Yazarın Makaleleri
Taç Mahal ve Kadın…
Seni uzaktan seçtim, puslu bir sabahtı. Hayallerimi süslerdi görüntün, bakmaya doyamadım. Aynı âşık olunan kadın gibi, mesafeli izledim. Şaşırttın beni, ruhumu besledi ihtişamın. Yanına varmaya ancak bir süre sonra cesaret edebildim. Yanına...
Kuş
Uçmaya kalkan bu hür kuşu kim durdurabilir? Hele deniz çekilmişse, kayık yatmışsa, ısı artmışsa. Sıcak ve kum, artık iyice bunaltmışsa onu... Bu adaya yerleşemedin ki zaten. Rahat etmedin, bir türlü. Gürültülere katlandın, bir 'çıt'...
Çocuk
Nagarkot'tan Chisapani'ye giden ve oradan Sundarijal'e uzanan zorlu yollarda rastladık sana. Ürkektin, önünde bir keçi, elinde bir tas. Binlerce tasa yapışmamıştı henüz suratına ama korkuyordun besbelli. Güttüğün keçi senden...
Yük...
Boyundan büyük, bu yük kime? Gün yeni doğmuş, cılız beden zinde. Yüklemiş, taşıyor. Ailesi için, kendisi için, mecbur olduğu için. Dhulikhel'den Nagarkot'a doğru yola çıkmış tırmanırken ve sisle kaplı düzlükleri seyrederken,...
Kurabiye
Tam zamanında, o anda. Fonda hafif bir müzik. Ruhunu tatlandıran bir avuç kurabiye vardı masada. En aç anında, bir avuç kurabiye atıştırır gibi yaşa hayatını... Ağızda tutarak ama hemen eritmeden, yutmadan. Bıkmadan, usanmadan. Bitip gideceğini...
Yürürken
Yürürken, yürürken karşı kıyıya... Durma, düşünme... Gönül bazen kaçak dövüşür. Gizler muhteviyatını. Kalbin bir ülke gibi ikiye ayrılmış ve her iki yanında sonsuz ve ıssız sıradağlar uzanıyorsa, niye bekleyesin, neyi izleyesin....
Mihr-ü mah
Aynı yere bakıyoruz, hiç farkında olmadan. İkiz derinliklerde buluşuyoruz. Avucumuzun altından kayıveren, mutluluk arayışından vazgeçiren, sabra ve şükre davet eden, zoraki deneyimler. Neredeyse aynıdır, geri dönüşlerimiz ve kaybedişlerimiz....
Eşik...
İçe geçmişken ve dışa vurmuşken. Vurdumduymaz veya alınganken. Hep bir eşik bizi bekler. Dönüm noktası değil, düpedüz eşiktir bu. Ya atlarsınız, ya takılır kalırsınız. Döndüğünüz yer hiçbir zaman eskisi gibi olmayacaktır, zira,...
Akılda kalan...
Bir adada bıraktın da, şimdi aklında mı kaldım? Ne ikircikli, ne tedirgindin oysa. Ya dilendin, ya dilendirdin. Bilir miydin rastlayacağını, umar mıydın özleyeceğini? Son bir bakış attın sonra ve yakalandın. Yanlarımızdaki melekler ve en...
Merdivenler...
İnmeyen ve çıkmayan bir merdivendeyim, ortasındayım, şimdi. İndiğim de oldu, çıktığım da, öncesinde. Ne yüksekte aradığımı buldum, ne de alçakta. Ne yürekte yer edindim, ne tetikte kıymet gördüm. Kaç çalım yenmiş bu yolda, kaç...
Lâl olan
Lâl oldum. Sinene başımı dayadığım gibi uyudum, öyle, alelacele. Yeter ki ay ışığı olsun tepemde. Yıldızlar geçti gitti, aktı mevsimler. Bir çıkar yol bulamadım fezaya. Feleği hizaya getiremedim. Güneş doğdu, güneş battı. Başka...
Tut ki baktım...
Baktığımda varsın, baktığım yerde ve baktığım kadar... Peki, kendi büyünü bozabilecek kadar fedakâr mısın? Karmakarışıktı her yan, masam ve aklım. Bir liman, bir kuytu ve bir ada oldun. Eski rıhtım kadar masumdu tatlım. Dönüş yolu...
Beklenti
Bekleme. Beklemeden gelir. Gelmese de gücenme. Kendi haline bırak neşeyi ve üzüntüyü. Geçip gitsin bulutlar. Ve kal sen yine kendinle. Hiç merak etme. Anlıyorum seni, biliyorum seni, seziyorum seni. İçindeki kırgınlıkları, fenalıkları, tedirginlikleri,...
Kaktüs...
İçimde, küçücükken. Eskiden beri asılı duran, bir çocukluk anısı, çiçeklenmişken neşelendiren, yavaş yavaş büyüyen ve zamanla batmaya başlayan, bir kaktüs... Kavuşmakla kurtulmak arasında, kaderin sınırında ve ötesinde, batıp duran...
Çark
Uzun ve düzgünken veya kısa ve karmaşıkken. Çözülmeye çalışırken, iyice dolaşırken. Bir ağacın dalları gibi, saçın telleri gibi. Legolar gibi devrilebilen egoların kendine düşkün sevecenliğiyle çarkını bir şekilde döndürmeye...
Safir
Tüm gün yürüdüm durdum. Ne köprüler geçtim, ne kapılar açtım. Saklamadım, yasaklanmadım bu sefer. Bir sihir ve safir, gecenin rengiydi, şikâyet etmedim... Ezberlemeyi sevmedim hiç... Baştan yapayım dedim, benim olsun. Her aktığım, baktığım,...
Zifir
Değişmedim, ben yine o anlaşılmaz, belli belirsiz, uçsuz bucaksız, kopkoyu, karanlık varlıktım. Kopyaladım karakter kusurlarını, koca bir krater oldu içim. Hiç görmezsin, hakiki siyahın saydamlığındaydım ben, sendeydim, kim bilir, belki...
Güz
Tahammülün yoktu başka kayıplara. Yenilmiştin ve yenilgiyi tattırtmak istiyordun, buydu niyetin. Kanımı donduruyor ellerimde yitip gidişin, kayboluşun, başka geceye bakışın, başka güne uyanışın. Bugün dünden başlamıyor, bugünün yarını...
Süs
Küsme! Sesime gel... Göklerimiz paralelse, ne gam... Ne sitem, ne temennidir bu, ne de lüzumsuz bir teselli. Ama yalan değil ki, yok paraya satıldım. Hayatımın perişan ve pejmürde parantezleri boylu boyunca uzanırken zihnimde, kalbime saplanan...
Kibir
Kibir sığlıktır aslında. Dingin adamınsa düsturu, belli ki zevkiselim. Yasemin, melisa ve manolyalar arasında, bir ut sesi duyulur uzaktan, bir şarkı dolanır dilime, bir çengi sarılır belime. Hiçbir mektubunu beklemedim, hiçbir sözünü özlemedim,...
Sarmal
İçimden çıktın, içinden çektim ve seçtim. Şen ve şirin varlığını bahşetmiş olana yakarışım. Nasıl da anlamsızlaştırdın senin dışında kalanı. Verdikçe eksilendim, durdukça alan oldum. Tüm o eylemsizliğiyle, gözledikçe yol...
Sürgün
Besledi, büyüttü, budadı aşk. Kaçış yoktu, tek şıktı. Kelam tükenince, mertebe ve merhaleler menzile aktı. Hep kendin ördün kendi ağını. Kimdi kurtulan, kimdi kaybeden. Kıymet verdiğin kadardım, içine aldığın kadar. Sadağımdan koca...
Savrulan
Kayıplar ve ilhamla geçip giden bir yıl sonlanırken, her mahallem toz duman. İkircikli ümitler yerini tedirgin bir tedbire, soluksuzluk ise ufuktaki solgun bir umutsuzluğa bırakır gibi. Uzaklarda görünen bir şafak ve onun önünde tüllenen koca...
Bozgun
Meydanlarda yoruldum. Üryan gördün beni, gerçi fazlaca giyinikti yalnızlığım. Derin bir melal oldu yurdum, ocağım. Bilmem, ben niye gelmiştim huzura. Her taraf bir sirk yeri gibiyken, kenar saksısı gibi dürüldüğüm kaldığım yerden hareket...
Mıknatıs
Yaşarken yazıyorum ve yazmak için yaşanmışlıkları, yazdıklarımı yaşadığımı söylersem, bu defa fena kıyamet kopacak. Köşe bucak mücevherlerimi saçıyorum, kıta ve okyanus dinlemeden. Maşuka kaşık tutmaz, kaçış aşığa yakışmaz....
Anahtarcı
Cevherdim ve avucundaydım. Sakladın da sakladın beni, kendinden bile. Görürler diye ürktün, anlarlar diye korktun. Ama şimdi artık, kazmadan kurtulamazsın, şarkılarla aldatamazsın. Ve her şeyin sana yazılmış olduğu sırrına ermekten......
Kan
Kanlı başladı ve kanlı bitti ara. Ben senin mağaranım, sen de benim kuyumsun. İçime girdikçe korunursun, içine düştükçe kaybolurum. Solarım açtığında, ışırım söndüğünde. Ne tezat bu, ne mezatlık. Niye bozulsun ki bu huzursuz denge....
Merkez
Merkeze yakınım, kaybettikçe kazanırım. Sınırlarım yok benim, tek sınırım sensin, sen ki bensin aslında. Kıyıda, köşede, kenarda değil. Tam orada, arada, sınırda... Toparlanmak lazım çarçabuk, uyumadan ve uyutmadan, sınırda zaman süratle...
Süvari
İklimden iklime savrulan, tekkesini terk etmiş bir derviş eskisi gibiydim, bir süvari terkisi, çarmıhta mahyalanan. Yasemin yolcuları seferde bu kez. Havadaki gergin bir aşk kokusunun çarptığı yorgun çiftler ansızın palazlandı. Aramızda kalsın...
Sahne
Lüks bir locadan izler gibiyim bu oyunu, bu zahmetli hayatı. Bir an önce sahneden inmeyi bekleyerek. Ağır ağır yıldım hırçınlığıyla, dağıldım ve yığıldım. Yıldırımlar çeker hüznü, sağanak akıp geçtikçe aklandım. Boşalttım...
Kaldırım
Kaldırımlardan korkularımı kaldırın. Kalbim elinde atıyordu, elindeydi kalbim ve atıyordu. Başka hiçbir hareket yok. Düşler kurup, düşlerimi gerçekleştirmeye, artık gücüm yok. Camsız bir bedensin, kendine bile muhalif bir suret. Sen kendi...
Kızıl
Güneşe en yakın zirveler buz tutuyor... Alıştığım yollar yine ve hep bana çıkıyor, öyleyse bir başka geçit bulmalı veya bir patika. Süzülüp geçişirken, gerçeklerle işim kalmadı. Hazırken, durmak ve beklemek, kapkaranlık kurgulara...
Vaha
Issız vahamda, ruhun kollarıma düştü. Ölmüştün çoktan, kalan hınçtı, öçtü. Kalemimden damlayanlar dışında derman bulamadım yarana, yetmedi. Bilgece söyleyip, bencilce keyiflenen; güzel bakıp, çirkin dokunan, ne kahramanlar, ne canavarlar...
Cenk
Yaşamın bir savaş olduğunu reddettikçe, bitmez tükenmez bir mücadele içine sürükleniyordu. Madem öyle dedi, kuşandı zırhını, çekildi kılıçlar. Cenkse, cenk. Çözümün olmadığı yerde, sorun da yoktu. Fakat şimdi, muharebe meydanının...