Bir duduk üstadı Suren Asaduryan

Ali R. Karadağ / Posta

Kadıköy'de mütevazı bir mekanda otururken sahneye çıkan kişinin Suren Asaduryan olduğunu bilmiyordum. Duduk çalmaya başladı, mekandaki herkes sus pus oldu. Ses mekana yayılırken ağlayan, hüzünlenen insanlar vardı. Bu etkileyici müziği sunan kişi ile bir vapur yolculuğunda konuştuk. Huzurlarınızda Ermenistan'da yaşayan ama ülkemizde de 7 albüm çıkarmış olan Ermeni duduk sanatçısı Suren Asaduryan (52)…

Dünyaca ünlüsünüz. Ama küçük, mütevazı bir mekanda çalarken rastladım size.

Sanatçının nerede çaldığı değil, kimlere çaldığı önemli. Dinleyicilerinizle etkileşime girmişseniz, duygu alışverişi yapmışsanız, yeter. Dinleyen insanın hislerinizi anlaması, etkilenmesi lazım. Herkesi susturmalı, kendinizi dinletebilmelisiniz. Burası büyük bir konser alanı da olur, küçük bir mekan da. Fark etmez.

Ailenizde başka müzisyen var mı?

Karım ve kızım konservatuvar mezunu piyanist. Bir oğlum garmon ve kemençe çalıyor. Diğer oğlum hukuk okudu. Amcalarım ve dayılarımdan da müzisyenler var. Bu, Tanrı’nın ailemize verdiği bir yetenek olmalı.

“EN İYİ DUDUK, KAYISI AĞACINDAN...”

Duduk, insanları çok etkileyen bir müzik aleti. Biraz tanıtır mısınız?

Efsaneye göre Nuh Peygamber, Tufan’dan sonra Ağrı Dağı’nın tepesine gemisiyle oturmuş. İnsanlar orada tekrar çoğalmışlar. İşte o zamandan beri kullanılan bir enstrüman duduk. O zamandan beri birçok insan duduk çalmış ama çok azı hakkını vererek çalabilmiş. Aslında 1 oktavlık bir alet. Ama çellodan, klarnetten zordur çalması. Birçok ağaçtan yapılsa da en makbulü kayısı ağacıdır. Yaşlanıp meyve vermeyen kayısı ağaçlarının en fazla güneş alan kısımları kesiliyor. Uzun yıllar bir yerde bekletilerek iyice kurutuluyor. Sonra tuzlu suyla doyurup delikleri açılıyor. 10 delikli bir çalgı bu. Ağızlığı ise kamıştan yapılır. Sonuçta insanı oynatan ya da ağlatan duduk ortaya çıkar.

Siz nasıl tanıştınız dudukla?

Bir yaz kampında tanışmıştım. 17 yaşındayken ustam Vaçe Hosepyan’dan ders aldım. 18 yaşında da profesyonel olarak çalmaya başladım. 20 yaşında Ermenistan Halk Müziği Orkestrası’nda çaldım. 24 yaşında, konservatuvarda eğitimini aldım. Gerçi ondan önce heykel bölümünü bitirdim ama heykelle amatörce ilgilendim. Dudukta sıkı eğitim çok önemli. Markar Markaryan, Vaçe Hosepyan, Civan Gasparyan gibi ustalar duduku geliştirdiler. Ben de katkıda bulunuyorum bu gelişime.

“İSTANBUL’UN ENERJİSİ GÜÇLÜ”

Duduk çalarken ne hissediyorsunuz?

İyi çalarsanız hem siz, hem dinleyen, hem de enstrüman kendini iyi hisseder. İyi müzik, sanatçının arınma şeklidir. Ruhun esenliğe kavuşmasıdır. İnsanın iki gözü var. Üçüncüsü kalptir. Sanat, Tanrı’nın dili. O’nun enerjisini hissetmek çok etkileyici. İnsanlar farklı diller konuşur ve çoğu zaman birbirini anlamaz. Ama müzik tüm insanların ortak dilidir. Müzisyen olmak, hakikate ulaşma gayretidir. Bu, Tanrı’nın size ne kadar iyilik verdiği ile ilgili. Yani müzisyenin bir ırkı, bir dini yok. Herkesle bir olmak güzel bir duygu.

İstanbul’a sık gelip gidiyor musunuz? İstanbul sizin için ne ifade ediyor?

1994’ten beri sürekli gidip geliyorum. İstanbul dünyanın ortası. Çok az insan bu şehrin farkında olarak yaşıyor. Çok farklı kültürler yan yana yaşıyor burada. O nedenle de çok güçlü bir enerjisi var kentin. Burada seni anlayan insan bulman çok kolay. İstanbul benim için; çok iyi müzisyenlerin olduğu, çok iyi dinleyicilerin olduğu bir şehir. Burada olmayı seviyorum.

Bu, geleneksel bir müzik aleti mi? Yeniliklere ne kadar açık?

Önce başka müzik aletlerine eşlik ediyordu. Markar Markaryan sayesinde solo çalışmaya başladı. Birçok müzik aletiyle uyumlu. Mesela ben, Avustralya yerlisi olan Aborijinlerin geleneksel çalgısı ‘djiridoo’ ile düet yaptım. Aynı şekilde gitarla, neyle de. Yeniliklere kolay uyum sağlıyor yani. Ama duduk orkestrasıyla tadı başka olur. Sabit sesle çalan bir-iki duduğun üstüne solist duduk çaldığında müthiştir.

Burada konserleriniz olacak mı?

Hazırlıklar var. Burada Ermeni dinleyicilerden çok Türk müzikseverler geliyor dinlemeye. Demek ki müziğe evrensel bakabiliyorlar. Bir Ermeni olarak burada sevilmek güzel duygu.

“TÜRK SANAT MÜZİĞİNİ ÇOK SEVERİM”

Az önce “Çok iyi müzisyenler var” dediniz. Türk sanatçılarla çalışmalarınız nasıl gidiyor?

Türkiye’de yedi albüm çıkardım. Konserler verdim, bazı sanatçıların albümlerinde çaldım. Birlikte çalıştığım sanatçıları çok beğeniyorum. Birol Yayla iyi bir neyzen. Erkan Oğur da çok iyi bir sanatçı. Onlarla çalıştığım, tanıştığım için mutluyum.

Türk müziğini nasıl buluyorsunuz?

İyi bir duduk sanatçısı gezer, kültürleri araştırır, öğrenir. Türk sanat müziği ve Türk halk müziğini çok seviyorum. Duduk, erkeklerin ağıtıdır. Onunla çalınan çok güzel halk türküleri var. ‘Uzun İnce Bir Yoldayım’, ‘Tutam Yar Elinden’, ‘Sarı Gelin’, ‘Bitlis’te Beş Minare’ gibi türküleri duduk için düzenledim. Mesela Ermenistan’da şimdi cenazelerde bu türküler çalınıyor dudukla.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Ekin 2 yıl önce

kimin hatası bilemiyorum ama... birol yayla değil neyzen olan! aziz şenol filiz!