Feridun Düzağaç: Sadeleşme yarışındayım, doğru yolda olduğumu hissediyorum

Salı günü Zorlu PSM'de konser verecek olan Feridun Düzağaç, Habertürk gazetesine konuştu: Çok âşık oldum, bana çok âşık olanlar oldu... Yaşadığım onca şey var. Yazdığım şarkılar ömrümün kara kutusu. Sermaye derin, yazarken harcadığım da o...

Habertürk Pazar'da yayınlanan, Ece Ulusum'un Feridun Düzağaç söyleşisi şöyle:

Hava karlı, soğuk ama Feridun Düzağaç Bebek’te sahil kenarında oturmak istedi. Kırmadık, ısınmak için birer çay söyledik. Bir yandan deniz sesi diğer yandan da martılar; ortam tam anlamıyla Düzağaçlık, pek romantik. Ambiyanstan olsa gerek samimi bir röportaj oldu. Yolda kendisine rastlayıp birden sohbete başlamış gibiydik. Sanattan, futboldan, antikadan ve nice konulardan konuştuk...

‘Başka’ 2015’in en iyi albümleri arasında gösteriliyor. Size dönüşler nasıl oldu?

9’uncu solo albüm bu. FD 7’yi ayrı bir yere koyuyorum. Onu sanki başka hırs ve amaçlar uğruna yaptık. Dinleyiciye de hiç geçmedi. Onun dışındakilerin hepsi beni çok mutlu eden albümler oldu. Yeni albümlere yüklenen hayaller ve beklentiler çok oluyor, aslında çok farkında değilim. Ama dostlarımdan iyi dönüşler aldım. “En iyi albümü yaptın” diyenler var ama bizim için bunlarla böbürlenmek sakıncalı. Süper egomu yıllar önce toprağa verdiğimi düşünüyorum. Beğenilmek için uğraşıyoruz. Belki de çocukken beni çok sevmemişler şimdi kendimi beğendirmeye çalışıyorum. (Gülüyor.)

Yazdığınız sözler harika. İyi bir şarkı sözü yazmanın size göre bedeli nedir?

Süper soru, vay canına! Albümü çıkan bütün arkadaşlarımın röportajlarını takip ederim, hiç kimseye şarkı sözleri hakkında soru sorulmuyor. Bu sorunuzu bir ayrıcalık olarak alıyorum. Cevabımsa gerçekten yaşadığımı yazıyorum. 48 yaşımdayım en güzel yaşlarım gerçi ama, daha güzel bir dünya konjonktürüne denk düşmediğimiz için küçük bir şanssızlık var. Bir evlilik yaptım, boşanmak zorunda kaldım, aile birliğini koruyamadım. Çok âşık oldum, bana çok âşık olanlar oldu... Yaşadığım onca şey var. Yazdığım şarkılar ömrümün kara kutusu. Sermaye derin, yazarken harcadığım da o...

Şarkılarınızın sevilmesini sağlayan ‘o şey’ nedir?

İnsanların kendilerini bulması. Kimi gençliğinde, kimi de olgunluğunda buluyor. Tom Waits’in sevilmesiyle aynı neden bence. Bizim işimiz müzik dinleyicisiyle değil aslında, düşünen insanlarla. Ama şu sıra dinleyicilerimden ince bir şikâyet var. Yazılanları okurken de hoşuma gidiyor.

Ne gibi?

“Baba eskiden daha iyi yazardı ya” gibi eleştiriler. Yaşımı aldım, meraklarımı giderdim. Hayatla ilgili kurgularım değişti ve yerine oturdu. Eskisi gibi ağdalı, fena sözler yazmak sanki geçmiş döneme aitmiş gibi geliyor. Sadeleşme yarışındayım, doğru yolda olduğumu hissediyorum. Olayı çözdüm, kimseye söylemiyorum.

Müzikal açıdan söyleyecek çok şeyiniz var mı?

Evet. Bundan sonra müziğe ve enstrümanlara daha çok yer açan, bu söz müzik dengesini, efkârı ve hüznü müziğe aktaran işlerden söz ediyorum. “Neden böyle yapmışız” dediğim çok şarkı var. Şan performansım da yıllar içinde daha iyi oturdu. Beni heyecanlandıran tek şey belki dinleyicilerin seçeceği bir playlist’i DVD’leştirmek. “Best of” albümlerine biraz uzak insanım. Bir kişinin kendi tribute albümünü (ustaya saygı albümü de denir) kurgulamamalı diye düşünüyorum. Sağlığında ama başkaları tarafından yapılmalı.

Zorlu PSM’de sahneye çıkacaksınız. Oturmalı bir düzen, farklı bir alan. Dinleyici ile iletişiminiz nasıl olacak?

Çalmaya alışık olduğumuz ambiyansın çok dışında. Dinleyiciler böyle bir düzeni olan yer istiyordu, sitem ediyordu. Sonunda oldu. O akşam yoklama yapacağım yani... Diksiyondan dolayı oyuncu olamadığımdan böyle sahneler benim için ayrı bir yer tutuyor. Ben doğum günü partisi veriyorum ve dostlarımla kutluyormuşum gibi hissediyorum.

"ÇOK ORTALAMA BİR ADAMIM"

Sizi başka sanatçılardan ve oyunculardan da dinleme fırsatı buldum. Sizin için “Harika bir sanatçı dahası çok iyi biri” diye söz ettiler. Böyle anılmak sizi mutlu ediyor mu?

Elbette. 3-5 yıl öncesine kadar yazdığım şarkılarla duruşumla insanlara dokunduğumu, güzel bir yere konumlandırıldığımı biliyordum. Fakat memleket o kadar cepheleştirildi ki artık benim de sevmeyenlerim ve beyan edenlerim de var. Seçim öncesi yaşadığım olayları duymuşsunuzdur. Siyasi görüşler ve onun uzantıları nedeniyle takipçilerimiz azaldı. Oysa ben siyasete inanmadığımı her fırsatta söylüyorum. Sırf bunlar yüzünden benim bile fazla bulduğum iltifatların geri durması çok canımı yaktı. Albümü yapmaktan vazgeçme noktasındaydım ama yavaş yavaş toparladım. Bugünün dünyasında çok ayrık ve romantik bir tutum aslında. Hayat böyle yaşanmıyor.

Müzisyen yanınızı, yazarlığınızı ve futbolseverliğinizi biliyoruz...  Bilinmeyen yanlarınızdan biraz söz edin.

Özel dünyasında vazgeçemediği dostlarıyla küçük ve rafine bir dünyası olan çok ortalama bir adamım. Antika merakım bilinir yakın çevremde hatta dalga konusu edilir. Toprakla uğraşıyorum kendimi iyi hissettiğim için ama kar çiçeklerimi öldürdü. Bir yanım sera yap, Kuzey Ege’de tatlı tatlı yaşlan diyor, öbür yanım antika işleriyle mutlu. Terapi gibi geliyor bana.

Antika biriktirmekle mi yoksa tamir etmekle mi ilgilisiniz?

El emeği ve zarafetin en güzel yaşandığı zamanların ürünü antika. 1800’lerin sonu, 1900’lerin başlarında yaşamayı çok isterdim. Beni bağlayan şey ahşap, zengin ve işlenebilir. Hastalıklı bir durum da olabilir ama Bozcaada’da sahilde lodosun taşıdığı tahtaları biriktiriyorum. Bana anlamlı geliyor. Onları başka nesnelere dönüştürmek de hoş. Evimde de çok klasik parçalar bulundurmaya özen gösteriyorum.

Cihangirli hayatına dönmek istemiyorsunuz anlaşılan.

Güzel Cihangir zamanlarımı tükettim. Konser olmadıkça Beyoğlu’na yolum düşsün istemiyorum.

Hayallerinizden, hayata bakış açınızdan söz ettiniz. Sürekli de “48 yaşımdayım” diyorsunuz. Merak ediyorum, şu ana dek hayat yaşadığınıza değdi mi?

(Gülümsüyor.) Değdi. Ayrıcalıklı bir hayatım oldu, minnet duyuyorum. Böyle biri olmamı sağlayan hayatıma etki eden kişilere de gönülden borçluyum. En büyük üzüntüm evlilik birliğini koruyamamak ve sağlıklı bir ilişki kuramamak oldu. Bu yüzden kendimi son nefesime kadar affetmeyeceğim.

"FERİDUN DÜZAĞAÇ'TAN İŞLEMELİ MOBİLYALAR!"

9 Şubat’ta TO ÇEV için hakem Cüneyt Çakır ile sahneye çıkacak, düet yapacaksınız. Nasıl gidiyor provalar?

Sarı ve kırmızı kartım cebimde, öyle sahneye çıkacağız. (Gülüyor.) Ensesine vur lokmasını al bir adamım ben. Bu tip projeler gerçekten önemli. Futbol figürlerinin olaya omuz vermesi çok şık. Cüneyt Çakır dünyanın en çok tanıdığı Türk’lerden. Renkli biri, “Rock söyleyelim” dedi. Güzel bir gece olacak. Umarım sosyal medya canavarlarının bir şekilde karalamadığı bir gün olur.

Futbola gelmişken konu, geçen yıl HT Spor için BJK – FB derbisini kaleme almıştınız. Bu yıl öngörünüz nedir?

İki hikâye var, Beşiktaş’ın yeni stadına şampiyon olarak gelmesi, Fenerbahçe’nin de bilinen başkanıyla son sezonu. O beyefendi de giderken şampiyonlukla gitmek istiyor. Aidiyet duygusuyla yaşanan sapkınlıklar nedeniyle olaylar büyütüldüğünden lig daha gergin geçiyor. Bu tip gerilimli ortamlarda Fenerbahçe mahir bir ortamdır. Biz Beşiktaşlılar mahallenin bıçkın ve duygusal çocuğu olarak bu gerilim bizim için dezavantaj.

“FD” denince akla siz geliyorsunuz. Acaba siz bir marka çıkarsanız o ne olurdu?

(Gülüyor.) Aslında var birkaç şey başkalarına ait. Galiba ahşap üzerine bir şey olurdu. Durun durun açılımını da yapayım; Feridun Düzağaç’tan işlemeli mobilyalar! (Habertürk)

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.