'Afro Türklerde siyahlık ile yoksulluk iç içe'

Yurtsuz.net’ten Uğur Şahin Umman Yrd. Doç. Dr. Lülüfer Körükmez ile Afro Türkleri konuştu:

Bu yıl İzmir’de 8. Dana Bayramı* Etkinlikleri düzenleniyor. Dana Bayramı, Ege Bölgesi’nde Afrika kökenlilerin gerçekleştirdiği bir etkinlik. Afrika kökenliler kendilerini Afro Türk olarak adlandırmakta. Afrika kökenliler ile ilgili gerek akademide gerekse sosyal yaşamda çok az şey biliyoruz. Bu alanda çalışan az sayıdaki insandan birisi Ege Üniversitesi Sosyoloji bölümü öğretim görevlisi Yrd. Doç. Dr. Lülüfer Körükmez. Körükmez, yaklaşık beş yıldır Afrikalılar Kültür Dayanışma ve Yardımlaşma (Afro-Türk) Derneği’nde gönüllü olarak çalışıyor. Akademik ilgi alanında uluslararası göç, etnisite, yoksulluk yer alalan Körükmez, Ten Rengi Ayrımcılığı konulu araştırmasında Afro Türklerin sorunlarına ışık tutmaya çalışıyor. Körükmez, Türkiye'de yaşayan Afro Türkler'in bazılarının beyazlaşma sendromu yaşadığını ve bunun azımsanmayacak bir durum olduğunu belirtiyor.

Afro-Türkler kimdir? Anadolu'ya geliş hikayeleri ne zaman başlar?

Çok belirli bir tarih dilimi söyleyemiyoruz. Afro-Türkler, Afrika'nın farklı ülkelerinden köle ticareti amacı ile getirilmiş insanların torunlarının torunlarıdır. Bir kısmı direk Afrika'dan Anadolu'ya, bir kısmı da hac yolu üzerinden kaçırılarak getirilmiştir. Tarihler üzerine çok az kaynak var. Tarihçilerin, arşivler açılmadığı için bilemiyoruz diyorlar, zaten az araştırılan bir konu. Ege ve Akdeniz kıyılarında genelde Batı Anadolu'da yaşıyorlar. O zaman Osmanlı'nın büyük çiftlikleri vardı, bu insanlar da bu çiftliklerde çalıştırılmak için getiriliyorlardı zaten.

Kölelik deyince her zaman akla Atlantik köleciliği gelmiştir. İslam köleciliğine pek bakılmak istenmemiştir. Afro-Türk ve İslam köleliği üzerinden bu konuyu nasıl değerlendirirsiniz?

O zaman köle olarak getirilenler Afro-Türk değillerdi. Onlar köle ticareti amacı ile Afrika'dan getirilen insanlardı. Şu anda Anadolu'da yaşayan siyah insanlara Afro-Türk diyoruz. O zamanki kölecilik, transatlantik köleliğinden farklılık gösteriyor. 9-10 yıl çalıştıktan sonra sahibi azat ederse, özgür insanlara dönüşebiliyorlar. Evlenebiliyorlar Bu tür farklılıklar var ama köle statüsü değişmiyor. Kölesiniz! Cumhuriyetten sonra vatandaşlığa geçtikleri sonra biraz toprak, biraz para veriliyor. Azat edilme ile gelen bir takım zorluklar da var. Köleliğin farklılığından söylenenlerin bir tanesi de İslam'da köleliğin olmadığı yönünde. İslam'da kölelik var. Kölelerinize iyi davranın gibi bir takım sözler de var. Köle köledir!

Afro-Türkler kendi içlerine kapanık mı yaşıyorlar? Kendi özelliklerinden dolayı kendi topluluğuna uzak durma eğilimi var mı sizce? Çocuklarının da siyah rengi taşımasın diye beyazlar ile evlenme eğilimi olan kadınlar var mı?

Şu anda renk ayrımcılığı ile ilgili bir proje yürütüyoruz. Burada ortaya çıkan sonuçlardan bir tanesi de bu maalesef. Beyazlaşma sendromu diye bir sendrom var. Dünyanın her yerindeki siyahlarda görünen bir sendrom. Çeşitli yöntemler kullanılarak beyaz olmaya çalışıyorlar. Bunların bazıları fiziksel uygulamalar. Çamaşır suyu içip, çamaşır suyu ile yıkanma ile beyazlaşmaya çalışanlar var. İlaç ve kozmetik sektöründe bazı kimyevi maddeler var. Renginizin beyazlatılmasına yarıyorlar. Fiziksel yolu tercih etmeyenler daha sosyal bir yön olan, beyaz biri ile evlenerek beyazlaşma yolunu seçiyorlar. O evlilik ile sizin prestij olarak yükseleceğiniz varsayımı var. Çocuklarınızın beyaz tenli olarak doğmasının isteğidir bu. Buna tam olarak beyazlaşma sendromu diyoruz. Bunu sadece Afro-Türkler değil bütün dünyadaki siyahlar yaşıyor. Siyahlarda görülen bir sendrom bu. Türkiye’de hepsinin yaşadığını söyleyemeyiz ama bazıları yaşıyor. Ama bu azımsanacak bir davranış değil.

Sürdürdüğümüz çalışmada değişik birçok şey daha gördük. Kadınlardan oluşan aileler gördük. Babaanne, kızları, torunları bir arada yaşıyorlar. Erkek yok ailede. Çocuklar dışında yetişkin erkek yok. Kızlar beyazlaşmak için beyaz insanlar ile evleniyorlar. Doğum olduktan sonra erkekler bırakıp gidiyorlar ve aileleri ile kalıyor kadınlar. 2-3 kuşak sürecince kadınlardan oluşan aileler görüyorsunuz. Evlilik yolu ile beyazlaşmanın yollarından bir tanesi. Sendromu yaşama nedeni ise, beyaz rengin iyi estetiğe sahip olduğu duygusu ve düşüncesi. Siyaha dair negatif atılımlar çok yüksek. Ten rengi üzerinden bu sendrom yeniden üretiliyor.

Afro Türkler 1926 yılında Medeni Kanun ile resmen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı oldular. Ama bu hukuksal düzenlemeler sosyal yaşamda Afro Türkler'i korudu mu?

Afro-Türklerin siyahlık ile yoksulluğunun birbirinden ayrılamama durumu var. Bazen siyah tenli olmaktan mı, yoksa yoksulluktan mı bahsettiklerini anlayamıyorsun. Bunlar iç içe geçmiş vaziyette. Eğitim seviyeleri çok düşük. Siyah olması nedeni ile eğitim sürecinde yaşanan ayrımcı pratikler, onları eğitim sürecinden uzaklaştırıyor. İş bulamıyorlar. Bir de kölelik geçmişi var. Siz kanunlar nezdinde bu insanları vatandaş yapsanız da, toprak ya da para verilse de, insanın bir sosyal sermayesi olması gerekiyor. Bir işi devam ettirmesi gerekiyor. Yıllar boyunca köle olarak çalışmış insanlar, özgür olduklarında normal bir hayatı sürdürmekte zorluk yaşıyorlar. Çalışma yaşamında tarlaları olduğu için hemen iş yapamıyorlar. Eski sahiplerine bir işveren olarak geri dönülüyor.

Afro Türklerin yaşadığı ayrımcı pratikler nasıl peki?

Günlük hayatta taşıdığı ten rengi nedeni ile çeşitli ayrımcılık pratiklerine maruz kalıyorlar. Örneğin, bir görüşmecimiz anlatmıştı. Otobüse bindikleri zaman, insanlar "Bismillahirahmanirahim" diyormuş. Siyah tenli birisinin görmemesi için çocukların gözlerinin kapatılması, dürtmeler, parmaklar ile göstermeler var. İnsanların merak kısmı anlaşılabilir bir şey. Türklerin siyah olabileceğini insanlar düşünmüyorlar. "Ne iyi Türkçe konuşuyorsunuz" cümlesinden sonra hala inanmama, ısrar etme davranışları var. Bu ayrımcılıklarda, pozitif tutum olarak düşünülen bazı tavırların da ayrımcılık içerebileceği durumu var. Başka bir görüşmecimiz ise, ev sahibinin kendisine, "Seni her gün görmem lazım. Sen benim uğurumsun" dediğini aktardı. Bir yandan uğursuzluk bir yandan uğur olarak nitelendirme durumu var. Tenine dokunup, siyah rengin çıkıp çıkmadığını kontrol etme durumu ile karşılaştık. Ne kadar güzel ten rengin var, ne güzel çikolata renkli birisin diyerek çok çekici olarak tarif ediliyorlar. Sevimlileştirme ve tatlılaştırma gibi ayrımcılık pratikleri var. Siyahın daha açık tonuna sahip olanlar için kaydediliyor bunlar. Örneğin bir görüşmecimizin annesi daha koyu tenli, kızı daha açık tenli. Bunu bir pozitif durum olarak görüyor. Kalabalık arasında ilgi çekiyor ve insanları etrafına toplayabiliyor.

Türklerin kafalarında ve sinemalarda gördükleri bir imge var: Arap bacı

Arap bacı, Avrupa'dan gelen bir gelenek. Avrupa'daki bazı gruplar tarafından sürdürülmeye çalışılıyor. Burada da öyle. Arap bacı ev içinde, ev işleri için çalıştırıldığı için genelde bu imge var. Edebiyatta da böyle imgeler vardır. Evde bir dadı vardır. O da arap bacıdır. Bunlar köle torunları ve çocuklarıdır. Türk sinemasında ve edebiyatında bunların örneklerini görebiliriz. Kölelik geleneğinin bir yansıması.

Günümüzde kendileri ile özdeşleştirilen meslek grubu var mı?

Tam olarak özdeşleşen bir meslek söyleyemem. Homojen bir grup değiller. Heterojen bir grup. Siyah oldukları için bir sürü meslek grubundan geri kalıyorlar. "Prezenatabl" olması bekleniyor. Siyah insanın "prezantabl" olma ihtimali yok sayılıyor. Siyahlığın daha çok "işlevsel" olduğu meslek gruplarını görebiliyoruz. Erkekler turizmde daha çok çalışabiliyorlar. Çünkü siyahlar orada bir eğlence ve bir iletişim öğesi olarak görülüyor. Bir sürü insanın turizm şirketlerinden çalıştığını görebilirsiniz. Turizmde ofis işlerinde çalışanların sayısı çok az. Daha çok animasyon gibi işlerde çalışıyorlar. Tarımda da çalışıyorlar ama tarım yavaş yavaş öldüğü için büyük fabrikalarda çalışmaya başladılar. Gündelikçi olarak gidiyorlar. Bir örnek daha verebilirim. Pazarlamacı olarak çalışan bir kadın görüşmecimiz var. İletişim kurmada siyahlığa bir kolaylık ve işlevsellik atfedilmiş. Dolayısı ile pazarlamacılar için o insanlar seçilmiş. Bazı meslekleri yapmada problemler yaşanıyor. Polis olamıyorlar mesela.

Başka ne tür pratikler var?

Siyahlığın hangi zihinsel kalıplar ile birleştirildiği önemli. Suç ile ilişkilendiriliyorlar. Özellikle siyah erkekler, her gün polis aramasına, çevirmesine, GBT sorgulamasına tabi tutulduklarını söylüyorlar. Bir sürü kalabalık içerisinden diğer insanlara dokunmadan onlara yöneliyorlar. Polisler, "Gel bakalım, kimliğini göster. Bu kimlik gerçek mi? Sen siyahsın ve kimliğinde Aydın'ın bir ilçesi yazıyor." gibi diyaloglar yaşandığını öğrendik. Afro-Türklere nereden ve nasıl geldiklerine alakalı bir bilgi aktarılmamış. Kölelik geçmişi travmatik bir şey. Afrikalılık böyle bir şey. Orada gençler ve yaşlılar arasında bir farklılık olduğunu söyleyebilirim. Yaşlılar, Afrika ve kölelik ile daha çok mesafe koyarken, gençler köleliğe bir mesafe koyuyor ama Afrika'ya ilişkin yeniden bir merak canlanışı var. Ama Afrika gidilmesi zor ve pahalı bir yer. Orada günlük hayatın nasıl yürüdüğüne dair meraklar oluşuyor. Biraz egzotize edilerek Afrikalılık ile ilişki kuruluyor. Afro-Türk ile Afro-Türk olmayan siyah karşılaştığı zaman birbirilerini tanısalar da tanımasalar da, birbiri ile selamlaşma yolu ile siyahlık üzerinden kurulan bir bağ olduğunu söyleyebilirim.

Afro Türkler dışarıdan, kendilerine özgü gelenekleri ve kültürleri ne durumda?

Bu konuyu Afrika'yı ve Türkiye'yi bilen antropologların çalışması gerekiyor. Bugüne kadar süren öğeleri takip edebilmek için sizin öncesini bilmeniz lazım. Eğer yaşatılan şeyler varsa bile, biz bunları bilemiyoruz. Afro-Türkler, zeybek oynayabiliyor, Ege şivesi ile konuşabiliyorlar. Afrika'dan gelip devam ettirilen şeyleri bilemiyoruz. Sadece Dana Bayramı var. Afrikalılar Kültür Dayanışma ve Yardımlaşma tarafından organize edilen bir etkinlik bu. İstanbul ve İzmir'de de yapılıyor. Afrika'da ne amaçla yapıldığını bilmiyorum ama Osmanlı döneminde kölelerin izinli olduğu Mayıs'ın ilk haftasında bir araya gelme ve haberleşme ağı yaratma amacı ile yapılıyordu. Yoksullara para yardımı yaratmak için de yapılıyor. Böyle bir işlevi var. Biraz antropologların bu işe kafa yorması lazım.

Afro Türkler neden üzerine akademisyenler yeterince çalışma yapıyorlar mı?

Bir ya da iki tane tarihçilerin hazırladığı kitaplar var. Edebiyat ile ilgili yapılmış çalışmalar var. Bu konuda çok ciddi bir kaynak sıkıntısı yaşanıyor. Arşivler açılmıyor. Elimizde Cumhuriyet öncesi ya da sonrası neler yaşandığına dair veri yok. İzlenecek yol yok. Diğer mesele de benim kendi fikrime göre akademinin yapısından kaynaklanıyor. Akademide işler atama ve yükselme ile yürüyor. Yayın yapacaksınız, makale yazacaksınız, kitap bastıracaksınız ve bundan puan alacaksınız. Oradan bir prestij gelmesi gerekiyor. Bu konu ile ilgilendiğini söyleyen çok sayıda akademisyen, yüksek lisans ve doktora öğrencisi ile karşılaştım. Karşılık olarak gelecek veri az. Buradan bir yayın ya da proje çıkarmanız zor. Dolayısı ile kolay uzaklaşılıyor. Afro-Türkler coğrafi olarak çok dağınıklar, demografik yapısı hakkında bilgi yok. Bilgi eksikliği birinci mevzu, ikinci mevzu ise akademinin işleyişi. Yabancı akademisyenler de ilgi göstermiyor.

Peki nerede ikamet ediyorlar İzmir'de? Aralarında bir liderlik var mı?

Liderlik yok. İzmir'de, Torbalı ve Ödemiş'in köylerinde yaşıyorlar. İzmir'in merkezinde Çimentepe, Üçyol tarafında yaşayanlar var.

Medya ayağı?

Görünürlük meselesinin oldukça problemli olduğunu düşünüyorum. Gazeteciler, belgeselciler konuyu ilginç bulup, burayı haber yapmak istiyorlar. Dana Bayramı'ndan sonra yapılan haber biçimlerine baktığınız zaman "Afro-Türkler var, çok ilginçler. Üstelik de dans ediyorlar" tavrı var. Bu saçmalığa varan bir şey. Belgesellerde antropolojik pornoya varan bir yaklaşım söz konusu. Burada çok ciddi bir sorun var.

Afro-Türklerin kendilerinin görünür olmaya ilişkin meselesi de var. Burada ilk gittiğiniz yer medya oluyor. Fiziksel olarak görünür olmak istiyorsunuz, medya da antropolojik pornografi şeklinde yaklaştığı zaman da durum hiç iç açıcı olmuyor. Herhangi bir şey anlatılmadan süs objesi haline dönüşüyor mesele. Gazetecilerin de dikkatli olması gerekiyor. Gazetecilerin fotoğraf çekmesi için izin almasına gerek yok! Onlar süs objesi zaten! Fanon bir kitabında şunu anlatır: "Biz, zencileri nasıl görmek isteriz? Devamlı gülerek görmek isteriz. Beyaz dişlerini seçerek görmek isteriz. Bunu mutluluk ile yapan, bunu itaat eden şeklinde yapan insanlar olarak görmek isteriz." Siyahların böyle resmedildiğini söyler. Bizde de böyle şeyler var. Herhangi bir kompozisyondan ve anlatımda dert yok! Burada zenci kelimesini ondan aktararak kullanıyorum. Yoksa bu kelimenin kesinlikle kullanılmaması gerektiği kanısındayım.

Daha iyi bir görünürlük için ne yapmalı?

Afro-Türk aktivistlere düşen şeyler var, dernekleri de var zaten. Daha iyi görünür biçimi için düşünmeleri gerekir

Örnek rica etsek?

Medyada her yer alma, görünür olmak değildir. Görünür olmak fiziksel değildir sadece. Kültürel, sosyal, politik derdiniz neyse onunla görünür olmak önemlidir. Gazetecilere düşen, belgeselcilere düşen görev de, biraz daha var olduklarını belirtmek dışında meseleyi politik ve sosyal olarak yer vermeleri gerekir. Sivil toplum olarak çok güçlenmeleri gerekiyor. Ama bu kolay bir şey değil. Yoksulluk, eğitim düşüklüğü gibi şeylerin olduğu ortamda sivil toplumda daha iyi örgütlensinler demek doğru değil. Ancak gençlerin bu konuya dahil edilmesi iyi olur. Akademi de dahil olmak üzere, fikir üreticilerine düşen görev, görünürlüğün politikası üzerine düşünmek, onu üretebilmek olması gerektiğini düşünüyorum.

____________________________

* Afrikalılar Kültür Dayanışma ve Yardımlaşma (Afro-Türk) Derneği Başkanı Mustafa Olpak Dana Bayramı’nı şöyle anlatır: Afrika kökenliler birleşip sıska bir dana alırlar. Bu danayı oturdukları muhitte ev ev gezdirerek yiyecek, para ve giysi toparlarlar. Amaç, azad olan kölelerin, bunların çocuklarının, annesi babası olmayan çocukların –ki Godya bakar onlara– senede bir gün et yemesini sağlamak. İşte bu gelenek senede bir gün et yeme günü olur, o sıska danayı kesip yerler. İzmir ve çevresinde yaşayanlar buna Dana Bayramı der. Bu gelenek, bugünkü Nijerya’da Yoruba (Yoruba ('Yorùbá') Nijerya'daki en büyük budunsal (etnik) topluluktur) geleneğidir. Afrika’da insanlık tarihinin en eski kültürlerinden biridir, bugün de Afrika’nın bazı ülkelerinde Togo’da, Senegal’de, Kenya’nın iç taraflarında, Güney Sudan’da bu gelenek devam eder. Her yıl tekrar edilmezse Tanrı’nın yaşadıkları yerlere kıtlık ve açlık getireceği inancını taşıyarak, Afrika’da bu gelenek sürdürülür. Bir yılın bol, verimli ve bereketli geçmesi için yapılır. Anadolu’da azad olan insanların senede bir gün et yiyebilmesi yanında bir başka önemi de Godya vasıtasıyla da kimin kim olduğunun izini sürmektir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.