Gezi Parkı'na fare zehiri getirmişler

'ÇANTAYLA 10 BİN EURO GETİRDİLER”,

“İLAÇLARIN ARASINDA FARE ZEHİRİ YAKALADIK',

‘EYLEMCİLERE BONZAİ DAĞITILDI’,

'FUHUŞ YAPTIRIP KAYDEDİYORLARDI'…

Gezi Parkı Direnişi’nde revirde tanışan ve Gezi’de evlenmeleri engellenen Nuray Çokol ve Özgür Kaya yaşadıklarını sol.org’a anlattı. Çokol ve Kaya, 'Biz iki ayrı insan olarak düşünmüyoruz kendimizi, Nâzım’ın şiiri gibiyiz. Mücadeleye devam edeceğiz' dedi.

Çokol ve Kaya’nın anlattıkları tanıklıklarda Gezi Parkı Direnişi’ne zarar vermek için çok kirli yöntemlere başvurulduğu, direnişçilerin dikkati sayesinde provokasyonların büyük çoğunun engellendiği görülüyor.

Gezi Parkı’nda gecelerini, gündüzlerini yaralanan direnişçiler için koşuşturmakla geçiren iki insan, Nuray Çokol ve Özgür Kaya. Direnişin ortasında kesişen yollarına hayatlarını birleştirerek devam etmeye karar veren ve Gezi Parkı’nda evlenmek istedikleri için engellenen çift, o günü ve sonrasını soL’a böyle anlattı:

Gezi Parkı olaylarından önce neler yapıyordun, kendini biraz tanıtır mısın?

Nuray Çokol
Karadeniz Teknik Üniversitesi Hemşirelik Bölümü'nde okudum, okulu bitirdim ama hemşirelik yapamadım. Bir kere kafadan o hastanelerdeki hiyerarşik sisteme inanılmaz karşıydım, hastanelerde ekip ruhu yok, sen hemşirelik yaparken hastanın hizmetçisisin. Aslında hastane sahibinden, doktor, hemşire tüm sağlık çalışanları hastanın hizmetçisidir, ama özel de devlet hastanesi de olsa sen doktorun hizmetçisisin. Doktora ben çay demlemediğim için, gece nöbetinde menemen yapmadığım için soruşturma yedim, sonra da atıldım. Sonra mediko sosyallerde dişim ağrıyor, başım ağrıyor diyenlere iğne yapacak şekilde bir süre daha hemşirelik yaptım. Sonra ben bir üniversite daha okudum, konservatuar okudum, oyuncu oldum.

Özgür Kaya
Ben de önceden doktorluk yapmıyordum. Ben çadırı kurdum Gezi Park'ında, tesadüf revirin yanına kurmuşum, zaten zor yer bulunuyordu. Haşim Abim var onunla oturuyordum, o 68 kuşağı günlerini anlatıp ortamı da görüp ağlıyordu. Ben de etrafı izleyip ne olduğunu anlamaya çalışıyordum, çok genç de bir kesim. Revir'de de bir dağınıklık var bir hiyerarşi kuramamışlar, düzen anlamında diyorum. Her şeyi çöpe atıyorlar, bir türlü organize olamıyorlar, herkes kendi işinde çok iyi ama bir araya gelip o şeyi kuramıyorlardı. Onu fark ettim. Sonra yanlarına gittim bu kapıda bekleyeyim mi dedim, bekçileri oldum. Sonra ağır bir hasta vardı, onun nefes alışverişi ile uyandık. Tekrar müdahale edildi ona, ama herkes panik. Doktorları, herkesi sakinleştirdim. Üçüncü gün "abi sen bizle kal, organize et, biz deneyimlerimizi hep birlikte paylaşalım" dediler. Sonra çadırı 150 metrekareye çıkarttık, düzgün ameliyat bile yapabileceğimiz bir revir oluşturduk. Binlerce insanla konuştuk. Yeşil tişört çıkmadı üstümden, isim yok, herkes yeşil tişörtlü adama diye çağırıyorlar. Bir gün Gezi'de havuzun oraya çıktım. Biz revirin dışına çıkamıyorduk, çok işimiz vardı çünkü. Havuzun oraya çıktım, çekiştirip duruyorlar, ha şu şöyle, şu böyle gibi. Tişörtü bilmeyen yoktu, uğurluydu da, kaç kere vuruldum onunla.

Gezi Parkı olayları öncesinde Bulgaristan'daydım, sonra memleketim Bursa'ya geldim. Daha müdahaleler başlamamıştı, süreci takip ediyordum. Sonra atladım kuzenimin yanına İstanbul'a geldim, oradan Gezi'ye geçtim. Bir hafta kalıp, Bulgaristan'a dönmem gerekiyodu, vizem için. Ama sonra, beş yılda sürse de kalıcam.

Gezi Park'ına neden geldiniz? Orada neler hissetiniz? Neler yaptınız? Unutamadığınız anılarınızdan bahsedebilir misiniz?

Nuray
Gezi Park'ında ve oradaki gençlerin yanında olmak istedik ikimiz de, aynı zamanlarda, ayrı yerlerden geldik bunun için. Aynı yerde çalıştık Gezi'de, tesadüfen oldu bu. 7 metrakarelik bir alanda, bizim Orta Revir diye adlandırdığımız, Revir 2 diye bilinen yerde çalıştık, tanştık. Tanıştık derken şöyle karşılıklı hiç oturmadık, hiç sohbet etme imkanımız olmadı. İşimiz vardı bizim orada. Biz orada çalışmak için vardık. Bizim işimiz yaralıları tedavi etmek, daha ağır hastalara ilk müdahaleyi yapıp hastaneye yönlendirmekti. Muhteşem halkımızın tek bir haber ile getirdiği yüzlerce ilacı tasnif etmekti. O kadar güzel bir direnişti ki bu, sürsün, her gün sürsün, hep hayalini kurduğumuz günleri yaşadık, efsaneye tanıklık ettik. Onlarca hikayemiz var. Gezi'deyken, sürekli şunu düşünüyorsun, şuradan girerlerse, nereden çıkarız, hastalara ne olur, şu yolu açmamız lazım hastaları rahat getirsinler şeklinde düşünüyorsun. Şimdiye kadar hep direnenlerin, yaralıların hikayesi dinlendi, işin bu tarafı başka bir şey. Sağlıkçılar hep şunu diyordu; “Ben Gezi'den çıkan en son adam olacağım, çünkü ben sağlıkçıyım ve burada bir kişi düşerse ben burada olmazsam o kişi ölebilir”. Bu çok büyük sorumluluktu bizim için, dolayısıyla onlarca hikayemiz var.

Gezi'den daha önce de atıldık, o muhteşem halk, evlerini açtılar, revir yapmamıza izin verdiler. Evlerimizden olduk. Evim parka çok yakındı, benim sokağımda da çatışmalar oluyordu. Evi revir yaptık, önünde sivil polisler bekliyordu, baskın yapacaklardı, ev sahibi baskı yaptı, en sonunda kovdu. Dayanamıyoruz, arada boşluk bulduk mu slogan atıyoruz. Biz de o ateşin içinden geldik çünkü ama görevimiz farklı.

'Çantayla 10 bin euro getirdiler, ilaçların arasında fare zehiri yakaladık'

Özgür
Ben ilk geldiğimde kalabalıktan atmosferin bayağı büyüsüne kapılmıştım. Meydan dolu, Gezi dolu. Polis meydanı boşaltsa, Gezi'ye izdiham olacak ve öndeki revir hemen gidecekti, çok belliydi. Orta Revir'in yeri ve konumu çok kritikti, ona göre hareket ettik. Polis de buna uyandı, hedef alıp gaz bombası attılar, içimizde hep siviller vardı, suikast düzenlediler bana, arkadaşım kurtardı.

O kadar trajik şeyler yaşadık ki. Mesela çantayla para getirdiler. Muhtemelen polis, o an çok idrak edemiyorsun olayı. Kadının biri geldi yanında bir tane adam var, çantayı açtı içinde 10 bin euro para, dedi biz bunu Fransa'dan size toplayıp getirdik. Dedim biz para almıyoruz ki, - iyi niyetli de bir sürü para geldi, bankacılar, onlar bunlar toplamışlar, ama onları da kabul etmedik- aa dedi olurmu öyle, o zaman şey yapalım Özgür biz senin hesap numaranı alalım parayı sana atalım dedi. Bir dakika müsaade istedim, içeri gidip alınacaklar listesi yaptım, bunları istiyorum dedim, telefon numarası aldım bir de. Biliyorum ama almayacaklar, iki saat sonra aradım, şu an müsait değilim dedi, bir daha da aramadım, bir şey de almadılar. Ki parayı ne yapalım, para geçmeyen bir yer, cidden almıyoruz. Dümendi, yani dışarıdan para alındı, yok faiz lobisi diye bir şeyleri bağlayacak orada. Böyle teyidleyebileceğim bir sürü olay yaşadık, her yolu denediler.

Fare zehiri buldum bir kere. İlaçlar geldi bir poşette, normalde biz antibiyotik kabul etmiyorduk. Antibiyotik başka şeylere sebep olabilir, adama test yapamıyorsun, nasıl vereceksin, reaksiyon verecek, şişecek belki adam. İlaçları yerlerine koyuyoruz, bir arkadaş antibiyotik koyuyor, dedim onu koyma almıyoruz, açıp dökelim. Bir baktım şişe daha önceden açılmış. İçinde toz çıktı, sarı un kıvamında toz. Veteriner arkadaş vardı, o da anlam veremedi bu ne ya. Bu işte bir iş var, kapak açık çünkü. Bir laborant arkadaş vardı abi ben bunu analiz ettireyim dedi. Üç saat sonra yanımıza bir kağıtla geldi, fare zehiri çıktı. Yani orada bizim bir hastaya o ilacı verip bizim öldürmemizi beklediler.

Yani sürekli revirlere saldırdılar, revirler çökerse orada kimse kalmazdı. Sevgiyle, aşkla hareket ettik biz. 45 yaşında beyin cerrahı, her gün bizimle birlikte yer süpürdü, çöp attı. Her işi birlikte yaptık. Bambaşka bir şeydi bu dayanışma.

Daha başka böyle zincir olaylar var onları anlatayım. Sivil polis arabasından kutu kutu pizza geldi bize. Oradan geldiğini de bilmiyoruz. Onlarca kutu pizza, bize de bir sürü yiyecek geliyor, nereden bileceğiz. Çarşı'nın bızdıklarından biri fark etmiş takip etmiş, Point Otel'in önünde bir sivil arabasından geliyormuş. Hemen koştu söyledi bize. Direk geldiği gibi çöpe attık, test falan da yaptırmadık emindik müsil hapı, kesin başka bir şey vardı, ishal olsun salgın olsun.

Ajanlar geldi. Bir tane kadın sürekli fotoğrafımızı çekiyor. Birine gazeteciyim, birine ben turistim, birine fotoğrafçıyım falan farklı şeyler söylemiş, bir garip davranıyor. Dedim ben çözdüm sen, kartı ver bana, buradan da git dedim. Hiç itiraz etmedi, çıktı gitti.

Bir de bir uyuşturucu meselesi oldu. Bonzai diye bir uyuşturucu var, dünyanın en tehlikeli uyuşturucularındandır, esrara benzer, ama kimyasal ve çok tehlikeli. Son bir hafta bunu dağıtmaya çalıştılar içeride. Biz bunu fark ettik. Yine polisler, siviller çıktı arkasından. Sigara şeklinde dağıtmaya çalışıyorlardı. Hırvatistan'da bir üniversitede foruma katılmıştım, bonzai ile ilgiliydi, oradan da bilgim var. Bonzai içen birine ilaçla müdahale edemiyorsun, hiçbir şekilde işe yaramıyor. Bonzai ölüm hissi veriyor, sen sürekli öldüğünü düşünüyorsun. Kalp ve nabız hızlanıyor. Bir tane kızcağız geldi, nabzı 265 imkansız olamaz. Elini tutup konuştum, buradasın, yaşıyorsun, saat şu, ölmüyorsun diye öyle konuşarak bende kalmasını sağladım. Sonra kendine geldi, 5 dakika sonra tekrar krize gireceksin korkma dedim, böyle atlattık. Sonra kız bize kaynağı gösterdi, onlar da siviller çıktı. Böyle insanları sürekli öldürmeye çalıştılar. Bir arada uyanık davranmasak ve birlikte hareket etmesek neler olurdu düşünmek istemiyorum.

Nuray
Provokatörler ya da provoke olsun isteyenler sürekli herkes ajan diyor birbirine diyerek güvensizlik yaratmaya çalışıyordu. Fısıltı gazetesi ile bir sürü şey yayılıyordu. Bir tane adam geldi doktorum dedi, önünde önlük var, gece saat iki buçuk. Sedyelerde arkadaşlarla sohbet ediyoruz, dinleniyoruz. Ben de gelebilir miyim dedi oturdu, nerdensin dedik, aşağıdaki revirden geliyorum ayaklarım açılsın diye geldim dedi. İlk soru hemen herkese adın ne neredensin. Neyse onu da çok önemsemedik. Sonra kendini ele verdi. Hepimiz çok yorgunuz, çok bitkiniz, arada enerji olsun diye serum takıyoruz birbirimize, güçsüz kalmamak için. Bana bir serum taksana dedi. Ben de ne takayım dedim. İzotonik, desturuks, ne takayım dedim? İzotonik tak dedi, içine ne koyayım dedim. Koyma ya bir şey dedi. İçine bir şey koymayınca o tuzlu su, ne yoruyosun beni git ayran iç dedim. Doktor arkadaşlara söyledim bu doktor değil diye. Adama binlik var dedim, binlik ne ya dedi. Sonra Çarşı'ya bu adam doktor değil ama üzerinde doktor yazıyor diye söyledik, aldılar. Çarşı bizim askerlerimizdi çünkü. Evim yakın olduğundan orada da çok hasta baktım, bir süre sonra revir de oldu zaten. Bir gün 16 yaşında bir çocuk, Çarşılı, sahaya indik en öndeyiz, orada asker diye bağırıyorum hemen geliyor, yaralı var sedye taşınacak, 18 saat gıkını çıkarmadan, su içmeden yardım etti.

Başka?

Özgür
Fuhuş yakaladık.

O nasıl oldu?

Özgür
Büyük baskına bir gün kala, çocuklar geldi bizim, aşağıda bir çadır var, adam alıyor sürekli, ve kadını da tanıyoruz fuhuş sektöründe. Dedim çadır nerede, çok stratejik bir yerde, Divan'dan gelirken iki merdiven var hemen çık orada sağda yükselti var çimenlik tam orada. Tezgah tam orada. Etrafa bir baktım. Divan'ın çaprazına hemen 20-25 m. uzağına tripotu koymuşlar, direk orada abiler. Direk oraya kadrajı koymuşlar, görüntü alıcaklar, tezgah belli, Gezi'de fuhuş diye verecek sonra. Ne yapsak, ne yapsak, dedik çadırın fermuarını çekin, öyle içindekilerle getirin. 40 kişi gitti işte çadırı söktü dışarı çıkardı parçaladı falan. Kadın itiraf ediyor 500 TL para almış bu işi yapmak için, para da üstünde, bu Gezi'de ücretsiz yapıyor işi. Demişler 8-10 kişi al diye sayı vermişler, çekim öyle tamamlanacak. İmha edildi.

Nuray
Sadece şu olay bile apolitik denilen gençliğin ne kadar gözünün açık, cin gibi olduğunu gösteriyor, zeka savaştı orada. Yani benim olağanüstü durumlarla ilgili çalışma yapan arkadaşım var. TTB'nin falan da, o arkadaşın da ilk sorduğu soru ishaller başladı mı? Çünkü bir ishal başlasa orada bitti, ölüme gider. Bir tane vaka gelmedi ama. Evet evde değilsin, toprakla temas halindesin, yağmurlar yağdı ancak çok dikkatli ve özenli olunca bir tane öyle hasta gelmedi. Yağmur yağdığında ve Gezi boşaltılmadan içeriye gaz atıldığında çok zorlandık. Yani ilaçları, malzemeleri kurtarmak elzemdir, her an yaralı gelebilir, çatışma çıkabilir, ikincisi ilaçları insanlar boğazlarından kısıp, zorla biriktirdikleri paralarla alıyorlar. Bu hükümetin verdiği üç kuruş paralarla o ilaçları getiriyorlar. İlaçlar ıslanmasın diye çok zorlandık işte.
Benim bir de unutamadığım bir hikaye var.

Özgür
Bulsana bize o adamı.

Nuray
Yani biz o adamı bulmak çok istiyoruz. O farkında mıdır, o an ne yaşadığının. Ben bile farkında değildim. Yani adamlar öldürmek için vuruyorlar, dağıtmak için vurmuyorlar ki. Genelde en ağır yaralıları görüyorduk. Kafasının yarısı gözüken, bilinci gitmiş. Sürekli bir sürü insana yardımcı olduk, hayatını kurtardık falan gibi şeyler söylemek istemiyorum. Yaşama mücadelesine katkı koyduk. Unutamadığımız bir hikayem var. Gezi baskınından sonra otele güruh ile birlikte sürüklendik. Otelin eksi-bir eksi-ikinci katlarından bir tanesindeyim. Salonda başka sağlıkçı yoktu, boynumda bir acil çantası var, içine koyabildiğim kadar malzeme koymuşum. İçeride 200 kişi falan var. Sağlıklıları duvar tarafına aldım, iki üç tane zehir gibi çocuğa hemen işte tomalı suya şöyle müdahale edeceksin, gazlı gelene şöyle yapacaksın diye anlattım, ceplerine ventolin verdim, çünkü kimse nefes alamıyor hala gaz var ve çocuklar vardı orada. Öbek öbek tedavi ediyorlar, herkes polisin içeri girmesinden çok korkuyor. Bir tane genç adam getirdiler, belli ki barikatların en önünden getirmişler, parmak uçları yanık, her yeri kötü, o bombaları çıplak elle geri fırlatmış eldiven takmaya fırsat bulamamış, barikat çocuğudur bizim için o, alır başımızın üstüne koyarız. Yetişin dediler, çok kötü haldeydi. Nabız çok yüksekti, tansiyon aleti yok ölçemezsin. Gözlerini açtım bilinci gitmiş. Darbe yok muhtemelen gazın etkisiyle bilincini yitirmiş. Muhtemelen astım hastası çünkü akciğerlerine hava gitmiyordu, normalde gazın etkisiyle insanlar öksürür ya da tıkanır, bunda tek nefes sesi var gelmiyor. Ventolini sıktım işe yaramadı onu içine çekmesi lazım çünkü çekemiyor. Bilinci yok, yanıt vermiyor. Orada yapacağım hiç bir şey yoktu, ilacım yoktu, akciğerlerine hava yollayacak alet yoktu. Dışarı çıkaramıyoruz, bir hastayı ambulansa götürmeye kalktık, plastik mermi attılar. Dedim ki bu çocuk direnişçi, belli ki hep buradaydı. Bu çocuğu ayağa kaldıracak şey direniştir. Bütün salonu susturdum, çocuğun kulağına eğildim sessizce fısıldadım “Her yer Taksim, her yer Direniş”, iki üç kere böyle bunu tekrarladım. Neden o slogan, neden öyle yaptım hiç bilmiyorum, ölüm ile yaşam arasında biri karşımdaki. Çocuk biraz gözünü kırptı. Sonra ben orada sanki herkese söylemişim anlaşmısız gibi, herkes fısıltı ile 10 kere falan bunu tekrarladı. O kadar anlamlıydı ki, çocuk sonra öksürerek kendine geldi. O çocuk kim bilmiyorum, o 150 kişi kim bilmiyorum, ama çok değişikti.

Gezi'den atılmışız, barikatlarda uzun süre orada çalışıyorsun. Bir noktadan sonra algıların gidiyor, anlamıyorsun. Nişantaşı Kavşağı'na doğru bir barikat var yine, ben de önlerdeyim tedavi için. Arkadan baskın geldi, herkes kaçmaya başladı. Benim de sağlıkçı olduğum çok aşikar polis direk bizleri önce hedef alıyor. Polis arkamdan beni hedef alıyor, bunu gören bir direnişçi siper alıyor, beni tutarak siper alıyor, kapsul geliyor ona, onun acısıyla sıkıyor kolumu. Ben tabi olayın farkında değilim, dikkat etsene diye sinirle arkamı dönüyorum, sonradan çakıyorum olayı. Sırtıma aldım çocuğu bir yere götürdüm, tedavi etmek için. Ayağı kırılmıştı. Dedim ne yaptın sen? Abla dedi bizden bir sürü var da, sizden az var, sen bir de barikatlarda en öndesin, sen bize lazımsın dedi. Bir sürü kişiyi tedavi ediyorsun, sen bir tanesin, bize lazımsın dedi. Çok özel bir andı, benim için, hiç tanımadığın bir sürü insana canını emanet ediyorsun.

Gezi Parkı olayları öncesinde böyle büyük bir direniş bekliyor muydunuz?

Özgür
Hep şundan şikayetçiydik, insanlar koyun gibi ya seslerini çıkarmıyorlar. Ancak bir yandan da şunu görüyorsun, ulan sen sesini çıkarıyor musun da laf ediyorsun. Ama yine de kıpırdanmalar, rahatsızlanmalar vardı. Elbet insanların bir gün buna dur diyeceğini düşünüyordum, bu zamanda ve bu şekilde olacağını hiç tahmin edemedim.

Nuray
İktidar kendilerinin dışındaki herkesi terörist, provokatör, herkes, anarşist, bölücü olarak görüyorlar. Gezi Direnişi olması gereken ve geç kalmış bir şeydi. Ancak artık halk ayakta ve bu yalanlara inanmıyor. Halkı korkutmaya çalışıyorlar, saçma sapan şeyleri delil sayarak. Güya Avrupa Birliği standartında, işkenceler bitti. Yok öyle bir şey, işkenceler, karakoldan sokağa taşındı. Yıllarca solculara kullanılıyorsunuz denildi, polisler şimdi kullanılıyor, halkına karşı. Halk mücadele etmeyi öğrendi. Direnişi öğrendi. Armutlu'ya bakar mısın? İnsanlar evlerinden eşyalarını atıyor barikat için, olsun daha fazlası olsun. Halk daha fazla sokağa çıksın, ki halkın devrimi olsun.

Bir ay içerisinde farkında olmadan sürekli bir aradaymışsınız. Birbirinize karşı güveniniz, bu bağınız nasıl sağlandı?

Özgür
Nuray'la yoldaştık, oradaki herkes gibi birbirimize güvenip, birbirimize canımızı armağan ediyorduk. Ancak bir gün benim bu uğurlu meşhur yeşil tişört yağmurda çok ıslanmıştı, Nuray çıkar onu hasta olacaksın dedi, ben de bu benim için çok değerli dedim. O da bana güvenmeyi öğreneceksin dedi. Yeşil tişörtün hikayesi böyle bir bizi daha özel yaptı. O tişörtü alan kişinin Nuray olduğunun bile farkında değilim, biri bana kendini öldürtecek misin çıkar onu dedi çıkardım.

Nuray
Ben de tişörtü Özgür, ilahi aşk diye almadım. Bir yoldaşım ıslanmış bu benim için değerli demiş, almışım çantama koymuşum. Biz bunları başkalarına anlatırken seninle paylaşırken şaşırıyoruz, niye bu kadar büyük olay oldu bu diye. Çünkü Gezi'deki her direnişçi bunları yapıyor, biz özel değiliz. Öyle kardeşlik, aşk hikayeleri var ki. İnsanlar birbirlerini artık kardeşlerinden sayıyor. Bizim için doğal bir şeydi bu. Ben bir dakika kişisel anlamda sohbet ettiğimi hatırlamıyorum. İşte çöpleri götürelim, şu ilaçlar alınacak, vs. sadece diyaloglar. Bir de sürekli izliyoruz. Mesela gelip; “Neslihan 24 saattir uyumadın, git yat” diye birbirimizi uyarıp kolluyoruz. Çok kontrollüydük. İş odaklı çalışıyorduk, birbirimizi kolluyorduk. Sonra son revirden çıkarken yaşananlar. Son gün herkes çıkmıştı biz ikimiz kaldık ben gerekli malzemeleri topluyordum, Özgür malzemeleri toplamış, yeşil tişörtü arıyormuş onu çok sonradan öğrendim. Polis iyice yaklaştı. Birkaç adım mesafe var aramızda, geldiler dedim, tamam sen kaç dedi. Hayatım boyunca en büyük pişmanlık olarak kalacaktır, komuttu, kaç dedi kaçtım. Sonuçta Gezi de boşaldı kimse kalmadı, sahada olup insanlara yardım etmemiz gerekiyor.

Gezi boşaltıldıktan sonra neler yaşadınız? Birbirinizi tekrar nasıl buldunuz?

Özgür
İnsancıl duygularla hareket ediyoruz ama her zaman iyi olmuyor. Yani polis yaralıydı aldık tedavi ettik, arkadaşlarına bıraktık, gaz sıktılar üstümüze. Nuray gitti. Ben de biraz daha tişörtü aradım bulamadım, sedyeyi bağladım bileğime çıkıcam. Tam sağımda 10 yaşında sarışın bir kız var, başından kan geliyor. Karşıda babası var çok kötü halde kız bağırıyor baba diye, adam sese bile dönemiyor. Polis geldi burun burunayız, alanı açın çıkıyoruz dedim, elinde tüp vardı kızın yüzüne gaz sıktı. O anı unutamıyorum. Bir hamle yaptım uzanmak için, babası aldı gitti kızı çıktı. Benim karşımda da üç tane oldular, bacaklarıma sırtıma bayağı vurdular, sürükleyerek yukarıdan atacaklardı sonra bıraktılar. Sonra eve uğradım, sonra ilaç duyurusu yaptım yine. Sonra Ramada Otele gittik korka korka, ama sahibi süperdi, bize açtı oteli çok yardımcı oldu, düğün varmış düğünde doktor var mı diye sorup, üç doktor aldık bize yardım ettiler. Süper dayanışmaydı. Mutlulukla acının o kadar aynı anda yaşandığı geceydi.

Nuray
Ben de Divan'dan sonra evime geçip sonra tekrar Ramada'nın arka tarafına geçtim, aynı taraftaymışız yine haberimiz yok. Ama bana kaç dedi kaçtım ya aklım hem Özgür'de sürekli telefon açıyordum, neredesin, sağlam mısın? Görmem lazım gel, diye arıyorum, bırakmışım ya ondan çok kötü aklım onda. Sonra Özgür Ramada'dan gitti ben orada revir kurdum. Sonra iki gün daha böyle sokakta geçti, sokaklar dinene kadar. Bir buçuk gün sonra Gezi'den çıkartıldığımız, Özgür bizim eve geldi. Bizim evde bu arada doktorlar, yaralılar var, evin önünde de 5 tane sivil polis var. Ben Özgür bu eve gelecek onu alıp öyle çıkacağız diyormuşum sürekli, onu bıraktım diye vicdan azabı çekiyorum ya. Eve baskın da yapabilirler sonuçta. Özgür geldi içeri geldi. Telefon çaldı, telefonla konuşmak için odaya giriyor, benim yatak odası o da. Bir görüntü gördüm diyor, ve telefonu kapatıyor. Balkonun önünde sandalye, sandalyenin üstünde yeşil tişört. Bana geldi dedi senin evinin balkonu ne güzelmiş, dedim sen esas yukarıdakini gör. Gel dedi manzaraya bak diye odaya götürdü. Tişörtü gösterdi, dedim bana güvenmeyi öğreneceksin demiştim. Orada bir sarıldık. Bana göre yine hala bişey yoktu. O demiş bu kadın o kadın diye, böyle bir şey hayal etmiştim diyor. Biribirimizi tarif ederken de zaten böyle tarif ediyoruz ve onur duyuyorum o tariften, hem güçlü olacak, hem devrimci olacak, hem korkmayacak, hem mücadele edecek hayatla, hem deli tarafları olacak, hem plansız yaşayacak falan, o zaman kafadan böyle diyor ama bana bir şey demiyor. Ben hala ne güzel mutlu olmuş arkadaşım diyorum. Sonra evi tahliye ettik, bir daha o evde kalmadım zaten. Sonra iki gün başka yerde çatışmalar sürdü biz yaralılara müdahale ettik orada, sonra bir yağmur yağdı ve çatışmalar kesildi. O gece de kaldığımız evde yer yoktu, Özgür'ün yanına kıvrıldım. İnanmıyorlar sen ayarlamışsın bir şeyler diyorlar, gerçekten yer yoktu. Sonuçta o kadar zamandır birlikte iş yapan, birbirini merak eden iki insan tabi ki sımsıkı sarılacak birbirine bundan doğal ne var. O gece bir şeye ihtiyacın var mı sorusuna sarılarak verdiğim tepkideki sarılma vardı ya, o sarılma sabaha kadar sürdü bu defa. En güzel, en huzurlu, uykusunu uyudum hayatımın. Sabah uyanınca 32 yıldır neredeydin sen dedim, o gece karar verdim. Ama tabi o sarılma bir erkeğin bir kadına sarılması gibi değildi. Yine iki yoldaştık ve biz hala iki yoldaşız.

Peki nasıl karar verdiniz birlikte olmaya ve evlenmeye?

Özgür
Telefonla konuşuyordum tişörtü gördüm, sarıldım. Orada artık tamam dedim.

Nuray
Üç gün olmuştu biz birlikteliğimize karar vermiştik, arkadaşlarımıza sevgili olduğumuzu söyledik. Ee siz zaten sevgili değil misiniz diye şaşırdılar. Yani sevgili olmamıza biz hariç kimse şaşırmadı. Özgür'e Gezi'de zaten yenge nerede diyorlarmış, o da ne yengesi diyormuş, Sinem var ya diyorlarmış, benim de önlüğün arkasında Sinem yazıyor. Neyse Özgür, birlikte olmaya karar verdik, hemen evlenelim ne bekliyoruz dedi. Ben üç gün bekledim, ciddiyetini anlamaya çalışıyorum. Çünkü biz daha hiç sohbet etmemişiz. Bir arkadaşımız, onlar hiç sinemaya gitmedi, hiç mum ışığında yemek yemedi diye yazmıştı, yaa bir kahve içmedik.

Özgür
Hatta Nuray şey dedi beni görebileceğin en kötü halimle görüp sevdin ya.

Nuray
Ama düşünsene yıkanmaya vaktin yok, saçını tepeden toplayıp her gün eşortmanlasın. Özgür biz biziz işte neyi bekliyoruz evlenelim dedi. Biz bir de çok uyumlu çıktık öyle çıkmayabilirdik de. Sadece iki devrimci, iki aşık olabilirdik. Öyle değil, birbirimizin cümlelerini tamamlıyoruz. Aynı anda aynı şeyleri düşünüp, aynı şeylere müdahale ettiğimizi fark ettik. Sorunlara yaklaşım tarzımız aynı onu keşfettik. Üç gün sonra sen ciddi misin? dedim, evlenelim dedi, karar verdik.

Özgür
İki aile düşün, ikisinin de tek çocuğu var, aile içinde yırtık, asi, iyi çocuktur ama bundan bir şey olmaz diye konuşulan iki çocuktan böyle güzel bir şey çıkması hoş oldu.

Nuray
Tesadüfen tanıştığımızdan tam 1 ay sonra evlenmiş olduk, 20'sinde.

Gezi Park'ında evlenmek istediniz ancak bu da engellenmek istendi. Düğün günü yaşadıklarınızı ve duygularınızı anlatabilir misiniz?

Özgür
Biz nerede evlenmeliyiz, orada tanıştık, o ruhun içinden geldik, Gezi'de evlenmeliyiz dedik.

Nuray
Direk Gezi dedik zaten tartışmadık bile.

Mustafa Sarıgül ve İsmail Ünal'ın toplantısı tam da nikah gününde çıktı bize biraz manidar geldi. İki başkan da öne çıkıp nikahı kıyıcam derken bir anda toplantıları çıkmaları, çekilmeleri, biz anladık o an Gezi Parkı'na giremeyeceğiz, müdahale olacak. Gezi'ye giremeyeceğimizi anladık ama aileler korkmasın diye sesimizi çıkarmadık. Biz aileler olmasa orayı zorlardık, ama dedik ya direne direne evleniyoruz diye, bunu diyebilmemiz için de evlenmemiz gerekiyordu. Sorun değil yani gelinlikle, topuklu ayakkabıyla çatışırım. Topuklu ayakkabıyı kafalarına kafalarına vururum. Ama nikah memuru gelmiyor geziye. İstanbul Emniyet Müdürlüğü nikah memurunu üç kez arayıp tehdit etmiş, gitmeyeceksin Gezi'ye diyor, emir veriyor. Bunun üzerine nikah memuru ile evlendirme dairesinde buluştuk, insanlara duyurmuştuk orası bir hayli kalabalıktı. Dünyanın en güzel düğünü ve nikahını kıydık. Çok slogan atıldı. Kocaeli'nden bir çapulcu geldi kuaför, hiç tanımıyoruz, benim için gelmiş, geldi düğün saçımı yaptı, Kocaeli'den selamlar getirdim dedi, düğüne katıldı gitti. Aradığımızda kıyacak nikahı, sonra ulaşan olmadı diyor.

Özgür
Biz sembol olduk çünkü biz aşkı da yaşayabiliyoruz, gerizekalı adamlar dedirttik insanlara. Bu evliliğin bilinçaltımdaki karşılığı şuydu, o büyük baskınla günlerdir birbirlerine canınını emanet eden insanlar, bir dakikada dost olan insanların, dayanışan insanların çantaları telefonları kaldı, bir çoğu iletişim bilgilerini almamıştı, ayrıldı gittiler. Biz nikahta bir çoğunu birleştirdik. Yüzlercesi geldi. Düğünümüzün ötesinde orada çok büyük bir duygu, çok büyük bir ruh, çok büyük bir güç vardı. Biz direk bu tarafında mutlu olduk bu işin.

Nuray
“Al bakalım al bakalım kızımızı al bakalım, yüzüğünü tak, nikahını kıy, mutlu mesut ol bakalım” diye şarkı yazdı bize Çarşı, sürpriz yaptılar. Zaten şu ayrı düşünülemez. Biz evleniyoruz, bir yerlerde insanların canı yanıyor, ölümle pençeleşiyor, sırf bu Gezi Direnişi yüzünden biz bunları unutmuş değiliz. Dolayısıyla şöyle kıydık nikahı, bizim kişisel tercihimizden kimsenin de haberi yoktu, bir gazete hariç kimse de yazmamış buna çok üzüldük. Nikah şahitlerimiz vardı iki tane Özgür'de iki tane bende, nikah memuru onlara sorduktan sonra şahitmisiniz, şahidiz, diye ben mikrofonu kaptım. Bu kadar değil nikah şahitlerimiz, diğer şahitlerimize de sormak istiyoruz dedik. Çarşı şahit misin? Şahitiz. LGBT şahit misin? Şahidiz. Orta Revir şahit misin? Şahidiz. Tüm salon inliyordu. Ali İsmail şahit misin?, Ethem, Abdullah, Mustafa, Mehmet şahit misin? Yani biz bu direnişten beslendik, bu devrimimizin şehitlerinin evliliğimize şahit olmasını istiyoruz. Bu öyle güzel bir hareket ki Armutlu, Adana'da yaşananlar İstanbul'da düğünümüz için binlerce insanın gelmesi. Biz dün sabaha kadar ağladık, müdahaleler devam ettiği için.

Özgür
Nikah kıyıldı, biz Gezi boş sanıyoruz, zaten yasak, Meydana gidip bir cüzdanımızı polise sallayıp bakın evlendik diye evlilik cüzdanını sallayacaktık. Arabayla The Marmara'nın önüne gidecektik trafik kitlendi araba gitmiyor. Nuray dedi Gezi'nin şu tarafında polis yok oradan geçelim.

Nuray
Afaki gelişti, Gezi'den bir geçtik binlerce insan, şok olduk, bilmiyorduk. Bir çoğunu da daha geri de püskürtmüşler. Çıktık sahneye, selamladık onları. Beraber slogan attık, öpücük attık, insanlara aşağıya gelmelerini söyledik duymadılar. Taksim'e giderken bir arbede yaşandı. Polis sadece ikimizi oradan geçirmek istedi, arkamızdakileri geçirmek istemedi. Arkamızda da Çarşı ve halk var, bu çok doğal, düğün konvoyudur, kutlamadır bu, anlamadılar. Biz de Özgür'le durumu fark edip biraz açılarak yürüdük. Küçücük yeri genişletmeye çalıştık. Polis bizi ayırmaya çalıştı, sırt sırta verdik polis dağılsın halk da gelebilsin diye. Orada bir almaya çalıştı bizi. Bayağı itelendik. Çarsı geldi, ben mini etekliyim sonuçta, zaten bakışlarla tacize uğruyorum, beni direk sarıp korudular. Orada ben yenge oldum dedim. Toma karşıladı bizi. Sonra el salladık TOMA'ya, cüzdanı salladık. Çok ciddi arbede oldu. Bayılmak üzereydim artık, günün yorgunluğu, heyecanı, başım dönüyordu, gözüm karardı. Bir boşluktan The Marmara'yı gördük, oraya attık kendimizi su içip dinlendik. Sonra tekrardan Şişli Evlendirme dairesinin otoparkına gittik, Gezi olmasını istiyorduk, olmadı buruk olarak eğlencemize oradan devam ettik. Boğaziçi Caz Korosu gelmişti, bizlere çok güzel şarkılar söyledi. Yaşar Kurt geldi, Grup Arte geldi. Halaylar çekildi. Taksim'de Gezi Park'ında mutluluktan çıldırdık. Bu kadar kalabalık, bu kadar güzel insanlar. Unutulmaz anlardı.

Özgür
Kalıpları olmayan, bu kadar doğal, bu kadar güzel bir düğün daha olmadı.

Özgür ve Nuray bundan sonra neler yapacak? Sizce Türkiye'de neler olur?

Özgür
Çalışmaya çalışacağız. Mısır'a gitmeyi düşünüyoruz. Oradaki halk ile birlikte olacağız.

Benim öngörüm okulların açılmasıyla birlikte Türkiye'de çok ciddi, şu yaşadığımızdan çok daha ciddi öğrenci eylemleri bekliyorum. Şimdi gözaltılar ile baskılar yaratmaya çalışıyorlar. Çünkü Gezi Park'ından büyük bir dayanışma çıktı, öğrenciler artık birlikte hareket ediyor. Müthiş kalabalıklar olacak yine.

Nuray
Biz ikimiz mücadeleye devam edeceğiz. Özgür ve Nuray diye bireyler vardı, şimdi bunlar bir oldular. Biz iki ayrı insan olarak düşünmüyoruz kendimizi, Nazım'ın şiiri gibi hissediyoruz kendimizi. O birlik içinde bir taraftan hayatın gerçekleri var, evimiz, çocuklarımız olacak. Hayata bakışımız nasılsa öyle devam edecek. Bir sürü çapulcu yapacağız. 2023'e çok iyi hazırlanıyoruz. Türkiye gözünü açtı, yandaş medyayı da dinlemiyor. Halkın kendine ait kanalları var artık. Bir şeyler değeşecek artık. Halk mücadeleyi öğrenmeye başladı. Güzel bir Türkiye bizi bekliyor bence. Hayalin ne diye sorarsan, sınırların olmadığı, din, dil, ırk ayrımının olmadığı bir dünya hayal ediyorum. Sosyalist bir dünya hayal ediyorum, bu uğurda mücadelemize devam edeceğiz, yeni şeyler üreteceğiz.

Kaynak:

http://haber.sol.org.tr/devlet-ve-siyaset/gezi-cifti-anlatti-nazimin-siiri-gibiyiz-haberi-76847

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Ahmet ceri 3 yıl önce

Umarım bır omur boyu mutlu olursunuz ıyı kalplı guzel ınsanlar