Garo Paylan: Azınlıklar için tekrar riskli günler yaşıyoruz
Salom.com.tr’den Pınar Kılavuz Ekerbiçer, Paris’te düzenlenen ‘Türkiye’nin Güncel Durumu ve Azınlık Hakları Konferansı’na konuşmacı olarak katılan HDP Milletvekili Garo Paylan ile Türkiye’deki azınlıklardan ve gayrimüslim milletvekili olmak hakkında konuştu.

“Uslu çocuk’ olursak hoş görülen unsurlarız ama herhangi bir itirazımız olursa ‘hain’ olarak yaftalanıyoruz” diyen Garo Paylan, “azınlıklar için tekrar riskli günler yaşıyoruz” diye konuştu:

-Türk siyasi tarihinde uzun zamandır görmediğimiz bir tablo ile karşı karşıyayız. Mevcut meclis döneminde dört gayrimüslim milletvekili seçildi. Bu tabloda Ermeni kimliğiniz ne derece ön plana çıkıyor?

Aslında üç Ermeni, bir de Süryani milletvekili var. Hatta bir tane Ezidi milletvekili var. Ben elbette Ermeni’yim, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı bir Ermeni’yim ve bununla gurur duyuyorum. Bütün kimliklerimle gurur duyuyorum. Ama Türkiye’de Ermeni olmak hâlâ normal bir şey değil.

Bazen çok yüceltilen, bazen de çok yerilen bir kimlik; bir küfür haline sokulabilen bir kimlik ki bunu son günlerde tekrar yaşıyoruz. Ermeni kimliğini, normal, bütün kimlikler gibi onurlu bir kimlik seviyesine sokmak amacındayım.

Ermeni olmam tabii ki önemli bir faktör, ama bunun normal bir şey haline dönüştürüp, benim diğer kimliklerimle, diğer özelliklerimle öne çıkma hayalim var. Mesela ben ekonomistim. Aslında keşke Ermeni olmam normal bir şey olsa ve toplumum, kimliğim Ermeni olmaktan dolayı bir riskle karşı karşıya olmasa. Şu anda mecliste Plan ve Bütçe Komisyonu üyesiyim. Daha çok bir ekonomist kimliğim, Türkiye’nin ekonomi politikaları ile olan uğraşım öne çıksa…

-Mecliste hiç Yahudi milletvekili bulunmuyor. Çoğulculuğu savunan bir partinin milletvekili olarak bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ermenilerin haklarını savunmak için illa Ermeni olmaya gerek yok. Ben partideki pek çok arkadaşıma kendi kimliğimi savunması için vekalet verebilirim. Ama öyle bir Ermeni olabilir ki, sizin kimliğinizi savunmayı bir kenara koyun sizi utandırabilir de.

Şahsen tüm bunlara ideolojik olarak bakıyorum. Siz eşitliğe inanıyor musunuz? Kendi halkınızın kimliğini ve onurunu savunabilecek misiniz? Ayrıca sadece kendi halkınız için değil, bütün kimlikler için aynı eşitlik mücadelesini verebilecek misiniz? Biz buna inanan bütün kimlikler olarak HDP’de bir araya geldik. Biz Yahudi bir milletvekilimizin olmasını istedik ancak Türk Yahudi toplumu bence henüz Ermeniler kadar politize değil. Jeffi Kamhi örneği var ama o da kendi toplumunu çok politize edemedi, kendi toplumunun sorunlarını çok öne çıkartamadı. Tabii ki 1990’lı yıllar çok zor yıllardı; onu da çok iyi anlayabiliyorum.

Ermeni toplumu olarak biz de Hrant Dink’ten sonra politize olduk, onun kuşakları olarak öne çıkıyoruz. Mesela ben bir iş adamıydım, Hrant Dink öldürüldüğü gün benim için iş insanlığı bitti. Onun için adalet, Ermeni toplumu için mücadele etme fikri beni politize etti. Yahudi toplumu da kendi içinden elbette siyasetçi namzetleri çıkartmalı, politik taleplerini görünür kılmalı. Biz HDP olarak buna hazırız ama Yahudi toplumu ne kadar hazır bilemiyorum.

Ama Türkiye’de gerek Ermeniler, gerek Yahudiler ya da başka azınlıklar için tekrar riskli günler yaşıyoruz ve Hrant Dink’in ‘güvercin tedirginliği’ diye adlandırdığı şey bence tekrar devrede. Yeni kuşaklar için geleceklerini Türkiye’de görmeme gibi bir durum maalesef tekrar sahneye kondu. Zaten çok az sayıdayız, zaten büyük kalabalıklar içinde asimile olma riskleri ile karşı karşıyayız.

-Partinizde temsilcisi olmayan toplumların sorunları ile de ilgileniyor musunuz? Bu konuda yaptığınız çalışmalar var mı?

Özellikle partimizin yükselişte olduğu dönemlerde Türk Yahudi toplumumun farklı kesimlerinden temsilcilerle görüşmeler yaptık. O dönem hepimiz gerçekten çok umutluyduk, yani bu çoğulcu söylemin hâkim olması toplumun her alanını rahatlatıyordu aslında. Kürt meselesinin rahatlaması diğer bütün meselelere de alan açıyordu. Bir barış iklimi vardı, çoğulcu bir söylem vardı.

Benim yalnızca Ermeni meselesini çözmem hiçbir şey ifade etmiyor, önemli olan herkesin meselesini çözebilecek genel bir paradigmayı hayata geçirebilmek. Biz HDP olarak bunun hayalini kurduk, biz bu hayale yürürken tekrar düşman söylemleri, savaş söylemleri ile karşı karşıya kaldık. Ermeni kelimesi tekrar küfür haline gelebiliyor. Bir gün bir Yahudi’ye aynı şey olabiliyor. Bugün kendi kimliğimiz ile ilgili bir küfre maruz kalmıyor olabiliriz, sistem sizi hedef almıyor olabilir ama mutlaka ve mutlaka biz buna yol verdiğimiz sürece tekrar size dönecektir. Herkes geçici olarak kendini iktidar zannetti, tabii ki Ermeniler ve diğer azınlıklar kendilerini hiç bir zaman öyle hissetmediler.

“ESAS OLAN KENDİLERİ, BİZLER HOŞ GÖRÜLEN İNSANLARIZ”

-Bugün Türkiye’de Müslüman olmayan insanlar dini özgürlüklerini ne derece yaşayabiliyorlar? Hükümetin ve devlet kurumlarının herkesin dinine ve inancına adil davrandığını düşünüyor musunuz?


Mesela geçtiğimiz günlerde Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bütçesini görüştük. Şunu söylüyorum, hâlâ bu devirde Diyanet İşleri Başkanlığı diye bir kurumumuz var, devletten çok ciddi bir bütçe ayrılıyor, hepimizin vergileri ile oluşuyor ve yalnızca Sünnilerin ibadet yerleri için harcanıyor. Bu tabii ki adil değil. Bizim ruhban okulumuzun hâlâ kapalı olması, Yahudilerin hâlâ bu güvercin tedirginliğini yaşamaları, bu durumun göstergesi.

Onların bakış açılarına göre esas olan kendileri, bizler ise hoş görülen insanlarız. ‘Uslu çocuk’ olursak hoş görülen unsurlarız ama herhangi bir itirazımız olursa ‘hain’ olarak yaftalanıyoruz.

Eğitim Bakanı ile yaptığım bir görüşmede şunu önerdim: Biz dört kuşak olarak gerçekten kayıp kuşaklarız, çünkü hep bir düşman anlayışı üzerinden ve hep ötekileştirme üzerinden yetiştirildik. Yeni kuşağa mutlaka ayrımcılık dersleri verilmeli, bütün kültürlerden, inançlardan ve etnisitelerden bahsedilmeli. Çoğulcu kültür hakim olmalı. 74 milyon insanın çoğu Yahudi’nin ne olduğunu bile bilmiyor. Onu sanki bütün dünyayı yöneten bir güç olarak görüyor, bütün kötülüklerin altında Yahudilerin olduğu öğretisi ile yaşıyor. Beş sene öncesine kadar, ‘One minute’e kadar her şey iyiyken daha sonra ‘Düşman İsrail’ algısı yaratıldı. Şimdi tekrar bakıyorsunuz dönülmeye çalışılıyor. Ancak bunlar samimi olmayan konjonktürel şeyler.

-TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu çalışmalarına cuma namazı için ara veriyor. Siz de “Sizin için mübarek cuma varsa benim için de mübarek bir pazar var. 10.30-12.00 arası bütün komisyonunun çalışmasına, Cuma namazı için olduğu gibi pazar günü de ara vermesini istiyorum” dediniz ve bu istediğiniz kabul edildi. Daha sonra Dünya Anadili Günü’nde meclis matbaası sizin kartvizitinizi hem Ermenice hem de Türkçe bastı. Bu gelişmeler size kendinizi nasıl hissettirdi?

Meclis Plan ve Bütçe Komisyonu’nda kırk kişiyiz ve ben bu talebimi dile getirdiğim zaman birebir hiç kimse itiraz etmedi. Hâlbuki tribünlere konuştuklarında başka davranıyorlar. Siz birebir onun karşısına geçtiğinizde itiraz edemiyorlar.

Ben Ermenice kartvizit bastırmak istediğimde şaşırdılar ama oldu. Zaten bunun olmaması normal olmayandı.

“Senin ibadet hakkın varsa benim de bu hakkım var” dediğim zaman itiraz edemiyorlar. Önemli olan bu aynayı onlara tutmak. İnsana dokunduğunuz anda en katısını bile yumuşatabiliyorsunuz. Hrant Dink’in de mesela öyle bir özelliği vardı, en milliyetçisinin bile oturup 10 dakika konuştuğu zaman bütün kafasını, bütün dünyasını değiştirebiliyordu. Ben de buna çabalıyorum ve çabalamaya devam edeceğim.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.