Ayşe Berktay: O treni durdurmak lazım

RUKEN ADALI / ANF

27 aylık tutukluluğun ardından kısa bir süre önce tahliye olan çevirmen, barış aktivisti Ayşe Berktay Halkların Demokratik Partisi'nin Şişli Belediye Başkan aday adayı gösterildi.

Ayşe Berktay, tutukluluk sürecini "Sanki bir tren, toplama kampı Auschwitz'e insan taşıyor. Siz oradan tanıdıklarınızı kolundan tutup kurtarmaya çalışıyor gibisiniz. Bu çok kötü bir şey. Çünkü treni durdurmak lazım” sözleriyle anlatıyor.

Çevirmen ve barış aktivisti Ayşe Berktay, 27 aylık bir tutsaklığın ardından tahliye edildi. "KCK" adı altında yapılan siyasi operasyonla rehin alındığında BDP Merkez Kadın Meclisi'nde çalışıyordu. Bu demokratik faaliyeti, 'KCK üyeliği'ne delil olarak sunuldu.

Duruşmanın görüldüğü gün olan 20 Aralık'ta, Bertay'a, HDP'den Şişli belediye başkanlığı için aday adayı olması teklif edildi. Bu öneriyi, cezaevindeki arkadaşlarıyla konuşarak kabul etti. Ardından aynı gün tahliye edildi.

Berktay, 27 aylık tutsaklığı, dava sürecini ve adaylığını ANF'ye anlattı.

DAVA YOK ETME KONSEPTİNİN PARÇASIYDI

205 sanıklı davada yargılananların tamamının Kürt demokratik siyasetinin içinde yer aldığını hatırlatan Berktay, davanın bir yok etme konseptinin parçası olduğunun altını çizdi, "Legal, demokratik siyaset alanıyla ilgili her örgütlenmeyi, her hareketi illegal saydılar, KCK ile ilişkilendirdiler. Her şeyi illegalize ederek, yok etmek istediler. BDP gibi bu legal siyaset kurumlarına gidip gelmeyi korkulacak bir şey haline getirmeyi amaçladılar" dedi.

Berktay, planın çok işe yaramadığı görüşünde: Sonuçta geldiğimiz nokta, diyalog süreci oldu. Henüz müzakere süreci başlamadı ama diyalog yoluna geldiler.

GÖZALTINA ALINMAYI BEKLEMİYORDUM

Berktay neden bu operasyona dahil edildi?

Öncelikle böyle bir operasyonda gözaltına alınacağı aklına gelmemiş.

"Bin 400 kişilik bir listeden bahsediliyordu, operasyon bekleniyordu. Ama bunun ne kadar genişlikte bir operasyon olacağı konusunda çok da fazla üzerinde düşünmemiştim" diyor.

Gözaltına alındığında şaşırdığını anlatıyor ve ekliyor: Arkadaşlarım da şaşırmıştı.

Berktay, gözaltına alındığında, BDP Kadın Meclisi aktivistiydi. Ancak kendi durumunu, "24 saat BDP ile uğraşmıyordum. Elbette kafamın bir köşesinde hep vardı ama fiili olarak böyle değildi" şeklinde açıklıyor.

Berktay, 27 aylık bir tutsaklığın ardından serbest bırakıldı. Neden?

Bu sorunun yanıtını bilmediğini söylüyor ve ekliyor: Doğrusu kimin neden bırakıldığı, kimin neden tutulduğu belli değil. 'En alakasızlardan başlayarak tahliye ediyorlar, kalanlar ceza yiyecek olanlar' şeklinde bir tasnif yapmak mümkün değil. Tamamen keyfi ve hiçbir kriteri olmayan bir şekilde bırakıyorlar. 'Bazı isimleri öne çıkartarak bırakıyorlar' desen o da değil. Örneğin, ben bırakıldım, Deniz Zarakolu bırakılmadı. Tamamen keyfi ve bu keyfiyet, belirsizlik aileler açısından zulüm.

DAVANIN ÜNLÜSÜ OLMAK

Bazı siyasi davalar, ünlü isimler üzerinden gündem oluyor. O isim tahliye edildiğinde, basının da kamuoyunun da gündeminden çıkıyor. Berktay da o ünlü isimlerden biriydi. Bu durum onda nasıl bir duygu yarattı?

Ayşe Berktay, yaşadığı çelişkili duygu hallerini anlattı: Bir yandan insanın kendisi vasıtasıyla bir davanın da gündeme geliyor olması iyi. 'Hiç olmazsa bu vesile ile gündeme geldi' diye düşünüyorsunuz. Anılıyor olmak, bir gayya kuyusunda kaybolmamak da insana iyi geliyor. Fakat, bir yandan da bir burukluk oluyor. 205 kişilik dava sürüyor ve senin ismin öne çıkıyor. Bu durum çok iyi değil. Kişileştirmek iyi bir şey ama kişileştirmeleri çoğaltmak lazım. 'Suçsuzluğunu bildiğimiz bir takım masum insanlar' ile 'suçlu insanlar' ayrımına düşmemek lazım. Burada herkes aynı, hiç kimsenin birbirinden farkı yok. Ben çıktım, içeride kalan arkadaşlarımın benden farkı yok.

Berktay, büyük siyasi davalardaki ünlülerle kamuoyunun kurduğu ilişkiyi anlatırken, Nazi Almanyası ile kıyaslama yapıyor: "Çok korkunç. Sanki bir tren gidiyor ve Almanya'daki toplama kampı Austwich'e insan taşıyor. Siz oradan tanıdıklarınızı kolundan tutup kurtarmaya çalışıyor gibisiniz. Bu çok kötü bir şey. Çünkü treni durdurmak lazım. Bu bir siyasi soykırım davasıysa, bu siyasi soykırımı durdurmak lazım."

Berktay, KCK davalarının da yeterince kamuoyuna anlatılmadığı görüşünde. Kanıksamanın, alışmanın bir nedeninin de bu olduğunu belirtiyor ve ekliyor:  Ben bu topluma, halklara inanıyorum. Adaletsizliği gördüğü anda tepki gösterebileceğine inanıyorum. Ama harekete geçmek için bir yerlerden 'olur' bekliyorlar gibi.  Demokratik kurumların, siyasi partilerin çok önemli bir sorumluluğu var; bu doğru. Ama bir yandan da çok geniş bir kitle olması gerekmiyor. Bu meseleyi gündemine almış 5-10 kişilik bir ekip bile çok şey yapabilirdi.

Berktay davaya ilişkin de iki gözlemini de anlattı:

"Sanki bir çaresizlik durumu var. 'Bu dava siyasi bir davadır, çözümü de siyasidir' diyen bir hal. Bu bir bekleme haline dönüşüyor. Davalarla ilgili bir şey yapmak gerekmediği duygusu var. Asla durumu kanıksamış değiller, adaletsizliğin herkes farkında. Fakat, 'Bir kere devletin eline düştüysen sonu yok' gibi bir algı.

Bir de çok tehlikeli olduğunu düşündüğüm bir algıyla da karşılaştım.

'İktidarla Kürt hareketi arasında bir pazarlık yapılıyor. Özel yetkili mahkemeler kaldırıldı. Bundan sonra tutuklamalar, operasyonlar eskisi gibi kontrolsüz olmayacak, kontrollü olacak. Ancak, AKP BDP'ye önceki tutuklamalar konusunda üzerlerine gelmemelerini söyledi' şeklinde bir algı. Buna göre, önceki KCK davalarını aslında feda ettiler. Bu korkunç bir algı. Ben böyle bir pazarlık olduğuna kesinlikle inanmıyorum. İnsanlar nasıl böylesi ahlakdışı yorumlar yapıyor anlamak zor. Ben Kürt siyasetinin hiçbir zaman böyle kumpas, sahtekarlık ve ikiyüzlülük içerisine girdiğini görmedim. Çünkü onun temel ilkelere aykırı."

DEVLETİ EN ÇIPLAK HALİYLE GÖRÜYORSUN

Berktay, kendi deyimiyle "cezaevindekilerin en yaşlıları arasındaydı." 18 yaşından 60'ına kadar çok çeşitli yerlerden insanlarla aynı koğuşta 27 ay kaldı. Cezaevi onda ne bıraktı?

Yanıtı: "Kadın mücadelesine dair savunduklarını gözden geçirmek, orada tartışmak, kendini tartmak açısından çok olumlu bir deneyimdi. Aynı zamanda kim için olursa olsun, cezaevi; insanı büyüten, geliştiren bir yer. Devleti en çıplak haliyle gördüğün bir yer. Dışarıda hem demokratikleşme hem de özgürleşme mücadelesi verirken, sonuç olarak özneleşme mücadelesi de veriyorsun. Kadının özne olmasına dair mücadele yürütüyorsun. Cezaevi ise insanı öznelikten çıkarmak üzere kurgulanmış. Orada 'Hayatım, benim iradem ve kontrolüm altında mı olacak yoksa onların, idarenin kontrolü altında mı olacak?' Bu soru çok önemli. Onun için zamanını planlıyorsun.

Komün olarak yaşıyorsun. Komün hem maddi olarak her şeyi paylaşmak hem de manevi bir paylaşım. Ortak yaşamı birlikte örme, inşa etme. Bütün iddialarına rağmen en basit şeylerde nasıl duvara tosladığını görüyorsun, öğreniyorsun."

İTAAT EDEREK YÖNETMEK

Berktay, HDP'nin Şişli belediye başkan aday adayı. 10 Ocak'ta adaylığı kesinlik kazanacak.

20 Aralık günü, mahkemenin son günü, kendisine teklif geliyor. Konuyu cezaevindeki kadın arkadaşlarıyla konuşuyor. Onlar, 'Sen kabul et, birlikte yaparız' diye güven verince kabul ediyor ve kararının ardından birkaç saat sonra özgürlüğüne kavuşuyor.

Herkesin birlikte yaşamı inşa ettiği bir Şişli tasavvur ediyor Ayşe Berktay.  Cezaevinde okuduğu ve Zapatistaları anlatan 'Ateş ve Söz' kitabında yer alan 'İtaat ederek yönetmek' kavramına atıfta bulunuyor; "Toplumla birlikte karar alıp toplumla birlikte bu kararlar doğrultusunda yönetmek."

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.