12 EYLÜL DAVASI NEREYE GİDİYOR?

Av.Arif Ali Cangı'nın adını Bergama-Ovacık, Kışladağ, Efemçukuru Altın Madenleri davalarında, Allianoi'nin korunmasına yönelik davalarda, doğal ve kültürel değerlerin korunması ile ilgili yönetmelik iptali davalarında, bunun yanı sıra İncirlik'in ABD Askerlerine kullandırılmasına ilişkin Bakanlar Kurulu Kararı’nın İptali davasında, İzmir'deki su ve ulaşım zamlarının iptali davalarında, pek çok işkence, insan hakları ihlali davalarında görebilirsiniz.

 

Şimdi de siyasi kişiliği ve hukukçu kimliği ile 12 Eylül davasına EDP ve bir grup yurttaşın avukatı olarak katıldı. 3 gün boyunca duruşma salonunda yer aldı.

 

Biz de davada olan biteni ‘içeriden’ birine sormak için onu bulduk. Davanın gidişatı hakkında önemli bilgiler aldık…

 


Mehmet Göcekli / Demokrat Haber İstanbul

 

 

“SORUŞTURMAYI DAVA AÇILINCAYA KADAR TAKİP ETTİM”

4 Nisan'da Evren ve Şahinkaya'nın yargılanmasına başlandı. Siz de 3 günlük yargılama sürecine katılan müdahil avukatlardansınız. Bu yargılamanın başlayacağına inanıyor muydunuz?

Bu konuda hiç şüphe duymadım. Anayasanın geçici 15.maddesinin kaldırılması üzerine '12 Eylül Suçluları'nın soruşturulması ve yargılanması engellinin kaldırılmasının davanın açılmasını sağlayacağından emindim. Onun için 12 Eylül 2010 Referandumuna duraksamadan 'evet' oyu verdim, ertesi sabah 10.30'da EDP İl Örgütü olarak İzmir Adliyesi kapısındaydık. Suç duyurusundan sonra da soruşturmayı dava açılıncaya kadar takip ettim, her Ankara'ya gittiğimde mutlaka yapmam gereken işlerden birisi '12 Eylül soruşturma dosyası ne aşamada bilgisini almak, gereken bilgileri vermek' oldu.

 

'BİRİNCİ 12 EYLÜL DAVASI'

Peki sizce bu dava "Evren ve Şahinkaya Davası" mı, "12 Eylül Davası" mı?

Bu dava, Evren ve Şahinkaya'nın 'darbe yapmak'tan yargılandıkları 'Birinci 12 Eylül Davası' ya da '12 Eylül Davası-1' olarak adlandırılabilir. Yani 12 Eylül davasıdır. İlkinden sonrakiler de yolda. Darbe suçunun dışındaki, yaşam hakkı ihlali, işkence, kötü muamele, hürriyetinden yoksun bırakma gibi insanlığa karşı işlenen suçlarla ilgili soruşturmalar devam ediyor. Devam eden soruşturmalarda yalnızca Evren ve Şahinkaya değil, 12 Eylül dönemindeki tüm sivil ve asker sorumlular soruşturuluyor. Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi'nin ara kararında geçen 'sanıklar Evren ve Şahinkaya hakkında sistematik işkenceye neden olmaktan suç duyurusunda bulunulmasına' kararı, bu soruşturmaların ciddiyetle devam edeceğini gösteriyor. Ayrıca 59 il ve ilçe savcılıklarında soruşturmalar açılmış durumda. Örneğin Ankara'daki soruşturmada DAL, Mamak araştırılacak.

 

“ÇOK SAYIDA 12 EYLÜL DAVASI AÇILABİLECEK”

Yeni davaların açılacağını mı söylüyorsunuz?

Evet. Şu anda Ankara Özel yetkili cumhuriyet savacısının yürüttüğü 2011/611 ve 2011/675 sayılı soruşturmalar sürüyor. Bu soruşturmaların sonucunda Evren ve Şahinkaya'nın dışındaki sorumlular hakkında davalar açılacak. Ayrıca pek çok il ve ilçede yürütülen soruşturmalar sonucunda çok sayıda 12 Eylül Davası açılabilecek.

 

Adliye önünde ilk gün toplananların sayısı yeterli miydi sizce?

Tabi ki yeterli değildi. Ancak davayla ilgili yaratılan olumsuz hava, davanın önemsizleştirilmesi çabalarını göz önüne aldığımızda ilk günkü ilgi fena değildi. Ancak bu ilgi ikinci günü devam etmedi, ikinci günü az sayıda 12 Eylül ile derdi olanlar vardı. Üçüncü günü ikinci güne oranla daha iyiydi ama ilk günkü hareketlilik olmadı.

 

“BİR YANDA DAVAYA SAHİP ÇIKMAK İÇİN ÇIRPINANLAR”

Adliye önünden gözlemleriniz neler, kimler vardı, ruh hali nasıldı?

Çoğunlukla mahkeme salonunda olduğum için bütün güne dair değerlendirme yapma olanağım yok. Kısa süreli gözlemlerim, 12 Eylül Referandumu ve sonrasındaki havayı yansıtıyordu, bir yanda içerdeki davayı bir başlangıç olarak gören ve davaya sahip çıkmak için çırpınanlar, diğer yanda 'bu davadan bir şey çıkmaz' söylemini tekrar edenler.

 

“EN ÖNEMLİ EKSİKLİK SANIKLARIN DURUŞMA SALONUNDA OLMAMALARI”

3 günlük duruşma sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz. Neler yaşandı kapalı kapılar ardında?

3 günlük duruşma sürecinde, en önemli eksiklik sanıkların duruşma salonunda olmamalarıydı. Diğer yandan müdahale isteminde bulunan herkes 12 Eylül'e ilişkin değerlendirmelerini, başlarından geçenleri, uğradıkları zararları ayrıntılı olarak anlattılar. Genel olarak anlatılanlar davayı donatan, içeriğini dolduran nitelikteydi. Çok az sayıda da olsa, davanın içini boşaltmaya, davayı değersizleştirmeye yönelik konuşmalar ve değerlendirmeler de oldu, ancak bunların etkisinin olmadığı kanaatindeyim. Zaten davaya inanmayanları birinci günden sonra mahkeme dışından da duruşma salonunda da göremedik. Diğer yandan davanın ilk günü ile son günü arasındaki hava da farklıydı. İlk günü ciddi bir kuşku hali vardı, ikinci ve üçüncü günü davayı besleme çabası yaşandı. Öyle ki ilk günü söz almak isteyen sayısı azdı, ikinci ve üçüncü günü ise çok sayıda söz isteyen oldu, hatta zaman yetmediğinden bir kısım katılma isteminde bulunanlara söz verilemedi.

 

“DAVAYI AÇANLARIN DAHİ ÖNGÖREMEDİĞİ NOKTALARA UZANACAK”

Müdahiller neler dile getirdiler?

Anlatılanlarla ciddi biçimde 12 Eylül hafızamız tazelendi. 12 Eylül'ün yaşattıkları tutanağa geçti. İşkenceye uğrayanlar, insanlık dışı uygulamalardan yaşama tutunmayı başaranlar, kendilerine yaşatılanların hesabının sorulmasını, sanıkların duruşma salonuna getirilmesini istediler. Daha ilk duruşmada yargılamanın, davayı açanların dahi öngöremediği noktalara uzanacağı görüldü. Berfo Ana'nın 104 yaşına rağmen merdivenleri tek tek çıkıp duruşma salonuna gelmesi, oğlunun yok edilmesinin hesabını sorması, doğrudan Evren'e beddua etmesi en çarpıcı olanıydı.

 

“MÜDAHALE İSTEMLERİ DAVAYI KİLİTLEMEMELİ”

Hangi kararlar alındı peki? Ve bu kararları nasıl değerlendiriyorsunuz?

'TBMM Başkanlığı, Başbakanlık, CHP, MHP, DİSK, Hak-İş ile Cemil Kırbayır’ın annesi Berfo Kırbayır, kardeşleri Fatma Gülten ve Mikail Kırbayır, darbe sırasında milletvekili olan Hüseyin Doğan, Azimet Köylüoğlu, Şükrü Bütün, Nurettin Yılmaz’ın müdahilliğine, diğer parti ve tüzel kişiliklerin müdahilliği konusunda, amaçları ile ilgili belgelerin ve kuruluş tarihlerinin bildirilmesinden sonra karar verilmesine, bireylere ilişkin 16.04.2012 tarihinde dosya üzerinde karar verilmesine, bu arada müdahale isteyenlerin mağduriyetlerini gösteren mahkeme kararı ve diğer belgelerini sunmalarına' karar verildi.

 

Siyasi partilerden yalnızca CHP ve MHP'nin davaya katılmasına karar verilmiş olması, diğerlerinin kuruluş tarihini bildirmelerinden sonra karar verilecek olması, 12 Eylül'den sonra kurulan partilerin katılma istemlerinin reddedilme olasılığını gösteriyor. Bu şekilde ayrım yapılmasını hukuki ve siyasi olarak uygun görmüyorum. Zira basit anlatımıyla darbe demokratik sisteme yapılmıştır, siyasi partiler bu sistemin bir parçasıdır, diğer yandan başta anayasa ve demokratik olmayan siyasi partiler yasası, % 10 barajlı seçim yasası nedeniyle 12 Eylül'ün getirdiği hukuktan bütün siyasi partiler zarar görmektedir. Bireylerin ve diğer kurumların davaya katılmaları konusunda henüz karar verilmemiş olsa da anlaşılan doğrudan mağduriyetini belgeleyenler ile doğrudan ilgili kurumlar davaya katılabilecekler. Bu davaya herkesin katılma hakkı olduğunu düşünüyorum. Ancak müdahale istemleri davayı kilitlememeli, sürüncemede bırakmamalı.

 

“EN ÖNEMLİ KARAR SİSTEMATİK İŞKENCEYE NEDEN OLMAKTAN SUÇ DUYURUSU”

'Duruşma tutanağına geçen ifadeler, sunulan dilekçelerde anlatılanlar nedeniyle Kenan Evren ile Tahsin Şahinkaya hakkında sistematik işkenceye neden olmaktan haklarında soruşturma açılması ve işlem yapılması için Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunulmasına' karar verdi ki, bu duruşmanın en önemli kararıdır. Aynı zamanda sistematik işkence vakıasının mahkeme kayıtlarına geçmesi, 12 Eylül ile hesaplaşmanın önemli bir adımıdır.

 

'Sanıkların sağlık durumlarına ilişkin (doktor nezaretinde mahkemeye gelebilmeleri hususunda) İstanbul Adli Tıp Kurumundan rapor alınmasına' karar verildi, istenen raporun Adli Tıp Ankara Grup Başkanlığı tarafından verilmemesi, sanıkların mahkemeye getirilmelerini sürüncemede bırakılması çabasını izlenimini yaratıyor. Bu çabanın boşa çıkartılması için Türk Tabipler Birliği tarafından belirlenen hekimlerden rapor alınabilirdi.

 

'Sanıkların yaş ve sağlık durumları ile ölçülülük ve orantılılık ilkeleri, haklarında yurtdışına çıkma yasağı verildiğinden sanıklar hakkında tutuklama kararı verilmesi isteminin reddine' karar verildi. Benzer davaların hepsinde tüm sanıkların tutuklandığı bir ülkede yaşıyoruz. Bu anlamda sanıkların tutuklanmayarak halen korunduğu kaygısı yaratsa da, davanın değerlendirilmesini yalnızca tutuklama ile sınırlamayı doğru bulmuyorum.

 

“MAHKEME DAHA DA GÜÇLENMEK İSTİYOR”

'İddianamenin bir örneğinin Cumhurbaşkanlığı’na gönderilmesine' karar verildi, anlaşılan mahkeme devlet organlarını davaya katarak, daha da güçlenmek istiyor.

 

'MİT’ten 1 Mayıs 1977 olayları ile ilgili istihbarat raporlarının istenmesineFatsa operasyonu ile ilgili bilgi ve belgelerin Milli Savunma Bakanlığından istenmesine, 12 Eylül 1980 darbesi öncesinde Aralık 1979 tarihinde TSK tarafından Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’e teslim edilen uyarı mektubunun örneğinin Cumhurbaşkanlığı’ndan istenmesine' kararları verildi ki, mahkeme devlet arşivlerindeki bilgi ve belgeleri dava dosyasına toplamakta kararlı. Gelen bilgi ve belgeler diğer 12 Eylül soruşturmaları için de delil oluşturacak, o soruşturmaların daha çabuk sonuçlanmasını sağlayacak.

 

'İzmirli Avukatların 11 Eylül 2000 tarihinde yaptıkları ve dönemin Yargıtay C. Başsavacısı Vural Savaş tarafından geçici 15.madde nedeniyle Meclise havale edilen suç duyurusu dilekçesi ve eklerinin TBMM Başkanlığı’ndan istenmesine' karar verildi. Bu da geçici 15.maddeye rağmen 12 Eylül'ü yargılama çabalarının mahkemece önemsendiğini gösteriyor.

 

Duruşma 11 Mayıs saat 09.45'e ertelendi. Bakarsınız 11 Mayıs'tan sonra davaya olan güvensizliği biraz daha aşmış oluruz.

 

“DAVAYA SAHİP ÇIKMALI”

Davanın genişletilmesi ve derinleştirilmesi için neler yapılmalı?

Öncelikle davaya sahip çıkmalı, bunu hem adliye dışında, hem de duruşma salonunda yapmak gerekiyor. 12 Eylül suçlarına ilişkin tüm deliller bu dosyaya girmeli. Davaya katılma isteminde bulunanların ilk yapması gereken uğradıkları yaşam hakkı ihlali, işkence ve kötü muamele gibi suçlarla ilgili raporlar, mahkeme kararları vs mağduriyetlerini belgelendiren delillerini Ankara 12. Ağır Ceza mahkemesi Dosya No:2012/3 Esas sayılı dosyasına önümüzdeki hafta sonuna kadar göndermeleri gerekmekte.

 

12 Eylül ile derdi olan herkes bu davanın tarafı olmalıdır. Bunu davadaki teknik anlamda müdahillikle sınırlı görmüyorum. Tüm toplum kesimlerinin, tüm yurttaşların 12 Eylül hafızası oluşturulmalı. Bu davayı ve devam eden soruşturmaları, bilgilendirme, anımsatma, gösterme biçiminde günlük yaşantımızın bir parçası haline getirebilirsek 12 Eylül rejiminden kurtulmanın ilk adımını atmış oluruz.

 

“TOPLUMSALLAŞTIĞI ÖLÇÜDE SONUÇ ALMAK KOLAYLAŞIR”

Siz çevre, tarih, insan hakları konularında da birçok dava açtınız ve kazandınız. Hatta sanırım en son İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin su zamlarını iptal ettirdiniz ve yurttaşlara şimdi zamlı faturalar geri ödenecek. "Bu mahkemelerden bir şey çıkmaz", "bu mahkemeler 12 Eylül'ü yargılayamaz", "12 Eylül'ü biz yargılarız" yaklaşımlarını nasıl karşılıyorsunuz?

'Yargı yoluna başvurmak, dava açmak, oradan sonuç almaya çalışmak' tek başına yeterli değil elbet. Ancak bu yolun önemsizleştirilmesini de doğru bulmuyorum. Hukuksal mücadele yolunun öncelikle, yargının da toplumsallaşması ve demokratikleşmesine önemli katkısının olduğunu düşünüyorum. Diğer yandan yapılan mücadelenin meşruluğunu göstermek bakımından da dava yolu önemlidir.

 

12 Eylül'ün yargılamasına gelecek olursak, 'bu mahkemeler 12 Eylül'ü yargılayamaz' diye kestirip atmak 'ben bu işte yokum' demektir, ardından '12 Eylül'ü biz yargılarız' demenin, toplumsal hiçbir inandırıcılığı ve karşılığı olamaz. Bu yaklaşımın tek derdinin 'kendini var etme' çırpınışı olduğunu görüyorum. Bu türden yaklaşımlarla polemik yapmayı gereksiz zaman harcama olarak görüyorum. Toplumsallığı olan bütün davalar gibi 12 Eylül davasında da toplumsallaştığı ölçüde sonuç almak ve adaletin sağlanması kolaylaşır. Yeteri derecede toplumsallaşamazsa korkarım bıktıran bir hal alır. Davanın toplumsallaşması, aynı zamanda mahkemeyi siyasi iktidar ve diğer güç odaklarının etkisinden de korur.

 

“DAVAYA İLGİSİZ KALMANIN HAKLI GEREKÇESİ OLAMAZ”

Başka neler söylemek istersiniz?

12 Eylül davasının açılmasından sonra, bu dava Türkiye'de yaşayan bizlerin, bizim kuşağın en önemli işi olmalıdır. Belki şimdi fark edilmeyecek ama gelecekte bizim çocuklarımız bu dönemi değerlendirirken 12 Eylül davası ile olan ilgimizi demokratlığımızın ölçütü olarak değerlendireceklerdir. Bu davaya ilgisiz kalmanın haklı bir gerekçesi olamaz.

 

Gerçekten 12 Eylül'ü aşmak, 12 Eylül Rejiminden kurtulmak istiyorsak, gerçekten eşitlikçi, özgürlükçü, demokrat bir ülkede yaşamak istiyorsak yapacağımız ilk işlerden birisi bu davadır. 11 Mayıs sabahı Ankara Adliyesi önünde tekrar buluşmak dileğiyle.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.