AK Parti Milletvekili: PKK seçime girsin, seçilerek gelsin!

Galip Ensarioğlu, “Yerel yönetimlerin güçlendirildiği bir modelde PKK seçime girsin ve seçilerek gelsin” dedi…

 

Neşe Düzel / Taraf

Neden Galip Ensarioğlu

AK Parti yeni bir döneme başlarken, Kürtler de bu yeni dönemde AK Parti’den neler beklediklerini tartışıyorlar. Acaba AK Parti için başlayan yeni dönem, Türkiye toplumu için de yeni bir dönem olacak mı? AK Parti, Türkiye’nin en temel sorunu olan Kürt sorunuyla ilgili yeni bir başlangıç yapabilecek mi? Bir yıldır her gün can alan bu savaşı durduracak adımlar atabilecek mi? Başbakan Erdoğan’ın “Oslo süreci yeniden başlayabilir. Öcalan’la görüşülebilir” açıklamalarıyla yeni bir barış sürecinin başlayabileceğinin işaretini verdi. AK Parti’nin savaşı durdurabilmek ve barışı sağlamak için hangi hamleleri yapması gerekiyor? AK Parti somut adımlar atmazsa nasıl sonuçlarla karşılaşır? Abdullah Öcalan bu barış sürecinde nasıl bir rol alır? Barışa yardımcı olabilir mi? Eski gücü var mı? AK Parti’nin Suriye politikaları Kürt halkını ve PKK’yı nasıl etkiledi? PKK’nın önümüzdeki bir yıl içinde neler yapar? Oslo süreci tek başına barışı sağlamaya yeter mi? Oslo süreci Kürt sorununu çözer mi? bütün bu can alıcı konuları Kürt siyasetinin en güvenilir ve cesur isimlerinden biri olan AK Parti Diyarbakır Milletvekili Galip Ensarioğlu ile konuştuk. Bugüne ve geleceğe dönük çok ufuk açıcı, aydınlatıcı değerlendirmeler ve cevaplar aldık.


***


Neşe Düzel: Bu son kongrede AKP için yeni bir dönem başlıyor. Ne bekliyorsunuz bu dönemden?

Galip Ensarioğlu: Türkiye’nin bozulan iç barışını sağlamasını bekliyorum. Çünkü AK Parti’nin varoluş sebebi neydi? AK Parti, Türkiye’nin bugüne dek çözülemeyen sorunlarını çözmeye talip oldu. Türkiye’nin çözülemeyen sorunları nedir? Kıbrıs’tır, Ermeni sorunudur, Alevi sorunudur, Kürt sorunudur ve Türkiye’nin ekonomik olarak hak ettiği yerdir. Ekonomide yapılması gerekenler ciddi olarak başarıldı. Sosyal ve ekonomik çok ciddi reformlar yapıldı ve Türkiye dünyanın gıptayla izlediği bir ülke oldu.


Ekonomi dışında saydığınız hiçbir sorun, buna demokrasi sorunu da dâhil, çözülemedi. Bunu nasıl açıklıyorsunuz?

Kökten retçi ve kökten kabulcü olmamak lazım. Türkiye’de demokraside ve sivilleşmede devrim yaşandı. MGK’nın ve YAŞ’ın yapısında, asker-sivil ilişkilerinde devrim oldu. Yüksek yargının ve askerin bu ülkedeki bürokratik oligarşik yapısı bitti, hâkimiyet siyaset mekanizmasına geçti. Aslında Türkiye’de rejim değişti.


Demokratik bir rejim mi kuruldu?

Bütün sorunlar çözüldü demiyoruz biz. Bunu Başbakan da demiyor. Ama biz çözüm iradesi gösteriyoruz. Çözmek için birçok reform yaptık. Bizim sorunları çözme niyetimiz var ve çözme yolunda da ilerliyoruz. Mesela Kürt sorununda çok önemli mesafeler kat edildi. Kürdoloji enstitülerinin kurulması, Kürtçe propagandanın serbest bırakılması, cezaevinde Kürtçe yasağının kalkması Kürtler için çok önemliydi. Bugün devletin okullarında Kürtçe seçmeli dersin veriliyor olması devrim niteliğinde bir değişikliktir.

 

Devlet bunları yapmakta çok gecikmedi mi? Kürtlerin talepleri bu yapılanların çok ötesine geçmedi mi? Artık bugün Kürtlerin olmazsa olmaz şartı anadilde eğitim değil mi?

Maalesef devlet gecikiyor. Ama Kürtlerin taleplerinin daha ileride olması, yapılanları görmezden gelmemize neden olmamalı. Yapılanlar var, yapılmayanlar var. Kürtlerin talepleri ne dediğimizde beş yıl önce biz 20 madde sıralıyorduysak, bugün bu listenin 15 maddesi çözüldü aslında. AK Parti, Kürt sorununun çözümü için şiddet dışında bütün yöntemleri denedi. Kültürel haklar çerçevesinde sorunu çözmeye çalıştı ama... Kürtler, bu ülkede bugüne kadar hiçbir siyasi iktidarın yapmadığını yapan, tanımadığı hakları tanıyan AK Parti’ye çok kızgınlar. Kürtler, hiçbir iktidara olmadıkları kadar AK Parti’ye kızgınlar!

 

Niye?

Çünkü bu hakların veriliş biçimi ve tarzı hatalıydı. Bir çözüm planı çerçevesinde sistematik bir biçimde verilmedi bu haklar. Bir şeyi verirken, “daha ne...” denilmemeli.

 

Sözünüzü ben tamamlayayım. “Her şeyi verdik, daha ne istiyorsunuz denmemesi” lazım. Öyle mi? Peki, Kürtler haksız mı AK Parti’ye kızmakta?

Halka haksız diyemezsiniz. AK Parti yaptığı reformları halka anlatamadı. Bizim iktidarımız batıdaki kamuoyunu da rahatsız etmemek, bir sorunu çözerken yeni sorunlar, hassasiyetler yaratmamak, yaptıklarıyla batıda tahribata yol açmamak ve Türk algısını da doğru yönetmek adına belki hem reformları yavaş yavaş yaptı hem de bu reformları yaparken batıdaki insanı da tatmin eden, onun endişesini gideren bir dil kullandı.

 

Milliyetçi bir dil kullandı...

Çünkü bu reformları yapabilmeniz için toplumsal desteği kaybetmememiz gerekiyor. Zira bu reformları ancak güçlü bir iktidar yapabiliyor. Eğer bu reformları yaparken toplumsal desteğinizi yitirirseniz, bu reformları yapamaz hâle gelirsiniz. Neticede AK Parti bir siyasi parti. Ama şu da bir gerçek ki reformlar zamana yayılmaz. Zamana yayıldığı zaman etkisini kaybediyor. Taleplerin gerisinde kalıyorsunuz ve yaptıklarınız hayra geçmiyor. Övgü alacağınıza eleştiri alıyorsunuz. Nitekim öyle oldu.

 

Peki, AK Parti bu savaşı durduracak adımlar atabilecek mi?

Atacak ama bu işi kolaylaştıracak olan muhalefetin tavrıdır. Muhalefet barış adımlarını ihanet olarak değerlendiriyor. Maalesef bir taraftan PKK’nin şiddeti bir taraftan da muhalefetin tavrı çözüm iradesine ciddi darbe vuruyor. Ama şu var. Başbakan’ın Oslo sürecinin devam edebileceğine ve Öcalan’la görüşülebileceğine ilişkin son beyanları, savaşı durduracak adımlar atılacağının işaretlerini veriyor.


Başbakan PKK ve Öcalan’la görüşülebileceğini söylüyor ama aynı zamanda BDD’li milletvekillerini Meclis’ten atmaya gidecek olan yolu da açıyor. Dokunulmazlıklarının kaldırılmasını destekliyor. İç barışı sağlayan bir adım mı bu?

Onca asker cenazesinin kaldırıldığı bir günde Şemdinli’de BDP’li milletvekilleriyle PKK’lilerin o karşılaşma görüntüleri, o sarılıp öpüşmeleri batıda çok ciddi tepki yarattı. Neticede bir başbakan olarak bu tepkiyi de yönetmekle mükellefsiniz. Bu tepkileri yönetmediğiniz takdirde halk öfkesini kendi eliyle almaya kalkar ki, işte bu ülkede en büyük tehlike odur. Halkın vicdanı tatmin olmadığı zaman halk gider kendi eliyle vicdanını rahatlatır. Halkın öfkesini dindirmek zorundasınız. Başbakan’ın söylemleri ve tavrı işte biraz da buna yöneliktir. Siyaset yapanlar...


Evet...

Siyaset yapanlar, gönül bağları olsa bile yöntem olarak silahı ve şiddeti seçmiş olan kişilerle hiç olmazsa görüntü anlamında mesafeli durmalılar. Siyasetteki rollerini boşa düşürmemek için de bunu yapmalılar. Kamuoyu önünde o insanlarla temas hiç hoş olmadı.


Dokunulmazlıklarının kaldırılmasını onaylıyor musunuz bu durumda?

Asla. Ben genelde milletvekillerinin suçüstü hâlleri ve fiili şiddet dışında dokunulmazlıklarının kaldırılmasına karşıyım. BDP’li milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması PKK’nin argümanlarına güç katar. Çünkü PKK her zaman, “işte bakın devlet, Kürtlere siyaset yapma imkânını vermiyor. O yüzden silah var, o yüzden biz varız” demek ister. Dolayısıyla PKK’nin ekmeğine yağ sürmemek için bugün Kürt mahallesinde siyaset yapanlara karşı daha yumuşak ve hoşgörülü olmamız gerekiyor.


KCK operasyonlarıyla siyasetin eli nasıl güçlendirilecek?

KCK operasyonlarını ikiye ayırıyorum ben. KCK, PKK’nin kendisidir ve yasadışı bir yapılanmadır. Ama KCK tutuklanmalarında hiç seçici olunmadı. Seçilmiş belediye başkanı, insan hakları temsilcisi, belediye encümenleri, il başkanları içeri alınmamalıydı. Ama burada suç sadece iktidarda değil. Yargının sorumlu davranmamasından kaynaklanan sonucun faturası bize kesiliyor. 200-300 siyasetçinin tutuklanması KCK davasını siyasallaştırdı ve farklı bir konuma götürdü.


AK Parti, Uludere’de ciddi bir acıyla ve aşağılanmayla karşılaşan Kürtlerin kalbini kazanabilecek mi yeniden?

Aslında Uludere’nin araştırılması ve soruşturması konusunda yapılması gerekenleri hükümet yaptı, süreç başlatıldı ama sonuçlar henüz alınmadı. Sonuçlar gecikti. Kürt halkı olarak biz bunların sonuçlarını görmek istiyoruz. Uludere’yle ilgili tatmin edici sonuçlar alınırsa hükümet Kürtlerin kalbini kazanır. Kürtler duygusal bir halktır. Bütün bu yaşanan acılara rağmen, samimi iki güzel sözle dahi her şeyi unutmaya hazırlar. Yeter ki çözüm olacağına inansınlar.


Yeni AKP, Kürt sorununda çözüm olacağına Kürtleri inandırabilecek mi?

Bu iş artık söylemde kalmamalı. Kürtlerde çok ciddi bir güven sorunu var. Bundan böyle Kürtlerin güveni ancak pratik adımlar atılarak kazanılır. Bugüne dek çok güzel şeyler söylendi. Sistematik olmasa da çok güzel şeyler de yapıldı. Ama Kürtler artık anadilde eğitim hakkının tanınması ve kimlik, eşitlik, hak ve özgürlüklerin Anayasa’da teminat altına alınması, seçim barajının yüzde 10’un altına çekilmesi, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi gibi net şeyler duymak istiyor.


Bunu ne zaman duyacaklar?

Meclis açılınca yerel yönetimlerin güçlendirilmesi tasarısı gelecek. Başbakan’ın emriyle bir yıldır çalıştık ve çok ciddi bir reform hazırladık. Avrupa Konseyi’nin Yerel Yönetimler Şartı’nı tanıyan, bugüne dek Türkiye’nin koyduğu bütün çekinceleri tamamen kaldıran ve hatta onun da ötesine geçen çok ciddi bir yerel yönetimler reformu bu. Bizim tasarımız, yerel yönetimlere tanıdığı yetkilerle BDP’nin demokratik özerklik modelinin de ötesinde. Demokratik Toplum Kongresi’nin ve BDP’nin savunduğu demokratik özerklik zaten öyle köhne ve ucube bir özerklik ki. Bu özerkliğin dünyada uygulanan özerkliklerle ilgisi yok. Bunun yeryüzünde bir örneği ve uygulaması yok.


AKP’yle Kürtler arasındaki kopmayı önlemek için, AKP ne yapmalı sizce?

AK Parti ile Kürtler arasında bir kopma yok. AK Parti şu anda Kürtlerden en fazla oy alan parti. Mesele şu. Ortada bir Kürt sorunu var ve AkK Parti bunu çözmek zorunda. Biz kendi içimizde bunu tartışıyoruz. Ben AK Parti milletvekiliyim ve anadilde eğitim olmalı diyorum. Bizim içimizde bu anadilde eğitimi kökten reddeden insanlar var. Biz böyle bir partiyiz. AK Parti, Türkiye partisi. AK Parti’ye anadilde eğitim hakkını kabul ettirmek için bu tartışmaların olgunlaşması gerekir. Eğer bu durumu görmezden gelerek adım atarsanız, işi kırar, bozarsınız. Bir sorunu çözerken yeni bir sorun yaratırsınız. Üstelik kendi çözüm iradenizi ve çözüm gücünüzü de kaybedersiniz. Biz çözüm irademizi ve gücümüzü kaybetmeden işi yapmaya çalışıyoruz.


Savaşı durdurabilmek ve barışı sağlamak için AKP’nin nasıl hamleler yapması gerektiğini düşünüyorsunuz?

Çözümün sadece icraatla olmadığını herkesin bilmesi gerekiyor. En başta siyasetin dilini yumuşatmalı. Halkı kızdıran, halkın sinir uçlarına dokunan ne varsa telafi edilmeli. Şu anda Kürtlerin gönlünü almaya ihtiyaç var. Yumuşayan dil üzerinden Türkiye’de güven verici yeni bir uzlaşı ortamı yaratılmalı. Başbakan’ın konuşmaları bunu yapacak. Çünkü iç barışın olmazsa olmaz ilk koşulu silah bırakma değil, güvendir! Kürtler ve Türkler ikna edilmeli. Kürt sorununun çözüleceğine, şiddetin duracağına, devletin demokratikleşeceğine, Kürtlerin haklarının tanınacağına, bunun Türkiye’yi bölmeyeceğine, Kürtlerin bölünme talebinin olmadığına dair ikna edilmeliler. Bunu yapacak olan AK Parti. Çünkü iktidarda olan biziz. Sorumluluk bizde.


Öcalan, bu barış sürecinde nasıl bir rol oynar sizce?

İyi bir rol oynar; çünkü Abdullah Öcalan’ın PKK üzerindeki hâkimiyeti, gücü ve sembolleşen liderlik konumu devlet için bir şanstır. Niçin şanstır? Devletin elinde olduğu için şanstır. Niçin şanstır? Çözüm olmadığı sürece kendi geleceğine yönelik bir iyileşmenin olmayacağını kendisi de çok iyi bildiği için bir şanstır. Devlet bu şansı doğru kullanmalı.


Doğru kullanmak nedir?

Bu şans, kullanma ve kandırma temelinde kullanılmamalı. Mesela Öcalan Kürtlerin haklarını istemeyen bir çözüm sunsa dahi devlet bunu kabul etmemeli. Kürtlerin demokratik hakları neyse tanınmalı. Bakın... Silvan olayıyla, Oslo süreci ve Öcalan boşa düşürüldü. Ama daha sonra PKK, Öcalansız hiçbir şey yapamayacağını gördü. Neticede PKK örgütü yekpare değil. İçinde çözüm isteyen ve istemeyen farklı kesimler var. Kürt sorununun dışında ideolojik hedefleri olan önemli kesimler de var. Hatta Kürt sorunun çözümünü, uluslararası istihbarat örgütleriyle ilişkilendiren kesimler ve onlar adına çalışanlar da var. Silvan’la Oslo süreci ve Öcalan boşa düşürüldü ama daha sonra süreci boşa düşürenler kendileri boşa düştüler. Öcalansız hiçbir karar alamadıklarını gördüler.


Bir yıldır yaşanan bunca şiddet, Kandil karar veremediği için mi yaşandı?

Tamam... Bunlar Türkiye’nin dengesini bozdular, Türkiye’yi rahatsız ettiler ama kendileri de askerî açıdan başarılı değiller. İşin bir sonuca gitmediğini gördüler. Bir yılda 200 asker, polis ve sivil vatandaş öldü ama bunca şiddet sonucunda PKK de 800 civarında kayıp verdi. Bu, PKK açısından askerî bir başarı mıdır? Türkiye’nin dengesini intihar eylemleriyle bozdular. PKK elemanlarını eyleme değil, ölmeye gönderiyor! Anlayacağınız kendileri de boşa düştüler. Artık bir sonuca gidemiyorlar, karar veremiyorlar, hedef koyamıyorlar. PKK bir yıldır sadece top çeviriyor, şiddet uyguluyor. Oysa her örgütün ve her eylemin bir hedefi vardır. PKK’nin ise bir hedefi yok. PKK hedef koyamıyor.


Tam olarak ne anlatmak istiyorsunuz?

Bu örgüt, Öcalan’ın hedef koymasına alışmış. Hedefi ancak Öcalan koyuyor. “Demokratik özerklik modeli oluşturdum. Gidin çalışın, içini doldurun” diyor. Sonra vazgeçiyor, “Demokratik konfederalizm, gidin bunun içini doldurun” diyor. Sonra “Ekolojik toplum yaratın, gidin bunun içini doldurun” diyor. Yani hedefi sadece Öcalan koyuyor. Bir dönem bağımsız Kürdistan hedefi koydu. Sonra “Vazgeçtim, üniter yapı içinde bir çözüm arıyorum. Demokratik bir ulus oluşturuyorum” dedi. PKK içinde hiçbir kanat örgütün önüne hedef koyamıyor. Böyle olunca da örgüt sadece gücünü ortaya koymaya çalışıyor, eylem yapıyor, top çeviriyor. Şimdi BDP de, KCK da, PKK de hep birlikte yeni baştan Öcalan diyorlar. Silvan olayıyla boşa düşürülen Öcalan, şu anda en güçlü konumunda. Onu boşa düşürenler bir hedef koyamadıkları için boşa düştüler ve Öcalan’ın konumunu güçlendirdiler. Öcalan, bir aydır yeniden güçlendi ve devlet için bir aktör hâline geldi.


AK Parti’nin Suriye politikaları Kürt halkını ve PKK’yı nasıl etkiledi?

Türkiye’nin İran, Irak ve Suriye’deki Kürtlere karşı kullandığı dil ve tavır kendi içimizdeki Kürt sorununu da tetikliyor. Bugün bölgede çok hızlı gelişmeler yaşanıyor. Türkiye artık daha büyük düşünmeli. Biz geçmişte Kuzey Irak politikamızı Türkmenler üzerine kurduk. Kuzey Irak’ta Kürtlerin güçlenmemesi için Türkmen kartını oynadık. Derin devlet diye tabir ettiğimiz çevreler orada Kürtlere karşı karanlık eylemlere giriştiler. Çuval meselesi içi boş bir mesele değil aslında!


Türk askerlerinin başına Amerikalılar tarafından çuval geçirilmesinden mi söz ediyorsunuz?

Kerkük’teki Kürt valiye bir suikast planı vardı. Bu suikast oradaki JİTEM’ciler tarafından yapılacaktı. Amerika bunu önledi. Ö dönemde Türkiye oradaki Türkmenlere parti ve televizyon kurdurarak, paralarını ve maaşlarını da ödeyerek hiçbir başarı elde edemedi. Bu politika tutmadı, çünkü oradaki Türkmenlerin kimliği mezhepleriydi, ırkları değildi. Türkmenlerin Şii kimlikleri daha öndeydi. Türkiye bununla sadece Irak’taki ve Türkiye’deki Kürtleri gücendirmiş oldu. Son iki, üç yıldır hükümetimizin Kürt federe yönetimiyle ilişkileri normalleşti.


Hükümet niye Irak’ta yapılan hatayı bugün Suriye’de tekrarlıyor? Niye “Kürtler özerk yönetim kurarsa müdahale ederim” diyor?

İlk günlerde heyecanla ve panikle bu tepkiler verildi. Ama çabuk toparladık. Suriye’deki Kürtlerin yaşadıkları alanların konumu bir otonom yapıya, federe devlete ya da özerk bölgeye imkân vermez. Kürtler orada ancak çok küçük yönetimler kurabilirler. Bu da Türkiye için tehdit oluşturmaz. Türkiye artık büyük düşünmeli. Eğer dünyada ve Ortadoğu’da bir aktör olacaksa bölünmekten korkmamalı ve büyüme hesapları yapmalı. Özal zamanında bu hesapları yaptı ama dünya ve Türkiye o zaman buna hazır değildi.


Özal, federasyondan söz etmişti. Türkiye büyümeli derken, Türkiye, Irak ve Suriye Kürdistan’ını sınırları içine mi almalı, onlarla bir federasyon mu kurmalı diyorsunuz?

Bakın... Türkiye’nin iki büyük sorunu var. Bir Kürt meselesi, iki cari açık. Cari açık, enerji harcamalarından kaynaklanıyor. Bu iki sorunun çözümü de Türkiye’nin büyümesinden geçiyor. Kürtler hiçbir zaman Araplarla dost olamaz. Suriye özgürleşse bile Kürtlerle Araplar arasında savaş çıkacak. Bugün Türkiye ile Bağdat yönetimi arasında sorun yaşanıyor. Kürtlerin ve Türklerin geleceği ve mutluluğu ikisinin eşitçe birlikteliğinden geçiyor.


PKK’nın önümüzdeki bir yıl içinde neler yapabileceğini düşünüyorsunuz?

Muhataplığın ve müzakerelerin başlamasıyla ateşkes ilan eder. Bizde zaman zaman “silah bırakmadan, müzakere olmaz” deniyor.


Başbakan söylemiyor mu bunu?

Başbakan silah sussun anlamında söylüyor bunu. Dünyanın hiçbir yerinde ön koşul silah bırakma değildir. Ön koşul, silahların susmasıdır. Yani çatışmasızlık ve güven ortamının sağlanmasıdır. Silahlar susar ki, müzakereler ve çözüm için ortam sağlansın. Sonra müzakereler devam ederken, ne zaman ki herkes çözümün olacağına ikna olur, işte o noktada silah bırakılır. Yani silah sonra bırakılır. Genel af ve dağdan inme meselesi ise en sonda olur.


PKK, kendisine yöneteceği bir toplum ya da toprak vermeyen bir çözümü kabul eder mi?

Bunu dayatır ama bunu hiçbir devlet kabul etmez. Yerel yönetimlerin güçlendirildiği bir modelde PKK seçime girsin ve seçilsin. Seçilerek gelsin. Silahıyla başımıza gelmesin. Yoksa Kürt halkı için 80 yıllık silahlı vesayet biter ama bu kez de PKK’yle yeni bir baskıcı ve silahlı vesayet dönemi başlar. Bunun kabul edilmesi ve olabilmesi mümkün değil.


Oslo sürecinin yeniden başlamasını destekliyor musunuz?

PKK’nin ateşkes ve çatışmasızlık pozisyonuna geçmesinden sonra tabii ki destekliyorum. Ama bu kez süreç kamuoyuna açık olmalı. Tabii ki gizli bazı şeyler görüşülecek ama görüşmeler nerede, nasıl yapılıyor, süreci kim bozuyor halk bilmeli.


Oslo süreci Kürt sorununu çözer mi?

Eğer Oslo’da görüşülenler hayata geçirilirse sorun tabii ki çözülür.


Son bir yılda AKP’nin Kürt politikasıyla ilgili hayal kırıklıklarınız oldu mu?

Başbakan’ın samimiyetine ve iyi niyetine kesinlikle güveniyorum ve hiçbir zaman şüpheye düşmedim. Ama Başbakan da bunu bir ekiple yürütüyor. Bu ekip de yöntemde hatalar yapabiliyor. Bu hatalar bende moral bozukluğu yarattı.


Eğer AKP Kürt sorununda somut adımlar atmazsa ne yapmayı düşünüyorsunuz?

Ben ne yaparım önemli değil, millet ne yapar önemli! Ben siyaset yapmayabilirim. Zaten siyaseti çok hevesli yapmıyorum. Ama AK Parti somut adımlar atmak zorunda. Kürt sorununu çözmezse ciddi sıkıntı yaşar. Türkiye’de yıllardır çözülmeyen sorunların çözülmesini bekleyenlerin, sistemden zarar görenlerin var ettiği ve desteklediği bir parti AK Parti. Dolayısıyla AK Parti ancak çözüm iradesini gösterdikçe büyür, çözümden uzaklaştıkça ise küçülür.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.