden dinliyoruz o müziği. Düşünün, aradan geçen onca yıla rağmen hiç bir şekilde kayıt altına alınmamış. Bu çok üzüyordu bizi. Bu üzüntü ve üzüntünün getirdiği inanç ile çalışmalarımıza devam edip yarısını İstanbul’da bitirdik. Akordiyon, Garmon ve telli çalgıların kayıtlarının çoğunu.

2010 yılında dönüş yaptığım Nalçik’te ise geri kalan kısımları tamamlamak için daha önce tanıştığım Nalçik’li arkadaşlarımdan yardım aldım. Anzor Uvıj ve Roma Fakue çok yardımcı oldular bana. Buradayken repertuara 2 parça daha ekleyip, burada kaydına başlayıp diğerleriyle birlikte 2011 yılı Temmuz ayında bitirdim.

Beraber çalıştığınız insanlarla fikir ayrılıkları ve sıkıntılar yaşayabiliyorsunuz zaman zaman. Ancak amaç kültüre katkı olunca göz bir şey görmez hale gelebiliyor. Şu ana kadar bu tarz çalışmalara başlayıp da sonuçlandıramayan birçok tanıdığım var ve bu işin de diğerleri gibi olmasını istemiyordum. Bir bakıma gurur meselesiydi bu CD’yi çıkarmak. Çünkü istekle ve inançla başlayıp sonuca ulaşmadığı zaman insanlara bir şeylerin olabileceğini yine ve yine gösteremeyecektik. Kişiler değişebilir ama sonuçlar şu ana kadar aynıydı. Biraz sıkıntı yaşasak da albüm çıktığı için kendimi mutlu hissediyorum. Çünkü diğer toplumların basamaklarını ikişer ikişer çıktıkları merdivende birinci basamağı bile geride bırakmış olmak duygusu diğer basamakların da yavaş yavaş geride bırakılabileceği umudunu veriyor bana. Aslında yapabileceğimiz pek çok işi sıkıntılara ve fikir ayrılıklarına kurban verdiğimizi düşünüyorum ara sıra. Umudumu yitirip bir daha bulaşmayabilirdim de bu işlere kaba tabirle. Fakat şu anda aldığım güzel tepkiler tüm olumsuzlukları unutturuyor diyebilirim. Mesela, dil konusunda yeterli olmamama rağmen söylediğim parçalardan birisi bir arkadaşımın çok hoşuna gitmiş ve mutluluğunu paylaştı geçenlerde benimle. “Parçanın anlamını merak ettim ve anlamını anneme sordum” dediğinde ise azda olsa güzel bir iş yaptığınız hissine kapılıyorsunuz ister istemez. Normal şartlarda zaman ayırıp dilini öğrenmeyen, çaba göstermeyen ve öğrenmeyi gözünde büyüten birinin bu vesile ile kendisi ve geleceği için bir şeyler öğrenmeye çabalıyor olması gurur verici bir şey. İnsanları öyle veya böyle bazı şeylere teşvik ediyorsunuz. Bunu gördükten sonra ise amacınıza ulaştığınıza eminsiniz.

KF: Etnik müzik zor bir uğraşı alanı, özellikle Türkiye’de. Buradaki diğer etnik-kültürel gruplarla karşılaştırırsak, örneğin Lazlar, Gürcüler, Kürtler ve Zazalar, bu konuda Çerkesler’den birkaç adım ileride sanki?

Bir önceki sorunuzda belirttiğim gibi diğer toplumlar tabiri caizse unu eleyip eleklerini asmışlar. Biz ise daha birinci basamaktayız. Bugün ünlü sanatçıların Kürtçe, Lazca ve Gürcüce parçaları orijinal kayıtlarından yola çıkarak farklı formlarda yorumladığını görebiliriz. Neden bu konuda Adige ezgileri bu kadar dikkat çekmiyor? Neden bir Laz ezgisi kadar yer edinememişiz? Sebebi biziz aslında. Toplumlar önce kendi kültürlerini daha da spesifik söylersek müziğini koruyup kayıt altına almadığı sürece kaybolup giderler. Lazların, Kürtlerin ve diğer etnik grupların müziklerinin dünyaya açılmasının sebebi bu toplumların içindeki insanların kendi müziklerini kayıt altına alması, koruması ve tanıtmasıdır. Kasetlerden dinleyerek çıkarttığımız ezgilerden bahsettim mesela. İleride bir gün bir televizyon kanalında ünlü birinin bu müziği mırıldandığını veya tanıttığını düşünün. Bu kişinin üstlendiğimiz misyon gibi bir misyon üstlenip oturup saatlerce kaset dinlemesini bekleyemezsiniz. Haliyle müziğinizi tanıtamazsınız, Almanya’da bir senfoni orkestrasında müziğinizi çalmazlar ya da Amerika’da. Dinleyemez ve sorgulayamaz hiç kimse bu ezgilerin sahibi toplum nerede yaşar? Nasıl bir tarihi vardır? Kimdir diye. Bütün bunların olması için önce toplumlar kendi üzerine düşeni yapmalıdırlar. O yüzden bu albüm hakkında konuşurken kendimi bir sanatçı olarak değil de bunu bir misyon olarak değerlendirip kendine görev edinmiş sıradan bir akordiyonist ya da pshinaue olarak konuştuğumu bilmenizi isterim. Belki diğer toplumları yakalayamayız fakat biraz Kayserili mantığıyla hareket eder isek zararın neresinden dönersek kardır diyorum ve herkesi elinden geldiğince bir şeyler üretmeye davet ediyorum.

KF: Kültürel öğelerin üretimi konusunda Kafkasya ile diasporayı karşılaştırabilir miyiz pekiyi?

Müzik açısından kıyaslayamayız. En azından bu konuda fikir belirtebilirim. Türkiye’deki durumu biliyorsunuz zaten. Üretim yok denecek kadar az. Fakat Kafkasya’da insanlar her anı, her ezgiyi kayıt altına alma çabasında. Günümüz yaşam şartlarına göre hazırlanan ezgiler ve projeler zaten var fakat son yıllarda eski parçaları modernize edip kayıt altına alıyor Kafkasya’daki insanlar. Sanatçı olmamasına rağmen anı olsun diye girip kendi arkadaşları için, kaybettiği bir yakını için çalışmalar yapan birçok da insan var sanatçıların yanında. Bunun yanında Kardengush Zıramuk, ki Adige müziğinin bugünlere gelmesindeki en etkili kişilerin başında gelir, müziğimizi yaşatmak bilinciyle ömrünü tüketmiş birisi. Onun bıraktığı eserleri yeniden gün ışığına çıkarmak ve farklı şekilde yorumlamak adına bir uyanış var. Yaratıcılığın ve üretimin bittiği yerde başlıyor bu geriye dönüş. Türkiye diasporasında yazılmış, bestelenmiş ve aranje edilmiş birçok eseri Kafkasya’daki sanatçılar ve sanatçı olmayıp da stüdyoya giren herkes tekrar yorumluyor. Bunun çok örneğiyle karşılaştım mesela. Türkiye’de doğup büyüdüğüm için benden bu konuda bilgi ve yardım edinmek isteyen çok kişi oldu. Kısaca özetlemek gerekirse, Kafkasya’nın özgün müziğinden ziyade Kafkasya’daki insanlar da diaspora ve Pasarey zaman diye tabir edilen Sürgün sonrası dönemde, sadece Shıge-pshıne ile yapılan teknik anlamda kalitesiz plaklara kaydı yapılmış eserler üzerinde çalışıyor.

KF: Son olarak neden “Xexes”?

Xэку - Kheku… Anavatanımız, şu anda yaşamımı sürdürdüğüm topraklar. Anavatan dışında yaşayan soydaşlarımızı tarif ederken Хэxэc - Khekhes kelimesi kullanılıyor. Albüm içeriği diasporaya yönelik olduğu için ve eserlerde vatana, geride bırakılanlara özlem anlatıldığı için Хэxэc. Anavatan dışında yaşamış olan, yaşayan bizlerin içinde hayatlarımızı sürdürmeye çalıştığımız toplumlarda karşılaştığımız sıkıntılarımızı anlattığımız ezgiler olduğu için Хэxэc. Gerek içerik gerekse format açısından bundan daha açıklayıcı ve net bir albüm ismi olmadığını düşündüğüm için Хэxэc.

KF: Teşekkür eder çalışmalarının devamını dileriz.

Ben teşekkür ederim.

Хэxэc albümü bu linkten temin edilebilir…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.