‘Bize şehitlik rütbesi değil, babamızın katilini versinler’


Cevat Sinet / Demokrat Haber Batman

Dicle Anter babası Musa Anter’i anlattı…

Babam 1958’de Diyarbakır’a gider, orada “kımıl” şiirini İleri Yurt gazetesinde yayınlar. Bu şiir nedeniyle yakalanarak İstanbul’da cezaevine konur. Bu arada yaşım 9, bu  vesile ile cezaevinde babamı tanımaya başladım. Tabii ilk dönemde babamı ziyaret edemiyorum ilk 6 aylık dönemde. 6 ay sonra koğuşa alınır. Ziyaretler başlar. Ziyaretler esnasında küçük yaşta ona götürdüğüm şiir ve resimler nedeniyle babam oldukça  duygulanır. İlk Türkçe-Kürtçe sözlüğü cezaevindeyken yayınlanır…

 

Bir gün gazetede Musa Anter ve arkadaşları 49’lar davasından idam edilecek haberini okuyunca şok oldum. Yeni Sabah gazetesiydi, hiç unutmuyorum. Emin Batu vefat eder cezaevinde. Cezaevinde Kürtçülük davasından ölenlerden biridir Emin Batu. Emin Batu, tabutluk denen hücrede tutulur. Zaten ölüme terk edilen insanlar içindir orası. Üstüne kar yağar ve hastalanır ve hastalıktan cezaevinde ölür. Cezaevindekilerin en gençleri o dönemde Yaşar Kaya’ydı, daha 19 yaşındadır. Sait Kırmızıtoprak, Canip Yıldırım, Sait Elçi… Herkes oradaydı yani.

 

Cezaevindeki hayatı yaşayarak babamızla birlikte büyüdük. Annemi tanıyanlar aslında onun için “gizli bir kahraman” der. O dönemde çok büyük emekleri vardır cezaevinde, oturduğumuz civarda hiç Kürt yoktu, annem cezaevindekilerin çamaşırlarını alıp yıkardı.

 

Annem, Abdürrahim Zapsu’nun kızı, Bedirhan’ların torunu; Aziz Bedirhan’ın torunudur. İstanbul’da doğup büyümüş, Alman Lisesi’ni bitirmiş. Annem bir memur maaşıyla cezaevinde hem babama bakardı hem de 3 çocuğuna.

 

Annemin hem bizim üzerimize hem de babam üzerine çok büyük emekleri var. Babam o kadar cezaevine girip çıktı ki! Cezaevinden çıktıktan sonra kendisini toparlayamadan, babaannem vefat etti ve buna çok üzülmüştü. Türkiye’nin ilk kadın muhtarıydı babaannem: Fesla Anter. Babam toplam 11 sene hapis yattı. 

 

Babam Harbiye’deyken 12 gün boyunca hücreden ziyade, lağım çukuru içine atılıyor, bu işkenceler bizi çok etkilemişti gerçekten. Babam esasen kımıl şiirindeki şeceresinde; köken olarak Botan aşireti, Temikan kolundan, Montelza’ya bağlı Anter dalına mensup ve aslen Siirt Eruh’un Nivila köyündendir. Annem de Bedirhanların Hakkari tarafındandı. Dedem Kürt Teali Cemiyeti’nin kurucularındandı: Abdurrahim Zapsu. Şair, yazardı...

 

1965’te seçimler oldu, babam Türkiye İşçi Partisi’nden milletvekili adayıydı 1. sıradan, daha sonra anlaşmazlık oldu. Babam bağımsız olarak katıldı seçime, tabi kazanamadı. 1967’de ilk defa hüküm giydi. Bir sene Çanakkale cezaevine gönderildi.

 

Babam, aslında bize babalık yapmadı, arkadaştık daha çok. Anlatmak istediklerini bize hep fıkrayla anlatırdı. İdealist biriydi. Ve bize yaşamıyla örnek oldu. Babamın 20 yıl önce yazdıklarına bakarsak bugün bile geçerliliğini koruduğunu ve hiçbir şeyin değişmediğini yaşayarak tanıklık ederek görüyoruz.

 

MUSA ANTER DE ATATÜRK’ÜN ANNESİNE KÜFÜR EDEREK KARŞILIK VERİYOR

Babamın ilk gözaltı tecrübesi Adana Talebe Yurdu’ndayken Atatürk’ün annesine küfür ettiği olayla olmuştu. Müdür Seyid Rıza’nın annesi Berfê’ye küfür ediyor, Musa Anter de Atatürk’ün annesine küfür ederek karşılık veriyor.

 

Babam 1993’te Diyarbakır Seyrantepe’de öldürüldü. Ölüm haberini yurtdışındayken aldım. Cenazesi Diyarbakır Devlet Hastanesi morguna kaldırılıyor, yeğeni gidip belgeleri imzalıyor. Asker nezaretinde halka gösterilmeden gizlice alınıp arka kapıdan götürülüyor ve askerler Zivingê Köyü’ne gömülüyor. Fikri Sağlar’ın Kültür Bakanlığı döneminde, annemin girişimleriyle bir sene sonra naaş Zivingê’den alınıp Akarsu Tililê Köyü’ne defnediliyor tekrar. Babamın öldüğü yerde bir anıt yapıldı, İranlı bir heykeltıraş yaptı ama kimse ne yazık ki sahip çıkmadı buna, ki bu konuda biraz sitemkâr olmak zorundayım ben. Kimse kusura bakmasın ama. Daha ziyade babamın bir çınar ağacıyla özdeşleşmesi açısından onun yerine bir çınar ağacı dikilseydi daha yerinde olurdu diye düşünüyorum.

 

Ortadoğu’da yaşanan acılar yok sayılmamalı. Her halk kendi acılarıyla yüzleşmeli, Kürtler, Türkler kendi tarihiyle yüzleşmelidir. Bazı tarihi sayfalar yok deniliyor, o sayfalar eksikse demek ki sen bu katliamı yapmışsın. Yüzleşilmeli bunlarla. Yüzleşilsin ki barışa daha çabuk gidilsin.

 

‘CUMHURİYETİN TANIĞI, SANIĞI VE DAVACISIYIM’

Babam haksızlığa müthiş tahammülsüzdü. Babam gibi insanları sırf ölüm yıl dönümlerinde anmakla olmuyor. Babam derdi “Ben 55 yıllık cumhuriyetin tanığı, sanığı ve davacısıyım.”

 

Bunca öldürülen Ermenileri, Süryanileri, Keldanileri bir tarafa bırakıyorum, öldürülen Türkleri aydınlatmalılar önce. Başta Uğur Mumcu, Sabahattin Ali, Cevat Yurdakul (28 Eylül 1979)… Bunları bile daha aydınlatamadılar ya. Kendi tarihleriyle yüzleşsinler önce. Güçleri yok ki, yapamıyorlar. Kürtlerle, Ermenilerle yüzleşmekten korkuyorlar. Çünkü çok şey yapmışlar.

 

Türkiye bugün sanki bağımsız bir devlet midir: hayır. Abidin Nesrin 1948’de: “Türkiye bağımsızlığını kaybetmiştir” diyor. Türkiye bugün kapitülasyonlarla yaşıyor hala. Bu olayların tekrar edilmemesi için öncelikle 90’lı yıllardaki devlet erkânının: Tansu Çiller, Mehmet Ağar, Doğan Güreş’in, ki bu ekibin olduğu gibi yargılanıp kamu vicdanını rahatlatacak şekilde cezaevine konulması gerek; çünkü bunlar katildir, azmettiricidir. Tetikçi olmak çok kolaydır; ama arkasındaki güç önemlidir. Arkasında kimler vardır? Yani esas katiller azmettirenlerdir. Bunlar yakalanacak, yargılanıp cezaevine bunlar konulacak. Ne oldu Susurluk? Aydınlatıldı mı? Yok!

“BUGÜNKÜ HÜKÜMET DAHA BETERİNİ YAPIYOR”

Benim babamın bir ideali vardı ve bunun için öldürüldü. Neydi o ideali; halkların huzur içinde yaşaması, kardeşliği ve barışıydı. Devletin gelip de bizden özür dilemesi pek de bir şey ifade etmeyecek; çünkü hala insanlar ölüyor. Değişen bir şey var mı, yok! Yeni hükümet; Dersim’de bunlar bunlar yapıldı diyor. Bakıyorsunuz bugünkü hükümet daha beterini yapıyor. 48’lerden daha kötü günleri yaşıyoruz. Dinî ağırlıklı bir hükümetin, AKP’nin, Ermenilerle, Süryanilerle yüzleşeceğini hiç sanmıyorum. Kendi Müslüman Kürt kardeşleriyle dahi yüzleşemiyor.

 

“BABAMIN ÖLÜM EMRİNİ KİM VERDİ?”

Dijvar kod adlı Hamit nerde? Devletin elbette bunu ortaya çıkaracak istihbaratı, olanakları var. Bu adamı ortaya çıkarması gerekir. Bu adam yaşıyor mu, ölü mü, nerede bu adam? Bu emri, babamın ölüm emrini kim verdi? Birisi bu emri verdi. Yani bir sabah vatandaşın biri evden çıktı, canı sıkıldı ve gidip Musa Anter’i öldüreceğim mi dedi. Kim buna inanır?  Bu örgütlü bir iştir. AİHM Türkiye’yi mahkum etti, mahkum olma sebebi ise babamın cinayeti. Lakin mahkumiyet gerekçesi oldukça komik; Türkiye babamın güvenliğini sağlamadığı için mahkum edilmiş. Devlet öldürmek istediği adamın güvenliğini niye sağlasın ki? AİHM’de bu katil sistemlerin mahkemesidir işte.

 

“BİZE ŞEHİTLİK RÜTBESİ VERMESİNLER”

Şehitlik meselesinde de, bize şehitlik rütbesi vermesinler, istemiyoruz onu. Bize babamızın katilini versinler. Gerçek suçluları bulsunlar.  Babamın tüm kitaplarını yasakladılar, torununun ismi “w” harfi barındırdığı için kabul edilmedi. Devletten hem babamın katilini hem de Hrant Dink’in katilini bulmasını istiyorum.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.